Çocuk oyunları.Anlaşıldığına göre bu köy Osmanlı devletinin asker için kullandığı köylerdendir.Yukarda da izah ettiğimiz üzere Gölhisar’ın Türklerce alınmasından sonra Fethiye ‘ye doğru devam eden Türkmen harekatına yörenin de coğrafi şartlarını iyi değerlendiren Bizans, bu bölgede oldukça güçlü bir direnç göstermişti.Bu yüzden Dirmil ile Rahat Dağı arasında ki Oğuz kütleleri içinde diğer bölgelere göre daha yoğun bir askeri varlık oluştu.Ve bu gelenek daha sonraki yıllara da ulaştı. Hamid Beyliği bu geleneği devam ettirdi.Aynı geleneği bozmayan Osmanlı Devleti bu eski Türkmen aileleri Sipahi(Atlı asker) olarak kullanıyordu.Bilhassa Dirmil’de çok sayıda sipahi ve sipahi zade mevcuttu.Kozağacı ve Anbarcık köyleri de bu tür yerlerdendi. Nitekim 1475 tahririnde iki kişi sefer de ayrıca birde Tezkireli Sipahi gözükmektedir.Bunlardan başka birde Fedai asker vardı. Ayrıca bizim aile geleneğimizde anlatıldığına göre dedelerimiz Sipahi idiler. Çevre köylerden Kozağac’ında ve Çakır’da da sipahi aileler bulunuyordu. Anbarcık’ın diger adı olan Türk isminin sadece askeri kaynaklarda bulunuşu tesadüfi değildir.Askere seçilenler yada pusulası gelenlere ayrı bir ihtimam gösterilir.Bir ay önceden , askerden en son gelen bir çavuş tarafından bütün asker adayları talime alınırdı.Boruk’lu yüzü asker talimi için en uygun yerdi .Adete komando yetiştirir gibi eğitim yapıldığı olurdu.Asker uğurlamasında Anbarcık’lı kadınların; bulabildikleri üç beş kuruşu askerlerin ceplerine koyup, kendileri içinde birkaç dakikacık nöbet tutuvermeleri için onlara göz yaşları içinde yalvardıkları çok görülmüştür.Vatan sevgisinin imandan geldiği ve bu sevginin bu fakir köyün okuma yazma bilmez kadınlarının anlayışları ile billurlaştığına çok şahit olunmuştur. Zamanımız da bu sevgiden nasibini almamış vatan pazarlamacılarına ithaf olunur…
Toplumsal askerlik geleneği köyün çocuk oyunlarına da yansımıştır.Köylü ,çocuklarını daha küçücük iken oyunlarla adeta savaşa hazırladığı izlenimini vermektedir.En çok sevilen oyunların başında Esir almaca ile Kale Kule oyunudur.İki oyunda da esas olan kaleyi korumak ,kuleyi yıkmak ya da almak ve esir düşen arkadaşı kurtarmaktır.Oyunda asıl hedef kişinin uyanık atılgan ve çevik olmasıdır.
Esir Almaca .En az beş kişi ile oynanır.Beşer kişilik İki takım kurulur.Kale olarak taş yığını yapılır. Kaleden çıkan karşılıklı iki kişi birbirine eliyle vurarak esir almaya çalışırlar.Yalnız ilk çıkan son çıkan rakibi esir alamaz o diğerine göre “Eski”dir.Ancak rakipten sonra çıkan arkadaşı yetişip onu kurtarabilir veya rakibi esir alır.Oyunun esas kaidesi budur.S-Daima son çıkan ilk çıkanı esir alir. Aynı anda iki aynı takım oyuncusu oyuna çıkamaz ,ardı ardına olmalıdır.Esir alınanlar kalenin sol dikine beş adım giderek elini arkadaşlarına doğru adım açarak uzatır.Daha sonra esir düşenler onun arkasına geçerek bir zincir oluştururlar.Arkadaşları onları kurtarmak için kaleden çıkarak ellerine vurup esaretten alırlar.Ancak kendileri de bu arada esir düşebilirler.Esir sayısı artan takım tehlike içindedir.Askerini kurtaramayan takım sonunda tek kişi kalabilir.Ayağını kale taşlarına koyup,etrafını saran rakiplere (Düşmana) karşı mücadale etmeye başlar.Eğer onlar ayaklarını uzatıp kaleye değerlerse tabi savunmacı tarafından vurulmadan kale düşmüş olur.Ancak tek kalan kişi onlardan birini vurarak esir alırsa bir esir arkadaşını kurtarır.Mücadeleye iki kişi devam ederler .Oyun bu şekilde devam eder gider.Yalnız oyun başlarken veya devam ederken kaleden çıkmadan oyuna girmesi için rakip oyuncuyu isim vererek çağırırlar.Mesala şöyle çağrı yapılır.Salata malata Hasan burata(Buraya) gibi …Kafiyeye uydurmak için bir gayret vardır kısacası.
Muhakkak ki bu oyun Anadolu’nun diğer yerlerin de de oynanmakta olabilir.Anadolu’nun kültür birliği tartışılmaz bir gerçektir.
Kale Kule :Oyun aracı her oyuncu için bir değnek.Bir adet silindir şeklinde 10 cm uzunluğunda kule denilen ağaç parçası. Kale denilen çukur.Oyun düz bir yerde oynanır.Önce bir çizgi çizilir.Kule en az 10 metre kadar uzağa dikilir.Sıra bir şekilde belirlenerek değnekler çizilen çizgiden süydürülerek yani toprak üzerinden kaydırılarak kuleyi devirmeye çalışılır.İlk atana Başcıl son atana KIRÇIL denir.Deviremeyen çoban olur.Her oyuncunun ayrıca daire şeklinde kalesi olur.Bütün oyuncular ortadaki kaleyi daire şeklinde olacak şekilde bu kendi yerlerini belirlerler.Çoban olan kişi kuleyi alır ve ilk çizgiden büyük kaleye eliyle tek atışta katmaya çalışır.Diğer oyuncular kuleyi kalenin içine değnekleri ile kuleyi katmamaya çalışırlar.Vurarak uzaklaştırırlar .Çoban kuleyi katamazsa kuleyi belli bir mesafeye diken diğer oyuncular değnekleri ile alabildiğince peş peşe vurarak çobanı kalesinden uzak mesafelere götürüler. Buna güttürme denir.Çoban önlerinden kaptığı kuleyi büyük kaleye uzaktan atışla katmaya çalışır.o sırada oyunculardan bir grup da onun kalesini değneklerinin ucuyla kazarak çukur açarlar.Eğer çoban kuleyi kaleye atar ve kuyusunu kazan oyunculardan birisinin kalesini kaparsa bu sefer çoban kalesini kaptıran olur.Sonun da en çok kuyusu derin olan oyunu kaybeder.Ceza olarak dizlerine kadar çukuruna gömülür,değneği önüne uzatılır.Tek zıplayışta değneğinin ucuna ulaşması gerekir.Ulaşamazsa oyunu kaybeder.Zaten oyunu kaybetmek prestij açısından yeterli cezadır.
Taş Göçürme Oyunu.Bir yamaca iki kişi karşılıklı beş küçük çukur açar. Oyuncular çukurlarının tarafına uzanırlar.Sayısı belli küçük çakıl taşlarını taraflar sırayla kendi çukurlarından başlayarak kuyulara aktarmaya başlar .Sırayla her çukurdan alınan taşlar diğer çukurlara aktarılır. Buna göçürme denir.Elindeki taşı biten oyuncu hamlesini kaldığı yerden rakibine devreder.Ve bu surette taşlar devrederek tek kuyuda toplanmaya çalışılınır.İlk toplayan kişi oyunu kazanır.
Bu oyunu ,Tanrı Dağlarında koyun güden Kırgız çobanlarının oynadığını bir Tv belgeselin de seyredince hayret etmiştim. Bir daha Anadolu Türklüğünün kökenini ve canlılığını hayranlıkla takdir etmemek mümkün değildir.Ne var ki Kırgız çobanları,toprak da çukur kazmak yerine oyulmuş plastik oyun tablalarını ekmek torbalarında taşımak gibi daha modern bir izlenim veriyorlardı.Bin yıl önce Asya’dan kalkıp gelen Toros dağlarında ki Türk , bin yıldır hiç görmediği aralarında binlerce kilometrelik mesafeye rağmen bin yıl sonra aynı oyunu Tanrı dağlarındaki akrabalarıyla tıpatıp oynaya biliyordu…
Değnek ebelletme :Çocuklar yere bir çizgi çizerek sıraya geçerler .Ellerindeki değnekleri sırayla bu çizgi üzerine vurarak en yükşeğe çıkarmaya çalışırlar.Ya da yerde bir nevi değneği boyunca takla attırmaya(Ebeletmeye ) çalışırlar.En iyi ebelleyen değnekler Kürt ağacından yapılan değneklerdir.
BİR SAYA GELENEĞİ :UZUN DEVE OYUNU
Tüm Anadolu’da , Orta Asya kökenli bir gelenek olarak baharın gelişini kutlamak amacıyla Saya şenlikleri yapılır. Bazı yerlerde çocuklar,bazı yerlerde büyükler etkin olarak bu olaya iştirak ederler.
Anbarcık Köyünde yakın zamana kadar oynanan Uzun Deve oyunu bu tür bir saya şenliğidir.
Köy erkekleri toplanır.Başlarına bir çoban seçerler.Hepsi urganlara dizilerek bağlanır.Kollarına bacaklarına çok sayıda çan (Muhtelif büyüklükte ) bağlanır.Çoban bir eliyle bu insan katarını çeker bir elinde ki sırıkla onları idare eder.Köyde ev ev dolaşmaya başlarlar. Evlerin kapılarına dayanan bu insan katarı ,çanları inanılmaz bir şekilde köy tabiriyle zaldıradarak ev sahibini dışarı çıkarırlar veya çobanının çeşitli şekilde çağırmasıyla olur bu. Ev sahibi isteklerini sorar onlarda ona bir ceza- Ürüsüm (Osmanlı zamanında bir vergi çeşidi olan rüsüm ‘dan gelir) keserler. Pazarlık başlar.Eğer ev sahibi verilen cezayı çok bulup kaçınırsa çanların sesi ayyuka çıkar.Gürültü bazen ev sahibini canından bezdirir cezaya hemen razı olur. Ceza para şeklinde olduğu gibi satılınca para eden ya da pişirilip yenilen yiyecek maddelerinden de olabilir.Akşama kadar Uzun deve sürüsü ev ev dolaşarak bu faaliyeti sürdürür.Güneş, Kepez Dağından batmaya yakın sürü çaya suya indirilir. Asıl kıyamet o zaman kopacaktır.Çoban suya getirdiği develeri çözer , çözmesine ama gün boyu elindeki sırıkla terbiye ettiği develer ona inanılmaz kin beslemektedir.Malum deve kini korkunç olur. Çoban sürüyü bir şekilde suya sürer ve evine doğru kaçmaya başlar.Sürüdeki develer onu yakalamak için arkasından hücum ederler.İnanılmaz hay huy içinde devam eder kovalamaca , çoban kendisini evine atarsa ne ala yakalanırsa vay başına gelene .Toplanan ayni ve nakdi yardım genellikle bir hayır işine verilir.Bu gelenek imece usulünün güzel bir örneği olarak yıllarca yaşamış ne yazık ki bir çok geleneğimiz gibi unutulmak üzeredir.
DEĞNEKTEN ATLAMA :Bir yemin ettirtme biçimidir.Herhangi bir suç işlemiş kişinin soruşturması yapılırken ifade verenlerin doğru söyleyip söylemediğini anlamak için ,değnekten atlamaları istenir. Bir kişi değneği tutarak diğer ucunu yerden hafif yukarı kaldırır.Sonra yemin verilen kişi veya kişiler atlamaya başlar atlamayanın suçlu olduğu yada doğru söylemediği ortaya çıkmış olur.Köyde bu yemin verme türünün çok etkili olduğundan Osmanlı Devleti kolluk kuvvetlerinin sıkça kullandığı bir gerçektir .Hatta Cumhuriyet döneminde Jandarmanın da bu yolu seçtiğini bu gün hatırlayanlarımız çoğunluktadır.Öyle ki : Köy erkeklerinin değnekten atlatılarak sonuca ulaşılmaya çalışıldığı sıkça olurdu.
Burada eski Türk’lerde görülen kılıçtan atlayarak ant içme töreninin zaman içinde kılık değiştirerek devam ettiğini anlıyoruz.
Kökenini Anadolu arkaik devrin de arayıp küçücük bir benzerlik bulunca sevinçten çılgına dönen “bak işte senin kökenin burada” demeye çalışan Anadolu mezarlığı sevdalılarına, şuuraltında Türk’ e olan kinini arkeolojik kazılarla kusmaya çalışan ekalliyet ırkçılarına böyle sayısız kültürel varlığı göstermek her zaman mümkündür. Ama onların bunları görmeye pek niyetleri yoktur.
DİL ÖZELLİKLERİ
Anbarcık ağzı:Modern Türkçe’nin geçirdiği evreleri henüz geçirip tekamülünü sağlamamıştır.Daha ziyade 14.Yüzyıl Oğuz Türkçe’sinin kalıntı ve özelliklerini taşımaya devam etmektedir.Kullanılan bir çok kelime bu gün Türkçe’de unutulmuştur.Dikkatli bir tarama bizi enterasan sonuçlara ulaştıracaktır.
Bu ağız , Fethiye Körfezinden başlayıp, Antalya İlinin batı bölümünü içine alan ve Tefenni Kara Kuzu Gediğinden .paralel bir çizgiyle Bucak İlçesinin batı kısmına kadar ulaşan kesimde kullanılan bir ağızdır.Dilde Teke bölgesi diyebileceğiz bölge , aslında coğrafyacılar tarafından da bu isimle anılır.Dilciler bu ağzı Salur ağzı olarak nitelemektedirler ki :Tesadüf mü bilinmez Teke Türkmen Aşireti , Oğuz Salur boyundan çıkmıştır. [1] Sarılar cemaatinin Salur boyundan neşet ettiğini yukarda vurgulamıştık. Yalnız Burdur İlinin Çavdır,Dirmil (Altınyayla),Gölhisar’ın bazı doğu kısım köyleri , Tefenni’nin birkaç köyü,Bucak ilçesinin Antalya yolunun batısında kalan köyleri bu ağzı konuşmaktadırlar. Burdur’un diğer yerlerinde , Kayı ağzı konuşulur.
Köy ağzında bilhassa fiiller çoklukla kullanılır. Fiiller mutlaka bileşik dir. Mesala yapıpduru,saçıpduru,alıpduru gibi…
Anbarcık Köyü’nde Geliyor şimdiki zaman 3.Tekil şahıs fiili Geliyo-Gelibba-Gelibbatırı – olarak üç şekilde söylenmektedir.Bu durum da bu ağzın , Türkçe’nin tarihi gelişim sürecini henüz tamamlayamadığı ve devam ettiği için mi , yoksa ayrı ayrı zamanlarda köye yerleşmiş ; farklı cemaatlerin ağız özelliklerinin bir sonucu mu olarak değerlendirmek gerektiğini kestirmek hayli zordur.V harfi bazen h olarak çıkar.Mesala vur yerine hur denir
FOLKLOR
Son zamanlar da tüm Türk Toplum hayatında görülen çözülme , yozlaşma ne yazık ki bu köyümüzde de görülmektedir.Bir çok gelenek ve göreneğimiz artık unutulmak üzeredir.
Eski düğünler bu gün yapılamamaktadır.Beyaz gelinlikler,Safayıları,Peşlileri ,eski gelin başlarını unutturmuştur.Gelin alıcılar tarihin derinliklerinde kalmıştır.Geleneksel kadın giysilerimizi giyen kadın hemen hemen hiç kalmadı.Şalvar adı verilen estetikten yoksun kadına çuval giydirilmiş gibi duran ucube giysi, güzelim önecekli ,dizlikli ve kuşaklı ,peşli adı verilen üç etekli Türkmen kıyafetlerini çoktan ortadan kaldırdı.Saçları örgülü kızlarımız pek yok .Eskiden saçını kestirip,örmeyenlere inanılmaz bir mizah
uygulanıp kınanılırdı.”AVRUPA ŞAÇLI” denilip alaya alınırdı.
Müzik:Teke Yöresi içindedir.Gurbet Havaları,Boğaz Havaları,Teke Havası adı da verilen çeşitli Türküler çalınır söylenir.Gurbet Havalarına Garipler da denir.Çocuklar ellerini boğazlarına basarak ya da boğumlayarak çeşitli sesler çıkararak boğaz havalarını söylerler.1940 ‘lara kadar en yaygın müzik aletinin Üç Telli bağlama olduğu anlatılır.Daha sonraları yavaş yavaş unutulmaya yüz tutmuştur.
Gurbet Havalarına birkaç örnek
Ezelidir gahbe dağlar ezeli Yağmur yağarda her dereleri doldurur
Güz gelince döker bağlar gazeli Ecel gelir gül benzini soldurur
Güvenme şöhretine yalan dünyanın
Beylere düşer de dünya güzeli Bilmem ağladır da bilmem güldürür
Dibi temelinden bozuk yalan dünyanın
X X
Kara daşlara benzer gelin senin yatışın Çiniler durur da yaylamın taşı
Tüneksiz kuşlara benzer senin ötüşün Garip garip öter de sılamın kuşu
Azrail indi de ordumuza yetişin Kendi sılasında gülmeyen yiğidin başı
Şahanlar elinde de kalmış yavrularım var benim Varıp gurbet de güler mi sandın
Halk oyunları:Üç gruptur.Halk bunları şu şekilde adlandırır.Ağırlar,Düzler,Tüngümeler.Ağırlar: Ağır Zeybekler(Adı böyledir).
Adeta ayin yapılır gibi ,özel bir itina ile ve özel bir tavırla oynanırdı.Seyredenler hiçbir ses çıkarmaz onlar da aynı saygıyı göstererek izlerlerdi.Bu gün bu oyunu bilen oynayan hemen hemen kalmamıştır.Aklım da kalan Mehmet Türkcan (Rahmetli Nazım Mehmedi)ın ağır zeybekleri güzel oynadığıdır.
Düzler(Teke Zeybekleri):Cezayirli,Sarı Zeybek vs
Tüngümeler(Teke Zortlatmaları):Bu oyunları inanılmaz derecede güzel oynayan ,el ve ayak figürlerini son derece uyumlu bir biçim de icra eden kişiler vardır. Bu şekil de oynayanlara başka yerler de pek rastlanılmaz
Ayrıca kamalar la Köroğlu oynanırdı.
Bilmeceler
Dağdan gelir taştan gelir .Bir kükremiş aslan gelir(Sel)
Ak dağda Kara koyun yayılır.(Yazı)
Uzundur kuyu soğuktur (Tüfek)
Yer altında aslan yatar (Saban Demiri)
Yakada yarım alacık içinde Hasan kölecik (Kulak)
Elemez melemez ocak başına gelemez ( Tere yağ)
ÇOBANLIKLA İLGİLİ BAZI GELENEKLER
Bir çocuğun , Kara dikmen adın da ki keçisini severken söylediği bir manimsi sözler
Hey Kara Dikmen Kara Dikmen
Boynuzların çardak
Memelerin bardak bardak
Süt vermezsen çanak çanak
Ben seni seni gütmen
Keçi İsimleri:Yagal Dooş,Kır Dooş,Ger Dooş,Sakar Dooş,Kara Dooş,Kır Yagal,Ger Yagal,Kızıl Yagal,Sakar Dikmen,Kara Dikmen,Yalama Sakar,Akış,Göküş,Kızıl Ger…
Dooş ,eski Türkçe de Tokuş isminin zamanla değişerek bu günkü söyleniş halidir.Doş keçilerin boynuz yapısıyla ,yagal kulak rengiyle alakalı isimlendirmedir.Ertokuş ‘un insan adı olarak eskiden sıkça verildiğini biliyoruz.
Yaşına girmemiş keçi yavrusuna oğlak,yaşına girmişe çebiş bir yaşından büyük keçiye Gezem ,ilk oğlağını kuzulamış keçiye Göğleme,erkek çebişe teke ,bir yaşında olana birli ,iki yaşında olan ikil diye söylenir.. Koyunun bir yaşındaki kuzusuna toklu,kuzulamamış ya da kuzulamaya hazırına şişek , boynuzunun biri kırık olan keçi çelek keçi dir. Sürünün yattığı yere yatak yeri ,kuzu ve oğlakların kuzuların katıldığı dama kuzuluk denir.Kuzuluk çoban damına benzer ancak ağzında taş duvar vardır ve kapatılmak için çalı çırpı bulunur.Köyde koyunlarla ilgili isimlendirmenin pek olmayışı ya da seyrek oluşu keçi sürücülüğünün çok eski tarihlerden beri yapıldığını en azından göçebelikten beri kadim esas bir meşgale alanı olduğunu düşündürmelidir.
Sürü tek başına bir kişinin olduğu gibi çok sayıda ailenin hayvanlarının toplandığı hayvan topluluğu da olabilir. Sürünün içinde malı bulunanlara katıntı denir.
Katıntı günde iki kere kuzu veya oğlakları anasına vermek için köyden uzaktaki yatak yerlerine giderler. Sabah ve akşam yavrular analarına verilerek emzirilirler.
Kuzular ve oğlaklar belli bir büyüklüğe gelmeden kesinlikle katıntılar , anaların sütünü sağamazlar. Çoban buna şiddetle karşı çıkar. Zamanı gelince katıntıya haber verir . O gün ,kadınlar hep birlikte sağım yapılacak yere giderler. Sürüye yaklaşınca ellerindeki bakraçlara vurarak çeşitli türküler söyleyerek çobanı överler. Katıntının geldiğini gören çoban onları karşılar.Türküleri duyunca genellikle bir coşku hakim olur. Silahlar atılır. Kadınlar güçleri yettiğince çobana evden yiyecek bir şeyler getirip verirler. Neşe içinde sağım başlamış olur. Artık böyle bir gelenek kalmadı .
Çanlar: En büyüğüne Hatap , Onun küçüğüne Köşeli , Köşelinin küçüğüne Güdüm denir.Daha küçüğü ise Güldüreyik .Gülderiğin küçüğü Gıldırayık adını alır.Dikdörtgenimsi şekilli ve içindeki dili demir olanlara Taka denir. Pirinç madenin den yapımı olanların en küçüğü Geveze diye anılır.Yalnız hataplar deve çanıdır.
Akşam üzeri ekmek getirirken, Boruklu yamacında keçi sürüsünün başında gördüğü çoban oğluna yaşli bir ananın, Çat Yolundan seslenerek şöyle öğüt verdiği tarafımdan duyulmuştur.İkisi de şimdi rahmeti rahmana kavuşmuşlardır.
-Oğlum oğlum Ay oğlum ( Ay – köyde birine hitap şeklidir.)
Uçuruma varma uçarsın
Yar ucuna varma düşersin
Önden gitme kalan olur
Kekik alıp ölen olur
Taş altına el sokma yılan olur
Taş döğgünü olur çarığın ayağın çıban olur
Oğlum oğlum Ay oğlum … Yağmur çok olursa girme derelere
Ildırım düşer belki kayalara
Oğlum oğlum Ay oğlum …
Örüme çok yanaşma Tokatcıya aldırırsın
Geceleri sak uyu hırsıza çaldırırsın
Oğlum Oğlum Ay Oğlum ….
ATASÖZLERİ VE DEYİMLER
-Ne arasın Hacı Ahmet’te Kav çakmak
-Hasta cavırın Angaryaya gidişi gibi sallanma
-Abbasın kör gaz gibi
-Gök başlı cavır
-Ellezin inek derisini sürüdüğü gibi sürüyüp durma
-Haline bakmaz Kesmez nacakla Hasan Dağına oduna gider
-Din iman gök mintan
-Keşkeği koyultalım
-Ala keçinin sütlü oğlağı
-Hiç mi bazar da adam ağzı görmedin
-Güneşin doğduğu yere çömelmek
-Hiç harman da dirgen yememiş.
-İşin iyi eşin iyi ne işin var yas evinde çık çık oyna gir gir oyna .
İşin kötü eşin kötü ne işin var düğün evin de gir gir ağla ,çık çık ağla .
-Sizin bağdaki kara salkımlı üzümden bizim bağdaki gök koruk iyidir
-Tilkinin bakır s….ğı yer.
-Çingenenin tam karı boşadığı zaman
-Suyun şarlamazından ,insanın solumazından korkacaksın.
-Topuğundan derin suya batmas ,kendinden büyüğe çatma.
-Tokatcı eline geçmezse Fethiye’yi bulur
-Aşa hanımın ileğeni ,Fatma Hanımın dığanı ile uğraşma .
-Kuşa süt nasip olsaydı anadan olurdu
-Köprü suyu böldükten sonra
-Düşüncemenin geçincemeye faydası yoktur.
-Zenginlik ev ,güzellik soy güder.
-Kır fermanı vermek .( Enterasan bir deyimdir)
-Ali kıran baş kesen kesildi başımıza
-Yanağralardan(Yanıkaralardan -veba hastalığı) gidesice
– Zor Ali oğlu kesildi başımıza ( Zor Ali Bey , kesin tarihi bilinmemekle birlikte Gölhisar topraklarında 18.Asır başlarında Osmanlı Devletine isyan eden bir Sipahi beyidir.)
-Hun evine oturmak:Elinde avucunda bir şey kalmamış kimseler için söylenir(Derin tahliller yapılabilecek başka bir deyim.Hun Türkler’inin çok basit bir şekilde hayatlarını sürdürdükleri fakir yurtlarına telmih için kullanılıp nasılsa zamanımıza kadar halkın şuuraltın da yaşayıp gelen bir deyimdir.Başka bir anlamı kan evine oturmak olabilir .Ancak Farsça hun kan demektir.Kan evi demek mantığa pek uygun düşmemektedir.Akla Hunlar’a komşu olan diğer kavimlerce kullanılıp onlardan tekrar Türklere geçmiş olabilir)
-Dokuz kurda bir sıpa .
- Dokuz kişi sekiz kaşığı yere düşürmemiş.
-Köpeğe emek olmaz tingilder dağı dolaşıp geliverir.
-Aç köpeğin önünde tepit eğlenmez.
-Çatılı öküz arasına girilmez.
-Eniğini yiyecek kedi una beler.
-Çocuk başı deli Ömer.
-Ver Ömer’e ,yaz duvara .
-Şimdi buldu Bağdat valiyi.
-Yandı cavırın pazarı .
-Ali Dayı havuz ,yumurtası kavuz.
-Papaz harmanı olmak.
-İtli Ali ,kazıklı Veli.
-Emeksiz semek olmaz.
-Alim yetirsin ,Aşam bitirsin.
- Kendi oturak, Dili bıtırak.
-Oğlunla ordu, kızınla komşu ol.
-Kahveyi Ger Kavur .
Sigarayı yandan savur
Tömbeki cavır oğlu cavır.
-Başı ağrıyanı deve tepmiş olur.
-Öküzcü öküzünü,sabancı sabanını aldı gitti kaldık mı elimiz de övendire?(Övendire :Çiftçi aracı.Uzunca bir çubuğun bir ucuna kaz ayağı denilen demir parçası geçirilir burasıyla çift sürerken saban demirine sıvaşan çamur veya topraklar kazınır diğer ucuna da çivi çakılır buraya da mudul denir. Öküzler mudulla gayrete getirilir.Övendire: Söven direk kelimesinin zamanla değişmiş halidir.
Anbarcık Köyün de kullanılan bazı mahalli sözler
Üyüm üyüm :Arkası kesilmeden –Üyüm üyüm insan geliyor…..
Öten :Geçen gün
Acel Ece :Azrail(Ecel Ece)
Çıngay: Yumurtaya gelmiş tavuk.
Kesmene :Birisinin taklidini yapmak.
Eynalaz: Hilekar
Perli: Çocukların taştan yaptıkları bilye.(Bu kelime ,Dede Korkut Hikayelerin de sıkça kullanılır.Dokuz perlili gürz ile….)
Gumbadız :Yalan atmak
Selcik:Arsız kızlara söylenir.
Görek :Kilit
Gaga: Yaşca büyük kişiye hitaptır.Erzurum’un Dadaşı ,Elazığ’ın Gakkoşu gibi bu yöreye mahsustur bilhassa Koz ağaç ve Anbarcık köylerinde adeta parola haline gelmiştir..Ayrıca ,Dirmil ,Gölhisar ,Çavdır ve Bucak ilçelerinin bir çok köyünde kullanılır.Orhun yazıtların da kaga şeklindedir ve bu anlam da kullanılmaktadır.Kagan sözcüğünün ses düşmesi sonucunda Kaga - Gaga ‘ya dönüşmüş olduğunu varsayabiliriz. Bu tip hitap şeklinin daha ziyade Horzum Yörüklerin de görüldüğünü burada belirtmek gerekir.
Ece :Yine ağabey manasında kullanılır .Yazır ve Koca Tarla Köylerinde daha yaygındır.
Esirik
eli,Delimsirek
Kubuz atmak:Aslı astarı olmayan şeyleri gerçekmiş gibi anlatma.Eski bir müzik çalgısı olan Kopuz kelimesinden kalmadır.
Uluk: Saçma sapan hareketlerde bulunan kişi.Deli.
Dokanak: Yük taşıyan develere veya diğer hayvanlara dar bir yerden geçerken sırtındaki yükü etrafa sürtünerek yıkmaması için söylenir.
Ellik cavırı.Bizim cavırımız (Gavurumuz)Eski den Osmanlı Devleti zamanında yaşayan yerli hristiyanlara verilen isim.Bunlar daha ziyade sahil bölgelerinden(Örneğin Fethiye civarından) gelip çeşitli sanatları icra eden kişilerdi.Bu da enterasan bir deyimdir.Eski Türk sosyal yapısında İl kavramı önemli bir olgudur.İç İl ,dış il ikilemesi Osmanlı çağında da vardı.
Kurama
lanlama ,tasarlama .Öz Türkçe bir kelime .Türkçemizin en önemlisi halkımızın bir çok kere şahit olduğumuz gibi yabancı bir çok sözün karşılığını nasıl bulduğunun güzel bir örneği.
Sagıralı:Burnundan konuşan ve konuştuğu tam anlaşılamayan kişi.
Öykünmek.Deli dolu konuşan .Genellikle saçma sapan ,mantıksız konuşma.-Öykünüp durma karşımda….
Aydınmak :Kendi kendine konuşmak.
Yasavul olmak:Çok eski bir deyim.Kavga veya bir kargaşa sonunda ortalığın sakinleşmesi.
Ozan gibi konuşmak:Son derece enterasan şeyler konuşan kişiler için kullanılır.Mesela Ozan gibi derler…
Bödü: Henüz yaşına girmemiş deve yavrusu
Baranı:Oturan küçük insan topluluğu
Alama :Taş parçası.Kavgalarda çokça kullanılır.—Sırtına bir alama yedi ki!…
Çiyin:Omuz ile boyun arası
Siyin :Belin alt kısmı.
Kara Ece. Tevazu olarak bendeniz manasın da kullanılır. Kara Eceng yetişivdi gari…
Karabaşım : Her hangi bir sebeple bir olayda tek başına kalanlar söyler.
Yurda Kaçan :Yukarda anlattığımız yurt gelenekleri içinde değerlendirilmeli.Bazı hayvanlar Yurt yeri göçle terk edildikten sonra yeni göçülen yerden kaçarak eski yerlerine geri dönerler.Sahibinin bir şekilde işinden gücünden geri kalmasına sebep olur .Onun için bu tür hayvanlara yurda kaçan denir.Ama asıl bu deyim haylaz işe yaramaz evlatlar için kullanılır.—Bizim yurda kaçan nerelere gitti yine acaba ….?
Yurt yerlerin de kalasıca :Bir ilenç türü.Beddua .Yine ilginç bir deyimdir. Bazı hayvanlar göç günü kaçarlar veya dağda bayırda kalıp bulunamazlar.Veya yaşlı , hastalıklı hayvanlar buralarda kasıtlı olarak bırakılırlar. Bu hayvanlar göçten sonra yurt yerlerine gelirler.Ancak yurt yerlerinde tam yerinde bir ifadeyle esen yellerden başka bir şey göremezler.Hüzünlenen hayvanlar sahiplerini yada diğer hayvanları acı sesler çıkararak bir o yana bir bu yana seğirterek ararlar . Seyredene son derece hüzün verir .İşte buna kıyasla insanımız bu bedduayı eder ki, eski hayatın günümüze kadar bir yansıması böylece ortaya çıkmış olur.
Seğrik:Küçük kurt.Kurtçuk.Çökeleğin kurtlanması.
Böğe:Küçük, zehirli örümceğe benzer bir hayvan.
Tığcı:Gözcü
Çoka:Kısa boyunlu kimse.
Gezekci:Kuzu sürüsü çobanı
Okunak:Okul, mektep
Ivga:İnsana rahat vermeyen kötü his.Bir çeşit kötümserlik. Ne ıvgalı insan…
Caynaklamak :Tırnaklarla ellerin veya yüzün parçalanması .
Öz:Herhangi bir akarsuyun aktığı yerin etrafının yeşererek otluk haline gelmesi.
Örüm :Hayvanların yayılmak için girmesinin yasak olduğu ekili arazilerin bütünü.
Tokat :Örüme kaçak olarak girip zarar veren hayvanların kapatıldığı taşlarla çevrili ağıl.
Bey ana:En büyük amcaya yeğenleri büyük baba derler onun hanımına da bey ana adıyla çağırırlar.
Oba :Misfirlige gidilen komsu
Seyrimek :Bayginlik geçiren kisi.
Tokatcı :Kır bekçisi. Ekilmiş araziye zarar veren hayvanları toplayıp tokada kapatan kişiler.Serbest bırakmak için hayvan sahiplerinden belli bir miktarda ceza için para alırlar.
Yagış:Motif veya karşısındaki kişinin konuşmasını ağzını burnunu büzerek ,bükerek kötü şekilde taklidini yapma .
Yakım:Bir olay üzerine herhangi bir kişi tarafından yakılan özel bir makamla okunan ağıt veya türkü.
Örgüllük:Bir evde ölen kişinin akrabaları , yakınları ,tanıdıkları ölümünden sonra ilk bayram günü toplanarak onun için yas tutarlar.Bu bir nevi anma törenidir.Kadınlar ölü için yas ederler(Ağıtlar yakarlar)
Yaranlık(Yarenlik):Eğlence .Bir Arkadaş grubunun aralarında ki sohbet toplantısı.Sazlı sözlü de olabilir.Düğünlerde gençlerin yaptıkları eğlenceye de yarenlik denir.Ancak onun belli kuralları vardır.Yaranlık başı içlerinden birisi olur.Emirleri kesindir Katılanlar ona uymak zorundadırlar.Oldukça sert şakalar yapılır.
Girerlik.Bir çeşit basit yapılı ev.Tek göz(Oda) olur.Konar göçerlikten yerleşik hayata geçiş konut tipidir.Sadece kışın karından korunmak için yapıldığı anlaşılıyor.Küçük bir penceresi vardır.Büyük baş hayvancılık hemen hemen hiç yapılmadığı için ahır yoktur.Küçük baş hayvanların ağılının ortasında bulunur.Bir nevi damdır.15 .Yüzyıl ile 17. Yüzyıllarda kullanıldığı sanılıyor. Bazı örnekleri yakın tarihlere kadar tek tük görülüyordu
Hanay Ev:Zamanla ziraat yapmaya başlayan konar göçerler yarı göçebe hayata başlamışlardı.Büyük baş hayvan beslemeye geçilince Girerlik ev tipini geliştirmek mecburiyeti hasıl oldu.Cümle kapısından girişte bir boşluk(Hanay) ve boşluğun solunda ailenin kaldığı iki oda sağında ise samanlık ve ahır.20 Yüzyıl ortalarına kadar kullanılmıştır.Toprak damlardır.
Saray Ev : Ziraat ağırlıklı hayat tarzı iyice yerleşip ihtiyaçlar çeşitlendiği için toplumsal gelişmenin de etkisiyle, Hanay evler terk edilip iki katlı evler inşaya başlandı. Bu tip evlere de saray ev dendi.İki katlıdır.Genelde kiremit örtülüdür.Toprakla örtülü olanlar çoğunluktaydı.Bey takımının konaklarının küçük bir modelidir.Alt kat ahır ve samanlık,üst kat dört odalıdır.19.Yüzyıl ikinci yarısından itibaren görülmeye başlamıştır.
[1] Faruk SÜMER.Oğuzlar İstanbul-1992.Sayfa ,253