Türklük Şuuru

Mayıs 7, 2007

http://ismetozel.org/site/modules.php?name=News&file=article&sid=378

Türk dediğimiz şey tarih sahnesine Müslüman olarak çıkmış bir şeydir. Dünyanın  Türk diye bir şeyden haberdar olması,  Asya içlerindeki bozkır kavimlerinin Müslüman olması dolayısıyladır. Ben diyorum ki: “İslamiyet’ten önce Türk diye bir şey yoktur.

Tarih sahnesine Müslüman olarak çıkan bir kavim var ki, onlar Türkler. Dünyada milliyetiyle dini aynı şey olan bir tek kavim var, onlar da Türkler. Diğer bütün milletler veya kavimler başka şey olabiliyorlar.

Bütün bunlar gösteriyor ki bize, insan olmak aslında Müslüman olmakla eşdeğer bir şeydir. Bu manada ayrıca bir insan tarifi getirmemize lüzum yok. Eğer Müslüman değilse ona insan-benzeri diyebiliriz. Din farkı önemli değildir; önemli olan insanlık diyorlar ya, hiç öyle bir şey yok. İslam’dır insanı insan yapan. Böyle bir ifade size çok aşırı bir yargı gibi görünebilir.

Bu Türkiye’de yaşayan insanlar, dünyada yaşayan diğer insanlara bir haber verecek durumda mıdırlar, değil midirler? “Evet, bir haber verecek durumdadır”, diyenler bir farklı perspektif sahibi olmak zorunda. Bir haber nasıl verilir bu dünyaya? O haber: “Bu ülkede yaşamak, haysiyetli insanların yaptığı bir şeydir.” Bu haberi verebilecek durumda olduğumuz zaman tarih sahnesinden silinme tehlikesini atlatmış oluruz.

Türkiye’de iki millet yaşıyor. Bir, menfaatlerini kâfirlerin menfaatleriyle özdeşleştirmiş olan millet; bir de Türk milletinin menfaatinin kâfirlerin menfaatiyle zıtlaştığını içten içe bilen, hisseden bir millet. Bu milletlerden birinin ortadan kalkması lazım. Türkiye’de bir tek millet yaşamalıdır. Bir millet, şeref taşıdığı müddetçe ne olduğunun bilgisini başkasının eline bırakmayacaktır. İşte bu titizlikten dolayı benim bir Türk tanımım var. Onu yeri gelmişken söyleyeyim: Kâfirle çatışmayı göze alan Müslümana Türk denir. Bizim insanların Müslümanlığına hiçbir diyeceğimiz yok. Ehl-i kıbleyi tekfir etmeyiz. Herkes Müslüman olabilir. Ama herkes Türk olamaz. Yine, “Türklük ne zaman başladı?”, diye birisi bana soracak olursa diyorum ki: Allah Resulü cihada gitmeyip de onun masrafıyla mescid bina edenlerin mescidine girmedi. Türklük o zaman başladı.

Modern dünyanın oluşumu 14. asırda başladı. Bir tarafta Türkler vardı, bir tarafta Avrupa. 14. asırda Türkler, Osmanlı Devleti’nin temellerini atarken; kapitalizm, İtalyan site devletleri aracılığıyla bugün boyunduruğu altında kaldığımız sistemin temellerini atmaya başladı. Neydi bu sistem? İtalyan site devletleri -Venedik başta olmak üzere- yoluyla temelleri atılan şey, gemilerle yapılan ticaretten elde edilen değerlerin, ülke içinde para gücüyle nizamı temin etmesiydi. Şu anda olgunluk safhasına varmış olan sistem, ilk işleyişine 14. asırda başladı. Nasıl başladı? Periferi-metropol yada çevre-merkez ilişkisiyle. Merkez, çevreye talimat verir. Çevre merkeze değer aktarır. Nizam verici olan merkezdir, nizamın ayakta durmasına imkan veren değerler merkeze taşınır. Bu sistem 14. asırda İtalyan site devletlerinde temellerini attı ve merkezini 17. asırda Hollanda’ya taşıdı. Neden? Çünkü Hollandalılar 17. asırda dünyanın hamalları idiler. Dünyada navlun sebebiyle para kazanan bir millet oldu Hollandalılar. 17. yüzyılda -16.yüzyılın sonlarında başladı tabii bu- dünyada ne, nereden nereye gidecekse Hollanda gemileriyle götürüldü. Hatta Hollandalılar, “Köle taşıyan en büyük gemileri biz yaptık”, diye övünüyorlar. Amerika’da köle lâzım, zenci kölelerin ölmeden karaya çıkmaları lâzım. Hollandalılar bu konuda en iyileriymiş. Köleleri başka gemilerle götürdün mü yarısı yolda telef oluyormuş. Ama, yalnızca köleler değil;  pamuk da Mısır’dan İngiltere’ye yine Hollanda gemileriyle gidiyordu. Hindistan’dan baharat, dokuma yine Avrupa’ya Hollanda gemileriyle gidiyordu. Yine Manchester’daki dokumalar, İran’a Hollanda gemileriyle gidiyordu. Hollandalılar taşımacılıktan büyük karlar elde ettiler. Bu büyük karları har vurup harman savurmadılar. Kendi ülkelerinde sermaye düzeninin iyi işlemesini sağlayan bir mekanizmaya sarf ettiler. Borsa kurdular; ama bu borsa öyle oldu ki Hollanda, ticaret mekanizmasının, dünya ölçüsünde düzen sağlayıcısı haline geldi. Ne var ki bu imtiyazını çok zaman elinde tutamadı. Neden? Çünkü bu sermaye hâkimiyetinin sonuç vermesi aynı zamanda siyasi hakimiyeti de gerektiriyordu. Hollanda’nın Hind-i Çinî’de birkaç sömürgesi dışında büyük toprakları yoktu. Britanya’nın ise üzerinde güneş batmayan imparatorluğu vardı. Dolayısıyla sistem, merkezini Amsterdam’dan Londra’ya taşıdı. Bu ne zamana kadar devam etti? 1945 yılına kadar. ABD sermayesinin rakip tanımaz üstünlüğü sebebiyle sistem merkezini Londra’dan New York’a taşımak gereğini duydu.

Şimdi bütün bunlardan bize ne? Bütün bunlardan bizi, Türkleri ilgilendiren kısım şu: O işler bir şekilde yürürken bu “non-market economy” dedikleri, yani işleyişini piyasaya bağlamamış olan ekonomik düzen, Osmanlı Devleti’nde var idi. Osmanlı Devleti, 17. yüzyılın ortalarına kadar dünyanın siyasi organizasyon, askeri güç ve sosyal hayat bakımından en parlak ülkesiydi. En güçlü olması bir tarafa, en parlak ülkesiydi. Yani dünyada siyasi organizasyon, sosyal hayat ve askeri güç olarak daha üstünü yok. Ama sonradan bu iş, bir başka şekle dönüştü. Bizim Türk tarihinde dönüm noktası, 1571 yılıdır. Yani İnebahtı Deniz Savaşı. 1571 yılına kadar Avrupa medeniyeti, Türklerin yenilebileceğini hayal bile etmiyor.1526’da Mohaç Savaşı olmuştu. Macarlar, Hıristiyanlığın kalkanı kabul ediliyordu. 1526’da Hıristiyanlığın kalkanı düştü, dediler. Bunu Montaigne’in yazdıklarından falan da fark edebilirsiniz: Avrupalılar, Türkler geldi, gelecek, yapacağımız tek şey Amerika’ya taşınmak der hale gelmişlerdi. 1526 yılından 1571 yılına kadar panik içindeydiler. Türkler gelecek, her şeyimizi alacaklar. Böyle düşünüyorlardı. Onun için de çok esaslı işlere girişmiyorlardı. Günübirlik, idare edecek şeyler yapıyorlardı. Ama 1571’de Türk donanması yok edilince, Türkiye’den sakalımızı kestiniz gibi laflar edildi, hiç de öyle değil, sakal değil bacağını kestiler, Türkiye’nin, bacaklarını hatta.

16. yüzyılın son çeyreği, 1571. 17. yüzyıl Avrupa medeniyetinin dahiler yüzyılıdır. Yani Avrupalılar, “Türkler artık gelmeyecek, Türkler bir tehlike olmaktan çıktı.”, diye düşündükleri zaman kendi medeniyetini yükseltmeye başladılar. 17. yüzyıl Avrupa’da bilimin doğduğu yüzyıldır. Şimdi diyeceksiniz ki: “Zamanı geldi de öyle”. Hayır, öyle değil. Avrupalılar sistemin temellerinin atıldığı XIV. yüzyıldan XVII. yüzyıla  kadar felsefenin, bilimin doğacağı şartları hazırlamakla meşgûldüler. Öyle şey olur mu? Olmaz tabiî. Olan neydi? “Türk tehlikesi geçti. Artık bizim de bir vatanımız var, bizim de bir kültürümüz var, bizim de bir medeniyetimiz olacak”, diye işe başladı Avrupalılar 17. yüzyılda.

 

About these ads

2 Yanıt to “Türklük Şuuru”

  1. Ertuğrul Kapusuzoğlu Says:

    Heyecanlı ve pek çok bakışına katıldığım bir yazı; fakat…
    İslamiyetten önce Türk yoktu?
    Olmaz, Çin seddini yaptıran oğuzlar. On binlik tümenleri kuran Mete han. Tanrının kırbacı, papayı dize getiren Atilla.
    İnebahtı önemli değil; çünkü S.Mehmet Paşa; Siz İnebahtıda gemilerimizi yakmakla sakalımızı traş ettiniz, biz sizden Kıbrıs’ı almakla kolunuzu kestik. Kesilen kol geri gelmez, ama kesilen sakal daha gür olarak geri gelir.” demiştir ve nitekim öyle olmuştur.
    Osmanlının ve dolayısıyla Türk milletinin belinin kırıldığı an, bir savaş değil, bir ticaret antlaşmasıdır. Balta Limanı antlaşması. Lütfen hemen bulun okuyun.
    Ve bir de Küçük Anılarda Büyük Sırlar romanını okuyun.
    Gençliğimdeki gibi heyecanlısınız, sizi tesadüfen de olsa okuduğuma sevindim. Tarih ilmini, heyecanla değil, akılla ve bilgiyle takip etmek gerekir.
    Yazınızın ana fikrine tamamen katılıyorum.

  2. Sami Coşkun Says:

    Türk tarihini islamiyetle başlatmak Türk tarihini bilmemek ve gerçeğe cahilce yaklaşmaktır.13 bin yıllık çin belgelerinde türük olarak anlatılan Türk tarihi,dünyanın en eski kavimi ve ilk örnek devlet olmuş topluluğudur. İslamiyetten 10 bin yıl önce Anadoluya 4 binyıl öncede Avrupaya Peçenek ve Kuman Türkleri olarak ayak basmışlardır.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: