Archive for the 'Çocuk Oyunları' Category

Erkenek Çocuk Oyunları

Mayıs 28, 2013

http://www.erkenek.com/erkenekte-cocuk-oyunlari

adresinde yöresindeki çocuk oyunlarını derlemeye çalışan iki isim gördüm: Banu Kulaksız, Ahmet Kulaksız. Onları kutluyorum. Yaptıkları çalışma çok önemli. Çalışmalarını daha da geliştirmelerini ve yeni oyunlar derlemelerini bekliyor, diliyorum. (Arslan Küçükyıldız)

Bu yazıya ilave olarak Erkenek’te oynanan çocuk oyunları ile ilgili bazı resimlerin bulunduğu aşağıdaki sayfalara da bakınız:

http://www.erkenek.org/erkenek-guncel/erkenek-gencleri-bir-zamanlar-bunlarla-oynardi-h49.html (Erkenek’e teşekkürler.)

YÜZÜK OYUNU

Şubat 11, 2011

Kahramanmaraş köylerinin birçoğunda, eskiden beri oynana oyunlardan biriside yüzük oyunudur. Bu oyun çeşitli yerlerde değişik biçimlere bürünmüştür. Bizim burada belirttiğimiz oyun, bunların hemen hepsinin ortak yönünü kapsayacak şekildedir. Bu oyun düğünlerde ve kış geceleri oynanır. Düğün devam ettiği gecelerde gençler davul ve zurna ile halay çektikten sonra büyük bir ateş yakarak bu ateşin çevresinde sin – sin oyununa geçerler. Bu oyun bitince bir evde toplanarak yüzük oyunu oynamak üzere iki gruba ayrılırlar. Ortaya bir ekmek tahtası ile yüzük yakımı olarak bir tava, on bir zarf getirilir (Bu oyun bazı yörelerde fincan ve ceviz kabuğu ile de oynanmaktadır). Her iki tarafın bir başoyuncusu bulunur. Oyuna geçilmeden önce başoyuncular arasında taş tutulur. Dolu çıkan taraf yüzüğü saklar, diğer taraf aramaya başlar. Yüzük ilk çekilen zarf arasında olursa, o zaman tabak arayan tarafa geçer. Şayet ikinci zarfın içinde çıkarsa, dimyet olur, böylece yüzüğü saklayan taraf on deve (sayı) kazanmış olur. Yüzüğü saklama işi devam eder. Yine karşı taraf aramaya başlar. Birinci ikinci zarfları kaldırır, yüzük bulunmazsa dimyet geçer. Şayet yüzük sonraki zarfların birinin içinden çıkarsa kaldırılmayan zarflar deve sayılır. Eğer sondan iki zarf kalmışsa, bu iki zarftan birini arayan taraf “Bize” diye kaldırır. Bu kaldırma işinde yüzük zarfta çıkarsa arayan taraf saklar. Çıkmazsa diğeri iki deve kazanır. Oyun böylece devam eder, hangi tarafın deve sayısı otuz olursa diğer tarafa otuz çektirir. Devesi otuz olmayan taraf diz çöker, diğer taraftan biri hocalık yapar. Bir kişide elinde sopa ayakta bekler. Diz çökenler, başlarındaki kişi ile birlikte aşağıdaki sözleri söyleyerek yere yatıp kalkarlar. Otuz of Beller büken otuz of Evler yıkan otuz of Kırk yaşında emekleten otuz of Çocukları yetim koyan otuz of Kara Meryem’e hizmetçi yapan otuz of. Bu bitince tabak otuz of çeken tarafa yeminle verilir. Bu yemin şöyledir: Enteşenin, menteşenin, kızılcıktaki kara eşenin, Cuma günü yatanın ve beni babalımı (Vebal) aldın kabul ettin mi? “Aldım” denilirse tabak verilir, yoksa verilmez. Oyuna devam edilir. Hangi taraf deve sayısını elli yaparsa partala (Karşı tarafı sinirlendirip üzecek şiir şeklinde söylenen ağır sözlerdir) söylerler. Partalayı söyleyecek kişinin elinde değnek (Sopa) vardır. Bu kişi iki taraf arasında durur. Partala syleyeceği tarafa dönüp şunları söyler: Haydin şunlara varalım, Halın hatırın soralım, Oy zalim nenni nenni, Ufacık terlerin silelim, Oy zalim nenni nenni, Demen (Değmeyin) beylere beylere, Zalimin göçü, Ark üstünden hatlatırım (Atlatırım), Oy zalim nenni nenni, Çayır çimen toplatırım, Demen beylere beylere, Alar (Ağalar) ho….., Sen bir misafir adamısn, Oy zalim nenni nenni, Çayır çimen toplatırım, Demen beylere beylere, Alar ho….., Dağdan vururlar hezeni, Gelir uzanı uzanı, Aptal Meyrem’in yol kazanı, Oy zalim nenni nenni, Demen beylere beylere, Alar ho….., Bizim soba taplı olur, Oy zalim nenni nenni, Get kendini üşütte gel, Demen beylere beylere, Alar ho….., Hocalar gelir firezden, Oy zalim nenni nenni, Seni götürürler birezden, Oy zalim nenni nenni, Demen beylere beylere, Alar ho….., Bizden olsana, Yüzük bulsana, Çalıp alsana, Yüzük bilmen neden oynan, Oy zalim nenni nenni, Merkep gibi otlatırım, Demen beylere beylere, Alar ho….., Sana biner hotlatırım, Oy zalim nenni nenni, Demen beylere beylere, Alar ho….., Adana’dan aldım kutu, Oy zalim nenni nenni, Merkep gimi otlatırım, İçi dolu sıçan otu, Demen beylere beylere, Alar ho….., Yük üstüne pala koydum, Bir ucunu dala koydum, Kaynanana …….. Yüzük bilmen neden oynan. Partala bittikten sonra, tabak partala çalınan tarafa yeminle verilir. Enteşenin, menteşenin, kızılcıktaki kara eşenin, Cuma günü yatanın ve beni babalımı (Vebal) aldın kabul ettin mi? “Aldım” denilirse tabak verilir, yoksa verilmez. Oyuna devam edilir. Hangi taraf deve sayısı yüz iki olursa o taraf utmuş (Yenmiş) olur. Utulan taraf, sıra halinde diz çöker, önce kendi şapkaları ile terleri silinir. Bundan sonra çeşitli oyunlar oynanır. Bu oyunlar şunlardır: Soğan Kapması, Kül Yüzmesi, Duvar Örmesi, Daldala, Merkebe Ters Bindirme, Şildirşip Namazı, Bostanda Ayı Var, Bağa Tilki Girmiş, Mangır Satma, Üzümcü Köy Ağası, Kel Hüseyin’in Değirmeni, Okuma. Soğan Kapması Bir soğan iple tavana asılır. Utulan taraftaki kişilerin elleri arkadan bağlanır. Bunu ağızları ile yakalamak zorundadırlar. Soğan sallanır. Utulan taraftan bu soğanı kim kaparsa ya cezadan kurtulur, ya da diğer oyunlarda cezası azalır. Suçu artanlar ağır ceza görürler. Bundan sonra “Kül Yüzmesi” oyununa geçilir. Bir leğenin içine su konur. İçine kül atılıp karıştırılır. Suyun içine yüzük atılır. Utulan taraftaki kişiler yüzüğü bulmak için ağızlarını suya daldırarak teker teker ararlar. Ağzı ile yüzüğü bulup çıkaran imtihanı kazanarak cezadan kurtulur. Bulamayan imtihanı kaybederek ceza görür. İmtihanı kaybeden kişilere “Sağdan say” derler. Sağdan sayılır. Kalan tespit edilir. Kazanana mükafat olarak su dağıttırılır. Sonra duvar örme işine geçilir. Duvar ustası gelerek taşlara tek tek bakar. “Hepsi için bir balyoz, bir külünk, ikide amele lazım” der. Utulanların içinden balyozu, külüngü seçer. İçlerinden iki de uzun boylu amele ayırır. Utulanlar diz üstü oturtulur. Ameleler onları birbirinin üstüne koyup ölçüye getirerek teker teker örer. Böylece oyunlar bittikten sonra utulanlar eşşeklere ters bindirilip davul zurna ile evlerine kadar götürülürler.

http://www.marasliyiz.biz/site/kahramanmaras/kahramanmaras-kultur-ve-gelenekleri/yuzuk-oyunu.html

Çat Cıngır Oyunu

Şubat 4, 2011

Türk işi beyzbol

Bitlis`in Ahlat ilçesine bağlı Seyrantepe köylüleri, ABD`nin ulusal sporlarından olan beyzbola benzer bir oyunu asırlardır köylerinde oynuyor.                                                                                        GEYLANİ ADIYAMAN-BİTLİS

Köy meydanında toplanan gençler, önce iki gruba ayrılıyor. Ardından büyük bir daire çizerek oyunun ilk hazırlığı yapılıyor. Kurada kaybeden grup dairenin içinde kalıyor, kazanan ise dairenin dışına çıkıyor. Çizginin içine girmek veya çıkmak kural ihlali sayılıyor. Küçük topun daire içindeki oyuna teması o oyuncuyu diskalifiye ediyor. İçerideki oyuncu topu tuttuğunda ise dışarıdaki oyuncu diskalifiye oluyor. Oyunu en fazla oyuncuyu koruyan takım kazanıyor. Seyrantepe Köyü Muhtarı Ali Rıza Çağlar, ABD`nin ulusal sporlarından olan beyzbola benzer oyunun asırlardır köylerinde oynandığını belirterek, bu sporu dedelerinden öğrendiklerini kaydetti. Çağlar, `Günümüzde bu spor sık sık yapılmasa da köyümüzdeki sosyal faaliyetlerimizin başında gelir. ABD`nin ulusal oyunu olarak kabul edilen beyzbol, bizde `çat cıngır` olarak bilinir. Onlar at derisiyle kaplı küçük bir top, bir tahta sopa ve deri eldivenlerle oynar. Biz ise öküzleri kaşarlar, onların tüyünü yuvarlar top yapardık. Şimdi tenis topunu kullanıyoruz. Onlar da rakip takımdan daha fazla sayı yapan turu kazanıyor, biz ise elimizdeki topla vurduğumuz rakibi oyundan diskalifiye ederiz. Asırlardır sürdürdüğümüz bu sporu günümüzde de yaşatmaya çalışıyoruz` dedi. Köylüler ise yeni neslin bu oyunu nerdeyse unuttuğunu fakat zaman buldukça köydün sosyal faaliyetleri arasında oynanarak güncel tutmayı hedeflediklerini söyledi. Öte yandan kar altında oynanan `çat cıngır` oyununu ilgiyle izleyen köyün çocukları, oyunun kendilerine de öğretilmesini istedi.

http://www.tumgazeteler.com/?a=5945992

TURA OYUNU

Aralık 19, 2008

http://ridvanozturk.com/default.asp?id=41

TURA OYUNU

 

ÖZET

Çocuk oyunlarımız millî folklorun önemli unsurlarındandır. Folklorumuzun zenginliğine uygun olarak, çocuk oyunlarında da bir zenginlik göze çarpar. Bir çok “tura” oyunu olduğu hâlde, burada tanıtılan oyun diğerlerinden farklı özellik göstermektedir. Konya’nın Sarayönü ilçesinin Kuyulusebil Köyünde tespit edilen bu oyun, kızlar arasında oynanmıştır. Oyun, safhaları itibariyle “çelik” oyununa benzemektedir.

Anahtar Kelimeler

Tura, çelik, Konya-Kuyulusebil, çocuk oyunları

ABSTRACT

Child plays are one of the most important features of the national folks. There is a wide rauge richness on child plays according to richness of our national folks. The play named as “tura” in this research, shows different features from the other “tura” plays. İt is very common amoung the girls, determined in Kuyulusebil willage of Sarayönü district in Konya. The play resemb les to “çelik” play according to its stages.

Key Words

Tura, çelik, Konya-Kuyulusebil, child plays

Rıdvan ÖZTÜRK*

Giriş

Oyunlar iyi incelendiğinde, temelinde bir çok sosyal olgunun barındırıldığı bir toplum bilim ansiklopedisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Geçen zaman ile birlikte bir takım olguların yerini yenilerine bıraktığı veya ortadan kaybolduğu görülmektedir. Bizim burada tanıtacağımız tura oyunu da işte böyle bir özelliği üzerinde taşımaktadır. Anadolu’nun pek çok yerinde bilinen ve hâlen oynanmakta olan çelik oyunun farklı bir şekli olan tura oyunu, artık unutulmuş olup oynanmamaktadır.

Kaynaklarda Tura

Tura kelimesine eski ve yeni sözlüklerde rastlıyoruz. Daha XI. yüzyılda Divanü Lügati’t-Türk”te tugrag: “Tuğra, tura. Hakanın mührü, buyrultusu. Oğuzca. Bunu Türkler bilmez. Ben de aslını bilmiyorum.” (Divan I,462) şeklinde geçmektedir. Lehçe-i Osmanî’de tura maddesi anlatılırken ”tura oyunu” tamlaması verilmiş, ancak açıklayıcı herhangi bir bilgi verilmemiştir (Lehçe 389). Yine Osmanlı dönemi sözlüklerinden Lehçetü’l-Lügat’te de “tura ki onunla birine vururlar…” (Şeyhülislam 662) diye verilen açıklama da yeterli bir bilgi vermekten çok uzaktır. Şemseddin Sami de sözlüğünde “tura: Aslı tuğra yahud dura. 1. Oyun oynamakta yani urmakta müstamel örme, mendil ve kuşak vesaire: Tura oyunu oynamak; tura ile urmak 2.Kös ve davul ve trambet gibi şeylere urmağa mahsus ip veya çomak: davul turası. 3. Kamçı,örme kırbaç, . 4. demet, bağ, paket: Bir tura ip// tam turası: Saçak kenarı” (Kamus 897) açıklamaları verilmiştir. Derleme Sözlüğü’nde de tura’dan bahsedilirken yukarıdaki ifadelere uygun tanımlamalar yapılmıştır: “tura(IV): Kıvırılarak sıkıştırılmış iplik çilesi; tura (V): 1. Kimi oyunlarda ebeye vurmak için kullanılan düğümlenmiş mendil. 2. Düğünlerde oynanan bir çeşit oyun.” (Derleme 3993-3994). Türkçe Sözlük’te de tura maddesi farklı açıklanmıştır: “tura 1. Tuğra 2. Halat gibi örülmüş iplik çilesi 3. Bazı oyunlarda, vurmak için kullanılan mendil 4. Ucu düğümlenmiş bir mendil aracılığıla yanan veya yanılanların ebe tarafından cezalandırıldığı bir tür çocuk oyunu” (Türkçe 2253).

Verilen bilgilerden hareketle turanın ve tura oyunun, belki de tura oyunlarının eskiden beri bilinmekte olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu oyunun basamakları ve kuralları hakkında tabiatı gereği bu sözlüklerde geniş bilginin olması da söz konusu değildir. Yine de bu eski ve yeni sözlüklerdeki bilgiler incelendiğinde, bunlarda bahsedilen turanın, bizim tanıtacağımız turadan farklı olduğu anlaşılmaktadır. Tura ile ilgili geniş bilgiler, tabii olarak oyunlardan bahseden folklorik yayınlarda bulunabilirdi. Ahmet Caferoğlu tarafından hazırlanan ve adından anlaşılacağı üzere Orta Anadolu illerinden yapılan oyun derlemelerini gösteren “Anadolu Dialektolojisi Üzerine Malzeme II, Oyunlar, Tekerlemeler, Yanıltmaçlar ve Oyun Istılahları; Konya, Isparta,Burdur, Kayseri, Çorum, Niğde Vilayetleri Oyunları” ( C ) isimli eser, bu konuda en muhtevalı eser olma özelliğini göstermektedir.

Adında tura kelimesinin geçtiği “Kazıklı tura oyunu” (C 45), “Aşıkla tura oyunu” (C 134) gibi bazı tura oyunlarından bahsedilse de, bunlar bizim tanıtacağımız tura oyunundan ayrıdırlar. Yine tura ile oynandığı belirtilen “Battı battı oyunu” (C 67), “Kızdı kızdı oyunu” (C 69), “Kuşumun başı oyunu” (C 95), “Kör at kazığı oyunu”, “Bir kör iki kör oyunu” (C 97) gibi oyunlar da tamamen farklı oyunlardır. Bu oyunlardaki tura ile, “Oldukça kıvrak bükülmüş mendil ve buna benzer kumaş parçası” (C 151) kastedilmektedir.

Tarayabildiğimiz diğer (Arsümer, Demircioğlu, Özhan, Tan) kaynaklarda da konu ile ilgili bir bilgiye rastlayamadık. Bu eserlerde de yine turanın kullanıldığı “eğir oyunu, yedi taş, cicili tavuk, daire top” (Özhan, 13) gibi oyunlardan bahsedilmektedir. Ancak bu oyunlar da bizim tanıtacağımız tura oyunundan tamamen farklıdır. Bundan dolayı, çok az sayıda insanın zihninde kalmış olan bilgilerin unutulup gitmesine gönlümüz razı olmadı. Daha geniş çaplı yapılacak çalışmalara malzeme olması düşüncesiyle, Konya’nın Sarayönü ilçesine bağlı Kuyulusebil Köyünden derlediğimiz tura oyunu ile ilgili bilgileri ve bu çerçevedeki değerlendirmelerimizi burada sunmak istiyoruz.

Oyunun malzemesi

Tura: Oyunun ana malzemesidir. Çelik oyunundaki çeliğin muadilidir. Tura, öküz tımar edilip taranırken çıkan kılların tekrar tekrar yıkanıp sıkıştırılması ile elde edilen yumruk büyüklüğündeki kıl yumağıdır.

Mandak: Çelik oyununda da olduğu gibi oyuncuların korumak zorunda oldukları taştır. Bu taş genellikle iki avuç içi büyüklüğünde olur. Açıkça görülebilecek bir yere, alanın bir ucuna dikilir. Mandağın başındaki oyuncu atılan turanın mandak taşına değmemesini sağlar.

Değnek (çomak): Mandak başındaki oyuncunun elinde olur. Tam bir ölçüsü olmamakla birlikte genellikle elli altmış santim uzunluğunda sağlam bir ağaç dalıdır.

Oyuncular

Tura, bir takım oyunu olup, en az ikişer kişiden oluşan iki takım arasında oynanır. Çelik oyunu hem erkekler hem de kızlar tarafından ayrı ayrı veya karışık olarak oynanabildiği hâlde tura oyunu sadece kızlar arasında oynanır. Bundan dolayı turayı bir kız oyunu olarak nitelendirmek doğru olur. Oyuncuların belli bir yaş sınırlaması olmamasına karşılık, daha çok gençler arasında oynanır.

Oynanışı

Takım başkanı olacak iki kişi diğer oyuncularını seçmek için mandak taşına biraz uzak mesafeden değnek ile “senin, benim” diyerek ölçmeye başlar. Taşa gelindiğinde kimin tarafında bitmişse o başkan ilk oyuncuyu seçme hakkını elde eder. Oyuncular birer birer sırayla seçilir. Bazen böyle sayışma yerine seçicilerden ilk önce “baştan” diyen kişi seçme önceliğini elde eder. Bu da seçimde kullanılan ikinci bir yoldur. Takımlar bu şekilde belirlendikten sonra, sıra oyuna hangi takımın başlayacağına gelir. Eğer aralarında bir anlaşma olmazsa, küçük bir yassı taşın üzerine tükürülerek “yağlı-kuru” belirlenir. Havaya atılan taşın tükürüklü kısmı üste gelirse “yağlı” diyenler, kuru tarafı üste gelirse “kuru” diyenler kazanmış olurlar. Bundan sonra ilk oyuncu mandağın başına geçer ve oyunu başlatır.

Düz bir alanın bir ucuna dikilmiş olan mandağın başına geçen oyuncu turayı, tıpkı çelikte olduğu gibi karşı takımın oyuncularının tutamayacağı şekilde atmaya çalışır. Turanın gelebileceğini hesap ettikleri yere göre karşı takım oyuncuları alana dağılırlar. Atılan turayı elleri ile veya ellerinde bulunan ceket, etek, şapka gibi bir nesneyle tutmaya çalışırlar veya bu nesneleri turanın üzerine atarak onun içinde yere düşmesini sağlarlar. Tura yakalanamazsa, düştüğü yerden alınarak mandak taşına vurmak için atılır. Mandak başındaki oyuncu ise elindeki değnekle mandağı korumaya, atılan turayı mümkün mertebe uzağa çelmeye çalışır. Bu çelinen yer ile mandak taşı arası değnekle ölçülür. Her dokuz değnekten sonra “dıkız” denilir ve her “dıkız” da oyunun bir üst basamağına geçiş anlamına gelir. Oyunun bütün basamakları tamamlanmışsa bir “sırık” olur. Tura yakalanmışsa, mandak taşına vurulmuşsa veya mandak taşına bir değnek ölçüsünden daha az yakınlıkta bir yere düşmüşse atan oyuncu yanar. Yerine aynı takımın yeni bir oyuncusu geçer. Bu şekilde bütün oyuncular saf dışı bırakıldığında, atan takım ile yakalayan takım yer değiştirir. Yanan oyuncunun yerine gelen oyuncu, oyunun bütün basamaklarını başarı ile geçer de “sırık” yaparsa, yanan oyuncu da yeniden canlanmış olur. Oyun bu şekilde devam eder. Oyuncu sayısı eşit olmadığı zaman fazla olan kişi “haybeci”, “aralıkçı” olur. “Haybeci” hep mandağın yanında durur, atıcı hangi takım ise ondan yana olur.

Basamakları

1.Yumruk: Oyunun ilk basamağı olup, tura yumruğun üzerinde tutulur, hafifçe havalandırıdıktan sonra şamar (avuç içi) vurularak, alanda rakip oyuncuların olmadığı en uzak noktaya atılmaya çalışılır.

2. El: Açık durumdaki elin içindeki tura biraz havaya atılır, yere inerken yine avuç içi ile vurulur. İlk iki basamak oyunun en kolay basamaklarıdır.

3. Bel: Kol bel hizasından vücudun arkasından dolandırılır. Arkaya dolandırılan elin avucuna tura konur. Tura hafifçe havaya atıldıktan sonra, arkadaki kol vücudun önüne getirilerek turaya elin içi ile vurulur.

4. Abıç(ş) arası (aptal): Dizden bükülerek kaldırılan bacağın altından geçirilen elin eçindeki tura havalandırıldıktan sonra yine eski pozisyonuna getirilen aynı el ile vurulur. Üçüncü ve dördüncü basamaklar oyunun en zor basamakları olup, diğer basamaklara göre daha bir ustalık istemektedir.

5. Daş: Oyunun bu basamağında değnek kullanılır. Mandak taşının üstüne konulan turaya değnek ile vurulur. Değnek mandak taşına gelirse veya turaya vuramayıp es geçerse oyuncu yanmış olur ve hakkını kaybeder.

6. Pot: Oyunun bu basamağında tura mandak taşının yakınında bir yere konularak değnek ile vurulur. Beşinci ve altıncı basamaklarda değnek yardımı ile tura mümkün mertebe alanın en uzak noktasına atılmaya çalışılır.

Değerlendirme

Yukarıda ayrıntıları ile tanıtmaya çalıştığımız tura oyunun, adında veya içeriğinde tura olan oyunlardan tamamen farklı olduğu görülmektedir. Konya’nın Sarayönü İlçesinin Kuyulusebil Köyünde geçmişte oynanmakta olan bu oyun artık bölgenin gençleri tarafından bilinmemekte ve dolayısıyla da oynanmamaktadır. Tura oyunu, asıl itibariyle kızlar arasında oynanmakta imiş. Bunda, kırsal kesimden şehre olan göçlerin oyuncu potansiyeline büyük etkisi olmuştur. Köyün nüfusunun büyük kesimi şehirde yaşamakta olup, köy ile bağlantısı son derece azalmıştır. Bu da, oyunu öğrenme zeminin kaybolmasına yol açmıştır. Elbette unutulmada bu yeterli sebep değildir. Yeni plastik topların ortaya çıkmasıyla birlikte, tura yapımına da gerek kalmadığı muhakkaktır. Zaten, bir hayli zahmetli iş olduğu anlaşılan tura yapımı için gerekli malzemenin kaynağı olan büyük baş hayvancılık da bölgede yok olmak üzeredir.

Bölgede tura oyunun bir benzer şekli olarak çelik oyunu ise hâlen varlığını sürdürmektedir. Esas itibariyle çelik oyunu daha çok erkekler arasında oynanan bir oyun, tura oyunu ise kızlar arasında oynanan bir oyun olarak kabul edilmektedir. Eskiden çelik oyununda kızlar da oyuncu olarak yer alabilir iken, tura oyunu sadece kızlar tarafından oynanırmış. Çelik oyunu ile tura oyunu kuralları açısından aynı oyundur diyebiliriz. Anadolu’nun bir çok yerinde farklı şekillerde oynanmakta olan çelik oyununun en teferruatlı şekli Isparta (C 39-40) ve Alanya’dan (Demir 25-31) derlenmiştir. Bu bölgelerdeki çelik oyunları Kuyulusebil’deki çelik oyununa çok benzemektedir. Muhtemeldir ki bu bölgelerde en azından yaşlı insanların hafızalarında bile kalmış olsa, tura oyununa ait bilgiler bulunabilir.

Geleneksel çocuk oyunlarımız içerisinde çelik oyunu ve onun bir yan dalı olan tura oyunu belirgin bir yer tutmaktadır. Bu konu ile ilgili son dönemde derinliğine bazı çalışmalar (Demir 23-31) yapılmakta ise de, konunun bütün Anadolu coğrafyasını içine alacak şekilde geniş açılımlı olarak ele alınması gerekmektedir.

Kaynaklar:

Arsümer: Ferruh ARSÜMER, 1955, Türk Çocuk Oyunlarından Örnekler, İstanbul.
C: Ahmet CAFEROĞLU, 1994, Anadolu Dialektolojisi Üzerine Malzeme II, Oyunlar, Tekerlemeler, Yanıltmaçlar ve Oyun Istılahlar; Konya, Isparta, Burdur, Kayseri, Çorum, Niğde Vilayetleri Oyunları, Ankara.
Demir: Nurettin DEMİR, 2000, “Çelik-Çomak Oyununun Alanya’nın Köylerinde Görülen Bir Türü”, 1. Gazi Beden Eğitimi ve Spor Bilimleri Kongresi, C.II, Sporda Psiko-sosyal Alanlar Spor Yönetim Bilimleri, Ankara, s.23-31.
Demircioğlu: Yusuf Ziya DEMİRCİOĞLU, 1934, Anadoluda Eski Çocuk Oyunları, İstanbul.
Derleme, 1993: Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü, C.X, 2.bs., Ankara.
Divan, 1986: Divanü Lügati’t-Türk, c.I, (Çev: Besim ATALAY), Ankara.
Kamus, 1996: Şemseddin Sami, Kamus-i Türkî, , Çağrı Yayınları, 7.bs, İstanbul.
Lehçe, 2000: Ahmet Vefik Paşa, Lehçe-i Osmanî, (Haz: Recep Toparlı), Ankara.
Özhan: Mevlüt ÖZHAN, 1990, Çocuk Oyunlarımız, Ankara.
Şeyhülislam, 1999: Şeyhülislam Mehmed Esad Efendi, Lehçetü’l-Lügat (Haz: H. Ahmet KIRIKKILIÇ), Ankara.
Tan: Nail TAN, 1981, Çocuklarımıza Folklor Hazinemizden Seçmeler, Ankara.
Türkçe, 1998: Türkçe Sözlük, C.II, TDK Yayınları: 549, 9.bs, Ankara.
Kaynak şahıs
Meryem ÖZTÜRK; 1935, Kuyulusebil doğumlu. Temmuz 2000’de Konya’da görüşülerek bilgi alınmıştır.

*Yard.Doç.Dr., Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi

Çeklerin taş oyunu merakı

Aralık 19, 2008
Bitlis’in Ahlat İlçesinde tarihi yerleri gezen Çek turistler, Ahlatlı minik kız ile dakikalarca “Eltaşı oyunu” oynadı.
Ahlat, turizm mevsimiyle birlikte her gün tarihi ve doğal güzellikleri görmek isteyen onlarca yerli ve yabancı turistin akınına uğruyor. Dünyanın dört bir yanından ilçeye gelen turistler, dünyanın en büyük İslam mezarlığı olan tarihi Selçuklu Mezarlığı’nı, kümbetleri, Anadolu’nun ilk Budist mabedini, tarihi camileri, köprüleri, Van Gölü sahillerinin yanı sıra ilçenin doğal güzelliklerini geziyorlar.
Çek Cumhuriyeti’nden gelen bir gurup turist ise, 12’nci yüzyıldan günümüze gelen Selçuklu Mezarlığı ve abidevi mezar taşlarını gezdi. Ardından ilçede çocukların oynadıkları “El taşı” oyununu önce meraklı gözlerle izlediler. Ardından sırasıyla önce bayan, ardından erkek turistler dakikalarca ” El taşı oyunu”nu oynadılar. Turistler, oldukça ilginç buldukları bu oyundan bol bol fotoğraf çekerek ilçeden ayrıldılar.

http://www.kenthaber.com/Arsiv/Haberler/2008/Temmuz/06/Haber_421470.aspx

 

Çocuk Müzesi Projesi

Haziran 23, 2008
Gaziantep haber – Gaziantep

26 Mart 2005, Cumartesi

Amerika’da sanayi devrimi ile birlikte hayata geçirilen çocuk müzelerini araştıran, Yard. Doç. Dr. Eyüp Ay ile ülke gündeminden düşmeyen çocuk, sokakta çalışan ve madde bağımlısı olan çocukların rehabilitasyonu konusunda geliştirdiği Çocuk Müzesi Projesi hakkında konuştuk.

Klasik Müzecilik kavramı dışında bir nevi toplumsal dönüşüm projesi olarak algılanabilecek Çocuk Müzesi kavramı üzerinde duruyorsunuz. Bu konuda bir de projeniz var. Nedir bu Çocuk Müzesi kavramı?

1986 yılında “Müzecilik Dersi” kapsamında tematik müzecilik dışında farklı olarak “Çocuk Müzesi” kavramı üzerinde bir çalışma yaptım. Müzenin tarihsel gelişimine inceledim. Çocuk Müzesi’nin ortaya çıkış nedenleri üzerinde çalıştım ve şununla karşılaştım:

Sanayi devrimiyle beraber üç kuşağın (baba-oğul-torun) bir arada yaşadığı geleneksel ailenin çözülmeye başladığını görüyoruz. Karı-kocanın çalışmak zorunda kalmasıyla çocuğa bir bakıcı gerekiyor. Sorunun giderilmesindeki en basit yöntem “kreş” olarak karşımıza çıktı. Ayrıca geleneksel ailede yaşlı anne-babaya da çocuklar bakardı. Eşlerin çalışmasıyla anne-babaya da bakma zorunluluğu ortaya çıktı. Bu da “Düşkünler Yurdu”nu doğurdu. Bu palyatif çözümlerin aslında çözüm olmadıkları da ortada.

Tüm sorun geleneksel aile yapısının çözülmesinde mi saklı ?

Sorunlar salt bu değil. Geleneksel ailenin üreterek kuşaktan kuşağa aktardığı değerler kaybolmaya başlıyor. Buna paralel olarak çocukların eğitiminde, geleneksel ev-aile ortamında çocuk oyuncaklarına ve kültürlerine ilişkin boşluk doğmaya başlıyor ve bu boşluğun yerini sanayi üretimi oyuncaklar dolduruyor.

Birçok psikolojik ve pedagojik araştırma şunu ortaya koymuştur. Çocuğun kendi oyuncağını kendisi üretmesi ile hazır bir oyuncak arasında psikolojik ve duygusal gelişim açısından farklılaşma vardır. Yani çocuğun kendi oyuncaklarını, aile ortamında, arkadaş ortamında üretmesinin çok daha sağlıklı olduğu ortaya çıkmıştır. Bu durumda çocuğa ilişkin oyuncakların, oyunların ve çocuk kültürünün yeniden oluşturulması gerekiyor.

Çocuk Müzeciliğinin teması işte bu. Çocuk Müzeciliği belki soğuk bir kavram. Türkiye’de müzecilik ise resmi bir kavram. Adeta içinde teşhir edilen eserlerin topluma karşı korunması gibi algılanıyor. Oysa modern müzecilikteki müzeler, insanlığın ortak değerlerinin teşhir edildiği ve tanıtıldığı; insanların beğenisine, kültürüne, eğitimine katkıda bulunulacak bir çalışma alanına, laboratuarına dönüştürülmüştür, bizdeki anlayışın bunu dışındadır. Türkiye’de gelişen, modernleşen bir ülke. Modern toplumların geçirdikleri aşamaları biz de geçiriyoruz.

Bu durumda çocuk kültürünü koruma, yayma ve yeniden üretme çabası bağlamında 1996 yılında Çocuk Müzesi Projesi’ni hazırladım ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’na sundum. Projemi görünce heyecanlanan dönemin bürokratları daha sonra sahiplenmeye başlayınca gidip notere onaylattıktan sonra geri çektim.

Çocuk Müzesi kavramından ne anlamamız gerekiyor?

Benim tasarladığım Çocuk Müzesi yapı itibariyle üç aşamadan oluşuyor:

Birincisi laboratuar-atölye kısmı, ikincisi sinema, tiyatro, konferans gibi görsel-kültürel etkinliklerin gerçekleştirildiği bir kat. Üçüncüsü ise atölyede üretilen çocuk oyunları ve oyuncaklarını teşhir edildiği sergi salon… Öte yandan müzenin bahçesinde kimsesiz erkek ve kız çocuklarının yatılı olarak ve bir evde ne bulunuyorsa o eşyaların bulunduğu aile ortamında kalacağı birer apartman olacak.

Laboratuarda geleneksel olarak aile ortamında üretilen oyuncakları yeniden üretilmesi ve yeniden hayata katılması sağlanacak. Bunu yanı sıra modernleşmeyle birlikte unutulmaya yüz tutan geleneksel-yerel sanatlar öğretilecek. Örneğin marangozluk, tezkip, kutnuculuk, sedefcilik gibi. Bunun dışında resim, heykel, müzik gibi çağdaş sanatların öğretilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bir çocuğun gelenekle moderniteyi eş zamanlı kavraması sağlıklı gelişmesini ve kültürel bir şokla karşılaşmamasını sağlar. Çağdaş ülkelerde bunun gibi üretim biçimleri vardır.

Çocuk Müzesi’nin diğer enstrümanları neler?

Çocuk Müzesi’nin içinde çocuk ve genç kulüpleri vardır. Burada yurttaşlık bilgisi verilir. Otobüse nasıl bineceğinden tutun, kamuya açık alanda nasıl konuşacağına, bir başkasına göstereceği saygının, ailenin olmadığı ortamda kazanılma şansı olmayan manevi değerlerin edindirilmesi amaçlanıyor.

Bunun için şöyle bir planımız var:

Geleneksel mesleklerin dışında, örnek veriyorum, yöneticilik gibi çağdaş meslekleri de tanıtacağız. Kentin valisine, askeri garnizonuna gidip, söyleşiler yapılarak bu konularda bilinçlenmelerini istiyoruz. Çocuklarla birlikte bir panel şeklinde herkesin kendi mesleğini inceliklerini aktarmasını amaçlıyoruz.

Bir turla askeri yaşamı, doktorluğu, çiftçiliği bunların iş biçimi, çalışmalarını öğrenecek. Projenin bir ayağı basınla ilgili. Klüp üyesi çocuklar, haberleştirmek istedikleri konuyu çocuk bakış açısı ile program haline getirip kendi yaştaşlarına yerel tv ve radyolarda sunacaklar.

Ülkenin tanınmış simalarını bir organizasyonla getirip söyleşiler düzenlemek de gelişimin bir parçası olarak ele alınacak. Sinema günleri, tiyatro, belgesel gösterimi gibi faaliyetler yapacaklar. Çocukların ilgi alanlarına giren konularla ilgili birçok klüp olacak. Son kısımda yani teşhir kısmında atölyede üretilen ürünlerin sergilenmesi, yurt içi ve yurtdışında çocukların ilgisini çeken sergilerin getirilmesi amaçlanıyor. AB ülkeleri buna çok açık, sergilerin getirilmesi mümkün. Çocuk kendi kültürü dışında diğer ulusların kültürlerini de öğrenecek. Bir diğer bölüm çocukların turistik tematik seyehatlari ile ilgili.

Bilindiği gibi ülkemizde bölgeler arası gelişmişlik farkı vardır. Bu sosyal yaşamda da kendini göstermektedir. Bu sosyal yaşam tarzları da yabancılaşmayı getirmektedir. Antepli bir çocukla Mardinli, Rizeli, arasında yabancılaşma vardır. Bunun ortadan kaldırılması, daha üniter ve homojen bir kültür yaratılması daha doğrusu herkesin ortak paylaşabileceği bir kültürün oluşturulabilmesi için çocukların karşılıklı olarak bölgeler arası seyahat etmesi gerekiyor. Bu seyahatler tarih çağlarına ilişkin olabilir, Anadolu medeniyetlerine yönelik olabilir, Türk İslam eserlerine yönelik olabilir. Geleneksel yaşamla modern yaşamı birlikte tanıtmak önemli. Birde yurt dışı ayağı var. AB’de de Erasmus ve Sokrat Programı çerçevesinde bu yapılıyor. İkinci kuşak Türk çocuklarının kültürel problemleri var. Çok sık duyduğumuz bir kültür şoku ve uyumsuzluk sözkonusu. Bu gayet doğal. Aile yapısı ile dışardaki yapı arasında çatışma yaşanıyor. Bunları aşacak araçlar yoksa istenmedik bir durum ortaya çıkıyor. Bunu gidermek için 2. Kuşak Türk çocuklarını periyodik olarak getirilip Anadolu kültürü, Türk-İslam tarihini öğretilmesi, yaşayan kültürleri tanıtılması için turlar düzenlenebilir.

Kültürel paylaşımı önemsiyorsunuz anlaşılan ?

Model olarak tasarlanmış ulus devletin kendi eğitim sistemi içinde öngördüğü ulusal sınırlar vardır. Bu ulusal sınırları aşmak ve diğer uluslarla bir diyalog kurmak içinde. Gerek soydaşlarımız, gerek dindaşlarımız gerekse Avrupa ülkelerindeki öğrencilerin, çocukların, gençlerin karşılık olarak seyahat ettirilmesi, farklı kültürlerle karşılaştırılması, insanlık ailesinin bir üyesi olarak evrensel bir kültürle tanışması , dünyaya biraz daha evrensel bir gözle bakmasının sağlanması açısından da önemli. Çocuk Müzesi Projesi’nin genel hatları bu şekilde.

Geleneksel aile yapısından modern aile yapısına geçişte bazı çözülmelerin olduğunu söylediniz. Bu kapsamda gözlemleriniz nedir? Örneğin çocuklar dün ne yapıyordu? bugün ne yapıyor?

İlginç bir şey söyleyeyim size, 2002 yılında Şanlıurfa’da arkeolojik bir kazı yapıyorduk. Üç beş çadır kurarak göçebe yaşayan bir aileye rastladık. Çocuklar “mangalan” diye bir oyun oynuyorlardı. Oyunu görür görmez aklıma geldi. Sümer döneminde yani M.Ö. 3 bin 500’lerde oynanan bir oyundu bu. Sümer Kral mezarlarında oyun tahtası olarak hatırlıyoruz bunu. 5 bin 500 yıl öncesine ait bu oyunun bir göçebe topluluk tarafından oynandığını gördüm. Araştırmalar sonucu mangalanın Konya ve çevresinde de hatta Afrika’da oynandığını öğrendim. Detaylarını hatırlamıyorum ama, 8-9 adet yuvarlak çukurlar var. Simetrik olarak 18 adet yuvarlak çukur bu. 99 taş kullanılıyor. Taşlar ikiye bölünüyor. Bir kısmı ortak çukurda bulunuyor. Tavladaki zara benzer bir aletle sayı atılıyor. Kapı açma, kapı kapatma gibi hamleler var. Yani anlayacağınız ciddi bir strateji gerektiren bir oyun mangalan. Kısaca şunu demek istiyorum :

Geleneksel toplumda oyunlar uzun sürelidir. Binlerce yıl aynı oyun oynanır. Farklı yada benzer araçlarla. Bu bir geleneğin devamı açısından son derece önemlidir.

Çocuğun kendi oyuncağını ve oyununu üretmesinin toplumsal yansımasını nasıl ölçüyorsunuz ?

Buradaki en önemli durum şu: Çocuk kendi zekasını kullanarak, ailesinden ve arkadaşlarından yardım alarak kendi oyuncağını üretiyor. Bu onun yaratıcılık gücünü kamçılıyor, yaratıcı gücü harekete geçiyor. Her şey birbirinin taklidi olsaydı farklı oyunlar olmazdı. Bu kadar çok oyunun olmasından oyunların çocuklar tarafından üretildiğini ve oynandığını anlıyoruz. Onların zihinsel gelişimlerinin pozitif anlamda gelişmesini geliştiriyor ve geleneksel olmasıyla da kendini bir uygarlığın, bir geçmişin parçası olarak gördüğü için kültürel şokla karşılaşmıyor açıkçası.

Şu anda bir kültürel şok durumu sözkonusu mu ?

Şimdi çocuklar oyuncaklarına yabancılaşmış durumda. Oyuncaklar çocukların düşünceleri, kültürleri, homojen bir ortamda üretilerek sunulmuş hatta dayatılmıştır. Çocukla oyuncağı arasında duygusal bir bağ oluşmamış. Daha çok tüketilecek bir nesne olarak algılanıyor. Halbuki birçoğumuz, şahsen ben de çocukken ürettiğim oyuncakları saklıyorum. Yani onlara ilişkin anılarla birlikte böyle bir gelenek, bir tarih içinden gelme duygusu insanı hayata karşı güçlü kılıyor.

Modern oyuncaklar hazır üretildiği, şiddet içerdiği ve çocuğun düşüncesi ile onları okuma, anlama durumu olmadığı için çocuk zamanla oynadığı oyuncağın oyuncağı haline geliyor.

Çocuk oyuncakla oynamıyor, kendisi bir tür oyuncağın oyuncağı durumuna dönüşüyor, insani yaratıcılığını yitiriyor, şiddete meyilli hale geliyor.

Gaziantep özeli için düşünürsek, sokak çocukları ve sokakta çalışan çocuk kavramı hızlı büyüyor. Bunu toplumsal dönüşüm projesi olarak uygulanmasının faydaları size göre ne olabilir? Bu kapsamda Çocuk Müzesi’nin işlevi hakkında bilgi verir misiniz?

Ben isimler üzerinde durmuyorum. Genel olarak “Çocuk Müzesi” kavramı üzerinde ısrar ediyorum. Ana merkezin bu olması gerekir.

Çocuk Müzesi’nin işlevine girmemiştik. Ben onu anlatmak istiyorum. Müzenin müştemilatında bahsettiğimiz kız ve erkek çocuk yurtları bir tür lojman-apartman tarzı olacak. İster çocukların ailesi yaşıyor olsun, ister onlarla görüşme arzusu taşısın, ister ailesi belli olmayan çocuklar olsun. Psikolog ve pedagogların yaptıkları araştırmalarda aile içinde büyüyen çocuklarla, aile dışında yaşayan çocukların; zihinsel ve ruhsal gelişim açısından son derece farklı olduğu görülüyor. Aile içinde yaşayan çocukların çok daha sağlıklı olduğu görülüyor. Dolayısı ile toplum için daha az tehlikeli bireyler ortaya çıkıyor. Bu anlamda “ne yapabiliriz? sorusunu sorup buna yanıt aradık.

Peki ne yapabiliriz?

Gerek ailesi ile zaman geçirmek isteyen, gerekse bulunabilecek gönüllü aileler ile, bahsettiğimiz kız ve erkek yurdundaki çocukların birlikte 24 saatlerini geçirmeleri için proje kapsamındaki apartmanı kullandıracağız. Çocuklar aile ortamını yaşarken, çocuk sahibi olmak isteyen ama bu konuda kararsız kalan eşler yada çocukları olmadığı için anne-babalık duygusudan yoksun ebeveynleri bir program dahilinde bir araya getireceğiz.

Yılın 365 günü iyi bir organizasyonla gerek sıfır yaş grubundan gerek lise çağındakilere kadar çocukları aile ortamı içinde yaşatacak bir ortam yaratılacak. Sözkonusu apartmanda bir evde bulunması gereken bütün eşyalar olacak. Oraya anne-baba adayı gidecek. Orada bir gün boyunca birlikte yaşayacak. Sabah kahvaltılarını yapabilirler, sinemaya gidebilirler, akşam yemeğini yapabilirler ve birlikte kalırlar, yatıp kalkarak normal bir aile yaşamını uygulayacaklar. Bu son derece önemli. Aileden yoksun çocuk ile çocuktan yoksun aileyi bir araya getireceğiz. Bu uygulamanın Çocuk Müzesi Projesi kapsamında hayata geçirilmesi, hem daha sağlıklı hem de daha kontrollüdür. Sokak çocuklarının rehabilitesi için de önemli bir proje olduğuna inanıyorum. Sokak çocukları bu yurtlara yerleştirilecek, gün içindeki eğitimlerinin yanı sıra bir ebeveynle yaşamayı öğrenecekler. Bir günlerini gönüllü aileler ile geçirecekler.

Öngörüşmemizde şeffaflık meselesi üzerinde durmuştuk. Bana da çok ilginç geldi. O konuyu biraz daha açabilir miyiz ?

Çocuk Müzesi’ni temel prensibi, çocuğa hizmet etmektir. Bir kere kapısı sürekli açık olacaktır. Çocuklar o mekanın efendileri olacak. Çocuk oraya gittiği zaman “şuraya dokunma, buraya karışma” sözünü duymayacak. Çocuk oraya gittiği zaman “ben çok önemli bir kimseyim. Bu mekan benim emrime amade” diyecek, psikolojik bir gerginlik hissetmeyecek.

Şeffalık burada çok önemli. Örneğin müzenin duvarındaki bir bölüm şeffaf olacak. Müzenin yapısı hakkında çocuk bilgi sahibi olacak. Burada kullanılacak eşyalar da şeffaf olacak. Bilgisayar, telefon, televizyon gibi araçların içi görünecek ve çocuklar aletlerin işleyişini kendi hayal güçleri ile algılayacak. Modernitenin getirdiği araçların üzerindeki büyülü gizemi kaldıracağız. Çünkü buradaki asıl öznemiz “insan”dır. Alet salt insanın kullanımı için vardır. Dolayısı ile onun içini görürse alet-insan arasındaki ilişki, alet lehine değil, insan lehine gelişecektir. Bu son derece önemlidir. Aletin, insan üzerindeki psikolojik egemenliğini ortadan kaldıracağız. Yani burada gelişimi çocuğun egemenliğine bağlayacağız. Bu geleneksel müzelerde olmayan bir şeydir.

Ben şuna inanıyorum, bu proje bir toplumsal tedavi projesidir. Sorun sadece çocukların değil, toplumun genel sorudur. Geleceğimize ilişkin bir projeksiyondur. Bütün toplumlar bunu yaşamıştır. Amerikayı yeniden keşfetmiyoruz. Sanayileşen, modernleşen toplumlarda ortaya çıkan problemler birbirine benziyor. Sorunlar, din ülke, kültür de tanımıyor. Üretim tarzı değiştikçe kültürel kodlar değişiyor kültürel kodlar değiştikçe yaşam biçimleri değişiyor. Yaşam biçimi kendini dayatıyor. Onun için bahsettiğimiz şeyler çok pahalı yada yapılamayacak işler değil. Projeyi hayata geçirecek yetkinlikte eğitimcilerin, gönüllerin, duyarlı yerel yönetimlerin olduğunu biliyorum. Kentimizde çocukları meslek öğrenmesi için sanayicilerile bir kontenjan üzerinden konuşması, iş imkanın sağlanması üzerinden konuşulabilinir. Anlattıklarımız hayata geçirilebilecek işlerdir. Önemli olan hiçbir yöneteci ve elamanın bu işten rant sağlamamasıdır. Uygulamaların gönüllük temelinde gitmesi gereklidir. Kültürel bir projedir. Burada çalışacak kişiler bunu iş olarak düşünmeyecektir. Çünkü bu ağır ve büyük bir fedekarlık gerektiren projedir. Dolayısı ile yapılacak işler detaylandırılmakta birlikte gönüllükle gidecektir.

Sanırım burada sivil inisiyatife ve yerel yönetimlere büyük iş düşüyor?

Evet, projenin gerçekleştirilmesinde yerel yönetimlere de büyük görevler düşmektedir. Açıkçası gerek yerel yönetimlerin gerekse sivil toplum örgütlerinin atıl durumda bekleyen tesisleri vardır. Örneğin bir organizasyon çerçevesinde tatil düşünülecekse, çok cüzi bir masrafla Milli Eğitim Bakanlığı’nın tesislerinden faydalanılabilinir. Bölgeler arası bir geziyi yerel yönetimler karşılayabilir.

İaşeler, konaklama sorunları giderilebilir. Sivil toplum örgütleri ve yerel yapılanlamalar bu işin içine katılabilir. Hatta bu proje için çok rahat fon bile almak mümkün. Bu sosyal bir projedir. GAP Bölgesi içindedir. Eğer bir yerel yönetim omuz verirse geri kalan kısmını kentle birlikte halledebiliriz. Sivil toplum örgütleri, yerel yönetimler ve Avrupa Birliği kaynaklarının kullanımı son derece mümkündür. Bu faaliyetin nasıl ucuza getirilebileceğiyle ilgili tüm detaylar ve alternatifleri projede yazdım.

Gaziantep açısından faaliyete geçirebilirsek, kentin, bölgenin ve kültürel mirasın korunması açısından son derece önemli bir iş yapılır diye düşünüyorum. Henüz geç kalınmış değil. Gaziantep metropolleşmeden kaynaklı toplumsal farklılaşma nedeniyle değerlerin izi bulunamaz hale gelmeden derlenip toparlanabilir. Bu kapsamda zaten Gaziantep Üniversitesi olarak bir de Kent Müzasi projesi hazırlıyoruz. Kentin günlük yaşamı, ticareti, yaşamına yönelik bilgilerin belgeleri toparlanmasına ilişkin bir proje ve Çocuk Müzesi faaliyeti olarak değerlendirilebilinir. Yaşadığımız kent ve çevresindeki değerlerin koruma altına alınarak yeniden üretilmesi, kültürel mirasın sahiplenilmesi açısından faydacı bir projedir.

Tüm bu anlattıklarınıza son olarak eklemek istedikleriniz var mı ?

İstanbul’da yaşananları biliyoruz. Eğer biz toplumumuzu, kendi geleceğimizi idare edemez isek; bu sürece kendimizi teslim edersek, süreci yönetemez isek, süreç bizi yönetmeye başlar. Bunun acısını sokakta yatıp kalkan çocuklar çekmeyecek kuşkusuz; eğitimli, eğitimsiz herkes kendi payına düşen zararı görecektir. Bu benim değil, herkesin paylaşması gereken bir projedir.(MG/EÜ)

* Gaziantep Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Yard. Doç. Dr. Eyüp Ay, 1965 yılında Mardin’de doğdu. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisansını Hacettepe Üniversitesi’nde yaptı. Doktorasını yine Hacettepe Üniversitesi’nde “M.Ö. 5000’den Günümüze Seramik Sanatının Teknik ve Tipolojik Gelişimi” konulu çalışması ile tamamladı. Bir yıl ODTÜ’de Hazırlık sınıfı okudu. 1999-2003 yılları arası ODTÜ TAÇDAM Proje Başkanlığı yaptı. 2002’de BOTAŞ Arkeolojik Araştırma Koordinatör Yardımcılığı, Kültür Bakanlığı adına Yukarı Habur Bölgesi (Şanlıurfa-Mardin-Diyarbakır) Yüzey Araştırması Başkanlığı, Kültür Bakanlığı Ilısu Barajı Kurtarma Kazısı Programı çerçevesinde Müslümantepe Höyüğü Kazı Başkanlığı, 1986-1992 yılları arasında Mardin Girnevaz kazısı ekip üyeliği, 1992-1996 arası İzmir-Urla Limantepe kazısı, Menemen Panaztepe kazısı, Menderes ilçesi Tahtalı Barajı Kurtarma Kazısı ekip üyeliği yaptı.

www.bianet.org/bianet/kategori/cocuk/57518/cocuk-muzesi-projesi

ÇOCUK OYUNLARI

Haziran 23, 2008

1-Çitlenmek

        Gurup halinde oyuna başlayacak çocuklar aralarında bir mani söyleyerek ebe seçerler. İçlerinden birisi önce elini ağzına sokarak elini ıslatır ve (–Ooooo) diye ses vererek başlar, maninin her hecesinde bir kişiye dokunur. Maninin bittiği anda eli kimde ise o kişi ya ebe seçilmiş olur. yada ebe en son seçilecek ise ebe seçilmekten kurtulmuş olur. Eğer ebe en son seçilecekse son iki kişi kalana kadar çitleme işi devam eder. Buna çitlenmek, çıtlanmak yada çıt çıt yapmak  gibi isimlerde verilir.

        Bazı çitlenme manileri

 

        Çık çıkalım Çayıra,

        Yem verelim Ördeğe,

        Ördek yemini yemeden,

        Ciyak miyak demeden

        Hakkuku ,hukkudu

        Çıktım, çkardım.

 

O lilli lilli,

Papatya dilli,

Seksendora, seksen dora,

Biz gidiyoruz bu hafta,

İneğimiz doğurdu,

Adı olsun Kel Fatma,

Sümüklü Fatma,

Kapıyı Gıcırdatma,

Maa,maa, maaa.

Portakalı soydum,

Başucuma koydum,

Ben bir yalan uydurdum,

Duma duma dum.

Dum Dum.

 

Çıt pıt nerden geldin ordan çık.

 

 2-Tik tak (Saklambaç)

        Çıtlanma ile ebe seçilen birisi çömlek adı verilen ya bir ağaç, ya direk,yada duvar dibinde gözlerini yumarak ,yüzü duvara dönü,gözleri yumuk olarak diğer oyuncuların saklanmasını bekler. Belli bir sayıya kadar açıktan yüksek sesle sayar. Sonra gözlerini açarak saklananları arar. Buldukça gelir çömleğe dokunur. Ebe saklananları bulduğu zaman (–Tik tak) diye seslenir. Ebenin fark etmediği anda saklananlardan birisi çömleğe gelip dokunursa çömlek patlamış olur ve ebe yeniden yumulur. diğer oyuncular saklanır. Oyun ebenin ebeliğini savmasına kadar devam eder.

3-Tarak Tarak

        Tik tak oyunu gibi ama daha kalabalık ve yaş gurubu biraz büyük çocuklarca harmanlarda ve açık arazide akşam üzeri yarı karanlıkta oynanır.

4-Ayın Koca Koca

    İki grup oyuncu arasında geceleri oynanır. Oyuncular arasında çıtlanma yapılarak önce saklanacak gurup seçilir. Her gurubun bir başkanı olur. Bu başkanın iyi koşan hareketli ve atik olması gerekir. Guruplardan saklanacak olanları diğer gurubun belirleyeceği belli bir görünür mesafede bekleyerek saklanma yere belirlerler. Diğer gurup onların konuşmaları duyamadığından tahminen köydeki,arazideki herhangi bir saklanma yerini tahmin etmeye çalışırlar. Saklanacak gurubun başkanı diğerlerini saklanma yerine gönderir ve kendisi biraz bekler. Daha sonra hızla koşarak diğer arkadaşlarının saklandıkları yere gider.

        Bu sırada diğer gurup saklananları bulmak için kaçan başkanı koşarak takip ederler. Kaçan kişi atik davranırsa  hem de gece karanlığından istifade ederek izini kaybettirir.

        Arama yapan gurup diğer gurubun üyelerinden herhangi birisini yakalar iseler diğer gurup yakalanmış sayılır. daha sonra öteki gurup aynı usulle saklanır. oyun böyle devam eder.

        Bazen gurupların diğerini yakalaması epey zaman alır. bazen de çabuk yakalanırlar. Genellikle 10 yaşından büyük çocukların ve gençlerin oyunudur.

5-Ayı Uyu(Topaç)

        İki çeşit topaç oyunu vardır.

1- Tek kişilik ayı uyu oyunu: Ucu sivri  konik bir tahta topaç ve kırbaç ile oynanır. Kırbaç kayışı düzgünce topaç üzerine sarılır. Hızlı bir şekilde döndürülerek yere bırakılan ayı uyu döndükçe kırbaç ile vurulur ve döndürülmeye devam edilir. döndürülen yerin temiz ve düzgün olması, ser zemin olması gerekir.

2-Gurup halinde ayı uyu oyunu: Ellerine uzun sırık almış oyuncular ayı uyu parçasına sırıkların ucu ile vurup,iterek hazırlanan bir çukura koymak isterler. ebe seçilen kişi ise çukuru savunur ve ayı uyu parçasını elindeki sırıkla çukurdan uzağa itmeye çalışır. ayı uyunun çukura konması ile oyun biter.

6-Zımba

        Gurup halinde oynanan bir oyundur. İkiden fazla gurup vardır.Ebe seçilen gurup yere çizilen bir çember içinde beklerler. Grubun bir başkanı olur. Grup üyeleri çember dışına çakarken (–Zımbaaaa) diye bağırıp tek ayak üstünde sekkeleyerek  zıplarlar. Çevrede bulunanlardan birisine yere basmadıkları ayakları ile vurmaya çalışırlar. Eğer birisine vurursa o kişi hangi guruptan ise o gurup ebe olur.

        Zıplayan bu kişiyi çember dışındaki diğer kişiler iterek düşürmeye çalışırlar. eğer kişi diğer ayağını yere basacak olursa çevredekiler onu sırtına vurarak döverler. Dayaktan ancak çember içine kaçarak kurtulunabilir. Çember emniyet alanıdır. Bu alanda kimse ona dokunamaz. Tabi ayağı yere basan ve dayak yeme ihtimali olan arkadaşını kurtarmak için çemberdeki bir diğer arkadaşı (– Zımbaa) diye seslenerek arkadaşına doğru tek ayak üzerinde zıplayarak yardıma gider. oyun böyle  devam eder.

        Bu oyun özellikle gençler arasında çok oynanırdı.

7-Gazgıç

        Yeşil veya kazık saplanmaya elverişli çimenlik,toprak alanlarda,harmanlarda oynanan  bir oyundur. İki kişi arasında oynanır. Oyuncuların ellerinde ucu sivriltilmiş 40-50 cm boyunda kazıklar vardır. Bir merkez  belirlenir ve bu merkez etrafında daire çizilerek ara ile kazık saplanır ve her saplanıştan sonra bir önceki ile arasında çizgi çizilir.

        Eğer kazık önceki çizgi içine,kendi çizdiği çizgi üzerine saplanırsa yada yere saplanmaz düşerse o oyuncu sırasını ötekine bırakmış olur. Diğer oyuncuda bir öncekinin bıraktığı aralıktan kendi çizgisini daire halinde kazık saplayarak çizer.

        Amaç rakip oyuncunun kazık saplama alanını dar bırakmaktır. Fakat harmanlara zarar verdiği için bu oyunun oynanmasına büyükler kızarlardı.

8-Koka

     Bir ebe  seçilir. ebe koka adı verilen bir tenekeyi belli bir mesafeye diker. Az uzaklaşıp yanında bekler. Kokanın 6-7 adım gerisinde çizilen bir çizgi gerisinde diğer oyuncular bulur. Diğer oyuncular ellerindeki taşları ile bu tenekeye vurmaya çalışırlar. teneke devrilirse ebe tenekeyi tekrar düzeltir. Bu teneke düzeltmesi sırasında taşı çizgi ilerisine giden  çocuk taşını almaya gider. ebe tenekeyi düzelttikten sonra bu çocuğu yakalayıp ebelemeye çalışır.

        Taşının üzerine gidip ayağı ile basan çocuk ebelenmekten kurtulabilir. Diğer çocuklar tekrar tenekeye taşla vurarak ebenin tenekesini düzeltmesini ve taşının üzerinde ayağını basarak bekleyen çocuğu kurtarırlar. Ebenin ebeliğini savması ile diğer oyuncu ebe olur ve oyun böyle sürer gider.

        Teneke taşların varması ile bazen çok uzaklara savrulur. o zan bütün çocuklar gidip rahatça taşlarını tekrar alırlar. Teneke  çoğu zaman ayakta duramayacak kadar ezilir, büzülür. o zaman yeni bir teneke bulunur. yada oyun bitmiş olur.

9-Dombik

       El büyüklüğünde parçalara ayrılmış testi veya küp parçaları ile oynanır. Düzgün ince el büyüklüğünde seçilmiş taşlarla da oynanır. Tahminen 8-10 tane olan bu parçalar üst üste dizilir. Ebe olan grup oyuncu bu taşları korur.

        Diğer grup oyuncular belli bir mesafede durarak dombiği topla devirmeye çalışırlar. Top atıldığında dombik devrilmezse ebeler topu sıradaki diğer oyuncuya geri atar. Dombik devrilir ise ebeler dombik tekrar dizilmeden rakip oyuncuları topla vurmaya çalışırlar. vurulan oyuncu oyundan çıkar. Kenarda bekler. Topla vurulmadan rakipler dombiği dizmeye çalışırlar. Dombik dizilince vurulmayan oyuncular tekrar topla dombiği devirmeye çalışırlar.

        Top ne kadar uzağa kaçarsa dombik tekrar rahatça dizilir. Oyun böyle oynanır gider.

10- Sekkeleme

        Yere peş peşe bitişik çizilmiş halkalar arasında zıplayarak oynanır. genellikle kızların oynadığı bir oyundur. ama erkeklerinde oynadığı olurdu.İki kişi yada iki gurup arasında oynanır. Amaç düzgünce bir taşı halkalardan birincisinden başlayarak sonuna kadar atıp ayakla geri getirmektir.

        Birinci halkaya atılan taşın bulunduğu halkaya basmadan zıplayıp tek ayak üzerinde zıplayıp başa kadar gidip geriye gene tek ayakla zıplayıp döner ve taşı ayağı ile iterek dışarı çıkarır. Çizgiye basmak. İki ayağı ile yere basmak,birden çok halkadan taşı atlatmak yanmak sayılır.

        Halkalar sırayla taş atılarak taş geriye getirilir. Halkaları bitiren oyuncu halkalara arkasını dönerek tahminen taşı geri atar ve halkalardan birisini kama yapardı. O kama o oyuncunun olur ve oyun sırasında o kamaya iki ayağı ile basma hakkı elde ederdi.

        Rakip oyuncunun kamasına diğer oyuncu tek ayağı ile bile basamaz. Tek ayağı ile o kamayı zıplayarak geçmek zorundadır.

        Oyun böyle devam eder. Bu oyunun birkaç değişik çeşidi de vardır.

11- Uzun Eşek

        Başka yörelerde oynandığı şekilde oynanır. Erkek çocukları oynarlar. Duvar dibinde oynanır. Bir oyuncu duvara sırtını yaslar ayakta bekler. Diğer oyuncular o kişinin önünde eğilerek kafalarını birbirlerini bacak arasına sokarlar. Rakipler bunların üzerine zıplayıp otururlar. En önde üste duran oyuncu elindeki parmakların bir kısmını kapatarak altındaki oyuncuya ( –Bu kaç?) diye sorar. Bilirse ebelik diğer guruba geçer.

 

12- Yığdı Yığdı Oyunu

         Erkek çocukları tarafından harmanlarda oynanır. İçlerinden birisi bir diğerini gözüne kestirir. Haberi olmadığı bir zamanda arkadaşını yere yıkarak üzerine kendini atar ve bu sırada çevrede bulunan diğer arkadaşlarını (–Yığdı, yığdı) diyerek oyuna davet eder. Oyuna katılacak kişiler gelip kendilerini bir önceki çocuğun üzerine atar. Böylece üst üste 5-6-7 ve daha çok kişi yığılmış olur.

        Oyunun amacı insanların şakaya dayanma gücünü ve arkadaşların eziyetine katlanma, erkeklik gururunu sergilemeye dayanır. şakasına dayanamayan ağlar, kızar, darılır. Bu durumdaki kişiyi arkadaşları aralarına almazlar. dışlarlar. Bu durumu bildiği için yapılan eziyete katlanılır.

        Altta kalanın canı çıksın şeklinde eziyetli bir oyundur.

 

13- Met Oyunu       

        Erkek çocuklarının sopalarla oynadığı tehlikeli bir çelik çomak oyunudur. Oyunda ebe olan birisi elindeki uzun sopa ile diğer elindeki 20-25 cm boyundaki kısa sopaya vurarak ileri doğru fırlatır. Ancak vurma şekli kısa sopanın alt kısmına doğru olacaktır. Bu durumda kısa sopa havada dönerek sekkeleme yaparak ilerler. Ebenin ilerisindeki bir çizgide mevzilenmiş diğer oyuncular elleri ile yere düşürmeden bu ağaç parçasını yakalamaya çalışırlar. Yakalarlarsa puan alırlar.

        Yakalayan oyuncu ebenin yanında bulunan taşa bu sopayı vurmak için dikkatlice atar. Bu sırada ebe elindeki uzun sopa ile taşın önünde sağa sola  hızlı hızlı hareket ettirerek taşı korumaya çalışır. Ebenin amacı taşa vurdurmamaktır. Vurdurmazsa ebe de puan alır. Ebe gelen sopaya değneğini çarparak fırlatırsa ayrıca puan alır. Kısa sopanın tekrar fırlatıldığı mesafe uzun değnek boyu ile ölçülerek puanlama yapılır.

        Oyun böyle devam eder gider. Kimin puanı çok olursa o taraf kazanır. Oyunun dikkatle oynanması lazımdır. Havada fırlayan sopadan kafayı,gözü ve vücudunuzu sakınmanız gerekir. Tehlikeli sakatlıklar olabilir.

14- Cilbedir Oyunu

        Genellikle mart ve nisan aylarında oynanır. Söğüt ve kavak ağaçları bu mevsimde budanır. Yeni su yürümüş söğüt ve kavak ağaçlarının ince ve esnek dallarından çımışkı, cilbedir denilen değnekler güzelce kesilerek bu oyun oynanır. Cilbedir değneğinin boyu 50-60cm ile1-1,5 metre boylarına kadar olabilir. Herkesin değnek boyu aynı olarsa oyun eşit şartlarda devam eder. kız veya erkek oyuncular tarafından oynanabilir.

        Oyunda kişi sayısı önemli değildir. en az iki kişi olur, çok kişi tarafından oynanabilir. Ebe seçilen oyuncu değneğini yere düz olarak koyar. Diğer oyuncular sırayla belirlenen çizginin gerisinden  değneklerini yere hafifçe vurarak esnetip bırakırlar. bırakılan değnek yerdeki değneğe temas ederek kayıp geçerse ebe yerdeki değneğini bu kayan diğer değneğin en son gittiği noktaya gider bırakır.

        Değneğini fırlatan oyuncunun değneği ebenin değneğine dokunmadan geçerse ebe o değneği esir alır. elinde bekletir. Diğer bir oyuncu elindeki değneği ebenin yerdeki değneğine esneterek fırlatır, kaydırır. Ebenin değneğine bu değnek dokunursa esir alınan değnek kurtarılmış olur.

        Ebe ebeliğini savarsa. Oyun yeni ebe ile devam eder. Ebelik şöyle savulur. Hiçbir değnek ebenin değneğine vuramazsa ebe bu değnekleri toplar ve kendisi tek tek bu değnekleri kaydırarak kendi değneğine dokunan değneğin sahibini ebe yapar. Birkaç kişinin değneği birden değerse tekrar atarak bir kişiyi ebe yapar.

        Ebenin değneği gidebileceği en uzak noktaya gidence oyunun değişik bir ikinci turu, sonra üçüncü turu başlar. Ebelik savulmadan oyun sonuna kadar oynanırsa en son ebe kürkletilir.

        Yani tüm oyuncuların cilbedirleri toplanır. ebe gözleri yumar. Birisi bu değnekleri etrafta bir yere saklar. ebe bu değnekleri bulmaz zorundadır. Ebe değnekleri ararken diğerleri ellerini birbirine vurarak (–Kürkküdü tavuk cicilerini bulamazzz) diye tempo tutarlar. Bu durum ebeyi kızdırır. Biran evvel cilbedirleri bulması gerekir. Bulunca kürk tavuk şarkısını arkadaşları bitirir.

15- Çoban Kalesi

        Japon Kalesi de denilir. Futbol topu ile oynanır. Küçük b.ir top olursa daha iyidir. Normal bir takım kuracak kadar oyuncu olmadığı zaman oynanır. Bu oyunda her futbolcunun bir kalesi vardır. Çember şeklindeki bir alanda her oyuncu kalesini kurar. Oyun başlar. Ortada top oyuncular birbirlerine gol atmaya çalışırlar.

16- Yakar Top

        Kızlı ve erkekli oynanabilir. Birbirine bitişik iki geniş kare oyun alanı vardır. karşı kare içindeki oyuncularla beriki karenin önündeki oyuncular aynı takımdandır. diğer kare ve diğer yöndeki takımda aynıdır. Amaç karenin içindeki oyunculara topla çarparak vurup oyundan çıkarmaktır. Top elle atılır. Topu yere düşürmeden yakalayan oyuncu hem topu kazanmış olur, hem de bir can kazanır. kazandığı canla oyundan çıkmış bir arkadaşını oyuna geri kazandırabilir. Yada kendisi tekrar oynayabilir. Yenilme olana kadar oyun çift taraflı devam eder.

        kızlı erkekli oynandığında kızlar etekleri ile topu kolayca yakalarlardı. Oyunca çabuk pas atmak. Oyuncuları gafil avlayıp vurmak. Oyunculara topu çarptırıp geri kazanmaktır.

17-Orta Böcek

        En az üç kişi ile oynan bir top oyunudur. Top elle atılır. İki kişi karşılıklı durur. ortada ise ebe olan oyuncu vardır. Yani böcek. Orta böcek denir. Amaç böceğe topu yakalatmadan karşıdaki arkadaşına atmaktır. Orta böcek topu yakalarsa böcekliği sona erer. Topu yakalatan böcek olur. oyun böyle sürer gider. İki takım halinde de oynanabilir.

18- İstop

        Çok bilinen basit bir top oyunudur. Oyunculardan ebe olanı elindeki topu havaya atar. Topu atarken  arkadaşlarından birinin adını söyler. Adı söylenen çocuk topu yere düşürmeden yakalamalıdır. Diğer çocuklar ise bulundukları yerden uzağa doğru koşarlar.

        Adı söylenen çocuk topu yakalayınca (–İstop) diye seslenir. Bu seslenme sonucu diğer çocuklar oldukları yerde kalırlar. Ebe elindeki topu gözüne kestirdiği kendine en yakın duran çocuğu hedefleyerek vurmaya çalışır. Eğer vurursa vurulan çocuk ebe olur. O topu isim söyleyerek havaya atar.

        Oyun böylece devam eder. Eğer topla ebe birisini vuramazsa herhangi bir oyuncu topu havaya atarak oyun u başlatır.

19- Van tu tri for

        Grup oyunudur. Birisi ebe seçilir. ebe olan oyuncu duvara yüzünü dönerek ellerini duvara vurur. Bu sırada (– Van tu,tri fay fos.) diye söyler. Diğer oyuncular belli bir mesafede çizilen çizgi gerisinde dururlar. ebe yüzünü duvara dönüp sözleri söylerken ebeye doğru adım adım ilerlerler. ebe sözlerini hızla söyleyip geri döndüğünde kıpırdayan ve o anda yürüyen birisini veya birilerini görürse onları oyun dışına çıkarır. Kimseyi göremez ise tekrar duvara yönünü döner. ellerini  duvara vurarak hızla aynı tekerlemeyi söyler ve geri döner. Kıpırdayan birisini yakalamaya çalışır.

        Ebenin amacı kıpırdayanları yakalayıp oyunculardan istediğini ebe belirlemektir. Diğerlerini amacı ise kıpırdamadan ebeye yaklaşıp ebenin sırtına vurarak kaçmaktır. Kaçarken ebe birisini yakalarsa ebeliğini savabilir. Yakalayamazsa ebeliği devam eder. Diğerleri tekrar çizgi ötesine geçerek oyun yeniden başlar.

 

20- Beş taş

        En az iki oyuncu veya iki takım vardır. Oyun her takımın kendine ait beş taşı ile oynanır.  Oyunda amaç yere rasgele serpilen taşları belli bir kurala göre şaşırmadan, yere düşürmeden toplamaktır. Oyunda  birler-ikiler-üçler-dörtler-beşler-köprüleme-yoğurçular-ercan mercanlar gibi aşamalar vardır.

         Aşamayı bitiren oyuncu taşları avucunun içinden yukarı hafifçe fırlatır ve sağ elini avuç içi yere gelecek şekilde tutar elinin üzerine biriken taşarın  sayısınca karşıdaki oyuncunun elini şaplak vurmak suretiyle döver. Buna kubak atmak denir. eğer elinin sırtına biriken taşları tekrar havaya atıp yere düşürmeden avuç içi ile yakalarsa taşların sayısının iki katı kadar kubak atma hakkı elde eder.

        Oyunda bir oyuncu taşı düşürür veya yanlış yaparsa oynama hakkı karşı tarafa geçer. Kubak atma karşıdaki oyuncunun canını acıtacak kadar olursa rakip oyuncunun kubak zamanı gelince daha fena acı verecek şekilde kubak atar. oyun böyle inatlaşma ile devam eder.

        Oyunda amaç dikkat ederek karşıdaki oyuncunun hataları yakalamak,yanlışlarını fark etmektir. yoksa bol bol ceza yenir.

 

21- Yirmi Taş

      İki kişi tarafından oynanır. Oyuncuların yirmişer taşı vardır. Oyuna başlayan taraf iki avucunu birleştirerek taşları avucunda toplar ve havaya fırlatır. Havadan yere taşlar düşerken bir elinin tersini taşların altına elini tutarak elinin üzerine taşların kalmasını sağlar. Elinin üzerine biriken taşları tekrar havaya atarak elinin içi ile tutmaya çalışır. Eğer elinin sırtındaki taşları yere hiç düşürmeden yakalar ise elindeki taşlar onun kazancı olur. O taşlarla tek tek yerdeki taşları eliyle toplar.

        Oyuncu eline kazancı olan taşlardan birisini alır. taşı havaya atar ve biraz evvel yere yayılmış olan taşlardan bir veya birkaçını havadaki taş yere düşmeden ve yerdeki diğer taşları oynatmadan sıyırır avucuna alır ve bu avucundaki taşlarla birlikte havadaki taşını da yakalar. Bu taşlar onun ütüdüğü taşları olur. Böylece elinde ilk olarak kazandığı taşlarla yerden olabildiğince taş toplar. Eğer herhangi bir yanlış yaparsa yanar. Sadece yerden topladıkları elinde kalır.

        Oyun sırası karşı tarafa geçer. aynı usulle karşı tarafta oynar. Oyunun sonunda taraflar topladıkları taşları sayarlar. Hangi tarafın yirmiden fazla taşı olursa o taraf diğer tarafa kubak atar. yani ellerini diğer kişinin ellerine fazla taş sayısınca vurur.

     Sonra oyunda taşlar yeniden katılır  ve oyun yeniden başlar. kazanan taraf oyuna başlar. Dikkat,karşı tarafı izleme kabiliyeti, taşları havaya atıp yere düşürmeden yakalama  becerisi gerektiren oyundur.

22- Çok Taş

        Yirmi taş oyunun iki kişi değil iki grup tarafından oynana bir çeşididir. Her kişinin yirmi taşı ile oyuna girmesi ile oyunda taş sayısı artar. tabi iki grup olduğu için oyun yirmi taş kurallarına göre gruplar arasında devam eder.

 

23- Bezirganbaşı

        Daha çok kızların oyunudur. Olunda iki adet gurup başkanı vardır. Bunların kendi aralarında belirledikleri grup isimleri vardır. Bu isimleri sadece ikisi bilirdi. Diğer kızlar ise birbirlerinin peşinden tutarak kervan veya tren gibi etrafta dolaşırlar. Grup başları orta yerde karşılıklı iki ellerini tutuşmuş beklerlerdi.

        gelen kervanın başındaki kız bu grup başlarına belli bir bestede olan şu maniyi okurdu.

        –Aç kapıyı bezirganbaşı,bezirganbaşı

        grup başkanlarından birisi cevap verirdi.   

        — Kapı hakkı ne verirsin? Ne verirsin?

        Cevap

        –Arkamdaki yadigar olsun, yadigar olsun!

        Sonra grup başlarını ellerini bağlı olarak havaya kaldırırlar. Gelen konvoy bu ellerin altından geçerdi. Bu geçiş sırasında grup başkanları sayarlardı.

        –Bir sıçan, iki sıçan, üçüncüde kapana kısılan ..

        diye üçüncü kızı ellerini indirerek yakalarlardı. Sonra yakalanan kızın kulağına sadece üçünün duyacağı şekilde daha önce belirlenen grup isimlerini sorarlardı. Örneğin grubun birisinin ismi (Elma) diğeri ( Kiraz) olsun.

    –Elma mı?Kiraz mı?

        Kapandaki kız tabi kimin elma kimin kiraz olduğunu bilmediğinden kafadan atarak birisini seçerdi.

        –Elma.

        derse; elma grubunun başkanı olan kızın peşine geçer o gruptan olurdu. Bu sırada konvoy tekrar gelir ve bezirganbaşı manisini yukarda anlattığımız sıra ve diyalog ile söyler ve kapı açılırdı. kapının her açılışında bir oyuncu kapanda kalır ve soru sorulur, cevap verilerek gruplardan birine dahil olurdu.

        Kapana kısılacak kız kalmayınca karşılıklı oluşan iki grup birbirlerinin belinden asılarak öndeki grup başları da birbirlerin ellerinden asılır ve karşı grubu kendine doğru çekerek yenmeye çalışırdı. Yenen ve yenilenden sonra oyun biterdi.

        Bir ekip dayanışması ve sosyal bir kaynaşma oyunudur.

24- Cıv Atmak

        Cıv sulak ve sazaklık yerlerde biten içi boş fakat dayanıklı bir otsu bitkidir. Kuruyup esnekliği kalmayınca kesilip 80-90 cm boyunda düzgünce temizlenir. Bıçakla çapakları. budakları alınır. Cıvın biraz kalınca olan uç kısmı enine delinin ve bu delikten ince söğüt çubuğundan sert sabit bir halka takılırdı. Buna ana cıv denir.

        Aynı cıv malzemesinden başka bu ana cıvın boyundan az uzun yavru cıvlar hazırlanır. Hazırlanan cıvlar bu cıvın ucundaki halkaya takılır. cıvın alt kısmından oyuncu bu iki cıvı tutar ve havaya ve ileriye doğru hızla iter ve yavru cıvı elinden serbest bırakarak halkadan kayıp hızla uzağa gitmesini sağlar.

        Amaç cıvı en uzağa tatmaktır. Erkek çocukları cıvlarını harmanlarda yan yana durarak yarıştırırlardı. Cıv sonbaharda kuruduğu için sonbaharda,kışın ve ilkbaharda oynanan bir oyundu.

 

25- Yağ Satarım Bal Satarım

        İlkokulda oynanan bir gurup oyunudur. Birisi ebedir. Diğer oyuncular halka olur ve yere çömelirler. Ebe olan elinde mendil ile çömelen bu oyuncuların arkalarından zıplayıp şarkı söyleyerek dolaşır. Şarkı şöyledir:

        Yağ satarım,bal satarım,

        Ustam ölmüş ben satarım.

        Ustam rengi sarıdır.

        Satsam onbeş liradır.

        Zambak, zumbak,

        Dön arkana iyi bak.

        Dön arkana iyi bak.

 ve şarkının bir yerinde elindeki mendili oyunculardan birinin arkasına yere bırakır. şarkıya çömelen oyuncular ellerini vurarak ve söyleyerek katılırlar.

        Eğer arkasına mendil bıraktığını çömelen kişi fark ederse hemen mendili kapıp halkayı dolanan çocuğu aynı yönde kovalar ve yetişirse sırtına mendille vurur. Sonra kendisi mendili saklamak için maniye başlar.

        Çömelen çocuk arkasındaki mendili fark etmezse ayaktaki onun yanına kadar turu tamamladığında mendili alarak yerdeki çocuğu mendille sırtına vurarak döver ve mendili eline vererek ebeliğin savar.

26- Sütlü Kemik

         Özellikle geceleri yarı ay ışığında oynanan bir grup oyunudur. ebe olan oyuncunun elinde bir kemik parçası vardır. Bu kemiği bulunduğu yerden uzağa doğru atar. diğer oyuncular bu kemiği karanlıkta ararlar. bulan kişi kemiği tekrar atma hakkı kazanır. oyun böylece devam eder.

27- Köşe Kapmaca

        Kare halindeki bir odada veya yere çizilen bir alanda oynanır. Beş kişi vardır. dört kişi karenin köşelerini kaparlar. Karşılıklı olarak köşelerini diğer oyuncularla değiştirirler. Bu değiştirme sırasında ortadaki oyuncu yer değiştirenlerden birinin yerini kaparsa diğeri ortaya geçer. Oyun böyle sürer gider.

 

28- İp Atlama

    Kız oyunudur. Arada bir erkeklerinde oynadığı olurdu.Üç tip ip atlama oyunu vardır.

    1- Tek kişilik: İki elinde tuttuğu ipi üzerinden aşırıp ayakları havaya kaldırarak ip atlanır.

    2- Tek urganla gurup oyunu: Karşılıklı iki kişi ellerinde tuttukları uzunca urganı havada çevirirler. İp havada düzgün dönüşler yaparken  zıplayacak kişi ortaya girer ve ipe ayakları çarpmadan ip atlar. Yorulunca çıkar,bir başkası oyuna girer. İkişer ikişer zıplama oyunu da olur. Yanan, ipe ayağı dolaşan oyuncu ip çevirme görevine geçer veya oyun dışı kalır.

    3- İkili urganla ip atlama: Karşılıklı gurup halindeki oyunun çift urganların ters yönde çevrilmesi ile oynanan bir oyundur.

29- Değnek Çevirme

         Bir kişi yere çömelir ve elindeki uzunca değneği yerde sürterek sağa sola düzgün bir tempo ile savurur. Değnek üzerinde zıplayacak oyuncu bir ara bu değnek üzerine atlar ve değneğe çarpmadan iki ayağı ile havaya ve sağa sola zıplayarak oyun oynar.

        Değneğe çarpan oyun dışı kalır, yada değnek çevirmeci olur.

 

30- Ayakça İle Gezmek

        Çatal bir ağaç parçasıdır. Çatal kısmı yerden 20-30-40-50 cm. yüksek yapılır. Çatallardan  birisi kısa diğeri insan boyundan uzun ayarlanır. Çatal kısma bez sarılır. İki adet yapılan bu ayakçaların çatalları üzereni iki ayağı ile çıkan şahıs çatalın uzun kısımlarını kollarının arasından sararak ayakta yürür.

        Genellikle yağmurdan sonra köyün içindeki küçük derelerden akan suların içinde bu ayakçaklarla dolaşılırdı. Denge oyunudur.

31- Tahterevalli

        Harmanlarda yığılı ağaç yığınları üzerinde herhangi bir ağacın yığın üzerine enlemesine konulup karşılıklı olarak oturan ve ağaçtan sıkıca tutunanların aşağı yukarı inip çıkması ile oynanan bir oyun idi. Şimdi şehirlerdeki çocuk parklarında modern çeşitleri var.

32- İp Salıncak.

        Tarlalarda ağaçların kollarına ardılan urganlarla yapılırdı. evlerde ise avlunun üst kısmındaki soymalara(ağaçlara) tutturularak yapılırdı. Çocuklar için her zaman bilinen ve halende çeşitleri olan bir oyun usulüdür.

33- Boncuk ve Misket Oyunu

        Misket veya misketin bulunamadı zamanlarda tesbih boncuklarını kopartıp misket gibi oynana bir oyundu. Oyunda maksat belli aralıklarda atışılan misket veya boncuğun sırayla birbirine vurmak için atılmasıdır. Vuran kişi misketi ütülmüş olur. yani kazanmıştır. Böylece oyun sürer gider. Oyunun içinde taş dibine, ağaç parçası arkasına gelince bazı küçük kurallar vardır.

34- Atacak( Sapan) Oyunu

        Elde kullanılacak şekilde çatal bir ağaçtan ( Y ) şeklinde çatal yapılır. Uçlarına arabanın iç lastiğinden dilimlenmiş lastikler takılır. Lastiklerin gerisine merşin denilen deri malzemeden taş koyma yeri dikilir.

        Hazırlanan bu sapan ile kuşlara ,hedeflere atışlar yapılır. yaramaz çocuk oyunudur. Çoğu zaman çeşitli sakatlıklar, kazalar yaşanabilir.

35- Uçurtma uçurma

        Hafif olsun diye cıv denilen otsu bitki kökleri kullanılırdı. yada çok ince, düzgün söğüt çubukları ile çıtanın iskeleti hazırlanır. Dengeli bir altıgen hazırlanır. Sonra üzerine naylon yada kağıt kaplanır. İmkanlar varsa renkli kağıt kaplanır. İpleri üçgen bir düzen içinde terazili olarak bağlanır. Baş kısmının büyüklüğüne göre kuyruğunun uzunluğu belirlenir. Kuyruğu dilimlenmiş kağıt yada naylonlardan yapılırdı.

        Uzun bir ipinizde varsa uygun bir rüzgarlı havada harmanlarda uçurtmanızı havlandırıp uçurursunuz. Rüzgarın yeterli olmadığı zamanda  uçurtmayı  birisi elinde tutar. diğeri hızla ipinden çekip az koşarak havalandırmaya çalışır. Uçurtma yapmak ve uçurmak bir yetenek işi,ustalık işidir. Maddi imkanları iyi olanlar renkli ve güzel uçurtmalar yapabilirdi. Fakir olanların uçurtmaları da  ona göre küçük yada süsü az olurdu. İpi kısa olurdu.

36- Kuş Kuyruğu

        Yaklaşık 50-60 cm uzunluğundaki yaramaz bir çaput,bez parçası bulunur. Bu bezin uç kısmına ceviz,yada elma büyüklüğünde bir taş konur, taş düşmeyecek şekilde bez bağlanır.

        Bezin diğer ucundan tutulup kolunuzu olabildiğince daire çizecek şekilde çevirip bezi bırakırsınız. Havaya  yada ileriye doğru hızla atıp arkadaşlarınızla yarış yaparsınız.

        Bazen bezin ucundaki taş iyi bağlanmadığı için fırlar gider. Bazen de dengesizce havaya attığınız bu kuş kuyruğu oyuncak ya oyuncunun kendi başına, yada bir başkasının bir yerine rastlayıp kaza olur. Tehlikeli bir oyuncaktır.

37- Taş Atışma Oyunu

        Genellikle köyün kenarındaki harmanlarda,dere kenarlarında ve tepeliklerin üzerinde oynanan bir çoban oyunudur. Amaç elle fırlatılan taşın en uzağa gitmesini sağlamaktır. Yarış oyunudur.

38- Yüzük Saklama Oyunu

        Uzun kış gecelerinde evlerde oynanırdı. Yere çeşitli kazak ve kumaş eşyalar aralıklı olarak dizilir. etrafına oyuncular toplanır. oyuncular iki grup olurlar. Amaç içlerinden birisinin elinde ustalıkla tuttuğu yüzüğü(yada bozuk para, düğme de olabilir) bezlerden hangisine sakladığını bulmaktır.

        Yüzüğü saklayacak kişi avucunun içine dikkatlice yüzücü baş parmağı ile tutacak şekilde yerleştirir. Yerdeki bez parçaların altına elini tek tek koyup geri çıkarır. Elindeki yüzüğü hangisine sakladığını belli etmeden herhangi birisinin altına bırakır. Eğer usta bir oyuncu ise sakladığı yeri fark ettirmez. Acemi ve fazla becerikli değilse sakladığı yer belli olur.

        Yüzüğün saklanmasını izleyen diğer rakip oyuncular dikkatli izleme yaparlar. Amaç ilk seferde yüzüğü saklandığı yerden bulmaktır. O zaman yüzük saklama sırasını rakipler alabilir. İlk seferde yüzük bulunmaz ise en son seferde bulmaya çalışmak gerekir. Bu durumda da yüzük saklama sırası gene rakiplere geçer.

        Yüzük ve son açılan bezlerin altında değil de arada açılanlardan birinin altından çıkarsa yüzüğü saklayan taraf hem açılmayanların sayısınca puan kazanır. Hem de yüzüğü tekrar saklama hakkı elde eder.

        Oyun iddialı ise daha çok heyecan verir. Guruptaki kişilerin sayısınca da oyun zevkli geçer.

39- Kayak Kayma Oyunu

        Kışın ve yazın oynanan çeşitleri vardır.

        Yazın oynanan kayak oyunu kayalık ve üğüntülü toprak olan bayırlarda, topraklarda bayırdan aşağı kayma oyunudur. Pantolon ve elbise eskitir.

        Kışın karda ve buzda kayılan kayak oyunu ise üç değişik şekilde olur.

        1- Ağaç kızak,naylon parçalı üzerine oturarak bayırdan aşağıya kaymak.

        2- Hafif bayır olan bir zeminde hızla koşup ayaklarının birini ileri ,birini geride tutarak ayakta dengeli durarak kaymak.

        3- Gene hafif bayır bir zeminde geriden hızla gelip yere çömelerek iki eldeki çubuklarla dengeyi sağlayıp kaymak.

40- Arabacılık,şantiyecilik,ziraatçılık,çobanlık oyunları

        Erkek çocukları derelerde,harmanlarda,yolların ince topraklarında ve tarlalarda taştan,ağaçtan yada pancardan patatesten yaptıkları yada benzettikleri malzemelerle oyunlar oynardı. Kamyonculuk, greyder, dozer,traktör vb alet diye isimlendirdikleri bu oyunları köy işlerinden, köyün yollarını yapan YSE araçlarından görerek özenirlerdi.

        Hatta soğukkuyu lastiklerini kıvırarak, keserek çeşitli araba oyuncakları yaparlardı.

        Çobanlık yapan çocuklar kayalıklarda ceviz büyüklüğündeki renkli taşları bir araya getirip bunları keçi koyun sürüsüne benzetip oyun oynarlardı.

        Ayçiçek köklerinden, kavun,karpuz,kabak kabuklarından çeşitli araba ve silaha benzeyen oyuncaklar yaparlardı.

 

41- Köstebek (Kül öbeği) Oyunu

        Pınarların önünde veya dere kenarlarında oynanır. İnce küller bir araya getirilip öbek yapılır. Çeşmeden bir kap içinde getirilen su bu öbeğin üzerine eşit miktarda dökülür. Dökülen su ile öbeğin üzeri 1-2 cm kalınlığında çamur olur. Bu çamurun üzerine tekrar biraz kül serpilir ve tekrar hafif su serpilir. Üzerine bir kat daha kül serpilir. El ile çamur eşit bir şekilde çamur sıkıştırılır.

        Bu öbeğin iki ucundan ince bir çivi ile çizilir ve çizilen kısım çıkarılır. Açılan bu kapıdan öbeğin içindeki kuru kül boşaltılır. İçi boş bir tepecik oluşur. Bu şekilde küçüklü büyüklü çeşitli tepecikler yapılarak aralarında su arkı yapılır. Yukarıdan bir yerden su bırakılarak suyun öbeklerin içinden ve aralarından belirlenen yollardan geçmesi ile oyun oynanır.

        Çabuk oyun bozan bir çocuk en kısa zamanda bu öbeği ayakları ile çiğneyerek, dağıtır. kız çocukları ise daha uzun süre bu düzeni bozmadan oynardı.

42- Düdük Kavlatma,Zıpçık

        Mart ayında ağaçlara su yürümesi ile taze sürgün söğüt dallarının uygun kısımlarından kesilir. Üzerine bıçak sapı ile hafifçe vurulur, ağacın kavlaması sağlanır. Bıçak ile çizilen kabuk, parçalanmadan ağaçtan çıkarılır. çıkan bu kabuğun bir tarafı iki yönlü olarak inceltilir. Düdük olarak ağızda öttürülür.

        Bu düdüğe zıpçık denir. Düdüğün kavlatılması sırasında küçük bir mani söylenirdi.

        Kavul kavul kavla

        Kedi sıçan avla

        Samanlıkta kara koyun kuzulamış

        Memeleri sızılamış,

        Ak taş, kara taş,

        Karaven’den beri aş.

43- Dilli Düdük

        Kavlatılan söğüt ağacının kabuğu çıkarıldıktan sonda kalan ağaç kısmı bıçak ile kertiklenir. Zıpçık denilen kabuğun üzerine de bir çentik açılır. Böylece tiz ve ince bir ses çıkaran düdük yapılmış olur. Buna dilli düdük denir.

44- Borazan

        Daha kalın bir söğüt ağacının kabukları helezon şekilde sarmal olarak bıçakla derince çizilir. Üzerine başka bir ağaç ile vurarak kavlatılır.Bu kabuklar kopmayacak şekilde soyulur,ağaç üzerinden çıkarılır. Kabuklar giderek genişleyen ve uzayan bir boru şeklinde birbiri üzerine bindirilerek sarılır. Çözülmesini önlemek için iğde dikeni ile ara sıra tutturulur.

        Boru bitince hazırlanan küçük bir zıpçık borunun dar kısmanın banışa sıkıca yerleştirilir. artık borazan hazırdır. Zıpçık düdüğü öttürdükçe borazandan çok daha kalınca bir ses çıkar. Bu oyuncakları çocuklara ya evin büyükleri, yada az yaşı büyük elinden iş gelen becerikli çocuklar, abiler yapıverirdi.

45- Fırıldak

        40-50 cm uzunluğundaki bir sopanın ucuna gene ağaç parçaların yontulması ile rüzgarda yada çocuğun koşması ile oluşan rüzgardan dönen fırıldak yapılırdı. Bu fırıldak bazen evin önündeki bir sırığa takılır. Rüzgar estikçe kendiliğinden döner. Bazen buna küçük bir teneke parçası bağlanırsa sesli bir şekilde döner durur.

        Bir sopanın ucuna kağıttan yapılan fırıldakta vardır.

46- Gıcırdak

        Ağaç bir mil üzerindeki dişli çarkın döndürüldükçe bir yaya çarpması ile gıcırtı çıkararak dönmesi ile oynanan bir düzenektir. çevirdikçe ses çıkarır. Bunu çocuklar kendisi yapamaz. Bir büyük yapıverirse milletin başını ağrıtacak şekilde oynar durur çocuklar.

47- Düğme ve ip ile vız vız oyunu

        İki ucu büyükçe bir düğmenin iki deliğinden geçirilen ipin uçları bağlanır. Her iki elin başparmaklarına geçirilen ipin düğmesi orta yere denk getirilir. İp hafif daire çizecek şekilde ileri doğru çevrilir. İp çevrildikçe kendi etrafına sarılır. Sarıldıkça gerginliği artar. Burumda iken ip hafif geri çekilip hafifçe bırakılacak olursa vız vız diye bir ses çıkarır. Bu gerdirme işi sürekli devam ederse  vızıltı devam eder.

        Oynayanın ellerine az bir titreşim verir. İp çözülürse aynı usulle tekrar sarılır. Çoğu zaman ip gerdirilmeye dayanamaz ve kopar.

47- Birim Dur Bir

        Ekip halinde erkek çocuklarını oynadığı bir spor oyunudur. İki tür oynanır.

        Birincisi.: Oyunculardan birisi az ileriye giderek yan durup yere belinden eğilir. Diğer oyuncu onun üzerinden atlayıp az ileriye o da eğilir. Sırayla diğerleri de aynı şekilde atlama yapar. Atlayacak kimse kalmayınca ilk eğilen de doğrulup oda atlamaya katılır. Tur devam eder.

        ikincisi: Bu tur dönerek değil durarak oynanır. Bir oyuncu az ileride yan durup eğilerek durur.  Beridekiler sırayla atlama oyunun oynarlar. Atlamaların her seferinin bir isimi vardır.

        Birinci atlama sırasında her atlayan çocuk (–Birim dur ) der.

        İkinci atlama turunda (ikim dur iki)

        gibi her seferinde bir söz söyler. Bu oyunun 10-11 turu vardır.

        en farklı turu 10 ve 11 ‘dir.

        Onuncuda oyuncu atlarken eğilenin üzerine bir şapka bırakır.  Onbirinci de bu şapkayı almak gerekir. Buna (fes atmak), (fes almak) denir.

http://www.yakupdervis.com

Çocuk Oyunları

Haziran 23, 2008
  • Taş Oyunları :   Üç daş, dört daş,  Beş daş
  • Gırni, 
  • Kiremit,
  • Gıçgıç gonduragıç,
  • Köroğlu,
  • Kortik
  • Yumruk Oyunu,
  • Kale Kapmaca,
  • Çelik Çomak
  • Güvercin Oyunu
  • Uzun Eşek,
  • Ayak Karış,
  • Sirim Çekme,
  • Köşe Kapmaca,
  •   Büyük Ceviz
  • Tamzara
  • Norey
  • Delilo
  • Dut Ağacı
  • Çayda Çıra
  • Üç Ayak
  • Karaçor
  • Bahçeye İndimdiki
  • Halay
  • Kol Oyunu
  • Zurna Havaları

ÇOCUK OYUNLARI

a) ATLAMA ve SIÇRAMALAR:

Bu oyunlar da bu günkü sıhhive terbiyeviatlama ve sıçrama oyunlarının bir nevi sayılabilir. Atlamalarda, yere yine bir ağaç parçasıyla derin bir çizgi çizilir. Ebe, (Kaptan) oyuncuların, bu hattın ilerisine basmamaları için hattın hizasında durur, oyuncuları kontrol eder.

Oyuncular, bu çizgiden istedikleri kadar geriye gidip hız almak üzere oradan süratle koşar, sol ayaklarının parmak uçları yerdeki çizgi hizasına gelince bütün kuvvetleriyle bir., iki., üç., adım attıktan sonra sağ ayaklarının isabet ettiği yere hususi bir işaret konulur, veya çizgi ile tespit edilir. Arkada kalan oyuncular, ilk oyuncuyu sıra ile takip ederler. Bir de hız almadan çizgi üzerinden bir., iki., üç., diye atlanır. Bunlara kısa veya üç ayak atlama derler, içlerinden hangisi en ileriye adım atmış ise birinci, ikinci, üçüncülüğü kazanmış olurlar.

Bir de çift ayak atlama vardır ki, bu da yine yerde tespit edilen çizgi üzerinden hız almamak suretiyle bulunduğu yerden birbirine bitiştirilmiş olan bacakları kırmak ve kolları sallamakla hız alınır ve ileriye atlanır.

Çemişgezek’de gençler arasında bu oyunlara çok rağbet vardı. Yerde muvaffakiyet kazanan oyuncular, sonra havalarda uçan kuşlar gibi atlarlardı. Buna da Damdan dama atlama derlerdi. Çemişgezek’in, bütün damları toprak ve sokakları da dar olduğundan oyuncular şehrin en yüksek noktası bulunan Örneğin : Meteris mahallesinde oturan herhangi bir arkadaşın damında beş on ve bazen daha fazla olarak toplanırlar. Hareket noktası burasıdır. Oyuncular, önce aralarında bir ebe seçerler, ebe,, gidecekleri istikameti tayin ederek oyunculara, Ulu cami mahallesinde falan arkadaşın damında toplanacağız diye güzergahı tayin eder ve gösterir. Başta kendisi olmak üzere damın öteki başından hız alarak kuvvetli’ adımlarla sokak tarafındaki süyünge (saçak) gelir, haydi oradan karsı dama., ve böyle damdan dama sıçrayarak giderken bakarsınız ki, oyuncular ortadan kaybolmuşlardır.

Damdan dama diyorum, bu ne demektir?.. Sayın okuyucularını!.. biliyor musunuz?.. Bu demektir ki, bir damla öteki damın arasında en az üç, dört metre mesafe vardır, işte bu atlamalar, bu sokakların havasında ve boşluğunda olur. Bazı geniş sokakları atlayamayanlar, yarı yolda kalır ve müsabakayı kaybetmiş olurlar. öncece tayin edilen hedefe hangisi daha önce yetişirse birinciliği o alır, sonrakiler sırasıyla ikinci, üçüncü gelmiş olurlar.

Bu oyun, cidden tehlikeli bir oyundu, sokağı altında bırakarak havadan karşı tarafa sıçrayamayanların en az on – on beş, bazen yirmi metre derinliğindeki sokakların taş kaldırımları üzerine düşüp param parça olmaları her An beklenebilirdi ve zannedersem bu uğurda birkaç kurban da verilmiştir,

Bu dam atlama ve sıçramaları, yaz günlerinde de bağlarda, bahçelerde ki gölleri (Havuz) atlama ile devam edip giderdi. Ancak göllerin üzerinden atlamak, dam atlamaları kadar tehlikeli değildi. Atlayamayanlar, nihayet göle düşer, ıslanır ve etrafındakiler tarafından alaya alınır ve havuz başları kahkahalarla çınlar dururdu.

b) SALLAMA:

Sallama, bu günkü gülle savurma oyununa çok benzer. Sallama oyunu 10-20 yaş arasındaki delikanlılar arasında oynanır. Şöyle ki: öncece tespit edilen bir noktaya odun veya bir taş parçasıyla bir hat çizilir. Oyuncular bu hat üzerinde durur ve bu hattı ileri geçemezler. Oyuncu bu hattın üzerinde ayakta ve iki bacağı 60 – 70 santim açılmış olduğu halde durur, sağ elinde oldukça büyük ve ağır bir taş vardır. Bu taşı, açık olan bacakları arasında bir ileri, bir geri sallamak suretiyle koluna lazım gelen hızı verdikten sonra ileriye fırlatır. Oyunculardan birisi karşı tarafta sallama taşının düştüğü yeri bir ağaç parçası veya renkli bir taş dikmekle tespit eder. Sıra ile oyuncular aynı taşı, aynı şekilde sallayıp atarlar. Kimin taşı en ileriye varmışsa birinci, sonrakiler ikinci, üçüncü sayılır ve oyunu kazanmış olurlar.

Sonra sallamanın, ikinci bir oyun tarzı daha vardı ki, bu birincisinden daha zordu. Sallama taşından daha ağır sıklette büyücek bir taşı, oyuncular sağ ellerinin içerisine alır ve parmaklarıyla kavrayarak sağ omuzları üstüne kadar kaldırırlar, kolun bütün kuvvetiyle ileriye fırlatırlar. Bu taşları da en ileriye kimler atarsa o birinci, sonrakiler ikinci, üçüncü gelmiş olurlar. Bu, adeta kolların kuvvetini ölçmek gibi bir müsabakadır, kimlerin kolları kuvvetli ise müsabakayı onlar kazanır.

c) TOP OYUNLARI:

Sevgili okuyucularım! sakın bu top oyunlarını bu günkü gençliği tashir eden futbol topu zannetmeyiniz. Bu top oyunları, Çemişgezek’in toprak damlarına mahsus bir oyundu. O zaman bugünkü gibi Avrupa malı lastik toplar da yoktu. Toplarımız da yerli malıydı ve bu topları para ile pazardan da almazdık, biz kendimiz yapardık., bakınız nasıl? Har put, soğuk bir memleket ve kışları da o nispette şiddetli olduğundan bütün halk hep yün çorap giyerlerdi, çocuklara varıncaya kadar… işte bu çoraplar, ayağımızda eskidi mi bizlere top olurdu. Çoraplarımız her taraftan delinip kullanılmayacak bir hale geldi mi, bunları hemen çözerek elimize hayli yün ipliği geçerdi. Fakat annelerimizin rızasını aldıktan sonra., anne olmaz yama yaparım veya deliklerini örerim derse bizde sukut-ı hayal baslardı. Muvafakat ederse sevinerek hemen ameliyeye başlardık. Çoraplardan çözdüğümüz bu parça yün ipliklerini birbirine düğümleyerek uzun ip haline getirdikten sonra elimizde ufak bir pamuk parçası üzerine yuvarlak bir halde ve intizamla büyük bir elma veya bir portakal büyüklüğüne gelinceye kadar sararak ve sonra, yine önceden hazırladığımız renkli yün ipliklerini bir kıyığa (Yorgan iğnesi) saplayarak hazırladığımız yuvarlağın üstünü çeşit çeşit renkler ve nakışlar yaparak diker ve süslerdik, iste bu ameliye bizlere gayet güzel bir top kazandırmış olurdu. İşte bu top, yere vurulunca bu günkü lastik toplar kadar havaya fırlayabilirdi. Erkek olsun, kız olsun her çocuğun, bu suretle yapılmış bir topu vardı ve bu çok kıymetli bir meta gibi saklarlardı.

Oyuna, topu el ile yere vurmak ve sayı saymak suretiyle başlanılır, topu, elden kaçırmadan sayılarını yüze çıkaranlar (Dalya) diye bağırır, tekrar birden başlarlardı, topu ellerinden düşürenler topu arkadaşlarına vermeğe mecburdurlar. Falsosuz beş (dalya) yapanlar birinciliği kazanırdı.

Top oyunlarında, enteresan bir hüner daha vardı ki, oyuncular, sayı sayarak oyuna devam ettikleri sıra topa kuvvetli vurup topu bir adam boyu ve daha fazla yukarı havalandırırken bir dönme hareketi yaparlar ve hemen top yere düştükten ve tekrar havaya fırladıktan sonra onu tekrar yakalayıp oyuna devam etmeleridir. Buna (kale) derler. Sayılar arasında bu hareketlerin de miktarı sayılır ve oyuncunun mahareti o nispette yükselmiş olur. Bilhassa bahar mevsiminde damların azıcık kurulmasıyla bu oyunlar başlar, Çemişgezek’in bütün damlan allı, pullu kız çocukları ve kaplarına sığmayan erkek çocuklarıyla hıncahınç dolardı.

d) DANKILA – FİSTO :

Bu oyuna, İstanbul’da ve sair birçok bölgelerimizde (Tahterevalli) diyoruz. Çemişgezek’de (Dankıla – fisto) denilirdi. Bu kelimenin manasını bilen varsa ortaya çıksın, alnından öpeyim. Çocukların ele geçirdikleri dört – beş metre uzunluğunda, oldukça kalın bir ağaç, bir tas yığınının veya yıkık bir duvarın, veya mahallede her hangi bir inşaattan aşırılıp getirilen beş-on kerpiçden yapılan ,bir tümseğin üzerine konulur. Çocuklar, ikiye bölünür, bir kısmı direğin bir ucunda, bir kısmı beriki ucunda yer alırlar. Bunlardan ya birisi veya ikişi üçü birden bu direğin uç taraflarına adet itibariyle müsavi olarak ata veya eşeğe biner gibi binerler. Direğin, -bir ucunun aşağıya inmesi diğer ucunun yukarıya çıkması, birisinin yukarıya çıkmasıyla diğer ucunun aşağıya inmesiyle çocukların ayaklarının arada yerden kesilmesi suretiyle bir inip bir havalanmalarından ibarettir. Oyun, saatlerce bu şekilde neşe ve kahkahalarla devam edip gider.

e) HAKKUL – HUKKUL :

Bu oyun bildiğimiz (Körebe) oyununun aynıdır, buna saklanbaç da diyoruz. Fakat hususiyeti bambaşkadır. Oyuna şöyle başlanır : Oyuncular bir araya gelip de oyuna karar verdiler mi?., ikişer, ikişer karsı karşıya gelerek şu kelimeleri birisi söyler ve eliyle de bir kendini, bir karşısındakini işaret eder. Örneğin : Hakkul dediği zaman kendi göğsüne. Hukkul diye de karşısındakinin göğsüne eliyle dokunur ve sonra aynı minval üzere şu kelimelerle devam edilir.

Kendisine

Hakkul

Çalı Miski Dazı Hafta Kalkan Bendii

Karşısındakine:                       

Hukkui

Çenber

Anber

Duzu

Nuzu

Kılıç

Peru:

Penç, en son kime isabet ederse o çıkar. Yerine bir başkası ^geçer. yiıif-aynı sistem dahilinde (Penç) e kadar aynı kelimeler tekrar edilir, (Penç) ; alan çıkar ve yahut başka bir düzme ile :

Cin tükürdü Köye  kaçtı Üç günden Büzüles,

Kim  tükürdü

Nere kaçtı

Kaç günden

Ezüesi

Büzüğünden

As

Dımbılik-Elek

 

Pis Tıs.

 

Bu defa da en son (Tıs) alan çıkınca karşısındaki (Kör Ebe) olur. Kör Ebenin yüzü bir duvara çevrilerek gözleri kapattırılır ve arkasına hafif surette vurularak şu kelimeler tekrar edilir.

Mağara, mağara Gözün açarsan Pamuk gibi ağara Tuz gibi kabara.

O sıra bütün çocuklar etrafa dalarak kendilerine bir izbe, bir köşe bularak gizlenirler, içlerinden birisi saklanmcaya kadar : olmadı olmadı diye bağırır, sesi kesilince kör ebe, arkasına saklanıp da hemen o anda (Pu.. u., u) diye kör-ebeye bir ceza daha yüklemek isteyen olursa bunun önüne geçmek için gözleri kapalı olduğu halde : Ardım, önüm, yanım, yörem (Pu.. u., u) diye bağırır ve gözlerini açar. Etrafa bir göz gezdirip, adım adım gizlenenleri aramağa başlar… Bu dakikalar çok heyecanlıdır, Ebenin merkezden uzaklaşmak işine hiç gelmez; Çünkü aksi taraftan herhangi bir oyuncu gelip kör-ebenin gözlerini yumduğu duvara elini dokundurarak (Pu u.u) diyebilir, onun için gayet tetiktedir. Saklananlar da, kör-ebe beni görmesin diye bulundukları yere mıhlanırlar. Ebe, (oyunculardan herhangi birini görse isim vererek hemen merkeze koşar, (Pu..u..u) diye bağırınca o arkadaş, oyundan çıkmış o-lur. Diğerlerini de bu suretle arar ve hepsini bulursa bu defa da ilk bulunan oyuncu (Kör-Ebe) olur. Bu arama sırasında oyunculardan herhangi birisi kurnaz çıkar da merkeze kör-ebeden’ önce koşar ve (Pu..u..u) derse Kör-ebenin gözleri tekrar kapattırılır. Kör-Ebenin çok ihtiyatlı, ve daima tetikte olması lazımdır. Aramada fırsat kaçırırsa oyun boyunca Ebe olarak kalır ve bu hal, o çocuğun biraz da aptallığına verilir. Gözü açık çocuklar, bir oyunda oyuncuların hepsini sıra ile birer birer bulur ve bunları oyun harici ederek kör-ebelikten kurtulur. Oyun bu suretle saatlerce devam eder, hareketli ve neş’eli olduğu gibi çocukları dikkat ve teenniye de alıştırır,

f) ÇORTUN EŞEK:

Bu oyunun ismi de tuhaftır. Oyuncular, birbirlerinin sıtlarma atlayıp uzun boylu sayı saydıklarından altta kalanlara Eşek deniliyor, bu oyunda haşa! Eşek olmayan da kalmaz. Çörtün da,  yağmur oluklarına denilir ki, Eşekle, oyunla, Çörtünün bir münasebetini doğrusu ben bulamadım; Fakat oyunun ismi sarihtir: Çörtün Eşek L

Oyuncular, iki posta olurlar, Ebeler, aralarında taş tutarlar, taşı bulamayanlar oyunu kaybeder, Eşek olur ve sıra ile şu şekilde yatarlar. Ebe sırtını bir duvara dayar, oyunculardan birisi karşısına- gelir, biraz eğilerek kollariyle Ebenin beline kuvvetlice sarılır ve başını muhafaza için de Ebenin koltuğunun altına saklar, ikincisi ise yine kollarıyla birincinin arkadan beline sörıİl-r ve başını öndeki arkadaşının koltuğunun altına saklar,   üçüncü,   dördüncü, ilh oyuncular, aynı biçimde diziye gırei- ve yatarlar.  Oyun başlıyor :

Karşı taraf oyuncuları, başta ebeleri olduğu halde beş altı metre geriden hız alarak bunların hizasına geldikleri zaman iki ayağını kuvvetlice yere vurarak yatanların üzerine ve en ileriye sıçrar, marifet birinci sıçrayan Ebenin önünde yatanın üzerine kadar atlamaktır… Atlamalar* bu suretle tamamlandı mı? Ebe on sayı saydıktan sonra üzerlerinden inerler ve ikinci atlamaya geçerler. Şayet ileriye sıçrıyamazlarsa kuyrukta yer kısalır, arkadan gelen oyuncular tutunamaz, yere düşer veya ayakları yere değerse oyunu kaybederler., yatanlar kalkar, bu defa da kaybedenler Eşek olur, yine aynı sıra ve biçimde birbirlerine bağlanarak, o bir taraf sıçramaya başlar. Hakikaten bazan o kadar güzel atlayıcı oyunculara tesadüf edilir ki, sıra ile gelir, baştan sonuna kadar boş bir sırt bırakmadan hepsi atlamış ve sayılarımı da muvazeneyi bozmadan sayarlardı ve böylece oyunu saatlerce lehlerine devam ettirebilirlerdi. Oyun, mukavemet ve aynı zamanda iyi bir atlama oyunudur.

g) HIRİK EŞEK:   (1)

Bu oyun, hemen hemen Çörtün Eşeğin bir başka şeklidir. Bu oyunda da Eşek olmayanlara ve sırtlarına birıilmeyenlere nadiren tesadüf edilir, isimde de münasebet bulmak mümkündür; Çünkü Hırik, Çemişgezek’de eski ayakkabıya denilir, bu oyunda bunların tamiri temsili olarak sırt üzerinde yapılır ve yumruklar birbirini takip ettiğine göre neş’e yerine oldukça mükemmel bir dayak faslıbaşlamış olur ki, bütün oyuncular, arzulariyle bu işkenceye Eyvallah der ve oyundan zevk alırlar. Şimdi gelelim oyunumuza :

Oyuncular, iki postaya ayrıldıktan ve aralarında birer Ebe seçtikten sonra, Ebeler karşı karşıya geçer, bunlardan birisi avcının içine ufak bir taş alark saklar ve karşı taraf Ebesine her iki eli kapalı olduğu halde : hangisinde? diye sorar, Taşı bulan Ebe, kendi tarafını kazandırmış olur. Diğer taraf, partiyi kaybettiği için hepsi birden Eşek olurlar ve birer metre aralıkla geniş bir daire halinde sıralanıp iki ellerini dizkapakları-na dayamak suretiyle öne doğru eğilirler, kazanan oyuncular, sıra ile bunların sırtlarına binerler. Ebenin elinde eski bir postal (Ayakkabı) vardır, bindiği oyuncunun sırtında, adeta ‘bir ayakkabı tamir eder gibi onu evirir çevirir, bu esnada güya elinde bir muşta varmış gibi yumruğuyla altındakinin sırtına bir .iki indirir, sonra elindeki Hıriği bazı tuhaf ve güldürücü sözler söyleyerek sağ , tarafındaki oyuncuya atar, Ebeden ge-

(‘!) Zaman itibariyle ben, bu oyunun adını unutmuştum, bazı arkadaşlara sordum, onlar da hatırlıyamadüar, yeniler bu ismi verdiler, yazdım; Fakat ben yine bu ismin üzerinde mütereddidimlen Hıriji tutamıyan oyuncu hemen kendisi yatar, altındaki üste ç.kar tutarsa aynı şekilde oyuna devam ederek o da altındkine bir iki yumruk indirdikten sonra sağ yanmdakine atar, Hırik bu suretle bütün dairevi dolaşır, tekrar Ebeye gelir. Hıriği tutamayanlar veya Ebenin tamir sırasında söylediği sözleri zihninde tutupda tekrar edemiyenler hemen alta geçer, yani Eşek olurlar. Üsttekiler dikkatli olup da Hıriği düşürmezlerse ve Ebenin sözlerini aynen tekrar ederlerse saatlerce üstte*kalabilirler, velevki, altta kalanların canları çıksın, işte bu oyun da böyle neş’e ve kahkahalar arasında devam edip giderdi.

h) MAM:

Bu oyun, çocuklar arasında çok sevilen, neş’eli ve hareketli bir oyundur, dikkat ve açıkguzlülüğü sağlar. En az 3-4, en fazla 6-7 çocuk arasında oynanır. Qyun malzemesi: Her çocuğa yassı bir sal (Taş) paf-çasiyle bir de yumurta büyüklüğünde yuvarlak bir taş tedarikinden ibarettir. Bunlar elde edilince düz bir saha seçilir ve bu saha üzerinde 50-60 s. kutrunda bir daire çizilir ve bu dairenin tam merkezine yuvarlak taş konulur. Sonra dairenin dış çizgisinden itibaren 3 m. uzakta yere bir metre uzunluğunda düz bir hat çizilir ki, buraya Kale denilir. Şimdi oyuncular, sıra ile ellerinin içine ufak bir taş alarak saklarlar, taşı bulanlar kazanır, en sonunda taşı kim bulamazsa o Marn bekçisi olur, dairenin başına geçer, Mamı merkeze kor ve vaziyet alır. Oyun başlıyor : Şimdi Kalede bir hizaya sıralanmış olan oyuncular, sıra ile ellerindeki salları merkezdeki Mamı hedef tutarak atarlar. Mamcmın vazifesi Mamı yerinde sabit tutmaktır. Oyuncular da ellerindeki salları atmak suretiyle Mamı daireden çıkarıp merkezden uzaklaştırmak isterler. Mam, ne kadar fazla uzaklaştırıhrsa oyuncular merkeze koşup dairenin etrafına serpilmiş olan sallarını hemen alıp tekrar kaleye varmaya ve ikinci oyuna başlamaya fırsat bulur ve oyuna hak kazanırlar. Mamcı, bu sırada çok tetikte olarak bir taraftan yerinden oynayan Mamı, daima yerinde tutmak ve b,u arada Mam yerinden oynadıkça sallarını almak açin merkeze hücum etmek isteyenlerin arasından birisini avlamak için koşarak eliyle omuzuna veya ensesine vurmak suretiyle yaka-hyarak kendi ağır vazifesini ona yüklemek!.. Mam yerinden oynadıkça ve hele uzaklara kaydıkça hücum çoğalır, çoğaldıkça da oyun kızışır. Bazan oyunun başından sonuna kadar bazı Mamcılar, bu ağır yükten kendi kendilerini kurtaramazlar, serseme dunerler.

Ancak muhacim oyuncular arasından daire etrafındaki sallarının bulunduğu yere koşarak sallarına ayaklarını bastılar mı vurulmadan muaf tutulurlar, yalnız ayağının altındaki salı, ellerini karıştırmaksızın sol ayağının parmaklarıyla diğer ayağının üstüne aldıktan sonra yukarıya fırlatıp elleriyle tutabilirse kazanır, Kaleye koşar ve oyuna tekrar devam eder. Şayet salı tutamaz da yere lüşürürse Mamcı onu yakalar ve merkeze götürerek Mamı ona teslim eder ve kendisi oyuncuların arasına girer, işte oyun, bu minval üzere saatlerce ‘devam eder.

i) KIÇ KIÇ:

Bu oyun bir kaç oyuncu arasında oynandığı gibi çok defa usulen iki çocuk arasında da oynanır. Oyun malzemesi: Mam oyunundaki melezi menin aynıdır. Oynayış şekli ise, Marndaki gibi yere aynı genişlikte bir daire çizilir ve bu çizginin ortasına yuvarlak taş konulur. Daire çizgisinden itibaren 3 m. ötede yere yine bir çizgi çizilir ki, buraya Kale diyoruz. Oyuncular, ellerinde sallan bu hattın üzerinde yerlerini alırlar. Oyunculardan hangisinin oyuna ilk defa başlaması için elde taş saklanır, taşı bulan oyuna başlar,

Oyuncu, her şeyden önce Kalede ileriye doğru  adını atmamak ve aynı zamanda 3 m. ileride daire içinde bulunan yuvarlak taşa, iyice nişan alarak elindeki sal parçasını savurur, burada  asıl marifet, salı yuvarlak taşa isabet ettirerek onu daireden   mür-.kün olduğu kadar uzaklara sürmektedir. Sürdü mü şimdi sayı başlar: Dairenin kenarına gidilir, oyuncu ayağım dairenin dış kenarına kıyar,     K:c kıç…    Kondura biç… On üç diye ayak saymağa başlar, on dört… on beş… illi. O sayısını tamamladıktan  sonra yu ” h k taş yine  merkeze  bırakılır, bu  defa diğer oyuncu,  elindeki salı  atar   Tesadüf ettiremezse o bir  tarafa koz vermiş olur, tesadüf ettirirse yine aynı ?ekilde : ayakla, Kıç kıç.:. Kon-dura biç,..  On üç diye sayıya başlanır. Du oyunculardan hangisi daha önce kırk sayıyı yaparsa oyunu o kazanmış olur. Ancak bu sırada oyunu kaybedene bir şans verilir ve bu oyunun ikinci kısmını teşkil eder. Mağlup oyuncu, elinde salı, dairenin üstüne gider ve yüzü Kaleye çevrili  olduğu halde bacaklarını dairenin açısı kadar  açar,  salı iki eliyle 1 kuvvetli   tutarak kollarını   ileri  ve   geri  sallamak     suretiyle hız alarak yerdeki  yuvarlak taşı aksi tarafa  fırlatmaya çalışır.  Bu defa kırkı yapan galip oyuncu, yine aynı  Kaleden, merkezden    uzaklaştırılmış olan yuvarlak taşı, hedef tutarak elindeki salı fırlatır, hedefe isabet ettirirse bir kız alır …aynı oyun tekrarlanır, isabet devam ettikçe üç kız… beş kız… On kız alır. Ta ki salı hedefe isabet ettiremesin. isabet etmeyince, oyun, aynı minval üzere yeniden başlar ve saatlerce bu şekilde devam edip gider.

j) KÖŞE KAPMACA:

Yurdumuzun uzak yakın her köşesinde oynandığı gibi Çemişgezek’de da aynı şekilde oynanır. Bundan sonra sıralıyacağım beş oyun, sokaklarda, kırlarda, bağ ve bahçelerde oynanan oyunlardır.

k) EBE BENiKURDA VI1ME:

Bu oyunda, ellerde taş tutulmak ve taşı bulanlar bir guruba, bulmayanlar diğer guruba ayrılmak suretiyle oyuna başlanır. Taş en son kimin elinde kalırsa o, kurt olur, diğerleri de içlerinden birisini ebe seçerler ve ebenin arkasına kuyruk halinde sıralanır, arkadan birbirinin eteklerini tutarlar. Kurdun gözlerine bir mendil bağlanır ve gözleri kapatılır. Ebenin karşısına geçer, başlar ebeyi sağından solundan sıkıştırmaya., ta ki, arka tarafa geçsin, oyunculardan ‘birisini yakalasın. Yakalananlar oyundan çıkarılır. Kurt ne kadar çevik harekette bulunursa yakalama o nis-bette çok olur, Ebe, hareketli ve açık göz olmassa az zamanda oyuncuları tamamen yakalanır ve oyunu kaybeder. Eski Ebenin ise gözleri bağlanarak kurt olur.

Ebenin, kurdun arka tarafa geçmesine mani olması için çok dikkatli ve tetikte bulunması lazımdır. Bunun için sağdan soldan koşarak oyuncuları müdafaa eder. Oyuncular ebenin arkasında uzun bir kuyruk halinde hep bir ağızdan — Ebe, beni kurda verme!., diye bağırarak sağa sola çalkanıp dururlar. Oyun bu suretle saatlerce devam eder. Neş’eli ve aynı zamanda çocuklara herhangi bir taarruza uğradıkları zaman, kendi kendilerini koruma ve müdafaa kabiliyetlerini artırır.

1) ÇINGÖR MINGIB TUT:

Bu oyun çok defa gece oynanır. Oyuncuların adedi ne kadar çok olursa oyunlar o nisbette heyecanlı olur.

Oyuncular, önce iki guruba ayrılırlar, her ıgurubun ‘bir Ebesi vardır. Ebeler yine ellerinde taş tutarlar, taşı bulan gurup yerinde kalır, diğer gurup ise Ebelerinin idaresi altında karanlık sokaklara dağılırlar. Ebe, bunlara lazımgelen direktifi verir… Gidenlerin sesleri kesilince berikiler hep bir ağızdan — Çıngır mıngır tut., orda burda yok!., diye yüksek sesle bağırarak harekete geçer ve ötekileri takibe başlarlar.

Hasını tarafı pusuda., berikiler bir keşif kolu gibi hassas ve tetikte., gecenin zifiri karanlıkları arasında bu iki hasım koldan herhangi birisi saklandığı yerde hissedilirse ariyan tarafın Ebesi: — Hış tut!., diye bağırır, bu kurnanda üzerine ortalık birbirine karışır, bunlardan her hangi birisi çevik davranarak karşı taraftan esir almağa çalışırlar, oyun bu suretle dakikalarca devam eder, sonunda esirler – syilır, hangi taraf daha fazla esir almış ise o taraf galip sayılır. Bu oyun, doğrudan doğruya bir harp oyunudur. Aynı zamanda çocukları geceye, karanlığa ve harekete alıştırmak bakımından çok faydalı bir oyundur.

m) HUCUR — MUCUR:

Bu oyuna   Anadolu’nun muhtelif yerlerinde  Birdir bir  deniliyor Çemişgezek’de da  (Hucur — Mucur) derler.

Oyuna başlamadan önce oyuncuların içerisinden iki kişi karşı karşıya gelir, ellerinde taş saklarlar, bulan oyuncular Ebe olur, bulamıyanlar ise ellerim diz kapaklarına dayar ve münasip bir noktada yere eğilir. Oyuncular, on on beş metre geriden, Ebe önde olduğu halde sıra ile hız alarak gelirler ve ortada yatan arkadaşın üzerinden atlayıp karşı tarafa geçerler. Her atlayışta Ebe bir şey söylemeğe mecburdur. Örneğin ilk defa: — Hucur — Mucur… Bundan geç, diye yüksek sesle söylenerek geçer, arkadaki oyuncular da hem atlar, hem de Ebenin bu sözünü yüksek sesle tekrar etmeğe mecburdurlar. Şayet içlerinden birisi unutup da söylemeden atlarsa yandı gitti; Çünkü derhal o yatırılır. Karşı taraftan yine başta Ebe ve bütün oyuncular bir biri arkasından hız alarak koşar ve ikinci atlamayı yaparlar. Bu defa da Ebe : Minarede abam kaldı… üçüncüde: Bunu bilmeyen bir dedem kaldı, diye söyler geçerler, dördüncü, beşinci atlamalar da bu suretle devam eder. Artık Ebenin insafına… Her atlayışta güldürücü bir cümle yaratarak oyunu istediği kadar uzatabilir. Bazan üç dört atlamadan sonra Ebe eline bir fes (O zamanlar hep fes giyerdik) alır, atlarken yatanın sırtına hem fesi koyar, hem de atlar… Arkasından gelenler bu fesi yere düşürmeden atlıyacaklardır. Fesi düşüren, oyunu kaybeder ve hemen yere o yatırılır. Oyuncular, birinci fesi düşürmeden oyunu tamamlarlarsa bu defa Ebe atlamayı daha zorlaştırmak için birinci fesin üzerine herkes kendi fesini koyarak atlıyacaktır, diye emir verir, iyi oyuncular bunu da muvaffakiyetle başarabilirler. Bakarsınız yatanın sırtı bir yığın fesle dolu… veyahut ikinci ve üçüncü festen sonra hepsi birden yere düşmüştür, düşüren yatar, yatan ise kurtulur.

Bazan da her atlayıştan sonra Ebe tarafından, yatanın biraz daha dikleştirilmesi ile de oyuncular arasından bir çoğu bu yüksekliği atlıyamazlar, oyunu kaybederler. Hatta bazan öyle bir raddeye çıkarılır ki, yatan adeta ayakta durur gibidir. Ancak başını saklamak üzere biraz boynunu eğmiştir, ivi sıçrayanlaı, bunu da muvaffakiyetle atlarlardı. Bu o-yun da çok neş’eli, hareketli, güldürücü bir oyundur. Hele bilhassa Ebelerin bin bir güldürücü cümle yaratarak otlamalara devam etmeleri çok enteresan ve çok neş’eli olurdu. Bu. oyun, mektep sahralarında oynanan oyunların arasında önemli yer alan bir oyundu.

n) ATEŞ — TURA OYUNU:

Bu ovun çok eğlenceli ve aynı zamanda biraz da can yakıcı bir oyundur. Çak defa havuz başlarında ve kış geceleri ise geniş sofralarda oynanır. Mevcut arkadaşların hepsi birden düz bir yere veya bir çayır üzerine, kış ise halı ve kilimler üzerine diz çökerek bir halka çevirirler önce bir tura yapılır, bu tura : Bir kuşak veya büyük bir mendilin bir ucundan bir kişi, diğer ucundan bir başkası tutarak ellerinde aksi tarafa bükerler, kuvvetli bükülünce ve ortadan ikiye kıvrılınca kendi kendine birbirine sarılır ve sertleşir, uçları ise düğümlenir, işte buna Tura derler.

Sonra oyuncular, avuçlarında bir yüzük veya ufak bir taş saklıyarak kapalı ellerini birbirlerine uzatır ve sorarlar… – Yüzük hangisin-de?., yüzüğü .bulan kurtulur, buna Ebe seçme denilir. En sona kalan Ebe olur. Ebe, dairenin ortasına girer, bir elinde yüzük, bir elinde tura… sıra ile yüzüğü herkesin koynuna veya avuçlarının içerisine koyar gibi sokar çeker ve birisine gizlice vermiş olur. Bu ameliye tamam olunca, Ebe ayakta herhangi ‘bir .oyuncunun önünde durur ve sırtına bir tura indirerek: — Yüzük kimde?., diye sorar. Turayı yiyen oyuncu, yüzüğün kimde olduğunu tahmin yollu bütün oyuncuların yüzlerine bakarak birini söyler, hakikaten yüzük o oyuncuda çıkarsa Ebe bir tura daha sırtına vurur ve turayı kendisine verir,turayı yiyen ayağa kalkar, Ebe olur, eski Ebe ise onun yerini alır. Şayet gösterdiği oyuncuda çıkmaz ise bu defa gösterilen oyuncunun önüne gider bir tura da onun sırtına vurur :— Yüzük kimde?., diye sorar o da başkasını gösterir, ta ki, yüzük bulunsun ve ebe değişsin. HulAsa yüzüğü bularak Ebe olmak isteyen iki, bulamayıp da başkasını gösterenler bir tura yerler, oyun saatlarca böyle güle söyliye devam edip gider.

o) ÇELİK — ÇUBUK:

Bu oyun da önemli bir oyundur. Oyunculardan birer Ebenin (Kaptan) idaresinde ikiye ayrılırlar, sonra ya elde ufak bir taş saklamakla, yahut bütün oyunlarda kullanılan şu usul ile: yassı bir taş parçasının bir yüzü su ile veya (biraz tükürükle ıslatılır, diğer tarafı kuru bırakılır, bu taşı elinde tutan Ebelerden birisi, diğer Ebeye sorar — Yaş mı, kuru mu? karşısındaki ya yaş der veya kuru., bunun üzerine taş parçası havaya fırlatılır, yere düştükten sonra tetkik edilir, karşı tarafın Ebesi, yaş demiş ise ve yaş da üste gelirse o taraf kazanarak çelik çubuğa sahip olur, kuru gelirse kaybetmiş olur ki, çelik çubuğu hasım tarafına bırakmış olurlar. Ve yahut ellerde saklanan taş, sağ elde mi, yoksa sol elde mi? diye Ebelerden birinin vaki olan sorusuna karşı diğer Ebe, eldeki taşı bulursa oyuna başlama şansını kazanır, çelik çubuğu alırlar.

Çubuk : Düzgün ve kuvvetli ağaçtan, yapılmış bir metre uzunluğunda bir değnek. Çelik ise; yine bu değnek kalınlığında 30 santimlik bir parçadan ibarettir. Oyunculardan bir gurup, meydanın bir tarafında, diğerleri de takribi en az 20, en çok 30 metre uzakta karşı karşıya sıralanırlar. Çelik çubuğu ellerinde tutan taraf, bulundukları noktada toprak üzerinde ufak bir çukur açarlar, çeliğin bir ucu, bu çukura konulunca diğer ucu topraktan 10-15 santim yüksekte kalır. Şimdi oyuncu, elindeM değneği çeliğe vurur, çelik bir metre kadar yerinden yukarı fırlayınca yine değnekle ve olanca kuvvetiyle ikinci defa çeliğe vurup çeliği, karşı hasım tarafına gönderir. Eğer bu ikinci vuruşu, havalanmış olan çeliğe tesadüf ettiremez de boşa vurursa oyundan derhal çıkarılır. Çelik, hasım tarafına gitti ise oyuncu değneği yerdeki çukurun hizasında yere koyar, kurşun gibi sür’atli havadan giden bu çeliği, karşı tarafın oyuncularından herhangi birisi sıçrayıp da elleriyle havada tutacak olursa o takım kaleyi ve çelik çubuğu elde etmiş olurlar. Tutamazlar da çelik yere düşerse en iyi oyunculardan birisi çeliği alıp düştüğü noktadan değneğin bulunduğu noktaya nişan alarak savurur, çeliği çubuğa isabet ettirebilenler de o oyuncuyu, oyun harici yapmış olurlar, ikinci* si gelir., isabet ettiremezlerse oyuncu devamlı oynar, ta ki, bütün oyuncuları iskartaya çıkarsınlar, böyle olunca karşı taraf kaleye gelir, çelik çubuğu kendileri alarak oyuna başlarlar. Guruplardaki oyuncuların her birisi bir vuruştan sonra yerlerini diğer arkadaşlarına terk ederler, o-yun bu suretle saatlerce devam eder, meraklı ve heyecanlı bir oyundur.

p) GÜREŞ:

Çemişgezekde güreş, çocuklar, gençler arasında yapıldığı gibi orta yaşlılar, hatta ihtiyarlar arasında bile yapılırdı. Herkes bu oyuna meraklıydı ve güreşirlerdi. Bı meraklılar arasındaki güreşler, ne kırkpmar güreşleri gibi yağlı, ne de bu günkü modern güreşler gibi mayolu güreşler değildi. Güreşler çok defa bağlarda, bahçelerde, kırlarda ve havuz başlarında yapılan eğlenceler sırasında büyükler arasında.. Bahar mevsiminde yapılan sahra günlerinde ise çocuklar arasında yapılırdı. Bunlar paltolarını veya ceketlerini bir anda çıkarıp attıktan ve entarilerinin eteklerini de bellerindeki kuşaklarının arasına sıkıştırdıktan -sonra birbirine sarılır, mücadeleye başlarlar. Kuvvetli olanlar, hasmını gelişi güzel ve belinden sarma veya ayağiyle bir çelme vurmak suretiyle yere atıp üstüne abandı mı galip sayılır. Sırtın yere getirilmesi zarureti yoktur.

Bir çiftin güreşmesi bitince bir başka çift ortaya çıkar, kuvvetler denk geldiği zaman güreş dakikalarca devam eder, soluk soluğa ve terler içerisinde, nihayet bunlardan birisi mağlup olur. Galip gelenler; — Aferin tosunum!.. — Yaşa aslanım!., diye etraftan takdir ve alkışlar kazanırlar. Esasen Çemişgezekli iklim ve hava., temiz ve bol gıda ile sıhhat-H ve çalışkanlığıyla da idmanlı olduğundan güçlü -kuvvetlidir. Bunu is-bat için de her zaman ve her fırsatta güreşirdi.

r) DEVECİ’LIBUBACI:

Bu oyun, sekiz-on-on beş ve daha fazla miktarda çocuklar arasın-da oynanır. önce iki Ebe (Kaptan) seçilir, sonra bu ebelerden biri bir başa, diğeri de öteki başa geçer ve oyuncular sıkı bir surette el ele tutuşur, ve sıralanırlar. Bu ameliye bitince sıranın solundaki Ebe, yüksek perdeden sağdaki Ebeye:

— DfevedL diye seslenir. Ebe:

— Leblibacı. diye cevap verir. (Bu kelime her halde Arapça Lebbeyk’den alınmış olsa gerek) Şimdi soldaki Ebe:

— Deve nerde?..

— Handa..

— Ne yiyi?..  (Yemekten)

— Arpa..

— Ne S., ?..

— Hurma…

— Yedi davul, yedi zurna nerden gelip geçecek?.. Bu sual üzerine ebe sol eli ile yanındaki oyuncunun sağ elini tutmakta olduğundan kollarını her ikişi birden yukarı kaldırarak aralarını açarlar ve — işte buradan! diye cevap verir, bunun üzerine kuyruğun sonunda bulunup da ilk defa söze başlıyan soldaki Ebe, önde olmak üzere oyuncular elleriyle birbirlerine kenttli olarak yürüyüşe geçerler ve hep bir ağızdan (Cankıl – Cunkul) diyerek yavaş yavaş yürür ve Ebenin bulunduğu noktaya doğru gelir, havaya kalkmış olan kolların altından -bir köprünün altından geçer gibi- geçerler. tabiibu geçişin sonunda yüzler aksi istikamete çevrilmiş olduğu halde aynı şekilde sıra muhafaza edilir.

Bu gösteriden sonra bir işaret üzerine zencirin baş taraflarında bulunan Ebeler, bütün kuvvetleriyle diziyi çekmeğe başlarlar ki, bu aynı zamanda bir kol kuvveti denemesidir. Oyun zencir kırılıncaya kadar devam eder, cankıl – cunkul nakaratı ise yüksek sesle tekrarlanır durur. Zencir kırıldıktan sonra her iki tarafın mevcudu sayılır, sayı üstünlüğü hangi tarafta ise o taraf galip sayılır.

 s) BEŞ TAŞ — DOKUZ TAŞ:

Yukarıda çeşitlerini yazdığım toplu oyunlardan başka Çemişgezek’de iki kişi arasında oynanan oyunlar da vardır. Örneğin : Beş taş — Dokuz taş denilen bir oyun vardır ki, bunlar Satranç oyununun bir nevi iptidai şeklinden başka bir şey değildir. Kafayı çalıştİran, dikkati artİran terbi-yevioyunlar sırasındadır.

t) CEVİZ ve AŞIK OYUNLARI:

Ceviz oyunu duvar dibinde açılan bir çukura bir, bir buçuk metre mesafede tesbit edilen yerden bir avuç ceviz atmakla oynanır.. Şöyle ki, oyun başlamadan karşı karşıya gelen iki çocuktan birisi tek, diğeri çift sayıyı alırlar, eğer cevizleri atan çifti almış ise ve çukura attığı cevizler de çift olarak çukura girerse karşı taraftan o kadar ceviz alır, tek düşerse kendisi o kadar ceviz vermek mecburiyetinde kalırdı. Bu suretle ceviz kaybedenler, ya evlerine gider analarından yeniden ceviz ister., alırsa ne AlA!., almazsa çalar ve yahut biriktirdiği beş on para ile bakkal-dan ceviz alır., oyuna tekrar iştirak eder, işte bu suretle oyuna devam edilir ve kazanan çocukların cepleri ve koyunları cevizlerle dolu olarak sevinçle evlerine dönerlerdi.

Bir de içerisi oyulmuş ve bu deliğe kurşun akıtılmış bir aşığın bir. bir buçuk metre mesafede ıbir başkası tarafından sıra ile dizilmiş cevizlere nişan alarak atılmasiyle başlanır. Aşığı, dizilmiş cevizlere isabet ettirip bir ikişini veya daha fazlasını cevizlerin bulunduğu yerin etrafına otuz veya elli santim kutrunda çizilmiş bir daireden dışarıya çıkaran cevizleri kazanır, tekrar atar., isabet ederse tekrar kazanır, şayet aşığı, cevizlere isabet ettiremez veyahut daireden harice çıkaramazsa kendisi ceviz dikecek ve aşığı karşıdaki oyuncuya verecektir. Kazanan veya kaybedenler yukarıki akıbetle yine karşı karşıyadırlar.

AŞIK OYUNUNA GELİNCE: Bu oyuna katılan çocukların ceplerinde avuçlar dolusu aşık vardır, malum ya, aşık et yemeklerinin içerisinden çıkar, çıkınca çocuklar bunları alır, yemekten sonra sabunla yıykar, temizler ve oyun için ceplerine dodururlar. Oyuncuların ellerinde yine içerisi oyulmuş ve kurşun akıtılmış bir aşık vardır ki, bu aşığın, dik tarafından çukur olan tarafına BEY., mukabil tarafa EŞEK., yan taraflardan çukur tarafa HIRSIZ., onun mukabiline de SOFU derler…

Bu aşığı, oyunculardan birisi, parmakları arasında tutup karşısındakine sorar: — Bey misin, sofu musun, eşek misin, hırsız mısın?.. Karşısnıdaki ise bunlardan birisini seçer., Örneğin, sofu der., atan ise başka tarafı seçer alır. Aşığı elinde tutan oyuncu olanca dikkatiyle aşığı yere atar, dediği çıkarsa bir aşık kazanır, çıkmazsa, ve karşısındakinin dediği çıkarsa ona bir aşık vermeğe mecburdur. Oyun böylece saatlerce devam ettirilir.

Bir de yine bu ana aşıkla oynanan bir mangır oyunu vardır.

Mangır : aşağı yukarı yarım asır önce ufak paraların en küçüğü., kırmızı bakırdan yapılmış on para büyüklüğünde; Fakat on paradan biraz daha kalınca 2,5 para kıymetindeydi, ve dört mangır bir arasa gelirse on para olurdu.

Düz ıbir yere otuz kırk santim kutrunda bir daire çizilir. Bu dairenin ortasına iki santim kalıncaya kadar demir bir çivi çakılır, bu çivinin başına bir mangır oturtulur, yine bir buçuk metre mesafede duran bir oyuncu bu mangıra nişan alarak elindeki aşığı atar, mangırı düşürüp daireden harice çıkarabildiyse o mangırı kazanır, aksi takdirde kendisi bir mangır verir. Oyun taraflar arasında böylece devam edüp gider.

Şu yukarıda saydığım oyunlar ise, çocukları kumara alıştırma bakımından makbul oyunlar değildi; Fakat bazı mahallelerde bir kısım çocuklar arasında iptila halinde oynanır ve baba analar tarafından men edildikleri halde yine önüne geçilemezdi.

u) BKBIK OYUNLARI:

Bu oyunlara Çemişgezek’de (Gelin) oyunları da denilir ve kız çocuklarına mahsustur. Konu komşu veya akraba çocuklarının bizzat kendi elleriyle yaptıkları çeşitli ‘bebeklerle ve bu bebekler için yine kendi elleriyle hazırladıklaıı yataklar, yorganlar, yastıklardan tutunuz da kilimler, halılar ve mutbak takımlarına kadar olan oyuncak eşyalariyle oynanılır. Bu kıs çocukları küme halinde her gün okullarından döndükten sonra veya Cuma günleri her gün sırasiyle bir evde toplanırlar, bebeklerini ve takımlarını da beraberce o eve taşırlar, her birisi bir köşeye evini kurar, bebekleri oturtur ve onları sırasiyle konuştururlar da… işte bu sıralanmış evler arasında misafirlikler, davetler, hatta düğünler bile yapılır. Bazan bu düğülere büyükleri de karıştırırlar. Ailelerin eğlenmeleri cin bunlar birer vesile olur ve bazan da hakikibir düğün mahir yetini alır. Tefciler ısmarlanır, mahalleden davetli bulunan komşu hanımlar giymiş, giyinmiş, takmış, takıştırmış oldukları halde bu çocuk düğünlerine istisnasız icabet ederler., şarkılar, Türküler oyunlar birbirini takip eder, misafirlere şerbetler, kahveler ve çok defa da yemişler.ve meyveler ikram edilir.

Hakikaten çok enteresan ve eğlenceli olan bu oyunlar yüzünden ben bil’akis ertesi günü babamdan yediğim dayakların tesiriyle mahv-ü perişan olurdum. Sebebi: Ablalarımın bu oyunlarına müdahale ve bunların kurdukları evleri bozup da kendi fikrimce tekrar yeniden kurduğum için çıkan gürültüden bizar olan annemin, akşamlan babama yaptığı şikayetler üzerine zavallı ben, dayak yemediğim hiç bir gün yoktu.

www.angelfire.com/country/cemisgezek/culture/games.html

Çocukluğumuz bu oyunlarla geçti

Haziran 23, 2008

http://www.memleket.com.tr/news_detail.php?id=1217

Geçmişte çocuklar, şimdiki gibi çeşitli oyuncaklar olmadığından bir takım çocuk oyunları ile toplu olarak eğlenirdi. Bu durum dayanışma ile birlikte yarışma ruhunun da kazanılmasına yardımcı oluyordu.
2005-06-22 18:37:35
Hiç oyuncakları da yok değildi hani. Örneğin erkek çocuklar soğukkuyu ayakkabılarının tabanlarını keserek iki tane teker yaparlar, bunları yirmilik çivinin iki tarafına takarlardı. Bir değneğin ucuna takarak yolda sürebilecek, gerektiğinde çeşmeden su getirebilecek çok amaçlı bir oyuncak yaparlardı. Bir de patlanguç ağacının içini oyarak yaptıkları, içine geveledikleri kağıt parçalarını ön ve arka tarafa koyarak arkasından deliğe sığabilen bir çubukla hızla iterek öndeki kağıdın ses çıkararak fırlamasını sağlayan oyuncakları da vardı. Yaş bir çubuğu yay şeklinde büküp ucuna ip bağlarlar, ucunu sivrilttikleri düzgün çubukları da yay olarak kullanırlardı.
Sapan: Altta tutulacak kadar yeri olan, üst tarafı çatal ayni “ Y “ harfi şeklindeki ağacın çatallarına lastik bağlanır, bunlar eşit uzunlukta tam ortaya gelecek şekilde bir küçük taş parçasını tutabilecek genişlikte deri ya da kumaş parçasına bağlanarak birleştirilirdi. Bu parçaya konan taş parçası lastikler geriye doğru gerilip nişan alındıktan sonra fırlatılırdı (Kuş Lastiği.)
Kızlar için ise en önemli oyuncak annelerinin yaptıkları bez bebeklerdi. Çocuklar iş görebilecek duruma geldiklerinde tarlada ya da evde büyüklerine yardım ederlerdi. Yazın olmasa da kışın kısa günlerinde oyunlarını oynayabilirlerdi, fırsat buldukça. Fırsat buldukça, çünkü,hangi büyüğe sorarsanız, çocukluğunuz nasıldı diye. Günümüzün kendilerine göre şanslı çocuklarına biraz da imrenerek: “Biz çocukluğumuzu hiç yaşamadık ki” derler. Doğrudur, oyunsuz ve oyuncaksız çocukluk yaşanmamış sayılır.
Çocuk her zaman çocuk olduğundan, yine de kendisini eğlendirecek oyunlar bulup oynar. Köyümüzde de oynanan oyunları kısa açıklamalarıyla vermek yerinde olacaktır. Bu oyunları erkek ve kız oyunları başlığı altında toplamak uygun olacaktır. Bu oyunlar daha çok kimler tarafından oynanıyorsa o bölüme alınmıştır. Karışık oynanan ya da hem kızlar hem de erkeklerce oynananlar belirtilmiştir.
GENEL OYUNLAR
Hem kız hem de erkeklerin oynadığı, karışık da oynanabilen oyunlardır.

1. Sobe

2. Körebe

3. Saklambaç

4. Mendil Kapmaca: Genellikle okulda öğretmenin gözetimi ve hakemliğinde oynanan bir oyundu. Çocuklar iki gruba ayrılır, arada belli bir mesafe bırakarak karşılıklı olarak yerlerini alırlar. Her oyuncunun rakibi karşısındaki oyuncudur. Bu iki grubun tam ortasına bir çocuk elinde mendille durur. Hakemin işaretiyle en baştan birinci sıradaki çocuklar mendili alıp kendi gruplarının bulunduğu yere rakibine yakalanmadan kaçırmaya çalışır. Eğer rakibine yakalanmadan mendili kaçırırsa rakip oyuncu kazanan grubun tarafına geçer. Mendili eline alan oyuncu rakibi tarafından yakalanırsa, bu durumda yakalayan kazanmış olur. Yakalanan oyuncu karşı takımın saflarına katılır. Tüm oyuncular birer kez yarıştıktan sonra takımların bulunduğu yerdeki oyuncular sayılır. En çok oyuncusu olan (kazanan rakibiyle kendi takımına geçtiğinden ) takım yarışmayı kazanmış sayılır.

5. Üç taş: İki kişilik bir oyun olup, yaşlılar tarafından da oynanan bir oyun olup, her oyuncu 3\’er taşla her yere basitçe çizilebilen şekil üzerinde oynanır. Oyuncular sırasıyla taşları istedikleri bir noktaya konarlar. Amaç kendi taşlarının üçünü bir araya – yatay ya da dikey – getirmektir. Bunu yaparken, rakibi kollamak da gerekiyor elbette. Taşların hepsi konduktan sonra, ilk taşı koyanın oynaması gerekir. Taşlar konulup elde kalmayınca şekil üzerindeki taşlar sadece boş olan yerlere hareket ettirilebilir, ama sadece bir basamak olmak şartıyla. Önünde kendi taşı varsa dahi hareket edemez. İlk kez üç taşı yan yana ya da alt alta getiren oyunu kazanır. Oyuncuların taşlarının karışmaması için değişik şekil ya da renkte taşlar seçilir.

6. Dokuztaş: Üçtaş oyununun dokuz taşla sürdürülen halidir. Temelde üçtaşın kurallarına aynı kurallara sahiptir. Oyun tahtası ona nazaran daha büyüktür. Bu oyun günümüzde de oynanmaktadır.

7. Onikitaş : Dokuztaşın tüm kuralları geçerli olup, oynanan şekilde farklılık vardır. Tek farkı yatay ve dikey çizgilerin yanısıra, çapraz çizgilerinin de bulunmasıdır.

ERKEK OYUNLARI:
Genellikle erkek çocukları tarafından oynanmaktadır.

1. Çelik Çomak: En çok oynanan oyunların başında gelmektedir. Bir değnek ile çelik denilen yaklaşık 20-25 cm. uzunluğundaki parmak kalınlığındaki, ağaç parçası oyunun malzemesidir. En az iki kişiyle oynanır, takım halinde de oynanabilir.
Oynanışı: Düzgün bir yere değneğin ucunun rahatça girebileceği genişlikte ve derinlikte bir yarık açılır. Bu yarığın üzerine çelik yerleştirilir. Oyuna başlayan oyuncu değneğinin ucunu, çeliğin altındaki yarığa sokarak, tüm gücüyle, rakibinin yakalayamayacağı kadar uzağa fırlatır ve değneğini çeliğin pozisyonundaki gibi çukurun üzerine koyar. Bu sırada diğer oyuncu yaklaşık 15-20 m. karşısında yerini alır, çeliği yakalamaya çalışır. Çeliğe elindeki değnekle vurursa ya da yakalarsa oyun sırası kendisine geçer. Vuramazsa çeliği düştüğü yerden alıp, çeliğin fırlatıldığı çukurun üstüne rakibinin koyduğu değneğe doğru atarak ona temas ettirmeye çalışır. Eğer değneğe vurursa, atış sırası yine kendine geçer. Vuramazsa atışı yapan oyuncu değneğini alarak yerdeki çeliği sadece değneğin yardımıyla havalandırarak, havadayken değnekle vurarak, uzağa atmaya çalışır, çünkü ne kadar uzağa atarsa o kadar çok sayi kazanacaktır. Aynı şekilde toplam üç kez vurur. Eğer rakip oyuncu çeliğin son ulaştığı yer ile fırlatıldığı çukur arasındaki mesafeye 3 kez atlayarak ulaşabilirse oyun sırası kendine geçer. Üç kez atlama sonucunda ulaşamayacaksa, diğer oyuncu çeliğin düştüğü yerden alarak adımlarını saymaya başlar, atış yapılan yere kadar ( 1, 2, 3,…). (Atış yapılan yere gelindiğinde kesin olarak hatırlamıyorum ama ya çeliği değneğin üzerinde ya da değneği çelik üzerinde zıplatarak düşürene kadar her vuruş için bir sayılmak üzere saymaya devam eder!) Oyuncular hangi sayı üzerinde anlaşmışlarsa o sayıya ilk ulaşan oyunu kazanır.

2. Kale: Bu oyun genellikle hayvan otlatan, yöresel deyişle mal güden çocuklar tarafından oynanır. Oyun iki kişiyle oynandığı gibi, takım halinde de oynanabilir. Oyunun malzemesi yine doğal şeylerdir. Her gruba üçer adet dik vaziyette durabilen ne çok küçük ne de büyük ve ağır olmayan taşlardır. Taşların dik olarak durması, atılan taşlarla yıkılabilecek nitelikte olması gerekir.
Oynanışı: Sözü edilen üç taş yaklaşık yarımşar metre arayla arka arkaya aynı doğrultuda dikilir. Diğer grup da bunun tam karşısına taşlarını yerleştirir. Aradaki mesafenin uzaklığı grubun anlaşmasına göre ayarlanır. Yaklaşık 15-20 metre olabilir. Bu tamamen oynayanların tercihine bağlıdır. Oyuna başlama sırası hemen hemen tüm oyunlardaki bir yöntemle saptanır. Karşılıklı geçen iki kişi sırasıyla ayaklarını atarlar. Kiş ayağını dik ya da yan olarak atabilir bu tercih kendisine aittir. Karşılıklı atılan ayakların sonunda kim kimin ayağına basmışsa oyuna o başlar. Amaç rakibin dikili duran kalelerini ( taşlarını ) devirmektir. Her oyuncu sırasıyla üçer taş atar. Daha sonra atış rakibe geçer. Devrilen kale olduğu yerde kalır. Atış sırasında atılan taş, devrilen kaleye isabet ederse o kale yeniden dikilir. Yani oyuncuların deyimiyle sağalır, onu yeniden devirmek zorundadır. Rakibin tüm kalelerini en önce deviren kazanır
3. Zımba: Eski evlerin dambaşı denilen düzlüğünde oynanırdı. Daha çok gençler bu oyunu oynardı. Bir kişi ebe olur, genellikle dambaşında bulunan büyük bacanın yanında durur ve oynayanlardan birinin adını söyler: “ Zımba Ali\’ye…” der. Bunun üzerine diğerleri adı söyleneni yakalayıp yumruklamaya çalışırken, o da bir an önce ebenin bulunduğu bacaya ulaşmaya çalışır. Oraya ulaştığında bu kez ebe o olur. Oyun bu şekilde devam ederdi.

4. Şıktı: Gene Zımba\’da olduğu gibi ebe dam başındaki büyük bacanın yanında dururdu. Ebe ellerini yana açarak oyuncuları yakalamaya çalışır. Oyuncular için oyun sahası sınırlıdır. Bu sınırın dışına çıkan oyuncu sekelemek ve bu şekilde kaçmak zorundadır, aksi takdirde yanmış, yani yakalanmış sayılır. Ebe oyuncuyu yakalarsa, diğerleri o oyuncuyu yumruklarlar o da ebenin bulunduğu yere kaçmaya çalışır. Bu kez ebe ile yakalanan oyuncu el ele tutuşarak birlikte diğerlerini yakalamaya çalışırlar. Eğer ellerini bırakırlarsa diğer oyuncular onları yumruklayabilirler.Bu nedenle kesinlikle ellerini bırakmamaları gerekmektedir. Yakalanan her oyuncu başlangıç noktasına vararak bu oyunculara katılır, el ele tutuşarak kalanları yakalamaya çalışır. Oyun bu şekilde devam eder.

5. Gömmeli çelik: Bu oyun 5-6 kiş (fazla da olabilir) ile bireysel olarak oynanır. Her bir kalesi (yani savunması gereken bir yeri ) vardır. Oyuncular fazla dağınık olmayan bir şekilde birbirinden uzak olmayacak şekilde dururlar işte bu durdukları yer kaleleridir. Her oyuncunun elinde bir değneği (çomak) vardır. Ebe olan kişi eline çeliği alır ve oyuncunun birine doğru onun çeliğe vurması için atar. Kendisine çelik atılan oyuncu, çeliği mümkün olduğunca uzağa atabilmek için elindeki değnekle vurur. Ebe çeliği gittiği yerden getirirken, diğer oyuncular onun kalesini ellerindeki değneklerle kazarlar. Ebe de getirdiği çeliği diğer oyunculardan birinin kalesinin içine atmaya çalışır. Eğer atabilirse, kalesine çelik atılan kişi ebe olur, atamazsa bir sonraki oyuncuya vurması için çeliği atar, oyun bu şekilde devam eder. Daha sonra kalesi en derin olarak kazılan oyuncu ceza olarak, o kalenin içine ayaklarıyla girer ve toprağın seviyesine kadar neresine kadar geliyorsa gömülür, çukur toprakla doldurulur. Onu bir süre öyle bırakırlar, yeteri kadar cezasını çektikten sonra çıkarırlar.

6. Güvercin Taklası (Kızlartaklası): 4\’er kişilik iki takımla oynanır. Ebe takımından 2 kişi birbirlerine arkaları dönük olarak dururken diğer ikisinden biri ön tarafa diğeri arka tarafa olmak üzere kafalarını ayakta duran arkadaşlarının bacaklarının arasına sokarlar. Diğer takımın oyuncuları önde yarı yatık duran oyuncunun sırtına ellerini koyarak, ayakta duran bellerini aralamış oyuncuların arasından takla atarak arkadaki oyuncunun üzerinden yere inerler. Yatan ve ayakta duran oyuncular, atlama yapan oyuncuları engelleyici harekette bulunamazlar. Bulunurlarsa, atlayış yinelenir. Oyunculardan biri taklayı atamazsa tüm takım olarak, diğer takımın yerine geçer. Oyun aynı şekilde devam eder.

7. Uzun Eşek: Genellikle bu da bir hakem ile 4\’er kişilik iki takım arasında oynanır. Hakem olan kişi bir duvara ya da dayanabilecek bir yere sırtını verir bacağını açar. Oyuncunun biri kafasını hakemin bacakları arasına koyar ve belini düz bir şekilde tutar. Takımın diğer oyuncuları da onun arkasına aynı biçimde dizilirler. Diğer takımın oyuncuları sırasıyla bunların sırtlarına atlarlar. Dört oyuncu da atladıktan sonra Takımın ebesi (kaptanı) eliyle bir sayı gösterir: “Eşeğim kaç yaşında?” ya da “Çıtı mıtı kaç?” diye sorar. Sayı 10\’dan fazla olamazdı. Altta yatan takımın ebesi bu sayıyı tahmin etmeye çalışır. Eğer doğru tahmin edemezse diğer takım yine atlayış yapar. Tahmini doğru yaparlarsa, yani sayıyı bilirlerse, atlama yapan oyunculardan biri yere düşerse ya da ayağı yere değerse, takımlar yer değiştirir. Atlayış yapma sırası diğer takıma geçer.

8. Misket (Bilye): Ankara boncuğu diye de adlandırılan misket, yere açılan küçük bir çukura belli bir mesafeden atılır. Çukurun içine konan oynama önceliğine sahip olur. Çukurun içine konulamamışsa en yakınına konan oyuna başlar. Misketi başparmağı ile işaret parmağının arasına kıstırarak rakibinin misketini vurmaya çalışır. Her vuruş sayı kazandırır. (Değişik oynama biçimleri de vardır.)

9. Eşgördüm: Sobe oyununun benzeri olup, tek farkı bireysel değil, iki takım arasında oynanmasıdır. 3\’er, 4\’er kişilik iki takım arasında oynanır. Takımın biri ebelik yapar-ken diğer takımın oyuncuları saklanır. Ebe takımın oyuncuları, saklananları görüp, takım olarak sobelemeye çalışır. Ebe takımın oyuncularından biri, karşı takımın oyuncularından herhangi birini saklandığı yerden görürse, hemen yüksek sesle diğer arkadaşlarının duyması için “Eşgördüm Ali\’yi ….” diye bağırır. Bunun üzerine arkadaşları bulundukları yerden hemen oyunun başlangıç noktasına, sobelenen oyuncudan önce gelip dokunmak zorundadır. Aksi takdirde oyuncu yakalanamamış sayılır ve yeniden saklanmaya hak kazanır. Oyun karşı takımın tüm oyuncuları yakalanıncaya kadar devam eder. Hepsi sobelenirse, yani yakalanırsa ceza olarak her oyuncu karşı takımın bir oyuncusunun sırtına biner, daha önce belirlenmiş olan mesafeye kadar onu sırtında taşır.

10. Elim ateş:

11. Sekeşaplak:

12. Postal Dikme: Daha çok Mal çobanları arasında oynanır. Adından anlaşıldığı gibi oyunun malzemesi postaldır (ayakkabı.) Oyunculardan biri değneğini belirlenen mesafeye diker (genellikle 15 m gibi bir uzaklığa.) Üzerine de postalının birini, ayağa sokulan uç kısmı değneğe girecek şekilde dikilir. Diğer oyuncular sırasıyla ellerindeki değnekle postalı düşürmeye çalışır. Değneğini fırlatıp, postalı düşürdükten sonra hemen değneğinin yanına gitmesi gerekir. Eğer postalı düşürememişse oyuncu ile yer değiştirir ve kendi postalını diker.

13. Makı : Bu oyun da çobanlar arasında oynanan bir oyundur. Oyuncunun birisi değneğini yatay olarak yere koyar. Diğer oyuncular da fazla uzak olmayan bir mesafeden bu değneğe vurup yerinden uzaklaştırmaya çalışırdı.

KIZ OYUNLARI

1. Beştaş: İki kişiyle oynanır. Oyunun malzemesi 5 adet misket büyüklüğünde yuvarlak taştır. Oyuna başlayan oyuncu beş taşı iki avucunun içine alıp salladıktan sonra yere bırakır. İçlerinden bir tanesini eline aldıktan sonra havaya fırlatır, aynı anda yerdeki taşları birini yerden avuçla alır ve aynı eliyle yukarıya fırlattığı taşı tutar. Önce tüm taşları birer birer; ikinci turda ikişer ikişer; daha sonra üçünü bir, diğerini tek olarak alır. Sonunda da yerdeki dört taşın hepsini bir defa da alır.Sonra bir elinin baş ve orta parmaklarını yere koyarak bir köprü yapar, diğer eliyle taşları yere fırlatır. İçlerinden birini eline alır ve onu yine havaya atarken yerdeki taşları anlamalarına göre (iki ya da üç ) hamlede eliyle kurduğu köprünün altından geçirir. Hepsini geçirdiğinde oyunu kazanır. Bunları yaparken havaya fırlattığı taşı düşürürse ya da yerdeki taşları alırken diğerlerine temas ederse oyun sırası diğer oyuncuya geçer.

2. Dalye: Oyun bildiğim kadarıyla iki grup arasında oynanıyor. Daha çok kızlar oynamakla birlikte karışık olarak da oynanırdı. Oyunun malzemesi bir top ve yassı taşlardır. Taşların sayısını oynayanlar belirlerdi. Ortalama olarak 7-8 yassı taşla oynanırdı.
Oynanışı : Yassı taşlar üst üste dizilir. Atışı yapacak takımın bir oyuncusu eline topu alarak yaklaşık 4-5 metre uzaklıktan taşlara doğru yuvarlar amaç taşları yıkmaktır ,elbette ne kadar az taş yıkarsa işleri de o kadar kolaylaşacaktır. Atış yapılıp, taşlar yıkılırsa oyun başlamıştır. Top karşı takımdadır, atışı yapanlar yıktıkları taşları üst üste tekrar dizmeye çalışırken, diğerleri ellerindeki top ile onları vurmak durumundadır. Ebe olan takımın oyuncuları bir diğer arkadaşına topu atabilir. Genellikle taşların yakınında beklerler. Topla vurulan oyun dışı kalır. Eğer atılan topu yakalayabilirse vurulmamış sayıldığı gibi, topu rakiplerinin alamayacağı bir yere fırlatarak arkadaşlarına zaman kazandırmış olur. Onlar taşları bu sırada üst üste dizmeye çalışırlar. Tüm taşları dizerlerse, oyunu kazanırlar, eğer gruptaki oyuncuların hepsi taşları dizemeden rakipleri tarafından vurulurlarsa kaybederler.
3. İp atlama :
Uzunca bir ipin uçlarından iki kişi tutarak düzenli bir biçimde ve yükseklikte sallarken diğerleri belli hareketlerle ipin yere indiği noktada üzerinden sıçrarlar. Ayağı ipe takılan ya da atlayamayan ipi sallayanlardan birinin yerine geçer. Oyun bu şekilde devam eder.

YEDİ TAŞ-ÇELİK-ÇUBUK

Haziran 23, 2008

Bu oyun önce 10 oyuncu seçilir. Bunlarda çeşitli yollarla iki guruba ayrılırlar. Daha sonra taş getirerek , adım atarak veya değişik şekilde oyunun kimde olduğu tesbit edilir. Oyunun tesbitinden sonra mümkün olduğu kadar yedi tane düzgün taş bulunur. Bunların üst üst üste konula bildiği yer seçildikten sonra da buraya 6-7 metre yerden çizgi çekilir. Oyunu alan taraf çizginin hemen gerisine gelerek üst üste dizilen taşlara elleriyle attıkları topu atarak düşürmeye çalışırlar. Diğer karşı taraf oyuncularıda taş düştükten sonra hemen ellerine geçirdikleri topla topu atan oyunculara vurmaya ve oyunu onlardan almaya yönelirler..Örneğin oyunu alan taraftan bir oyuncu topu attı, taşları düşüremedi. Bu defa diğer oyuncu atar. O da düşüremedi. Bu kez diğer geri kalan üç oyuncuda aynı topu atarak düşüremezlerse oyun taşları bekleyenlere geçer. Veya ilk oyuncu topu attığı zaman taşları düşürdü diyelim. Top taşlara değerek uzaklaşırken taşı düşüren tarafın oyuncuları çok hızlı bir şekilde gelrek yıkılan taşları yeniden üst üste dizmeye çalışırlar. Şayet taşları dizerken taşları bekleyenler oyuncular tarafından topla vurulurlarsa o oyuncu oyun dışı bırakılır. Bu oyuncunun oyun dışı edilmesinden sonra sıra diğer oyunculara gelir. Top ile o oyuncularıda birer birer vurmaya çalışırlar. Fakat topu attıkları zaman top onlara değmeden uzaklaşırsa , diğer oyuncular bu fırsattan faydalanarak düşürülen taşları yeniden dizmeye başlarlar. Şayet vurulmadan yıktıkları taşları tekar dizerlerse oyunu kazanmış olurlar. Oyun bu şekilde devam eder. Bilhassa kızlarında severek oynadığı bir oyundur.ÇALÇUBU

İki şekilde oynanan Çalçubuk oyunu iki kişi arasında oynanır. Bu oyuncular yazı tura ile veya taşgetirerek yerlerini alırlar. Bunlardan oyunu kazanan ; biri uzun biri de kısa ve yuvarlak olan iki çubuk hazırlar. Bu çubuklardan kısa ve yuvarlak olanı aöılan normal boydaki (30 X 10 cm)çukurun üstüne koyar. Yanlız bunu koyarken çukurun üstüne getirir. Elinde bulunan diğer uzun çubuğuda çukura, diğer kısa çubuğun altına gelecek şekilde koyarak karşı tarafa fırlatır. Diğer uzun çubuğu da kısa çubuğu karşısındaki oyuncuya taraf attıktan sonra çukurun üstüne gelecek şekilde düz olarak uzatır. Bu arada karşı tarafta bulunan diğer oyuncuda eline almış olduğu zun çubukla kendisine doğru atılan kısa çubuğa vurmaya çalışır. Eğer elindeki uzun çubukla gelen kısa çubuğu vurabilirse bu kez oyun ona geçer. Bu defa diğer oyuncu yerine o geçerek kısa çubuğu karşı tarafa o gönderir ve oyun devam eder.

Çukurun başındaki oyuncu kısa çubuğu attığı zaman karşı tarafta bulunan oyuncu elindeki çubuk ile buna vuramazsa bu defa gelen o kısa çubuğu, çukurun üzerine uzatılan o uzun çubuğa vurmaya çalışır. Eğer vurabilirse oyun bu defada ona geçer. Ve oyun yine onda olacak şekilde devam eder. Fakat attı vuramadı diyelim. Bu kez çukurun başında bulunan oyuncu elindeki uzun çubukla karşı taraftan atılan kısa çubuğun yanına gelerek elindeki uzun çubukla uc kısmına vurarak kaldırıp saymaya başlar. Diyelim 2 ve daha fazla vurabildi. O zaman kısa çubuğu uzun çobuğun üstüne koyarak kaç defa vurabilmişse o kadar saymaya başlar örneğin 2 kere vurdu. O zaman 2, 4, 6, 8 diye saymaya başlar. 5 kere vurmuşsa 5’er 5’er saymaya başlar. Çubuk yere düştüğü zaman saymayı bırakarak oyuna yine devam eder. Daha sonra yine kaldığı yerden sayar.

Oyuna iki oyuncu oyunun kaçta biteceğini kararlaştırır. Artık bu sayı kaç oyunda olursa olsun hangi oyuncu çabuk bitirirse bu oyunu kazanmış olur.

Başka yerlerde ÇELİK- ÇUBUK da denilin bu oyun oldukça yaygın ve zevkli bir oyun olarak kabul edilir.

 www.ercis.net/modules.php

 

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.