Nevruz “Sultanı Nevruz günü canlar uyanır
Hal ehli olanlar nura boyanır
Muhib olan bu gün ceme dolanır
Himmeti erince Nevruz Sultan’ınAşık olan canlar bu gün gelürler
Sultan Nevruz günü birlik olurlar
Hallak-ı cihandan ziya olurlar
Himmeti erince Nevruz Sultan’ın”Pir Sultan Abdal
Nevruz ile İlgili Yayınlar
NEVRUZ
Prof .Dr. ABDULHALUK
M. ÇAY
Nevruz Nedir? |
|
NEVRUZ |
| Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı “ana” olarak vasıflandıran Türk’ün düşünce sisteminde “baharın gelişi” elbette önemli bir yere sahip olacaktı. Nevruz, Türk dünyasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar uzanan engin coğrafyada yaşayan toplulukların pek çoğu tarafından yaygın olarak kutlanan bahar bayramıdır.Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiatın insanlara tesir eden bir olayından doğduğuna inanılır. |
|
Nevruz’un Türk Dünyasındaki İsimleri |
| Türk dünyasında, Hunlardan bazen farklı isimlerle günümüze kadar ulaşan tabiatın ve millî uyanışın birleştirilmesi anlamını taşıyan Nevruz (Yeni Gün) şenliklerinin şu isimlerle kutlandığı biliniyor: |
|
|
|
|
Nevruz’un Fonksiyonları |
Bu bayramdaki kutlamalar, Türk toplum hayatında farklı fakat bütünleştirici fonksiyonlara da sahiptir. Bunları şu noktalar etrafında toplamak mümkündür:
|
|
Türklerde Takvim İhtiyacı ve Nevruz |
|
İnsanların hayatlarında takvim, gerekli bir kültür unsurudur. Günümüzde bu konu bir bilim, meslek haline gelmiştir. Geçmişte ise bu ihtiyaç bugünden farklı olarak karşı karşıya kalınan şartlara göre şekillenmiştir. Türkler de konar göçer bir toplum olarak hayatlarını sürdürdükleri için kır ekonomisi yapısı içinde takvimi bilmek zorundaydılar.Böylece takvim ihtiyacı içinde bir kültür kalıbı olarak ortaya çıkmıştır.Geçimlerini toprağa bağlı olarak sürdüren Türkler, genellikle yazın, baharın başlangıcı ile hayvan sürülerinin otlağa çıkarılması, çiftçilik yapanların ekin döneminin başlaması için geleneklere uygun olan bir takvim kullanmışlardır. Bilindiği üzere, Türklerde yılların adları da, ayların adları da, hayvan isimlerine bağlı olarak söylenmiştir. Yeni yılın başı ise 21 Mart’tır. Ancak Güneş Yılı ile Ay Yılı arasında 13 günlük bir fark bulunduğundan, 21 Mart tarihi, bazı topluluklarda Mart’ın 9′una, nadiren bazı topluluklarda 1 – 3 Nisan ve 21 Haziran’a tekâbül eden kutlamalara yol açmıştır. |
|
Destanlarda Nevruz’un İzleri |
Her iki destanda; müşterek olup önemli yer tutan unsurlar, şöyle gösterilebilir:
Gerek Demirci Kava, gerekse Ergenekon Destanı’ndaki ortak noktalar içinde özellikle “Demircilik sanatı” üzerinde durulması gereken önemli bir konu olarak dikkatimizi çekmektedir. Bilindiği üzere demirin Türk kültür ve medeniyeti tarihindeki yeri, çok eskilere dayanmaktadır. En aşağı, M.Ö. 1400′lerde Altay’ların batısında bol miktarda demir elde edilmekte olduğunu söyleyen W. Ruben; “tarihî vesikalara dayanarak bu eski Türk sahasını demir kültürünün doğduğu yer kabul etmekte zaruret vardır.” Demektedir.M.Ö. 1022 yılına ait kayıtta, “lüks kılıç” anlamında bir “kingluk” kelimesi, “Hunların eski ecdadının sözü’ olmak üzere M.Ö. 47 yılında yazılan bir Çin kaynağında zikredilmiştir. Fr. Hirt, bu sözü Türkçe’de “iki yüzlü bıçak” anlamında, bugün dahi kullanılan “kingirlik” kelimesi ile birleştirmiş ve bunu “tarihte kayıtlı en eski Türkçe kelime” olarak kaydetmiştir. Gök Türkler sahasından İran sahasına, mesela Horasan’a “demir levhalar’, “karaçori’ ve “bilgatekinî” denilen güzel kılıçların ihraç olunduğu bilinmektedir. İran destanı bile, Türkleri en eski zamanlardan beri bir “çeliğe bürünmüş” millet olarak anlatır.Ergenekon Destanı’nın en önemli motiflerinden biri de, kuşkusuz bu “demircilik geleneği’dir. Oğuz Kağan Destanı’nda; “canavar geyik yedi, ayı yedi. Çıdam onu öldürdü. Demir olduğundandır” diyen Türkler, insanı başka mahlûklara ve başka insanlara hâkim kılan silahın kıymetini elbette çok iyi biliyorlardı. Gök Türkler’in demirden bir dağ eritmeleri, bunu yapan kahramanlarını da “demirci” sözüyle ebedîleştirmeleri bu yüzden önemlidir. O kadar ki Türkler, bu günü bayram bilmiş; Ergenekon’dan çıktıkları günün yıldönümlerini tiyatroyu andırır temsilî törenlerle kutlamışlardır. Bu törenlerde, ocakta kızdırılmış demirleri örs üstüne koyup iri çekiçle döverek asırlarca Avar’lara silah yapan ve bu silahlarıyla Türk illerinde büyük hakimiyet kuran atalarını, hep saygıyla anmışlardır. Nitekim, birçok Türk boyları demiri mukaddes saymışlar, üzerine and bile içmişlerdir. Aslında, Ergenekon Destanı, çok daha gerilere dayanmaktadır. Hunlar devrindeki bazı Çin kaynakları Ergenekon Destanı’ndan haberler vermektedir. Bu bilgilere dayanarak Demirci Kava’nın yaşadığı devri Hun’lar çağı olarak düşünebiliriz. Hun Türkleri’nin bir kahramanı olarak Kava, Türk boyları ve kavimlerinin muhayyilesinde hep canlı olarak yaşamış ve unutulmamıştır. Bu düşünceyi kuvvetlendiren bir diğer kaynak ise Hunlara ait Oğuz Kağan Destanı’nda, “Tömürdü Kağul” adı ile karşımıza çıkan kahramanda şekillenir.Destana göre; Oğuz Kağan, Çürçet Kağan üzerine yürürken, yolda bir ev görmüştü. Bu evin duvarları altından, pencereleri gümüşten, çatısı ise demirdendi. Bu demir çatıyı ancak, Oğuz ordusundaki Tömürdü Kağul adlı bir “demirci” açmıştı. “Tömür”, “demir”, “tömürdü” demirci demektir. Tömürdü Kağul da, Demirci Kağul anlamındadır. Günümüze kadar gelebilmiş destan parçalarından hareketle Nevruz hakkında ortaya atılan iki görüşe rahatça cevap verebiliyoruz. Bu görüşlerden birincisi; Türklerde bahar bayramı (Nevruz), bilinebilen en eski zamandan beri Türklerin bayramıdır ve onlar vasıtasıyla bütün Asya’ya ve Avrupa’ya (Avrasya) yayılmıştır. İkinci görüş; bu bayram İran menşelidir, eski İran efsaneleriyle bağlantılıdır. Her iki görüşe Prof. Dr. Reşat Genç’in sözleriyle cevap vermek yerinde olacaktır: “Eğer İran’da da, Hunlarda olduğu gibi milattan önceki yıllarda Nevruz bayramı olsaydı, milattan sonra XI. yüzyıla gelmeden önceki İran metinlerinde de bunların izlerinin bulunması gerekmez miydi?”.Kaynak:Hatice Emel AŞA, Yeni Avrasya Dergisi,Mart-Nisan 2000 |
|
Nevruz’un Tarihi Kaynakları |
| En eski Türk bayramı olan Nevruz, Türkler aracılığıyla Avrasya’ya yayılmıştır. Eski Doğu geleneklerinin devamı olarak yaşamıştır. Çin kaynaklarına dayanarak Hunların milattan yüzlerce yıl önceleri 21 Mart’ta hazır yemeklerle kıra çıktıklarını, bahar şenlikleri yaptıklarını, bugün Nevruz kutlamalarındaki geleneklerin o zamanda da yer aldığını biliyoruz. Aynı gelenekler, Hunlardan sonra Uygurlarda da görülmüş ve bugüne kadar uzanmıştır. Çağdaş Uygur resminde Uygurların Nevruz kutlamalarını temsil eden tablolar yapılmıştır. Nevruz’u İran geleneğine bağlayan Firdevsi’nin Şehnamesi ve diğer kaynaklar yanıltıcıdır. Çünkü Nevruz hakkındaki bilgiler orada XI. yüzyıldan itibaren görülür. Milâttan önceki yıllarda Nevruz hakkında İran metinlerinde herhangi bir iz ve kayıt yoktur. Ancak Hunlarda bu kayıtlar mevcuttur. Nizamü’l-Mülk de XI. yüzyıl yazarı olarak Siyasetnâme adlı eserinde bu bayramdan söz eder. Bu bayramın aynı zamanda yılbaşı olduğunu belirterek Nevruz geleneklerini anlatır. Aynı zamanın yazarlarından Kaşgarlı Mahmut da Divân-ı Lügati’t-Türk’te Türklerde yıl başlangıcının Nevruz olduğunu ifade eder. Ayrıca, 12 Hayvanlı Türk Takvimi’nin başlangıcının da 21 Mart olduğu bilinmektedir. Selçuklularda Nevruz bayramı eğlencelerinin kutlandığı, şenlikler yapıldığı, özel yemekler pişirildiği, özel hediyeler alınıp verildiği de bilinmektedir. Selçuklularda yılbaşı, güneşin koç burcuna girdiği gün olan Nevruz günü olarak kabul edilmiştir. Osmanlı devrinde de Nevruz, çok canlı biçimde kutlanmaktaydı. Osmanlı ailesini çıkarmış olan Kayı Boyu’na mensup Karakeçililerin, Karakeçili aşireti mensuplarının 21 Mart tarihinde Ertuğrul Gazi’nin türbesi etrafında toplanarak burada bayram yaptıklarını biliyoruz. Bu bayramın bir diğer adı da “Yörük Bayramı”dır. Osmanlı Devrinde 21 mart günü özellikle padişahın yani sultanın nevruz tebriklerini kabul ettiği, halkın Nevruz’unu kutladığı, Nevruz şenliklerinde bulunduğu gün olmak hasebiyle, 21 Mart tarihinin Nevruz-ı Sultanî, yani sultana mahsus, sultan tarafından veya sultanın katılmasıyla kutlanan Nevruz günü olmak bakımından böyle bir isim aldığı söylenilebilir. Osmanlı devrinde kutlanan Nevruz kutlamaları Cumhuriyetin ilk yıllarında da resmî olarak devam etmiştir. Bu konuda Prof. Dr. Reşat Genç şu bilgileri veriyor: “Geri planlarda bırakılmış ve unutulmaya yüz tutmuş olan Türk insanına kendi kültür kimliğini, kişiliğini, benliğini, hüviyetini kazandırmak hareketi Atatürk’ün başlattığı bir hareketti. Bu ne ile mümkün olurdu? İşte bu, öze dönmekle, kendi kültürel değerlerimize, örfümüze, âdetimize, geleneğimize dönmekle mümkün olurdu. Bu yüzden Atatürk diyor ki “Bilelim ki, kendi benliğine sahip olamayan milletler başka milletlerin şikârıdır”, yani yaşayamaz. O yüzden, yine, Atatürk der ki, “Gençlerimize, çocuklarımıza görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun en evvel ve herşeyden evvel kendi geleneklerine, millî ananelerine ve Türkiye’nin bağımsızlığına düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.” Millî hareketin özü bu. Diğer taraftan kendi kimliği, kişiliği, millî benliği kazandırılmış olan millete çağdaş olma yolunu açıklamak da Atatürk hareketinin temellerindendir. İşte bu öze dönme, kendi tarihine, kültürüne dönme hadisesi millîciliğin özü idi. Bu yüksek idrakinin icabı olarak , O’nun milli kültür unsurlarının her biri üzerinde, en küçük ayrıntısına kadar çok büyük bir dikkatle durduğunu biliyoruz. Nitekim, Nevruz ile ilgili hassasiyeti bunun bir göstergesi olmuştur. Bilindiği gibi Atatürk 22 Mart 1922 tarihinde Ankara’nın Keçiören semtinde Nevruz şenlikleri düzenletmiş ve kendisi de bu şenliklerde hazır bulunmuştur. Netice itibariyle görülmektedir ki, kaynağı neresi olursa olsun M.Ö. 3. Yüzyıldan, Mete Han zamanından beri Türklerde var olan bir bayram, bir bahar bayramı geleneğidir. Özellikle 1200 yıldır öbür Türk gruplarının hemen hiç birisi ile ilgisi kalmamış olan Saha yani Yakut Türklerinde Nevruz geleneklerinin izlerinin kuvvetli bir şekilde bugün de var oluşu dikkate değer. Doğrusu, eğer Nevruz batı kaynaklı bir gelenek idiyse, bu, Nevruz bayramının Sahalara kadar nasıl gittiğini ve 1200 yıldır, diğer Türk boylarıyla ilgisi olmayan bu Sahalara nasıl etki ettiğini de tarihî olarak, kaynaklara müracaat ederek açıklamak gerekir. Değilse şimdi kaynak Hunlar olarak veya daha eski bir tarihte Türkler olarak ağır basar görülmektedir. Ama neticesi itibariyle bugün Afganistan’da da yaşatılmaktadır, İran’da da yaşatılmaktadır, Irak’ta, Suriye’de en azından belli kesimlerde ve bütün diğer Türk dünyasında; Çin Seddi’nden Adriyatik’e kadar, Hindistan’dan, Afganistan’dan, Yakutistan’a, Çuvaşistan’a, Tataristan’a, Moldova’ya, Macaristan’a ve Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada bugün canlı bir şekilde yaşamakta ve yaşatılmaktadır.Kaynak:Hatice Emel AŞA, Yeni Avrasya Dergisi, Mart-Nisan 2000 |
|
Nevruz Kutlamaları İle İlgili Adetler |
Çeşitli adlarla ve yaygın olarak Nevruz adıyla kutlanan bu bahar bayramıyla ilgili olarak Türk topluluklarında çeşitli gelenekler meydana gelmiştir. Orta Asya’dan, Balkan Türkleri’ne ve hatta Amerika’daki Kızılderililerin yaşatılan âdetlerinde bu gelenekleri ve törenleri tespit edebiliyoruz. K. K. Yudahin’in eserinden Kırgız Türkleri’nde Nevruz gününün, Mart ayında olduğu ve yeni yılın ilk günü anlamına geldiği ifade edilir. Bu günde “Nouruz Köcö ” denilen özel bir yemek yaparlar. “Köcö”, darı yarması veya bulgur konulmak suretiyle yapılan bir nevi tirittir. Kazak Türkleri de Kırgız Türkleri’nin yaptığı aşı pişirirler. Ayrıca Nevruz törenlerinde mevlit okuturlar. O günü evler baştanbaşa temizlenir, yeni elbiseler giyilir. Nevruz törenleri sırasında ev duvarlarına veya çeşitli eşyaların üzerine kil kaplar atılarak parçalanır. Ateş üzerinden atlanır. Çadırlar kurulup sofralar açılır. Özbekistan’ın Semerkant, Buhara, Andican taraflarında, Nevruz günü başlayan törenler bir hafta kadar devam eder. Halk bu törenlerde çadır çadır gezerek birbirlerinin bayramını kutlar. Bu ziyaretlerde ikram edilen yemek “aş” adı verilen pilavdır. Köpkarı, güreş, at yarışları, horoz dövüşleri gibi gösteriler düzenlenir. Tacikistan’da Nevruz Mart ayının başından, 21 Mart gününe kadar baharın gelişini ve tabiatın canlanmasını karşılamak amacıyla kutlanır. Nevruzda yenilen “Ş” harfi ile başlayan 7 yiyecekten süt; temizliği, tatlı; yaşama sevincini, şeker; serinlik ve dinlenmeyi, mum; ateşe tapınmayı, tarak; kadının güzelliğini temsil eder. İslâmeyetten sonra İslâmî geleneklere göre “Ş” ile başlayan 7 nesne bunların yerini almıştır. Afganistan’da Nevruz, Türkler arasında doğum günü olarak kutlanır. Bugün herkes en yeni elbiselerini giyerler. Kabir ve akraba ziyaretleri yapılır, güreş tutulur ve oğlak oyunu oynanır. İnsanlar arasındaki dargınlıkların kaldırılmasına çalışılır. Yeni yıla nasıl başlanırsa, yılın öyle geçeceğine inanılır. Türkmenistan’da Nevruz bayramında halk gününü ülkemizdeki dini bayramlara benzer bir şekilde geçinmekte, karşılıklı ev ziyaretleri yapılmakta, tebrik mesajları gönderilmektedir. Nevruz kutlamaları basın yayın organlarında geniş bir şekilde yer almaktadır.
Altay Türkleri arasında 21 Mart’a tekabül eden günde kutlanan “Cılgayak” bayramı vardır. Bu bayram da Nevruz gibi baharın gelişi, tabiatın canlanması ve yeni bir yıla giriş bayramı olarak kutlanır. Bu bayramın hazırlıkları yaz mevsiminde başlar. Bir önceki yıldan toplanarak saklanmış yılın ilk çıkan bitkileri olan kandıklar ve onların sargay adı verilen kökleri çıkarılarak bunlardan çeşitli yiyecekler hazırlanır. Ayrıca bu bayram için bal katılmış yoğurt, dondurulmuş ve kurutulmuş et, koyun ve mal tırnaklarından yemekler yapılır. Dört tahıl hazırlanır. Güneş bayramının kutlandığı kır başına vurmaya başladığı zaman dört tahılın üzerine arçın bırakılır. Ateşle bu arçınlar alaslanır. Büyükler çocuklar gibi oyunlar oynar. Akşama doğru köye dönülürken hep bir ağızdan şarkılar söylenir. |
| Nevruz’un bir bahar bayramı olduğun ortaya koyan delillerden birisi de Saha Türkleri arasında yaşatılan Isıah Bayramı’dır. Bu bayram hakkında ilk bilgileri veren Dr. Yakup Deliömeroğlu şunları söylemektedir:” Göktanrı dini geleneklerinin hâkim olduğu Saha Türklerinde Isıakh bayramı, ilkbaharın gelmesi ve yılın bereketli geçmesi için Tanrı’ya bir şükür bayramıdır. Saha Türkologları ve halkı Isıakh bayramının Türkistan kökenli olduğunu bilmektedirler. 21-22 Haziran tarihleri de Nevruz’da olduğu gibi güneş sisteminin ayrıcalıklı bir dönemidir; çünkü bugün yılın en uzun günüdür. Diğer yandan Saha Türkleri’nin yaşadığı Sibirya’da bahar yeni hissedilmeye başlanır. Isıah bayramında törenlere, Akşaman’ın dualar ve kımızla tören alanını temizlemesiyle başlanır. Tören alanına yarım ay şeklinde genç ak ağaçlar dikilir. Alana ateş yakılır ve bu ateş törenler bitene kadar söndürülmez. Akşaman’ın yere kımız serpmesi, duaları ve dualarla yakılan ateşle geçmiş yılın kötülüklerinin kovulduğuna, yeni başlayan güzel günlere zarar vermelerinin önlenmiş olduğuna inanılır. Ak ağaçlara başta genç kızlar ve genç erkekler olmak üzere halk yeni yılda olmasını istedikleri dileklerini tutarak bez parçası bağlarlar. Bu inanış ve âdet dünyanın hemen her yerinde bütün Türk halklarında hâlâ yaşamaktadır. Isıah bayramı hakkında ilk belgelere Hollandalı gezgin İdesa’nın notlarında rastlanmaktadır. İdesa 17. Yüzyılda Sibirya’dan Çin’e yaptığı seyahatte Isıah bayramının Sahaların tek bayramı olduğunu yazar. Saha halkının İlkbaharın gelişini büyük bir coşkuyla kutladıklarından, ateş yakma ve ateşin törenler son bulana kadar söndürülmesi, bol miktarda kımız yapılması, yerlere kımız serpilerek “temizlenmesi” ve misafirlerin bu içki ile ağırlanmaları adetlerinden bahseder. Bugün de yaşayan bu geleneklerle Isıah, takvimî bir bayram olarak Saha halkının örf, adet ve tarım faaliyetleriyle kopmaz bir hal almıştır. Sahalar bu bayramı 2122 Haziran günlerinde yılbaşı olarak kutlamaktadırlar. Onlar bu bayramı yenilenme, tabiat ve insan doğasının kaynaşması, iyilik, temizlik ve aydınlığın başlangıcı ve geleceğe umutla bağlanmanın günü olarak kutlamaktadırlar. Uzun süren bir kışın ardından Saha halkı bir araya gelip eğlenir; eğlencelerde kımız içilmesi, bayram yerinde pişirilen şiş kebapların yenmesi, milli oyunların oynanması, güreş, at yarışları, Olonhosut yarışları ve vazgeçilmez olarak Osuohay dansı yapılmaktadır. Olonhosut yarışları kaya parçalarını kaldırarak omuzdan arkaya atarak yapılan güce dayalı bir Sibirya sporudur. Sibirya’da yaşayan Hakaslar ve diğer Türk halklarında da aynı spor yaygındır. Osuohay ise Isıakh törenlerinin vazgeçilmez kısmını oluşturmaktadır. Kımızlar içilip bazı yarışmalar, eğlenceler yapıldıktan sonra Anadolu halaylarında da bulunan, ellerin parmakların birebir kilitlenmesiyle yanyana dizilen insanlar Isıakh ateşinin etrafında dans veya halay çekmeye başlarlar. Bazı destanlarda bu halayın 9 gün sürdüğü yazılmaktadır.” Bugün de büyük coşkuyla kutlanan Isıah bayramı 1991 yılında Saha Cumhuriyeti kurulduktan sonra diğer Türk Cumhuriyetlerinde olduğu gibi resmi tatil olarak ilan edilmiştir. Son yıllarda Amerika’daki yerli Kızılderili Kabileleri’nin “soy kütüğü” ile ilgili çalışmalar Türk kültürünün yayıldığı sahalar hakkında bize ilgi çekici bilgiler vermektedir. Bu konuyla ilgili olarak Dr. Ahmet Ali Arslan şu bilgileri veriyor: ” Son yıllarda bağımsız araştırmacı uzmanların, Sibirya ve Alaska’da ve Alaska’nın daha güneyinde bulunan insan kemikleri ve toprağa yayılmış insan yağı kalıntıları üzerinde yaptıklan “gen” araştırmaları Amerika ve Asya kıtalarında vakti ile yaşamış bu insanların birbirleri ile yakın akraba olduklarını tespit etmesine rağmen, Amerika’ya Avrupa üzerinden gelenler bu gerçeklere sırt çevirmektedirler. Amerika yerli Kızılderili kabileleri ile Sibirya Saka, Altay, Hakas, Telvit ve Tuva bölgelerinde yaşayan eski Türk âdetlerinin ve mevsimlik dinî merasimlerin birbirine benzemesi ve paralellikler göstermesi oldukça ilgi çekicidir. Baharda toprak, su ve hava, dostluklarının renklerini çiçeklere verirler. Amerika’nın toprakla ve ziraatla uğraşan Kızılderili kabileleri arasında dinî ağırlıklı merasimlerle kutlanan mevsimlik bayramların başında Mart ayında “Yeni Yılın Başı” için yapılan kutlama törenleri ve şenlikleri gelir. Kaliforniya Eyaletinde geçimini topraktan temin eden yerleşik, şehirli Kızılderili kabileleri, göçebe bir hayat sürerek, yazın serin dağ yamaçlarına ve kışın ise daha ılık ve mülayim bölgelere göç eden ve geçimini avcılıkla temin eden Kızılderili kabilelerine kıyasla “Yeni Yılın Başı” kutlamalarına daha büyük bir bağlılık göstermektedirler. Bu kutlamalar, “Eski yıldan yeni yıla geçişi, ölümden sıyrılıp yeniden dirilişi, kısırlıktan kurtulup yeniden üremeye dönüşü kutlamak maksadıyla” yapılmaktadır. Kaliforniya ve etrafındaki topraklarda dağınık olarak yaşayan Amerika yerli Kızılderili kabilelerinden Yurok, Karuk, Hupa, Yuki, Pomo, Modoc ve Maidu kabileleri yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilen “Mart” ayında, bahar bayramını, tabiatın yeniden canlanması ve uyanmasına bağlı olarak “Yeniden Doğuş”un bir sembolü olarak kutluyorlar. Bununla ilgili dinî merasimlere diğer Kızılderili kabilelerinde olduğu gibi, yine kabilenin Şamanı öncülük etmekte ve yönetmektedir. Yeni yılın başlangıcı olan Mart’ta kutlanan “Diriliş” kutlamaları ile ilgili Kızılderililerin yaptığı merasimlerde kabilenin yaşadığı köy veya kampın tam orta yerine uzun ve düzgün bir “direk” dikilir. New Mexico, Arizona ve Kaliforniya eyaletlerinde yaşayan Kızılderili kabileleri köyün orta yerine dikilen bu “direğin” kâinatın “ekseni” olduğuna ve dünyayı yaratan “Bir”i temsil ettiğine inanırlar. Bu inanç yerleşik ve şehirli manasına gelen “pueblo” yerli Kızılderili kabileleri arasında da aynı şekilde yaygındır. Kızılderililerin yaptığı merasim ve kutlamaların en ilginç yanlarından birisi, kabilenin Şamanı’nın “Gök Tanrı” olarak kabul edilen “Ulu Ruh”a daha çok yaklaşmak ve kabilesi için O’nun yardımını ve rahmetini talep etmek maksadıyla, bu düzgün “direğe” tırmanmasıdır. Dinî maksatlı bu merasimi yöneten Şaman’ın bu direğe tırmanması, mensubu olduğu kabilesini kötü ruhlardan ve onların sebep olabileceği hastalıklardan koruması, yeni yılda kabilesine bol mahsul bahsetmesi konularında görüşme talep etmek maksadıyla “Gök Tanrı”ya daha yakın olma amacı taşır. Direğe tırmanma merasimi Kaliforniya eyaletindeki Camella Kızılderilileri arasında oldukça yaygındır.” Demirin Türk kültür tarihindeki yerinden yazımızda bahsetmiştik. Demir Türk’ün inanç sistemi içinde bütünleştirici bir unsurdur. Ergenekon destanının ana temasını oluşturan “demirin eritilmesi ve kutsallığı” motifleri Amerika’daki Kızılderililer arasında da yaygındır. Onlar da demire hürmet ederek özellikle yılbaşı kutlamalarında mutlaka demir uçlu silahlar itina ile taşırlar. A. Arslan araştırmasında bu konuyu şöyle anlatıyor: ” Türk kültür tarihinde ve önemli mevsimlik merasimlerde mühim bir yer tutan “demir”e Kuzey Amerika kızılderili kabileleri arasında da büyük önem verilmekte ve bazı kimselerin demirden yapılmış mukaddes sayılan “silah”lara dokunması katiyen yasaklanmıştır. Amerika Kızılderili kabilelerinden Algonquian Kızılderili kabilesinde, hamile kadının demir ve çelikten yapılmış silahlara dokunması yasaktır. Öldürücü gücü kaybolur ve düşmana tesir etmez korkusu ile özellikle hamile kadınların ve yetkili olmayan şahısların kabilenin saaşçılarının silahlarına dokunması yasaktır. Yaygın olan söylentilerin tam aksine, bu kadar tabu ve yasaklamaya rağmen, Kızılderili kabilelerinden hiç birisi, ne şekilde olursa olsun diktikleri toteme tapınmazlar. Amerika’da Alaska’nın Güneyinde yaşayan Yakutat ve Tlingit Kızılderilileri arasında “demir”e Sibirya Türkleri’nin verdiği değere eş bir hürmetle yaklaşılmaktadır. “Yakutat ve Tlingit Kızılderilileri de diğer Kızılderililer gibi çelikten yapılmış bıçak ve savaş baltaları veya sivri uçlu silahlar yapmak için kullandıkları demire büyük hürmet ve rağbet gösteriyorlar.” Ahmet Ali Arslan’ın yapmış olduğu bu araştırma şu sonucu ortaya çıkarıyor: “Türk Şamanizmi ile Amerikan yerli Kızılderili Şamanizminin izlerine “Yeni Yılın Başı” merasimlerinde yoğun bir şekilde rastlanmaktadır. Aynı zamanda paralellikler mevcuttur. Mart ayında kutlanan yeni yıl merasimleri Orta Asya Türk şamanizmine paralel olarak Güney Amerika’da, Bolivya’da yaşamakta olan “Aravak” ve “Manası” Kızılderili kabilelerinin varlıkları tespit edilmiştir. Ayrıca Amerika’nın Mexico eyaletinde yaşayan “Arıkara” Kızılderili Şamanı’nın ilkbaharda Türk Şamanlarının yaptığı ayinlerin aynısını yaptığına dair kayıtlar mevcuttur. Bütün bu kalıntılar Orta Asya’dan Amerika’ya geçen Şaman kültürünün dolayısıyla Türk kültürünün kalıntılarıdır.Kaynak:Hatice Emel AŞA, Yeni Avrasya Dergisi, Mart-Nisan 2000 |
|
Yeşil – Sarı – Kırmızı Renklerin Türk Kültür ve Tarihinde Yeri |
|
GÖKTÜRKLERDE YEŞİL-SARI-KIRMIZI RENKLER
|
|
YAZININ ASLI |
|
YAZININ TERCÜMESİ: “Selçukluların melikleri ve sultanları eğer yüzbin asker toplarlarsa, siyah Sancak askerlerde bulunmazdı; yeşil, sarı ve kırmızı Sancak bulundururlardı. |
| OSMANLILARDA YEŞİL-SARI-KIRMIZI RENKLER Osmanlı İmparatorluğu ordularında da Sancaklar, Bayraklar ve Tuğlar Yeşil-Sarı-Kırmızı renkleri taşımışlardır.
|
|
Etkinlikler |
KÜLTÜR BAKANLIĞINCA 2001 YILINDA NEVRUZLA İLGİLİ GERÇEKLEŞTİRİLECEK ETKİNLİKLER - Nevruz Genelgesi hazırlanıp Valiliklere gönderilerek, 21 Mart 2001 tarihinde Nevruz’un tüm yurtta Nevruz’un içeriğine yakışır bir şekilde kutlanması istenmiştir.- Nevruz konusunda hazırlanan afiş, broşür ve çizgi romanların dağıtımı yapılarak, halkın bilgilendirilmesi sağlanmıştır.
- Bakanlığımızca önce hazırlanmış olan Nevruz konulu çizgi ve spot filmler çoğaltılarak televizyon kanalları ve illere dağıtımı yapılmış olup TRT ve diğer televizyon kanalları ile yerel televizyonlarda gösteriminin gerçekleşmesi sağlanacaktır.
- Eğitim Dairesi Başkanlığı tarafından yurtiçi ve yurtdışında ilk ve orta öğretim okulları öğrencileri arasında Nevruz konulu resim, şiir ve kompozisyon yarışmaları düzenlenmiştir.
- Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü sanatçıları tarafından yurtiçinde (Adana, Mersin, Tarsus, Iğdır) ve yurtdışında (Belçika) konserler verilecektir.
- Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü sanatçıları tarafından 29 Mart 2001 tarihinde Bitlis ili Ahlat ilçesinde Milli Piyango İdaresi Başkanlığı tarafından gerçekleştirilecek Nevruz özel çekilişinde konser verilecektir.
- Ülkemizin farklı bölgelerinden 15 ilden (Adıyaman, Ağrı, Artvin, Bingöl, Gaziantep, Hakkari, Hatay, Mardin, Muş, Kahramanmaraş, Van, İçel, Kırşehir, Kırklareli, Manisa) öğrenci grupları Nevruz Etkinliklerine katılmak üzere Ankara’ya davet edilmiştir. Ankara’da gerçekleştirilecek etkinlikler çerçevesinde:
- Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü sanatçıları tarafından 20 Mart 2001 tarihinde “III. Selim” ve 25 Mart 2001 tarihinde “Bakhalar” adlı tiyatro oyunları sahnelenecek.
- Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü sanatçıları tarafından 19 Mart 2001 tarihinde “Florinda” adlı müzikal çocuk oyunu sahnelenecek.
- Kültür Bakanlığı Ankara Türk Dünyası Müzik Topluluğu tarafından 19 Mart 2001 tarihinde bir konser verilecek.
- Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 21 Mart 2001 tarihinde Nevruz konulu bir fotoğraf sergisi açılacak.
- 21 Mart 2001 tarihinde Hilton Oteli’nde devlet erkanı ve yabancı misyon şeflerinin de katılacağı Nevruz Resepsiyonu verilecek.
- Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi Genel Müdürlüğü (TÜRKSOY) tarafından 21 Mart 2001 tarihinde “Türk Dünyası Öğrenci Gençliği Nevruz Buluşması” adlı şenlik gerçekleştirilecektir.
- Nevruz Kutlamalarını geleneksel boyutuyla tespit etmek amacıyla Tokat ve Iğdır illerinde alan araştırmaları yapılacaktır.
İLLERDE GERÇEKLEŞTİRİLECEK 2001 YILI NEVRUZ ETKİNLİKLERİ
Gönderilen Nevruz Genelgesi doğrultusunda hazırlanan ve İl Kültür Müdürlükleri koordinasyonunda gerçekleştirilecek kutlama programları şu şekildedir:
- Nevruz konulu çizgi ve spot filmlerin, yerel televizyonlarda gösteriminin yapılması sağlanacaktır.
- Yerel basında Nevruz konulu yazılara yer verilmesi sağlanacaktır.
- Eğitim Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen Nevruz konulu resim, şiir ve kompozisyon yarışmalarına katılarak dereceye girenlere illerde gerçekleştirilecek törenlerle ödüller verilecektir.
- İllerde bulunan üniversitelerin öğretim üyeleri, bilim adamları ve uzmanlar tarafından Nevruz konulu konferans ve söyleşiler gerçekleştirilecektir.
- Yöre sanatçıları tarafından konserler verilecek, halk oyunları gösterileri yapılacaktır. – Nevruz konulu yayınlardan oluşan kitap sergileri açılacaktır.
- Kamu kurum ve kuruluşları işbirliğinde Nevruz Ormanı oluşturma amacına yönelik olarak ağaç dikimi çalışmaları gerçekleştirilecektir.
- Bakanlığımızca hazırlanıp gönderilen Nevruz afişleri ve broşürü dağıtılarak etkin bir biçimde duyurulması sağlanacaktır.
KÜLTÜR BAKANLIĞI İŞBİRLİĞİNDE DİĞER KAMU KURUM VE KURULUŞLARINCA GERÇEKLEŞTİRİLECEK 2001 YILI NEVRUZ ETKİNLİKLERİ
- Milli Piyango İdaresi Başkanlığı tarafından 29.03.2001 tarihinde Bitlis İli’nin Ahlat İlçesi’nde Nevruz Özel Çekilişi Yapılacak, bu çekilişte Bakanlığımız Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü sanatçıları tarafından bir konser verilecektir.
- Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından TRT 4 kanalında Diyanet Saati programında konuyla ilgili bir söyleşi yapılacak, Diyanet Aylık Dergisi’nde ve Diyanet Avrupa Dergisi’nde “Türklerde Nevruz Geleneği” konusunu işleyen yazılar yayınlanacaktır.
- Camilerde okunacak Cuma Hutbesi’nde Nevruz konusuna yer verilmesi sağlanacaktır.
- Posta İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından Nevruz konulu özel gün zarfları hazırlanacaktır.
Kaynak: www.kultur.gov.tr
|
MAKALELER |
|
|
KAYNAKLAR |
|
UYGURLARDA NEVRUZ KUTLAMALARINuraniye ve Erkin Ekrem
Hacettepe Universitesi, Tarih bolumu
Nevruz, M.O.VIII yy’dan gunumuze kadar cetin kis sartlarinin sona erip tabiatin uyandigi;kar, buz ve donlarin eriyip aktigi, nehirlerin cosup tastigi, ciceklerin actigi, agaclarinyeserdigi, gece ile gunduzun esit oldugu ve insanlarin kalbinde guzel duygularincanlandigi baharin mujdecisi olan 21 Mart gununde dogudan batiya, guneyden kuzeye butunTurk Dunyasi tarafindan buyuk bir coskuyla kutlanagelmektedir.Bilindigi gibi “Nevruz” OrtaAsya’da yasayan Uygur, Turkmen, Ozbek,Azeri, Kazak, Kirgiz gibi Turk topluluklari ileAnadolu ve Balkan Turklerinin ve de Iranlilarin “yenigun” veya”yilbasi” olarak kabul ettikleri gundur. “Nevruz’un ne zamandan beri vekimler tarafindan bir solen olarak kutlandigi meselesi hala tartisilan bir konudur.”Nevruz solenleri”nin su veya bu topluluga ait oldugunu ileri surmenin ilmi olmayacaginisavunan Nizameddin Huseyin, 21 Mart’ta Orta Asya’da ve Kafkasya’da yasayan Uygur, Turkmen,Kazak, Kirgiz, Ozbek, Tatar, Yakut, Teleot, Karakalpak, Sala, Baskirt, Cuvas, Macar,Kumuk, Karacay gibi Turk topluluklari yaninda Cinliler, Japonlar, Vietnamlilar, Iranlilar,Araplar, Hintliler, Mogollar gibi halklarin da cesitli kutlamalarda bulunduklarini ilerisurmektedir. Abdulhalik Cay’in Turk Ergenekon Bayrami Nevruz adli eserinde belirttigiuzere oniki hayvanli Turk takvimine gore “Nevruz” Turklerde cok eskiden beribilinmekte ve cesitli torenlerle kutlanmaktadir. Ancak bazi bilim adamlari, oniki hayvanliTurk takvimine ve bircok Cince kaynaga gore Turklerde Nevruz solenlerinin yapildigiyolundaki bilgilere ragmen, Nevruz kelimesinin Farsca kokenli olmasindan ve Firdevsi’ninSahname adli eserinde Nevruz kutlamalarinin Iran Sahi Cemsid doneminde basladigi yolundakimitolojik bilgilerden hareketle, Nevruz’un Iran menseli oldugu fikrini ileri surmeye devametmislerdir. (Islam Ansiklop. C.7 , 179).Ote yandan Nevruz’la ilgili en eski Cinkaynaklarini taradigimizda Do-you’nun Tongdian adli eserinde yer alan bilgilerdenPerslerin yilbasi kutlamalarini 3. ay olan Mart ayinda degil, 6. ay olan Haziran ayindayaptigi anlasilmaktadir (1935, 1042b). Bunun yaninda Firdevsi’nin Sahname adli eseri XI.yuzyilda yazilmis olup ozellikle milattan onceki olaylar rivayetlere dayanmaktadir. Ayrica Cemsid hakkinda(1) birbirinden farkli rivayetlerin olusubu kaynagin degerini azaltmaktadir. Oysaki Du-you’nun T’ong-dian adli eseri, VIII.yuzyilda yazilmis olup yazildigi donemin yani (618-907) Tong sulalesi doneminin belgeleredayanan bir tarihidir. Bu yuzden burada verilen bilgilerin dogrulugu tartisma goturmez.Diger taraftan Prof. Abdulkerim Rahman,Nevruz bayraminin Yunan menseli oldugunu ileri surmektedir. “Bu gun Eski Yunanlilarinicki ve eglence tanrisi Dionis serefine kutladiklari milli bir bayramken, Eramis’tenonceki IV. yuzyildan baslayarak Yunanlilarin Orta Asya’yi isgal etmesiyle birlikte bubolgelere yayilmistir. O bolgenin kultur unsurlariyla birleserek Nevruz olaraksekillenmistir.” diyen Prof. Rahman, bu iddiasina kaynak olarak Tirmiz’de bulunan birtabaktaki oyma resmi, Buhara’da bulunan ve simdi Berlin’de korunmakta olan diger birtabaktaki resmi, Bedehsan’da bulunan bir gumus tabaktaki resmi, Turkmenistan’in guneyindeki Nisa’da bulunan kemikten yapilmis bir kadehteki resmi ve ‘Karasuk Medeniyeti’diye adlandirilan Orta Asya Medeniyeti’ne ait arkeolojik kazilarda elde edilen cesitliresimleri gosterir (Rahman, 1989, s.415-422). Ayrica Prof. Rahman yukaridaki kalintilardatasvir edilen resimlerin Orta Asya halklarina ait oldugunun Prof. Dr. G.A. Pugacinkovatarafindan bir cok belgelere dayanilarak ispat edilmis oldugunu yine ayni kitabinda belirtmistir (Rahman, 1989, ss 414-422). Prof. A. Cay’in yukarida belirtmisoldugumuz Turk Ergenekon Bayrami Nevruz adli kitabinda oniki hayvanli Turk takvimini vebazi kaynaklari esas alarak bu gunun “Turklerin Ergenekon Bayrami” oldugufikrini ileri surmektedir (Cay, 1985, 7-10).Bu konu ile ilgili Cince kaynaklar arastirildiginda A. Cay’in bu goruslerinin isabetli oldugu ortaya cikmaktadir.Tsi-ma-chian’in yazdigi Shih-chi adli kitabin “Hun Tezkiresi” bolumunde,”Her yilin 1. ayi olan (yilbasi) Mart ayinda Hunlarin butun beyleri Chan-yu ordugahina toplanip kendi adetlerine gore cesitli kutlamalar ve ibadetlerde bulunduklari 5 ayda (miladi takvime gore 8. ayda) Lung-ch’eng denilen yerde toplanip atalarina yer-sulara ve Goktanri’ya kurbanlar sunarak buyuk torenler yaptiklari ve sonbaharda atlar semirdigi zaman ordugahta bulunan kisilerin ve hayvanlarin sayilarinin tespit edildigikaydedilmektedir (shih-chi, Hsung-nu Chuan, 1975-2892: Han-shu Hstung-nu-chuan, 1962-3752). Fenye’nin yazdigi son Han sulalesi tarihinde yer alan “Guney Hunlari Tezkiresi” bolumunde kaydedildigine gore ise: “Hunlar orf ve adetlerine gore 1.5.9. aylar (miladi takvime gore 3,8, 12) olmak uzere yilda uc defa toplanip Tanri’ya kurbanlar sunup cesitli torenler yapiyorlar” (1965-2944).Chou Sulalesi tarihinin “Gokturk Tezkiresi” bolumunde “Gokturler yilnameleri bilmezler, ancak otlarin yesermesini yani bahari yeni yilin baslangici olarak
kabul ederler” diye kaydedilir (1971-910). Tu-you’nun yazdigi T’ong-dian adli eserin “Gokturk Tezkiresi” bolumunde ise Gokturklerin orf ve adetlerinin Hunlarla ayni oldugu kaydedilmektedir (1935-1068A). Ayni eserde, Gokturk hukumdarlarinin Gokturk Beyleri ile birlikte her yil “AtalarMagara”sinda anma torenleri duzenledikleri 5. ayda Yer-su ve Gok-Tanri’ya kurbanlarsunduklari kaydedilmektedir (1935-1068b).Bati Gokturklerinin de her yil bahar aylarinda atalarinin oturduklari magaralara gidip cesitli anma torenleri duzenledigi ve 5. ayin 8′inde de bir araya gelip yine cesitli solenler duzenledikleri kaydedilmektedir.(1935-1077a). Tsui Sulalesi Tarihi’nin “Dogu Gokturkler Tezkiresi” bolumunde de bu tur kayitlar yer almaktadir (1973-1864). Prof Dr.Ch’in-chung-mian’in eski Cin takvimi hakkindaki bir arastirmasindan anlasildigina gore,Cinlilerin ilk takvimi olan ve Mart ayinin yilbasi olarak kutlandigi Nung-li adi verilenhem gunese hem aya gore duzenlenmis takvim Hsia Sulalesi (M.O.XXII yy M.O. VII yy.)doneminde ortaya cikmistir. Bu takvimde bu gune kadar bazi degisiklikler yapilmis olmaklaberaber Cinlilerce gunumuze kadar kullanilmistir. M.O.VIII yy.larda yasayan eski Turkkavmi “Ti”ler de bu takvimi kullanmaktadir (Ch’ing-chung-mian, 1982. 640-651).Bu kaynaga gore, eski Turklerde de yilbasi Mart ayi olup, Chou Sulalesi Tarihi (557-581)adli eserde yer alan “Gokturk Tezkiresinde”ki “Gokturkler bitkilerinyeserdigi zamani yilbasi olarak kutlarlar” seklindeki ifade bunu dogrulamaktadir. Yeni Tong Sulalesi Tarihi, Uygurlar Tezkiresi bolumunde belirtildigine gore”Uygurlarin atalari Kao-ch’e'lardir.1.(1975:611). Kuzey devletleri Tarihi Kao-che bolumunde”Kao-che’larin atalarinin ‘Kirmizi Ti’ler oldugu yazilidir. (1964:3270). Bu kaynaklaragore Uygurlarin atalari “Ti”lerdir. M.O. VIII yyda yasamis olan Uygurlarin atalari doneminde Mart ayi yilbasi olduguna gore M.S. VIII. yy.dayasayan Uygurlarda da Mart ayinin yilbasi olmasi muhtemeldir.Bilindigi gibi Hunlar Uygurlarin atalaridir. Hunlarin orf ve adetleri de Uygurlar ile aynidir. Buna gore Hunlarin her yilin birinci ayinda (yilbasinda) yaptigi kutlamalarin Mart ayinda yapilmis olmasi gerekir. Yani Hunlarin tum beyleri ile Ch’an-yu ordugahina toplanip yaptigi kutlama ve ibadetlerin “Nevruz Soleni”nin ilk sekli oldugu kanaatindeyiz.Ergenekon Efsanesine gore, her yilbasinda, Ergenekon’dan cikis gununde demir doverek cesitli kutlamalar yapiyorlardi. Bu da Cin kaynaklarinda yer alan “Gokturkler her yili Atalar magarasinda Goktanri ve Yersu’larakurbanlar vererek kutlama torenleri yapar” yolundaki gorus ile aynidir. Hun, Gokturk,ve Uygur orf ve adetlerinin ayni oldugu gorusunden yola cikacak olursak, Ergenekon Efsanesi ile Cin kaynaklarinda yer alan torenlerleGokturklerin her yil torenlerine ikisinin de her Mart ayinda yapilmis olmasigerekmektedir.Prof. Cay yukarida bahsedilen kitabinda,Ergenekon’dan cikis ile “Nevruz”un ayni gunde oldugunu ileri surmektedir. (Cay1985:7-11). Yani Cin kaynaklarinda yer alan Hun ve Gokturklerle ilgili bu bilgiler Nevruzgeleneginin ta o zamanlarda baslayarak var oldugunu ve milli motifler tasidiginigostermektedir. Ayrica, Orta Asya’da arkeolojik calismalardan elde edilen bazi tabaklarda ve comleklerde bulunan resimler de bu kutlamalarin cok eskizamanlarda sekillenmeye basladigini kesin olarak gostermektedir (Rahman, 1986:s.2).840 yilinda Turan bolgesine goc edenUygurlar, Wang-yen-te’nin anlattiklarina gore ilkbahar aylarinda cemaat halinde civardakimabedlere gitmekte idiler (Izgi, 1989, s.59-65). Kasgarli Mahmud’un Divanu Lugat’it-Turk adli eserinde, Turk boylarinin yeni yil (Nevruz)yerine “yenigun” ifadesini kullandigi gorulmektedir. Kasgarli eserinde”Yenigunden sonraki ilk bahar ayina oglak ayi denir. Cunku bu ayda oglaklar buyumusolur” der (Mahmud, DI.T, C.I, s.347). DLT’de belirtildigi uzere Uygurlar, XI yy’dadiger Turk boylarinda oldugu gibi “Nevruz” degil, “yenigun” teriminikullaniyorlardi.Ote yandan Uygurlarda “yenigun”terimi yerine “Nevruz” teriminin hangi tarihten itibaren kullanilmaya baslandigikesin olarak bilinmemekle birlikte, bu kullanima ilk Ali Sir Nevai’de rastliyoruz. Buyuk mutefekkir, Ali Sir Nevai, Car Divanadli eserinde “Nevruz” adi verilen muzik makamlarindan ve Nevruzda okunansiirlerden bahseder. Bunlar Noruz Huseyin, Noruz Kusek, Noruz Buruk, Noruz Bosbilla, NoruzRast, Noruz Sultan’dan olusmaktadir (Mehmetemin, 1980:42). Eski Uygurlarin yeni yil soleni faaliyetleri hakkinda tarihi kaynaklarda bu konu ileilgili bircok bilgi bulunabilir. Hui-li’nin Muzik Tezkiresi adli eseri ile Shang-ta’ninT’ang Sulalesinde Chang-an ve Bati Memleketleri adli eser, konu itibariyle birbirinebenzemektedir. Eski Uygurlarda, Nevruz Soleni gelenekleri ile ilgili genis bilgilerin yer aldigi her iki eserde tolpar (topar; uctuguna inanilan kanatli efsanevi at) ustundeoynanan “Horto Dansi”, “Salma Taslas Dansi”, “Oglak TartisDansi” ile hayvan kiyafetindeki maskeli danslar ve “Goyzi dani (Kucardansi)” gibi cesitli danslarin sarki ve muzik esliginde, eski yilin ugurlanip yeniyilin karsilanmasi, cinlerin kovulup halkin guvenlige
kavusturulmasi ve bunlarla ilgili dileklerde bulunulmasi yolundaki cesitli faaliyetlerhatira seklinde anlatilmistir. Bu solenin o donemde yerli agizlarda “sumuz”seklinde gectigi ve kelimenin Oguz Turkcesine ait oldugu ve Kusen’de ortaya ciktigibelirtilmektedir (Rahman, 1989:417). “Sumuz” kelimesiyle ilgili olarak pekcok dusunce one surulmektedir. MeshurKasgarli, Buda alimi Uylan (732-820) Nomm Sozcuklerinin Serhi adli kitabinda:”Sumuz” batida bulunan Uygurlarin kullandigi bir kelime olup, asil sekli”samuz”dur. Bu kelime Kuca’nin batisinda ortaya cikmistir. Onun izlerine halarastlanir. Bu oyun vahsi hayvan sekilleri iceren maskeler takilarak oynanir. Ya da yoldangecen kisiye camur atarak, su sicratarak veya elle salma (tas atilan uzun bir sopa), ilmek(insanlari boynundan yakalamak icin kullanilan bir cesit sopa) alarak o kisiyi yakalayipsaka yapilir diye yazmistir. (A.Memtimin, Sin-jiangin T’ang Devrindeki Nahsa-Ussul Sanati,s.75-86). Bu konuda Cince kaynaklarda buna benzer cesitli bilgilere rastlanmaktadir.Eski Turklerde yilbasi terim olarakmevcuttur. Cince kaynaklarda kaydedilen ve Cinlilerce “Mao-shih” olrak telaffuzedilen bir terim bulunmaktadir. Hsin-Tang-shu Hui-he-chuan (Yeni Tang Sulalesi Tarihi)Uygurlar Tezkiresinde “Hakaslar (Kirgizlar) yilbasini “Mao-shih-ai”diyorlar, uc ayi bir mevsim kabul ediyorlar. 12 Hayvanli Turk takvimini kullaniyorlar” diye kaydetmektedir (Hsin-T’ang-shu, 1975:6147). Tne ayni eserde bu terimi aciklamak icinHsuan-yu-chi adli kitabi da belirterek “Hakas halklari yilbasinaMao-shih-ai” diyorlar, ay’a da “ai” diyorlar. Her uc ayi bir mevsim olarakkabul ederler” diye yazmaktadir (Hsin-Tang-shu, 1975:6152)Cince kaynaklarinda kaydedilen “Mao-shih-ai” terimi icin Prof Cay “muz ay/Buz ay” gibi aciklamalardabulunmustur. (Cay, 1985, 41). Bu konuda Prof Dr Ahmet Bican Ercilasun ise”Mao-shih” teriminin basyil/bas jil olabilecegini dusunmektedir. Yine Hsin-T’ang-shu’da Hakaslarin dil ve yazilarinin Uygurlar ile tamamiyla ayni oldugu kaydedilmektedir. (Hsin-T’ang-shu,1975:6148). Bu kaynaga gore, Uygurlarin da yilbasi terimi icin Mao-shih-ai yani mao-shih-ay demesi muhtemeldir.Gunumuz Uygurlari arasinda Nevruz Soleni ile ilgili faaliyetler su sekilde cereyan eder: Nevruz baslamadan once insanlar, yeni yilin serefine sevinc duygusunu ifade eden cesitli siirler, sarkilar (Nevruzname) yazip hazirlarlar. Nevruz gunu insanlar bayramlik elbiselerini giyerek tum evleri, kutsal yerleri, mesire yerlerini, alis veris merkezleri kisaca vb yerleri ziyaret ederler. Buarada meydanlarda siir atismalari, milli oyunlar icra edilir. Sarkilar soylenir, danslar edilir, guresler tutulur… Kisaca herkes kendine has becerisini ortaya koyar. Bu faaliyetlere buyuk kucuk herkes katilir. Ayrica bu gunde herkes gucu yettigi kadar birbirine cesitli hediyeler verir. O gun buyuk bir coskuyla kutlanir. Diger taraftan bu gunde okunan “Nevruznameler”de gencleri ilim ogrenmeye tesvik, ahlakli vefaziletli olmak gibi cesitli temalar islenir. Buna iliskin ornek verecek olursak:
Keliptur hus mubarek usbu kun yaranler-yaranler Acab muzluk darahlarni yarar kun-tunda boranlar
Tariaddut birla maktapta okup, oglanlar-oglanlar
Bolup bir kuni alamda zor insanlar – oglanlar
(Ey yarenler iste hos ve mubarek gun gelmistir
Boralar agaclardaki buzlari gunden gune eritir
Okulda tereddutle okuyan oglanlar
Bir gun alemde buyuk insan olurlar)Kaldi noruz kaldi bu gun, arisi bina atkili
Barca adam konlini sad – huram atkili
Har kisi mollisidin alsun dua konlini
Maripatka toldurup goli-gulzar atkili
(Bugun Nevruz gokyuzunde bir cennet yaratmak icin geldi
Butun insanlarin gonlunu sad etmek icin geldi
Her insan hocasindan dua alsin
Boylece gonlunu marifetle doldursun ve gonlunu gul bahcesine dondursun)
Nevruzda icra edilen faaliyetlerin dile getirildigi bir diger siir de soyledir:
At binip oglak alip mesrep kilur kundur bu kun
Keldi noruz yilbasi ketdi konlinun cirkini
Noruz diban kilurler hatunlarinin Turkini
Meclis kilip aynasur acar konul mulkini
Kaygu mihnetler ketip oynasir kuntur bu kun.
(At binilip oglaklar alinan, cesitli solenler duzenlenen gundur bu gun
Nevruz geldi gonuldeki cirkinlikler gitti
Hanimlar Nevruz ile ilgili sarkilar soyleyip geliyorlar
Kiz ve oglanlar kulaklarina guller kistirip, takkelerini yana kaydirip geliyorlar
Kurulan meclislerde oynanir oyunlar acilir gonuller
Kaygi ve mihnetin dagildigi gundur bu gun)
Bazi bolgelerde, Pamir eteklerinde Uygurlar arasinda Nevruz solenlerinde”Kaplan” oyunu, “Aslan” oyunu gibi geleneksel oyunlar da icra edilir.Kaplan oyunu: Bir kisi kaplan kiliginda bir maske takip iki Hoten sapkasiyla kulaklariniorter. Elleriyle yere cokup, dort ayakli olur ve kaplan hareketlerinin taklidini yapar.Elinde kirmizi bir gul tutan bir diger kisi de onun hareketlerine yon vererek onu dansettirir. Bu arada coban ravabi (bir Uygur halk calgisi) ile balman (yine Uygur halkcalgisi) ve tef ahenkli olarak calinir. Oyunun sonunda kaplan kiligina giren kisi maskesini cikarir ve ona kirmizi bir gul takdim edilir.Yine bazi bolgelerde “Argimak”oyunu oynanir. Yeni elbiselerini giymis olan bir kimse, tahta bir at ile meydana girer. Oanda sazla tempo tutulur. Bu oyunlarda kotu kis sartlarini kovma bahari karsilama anatemasidir. Nevruzda torenler tamamlandiktan sonra, insanlar bir araya gelir ve arpa, bugday, misir,nohut, fasulya, kurutulmus erik, igde, salgam, sarmasak, et gibi malzemeler karistirilarakve goce ya da un katilarak pisirilmis olan “Nevruz Asi”ni yerler. Nevruz Asigenelde “Abesan” adiyla anilir ve herkes gucu yettigi oranda bu asinhazirlanmasina katkida bulunur. Bu as meydanda bulunan herkese ikram olunur.Nevruz Asinin hazirlanmasi ile ilgilisiirde bu durum soyle dile getirilir:
Tapkini koy kelturur
Topalmigan coce horuz
Tapkini gul kelturur
Topalmigan bir bas piyas.
(Bulursan koyun getir
Bulamaz isen pilic getir
En guzelini bulabilen getirir
Bulamazsa bir bas sogan getirir.)Nizameddin Huseyin’in belirttiginr gore: Uygurlarda Nevruz kutlamalariyla ilgiliduzenlemeler “Tokuz kilik” ya da “Tokuz Ogul” ananesi cercevesindegelismektedir. Eskiden beri bu ananeler devam etmektedir.
Bu ananeler asagida toplu olarakverilmistir:
- BIRINCI ANANE: Nevruz gunu her misafire sofra kurulur. Bu gunde misafirlere yemek ikram etmenin onemi cok buyuktur. Yemekten sonra Nevruz ayini yapilir. Ayin bittikten sonra, “yeni yasin kutlu olsun” denilerek insanlar birbirlerini tebrik ederler. Birlikte yenilip, birlikte icilen, birlikte dua edilen ve saygi ve sevgi icerisinde gerceklesen bu durum “Nevruz Ayinine Cikmak” olarak tabir edilir. Bu, “Tokuz kilik”in ilkini olusturur.
- IKINCI ANANE: Insanlar, aralarindan ayrilmis olan buyuklerinin kabirlerini ziyaret ederler.
- UCUNCU ANANE: Insanlarin birbirini ziyaret etmeleri, yardima muhtaclara yardim etmeleri, hastalari ziyaret etmeleri kotu is ve hareketleri olanlara nasihat
etmeleridir. Buna “Nevruz Gezisi” adi da verilir. - DORDUNCU ANANE: Butun yerlesim birimlerinde, Nevruz oyunlari cocuk, genc, yasli, orta yasli insanlarin temsilcileri tarafindan sergilenir. Herkes bildigi nispette hunerini gosterir. Kimi siir okur, kimi dans eder.
Nizameddin Huseyin’in belirttigine gore Uygurlar arasinda 50den fazla “Nevruz gosterisi turu”, 70den fazla da “Nevruz Namesi” vardir. Nevruzda oynanan oyunlar icinde: Bori ile Koy (Kurt ile Kuzu), Oglak, Kucung yetse al (Top kapmaca), Oyuncu Sir (Oyuncu Aslan), Heyyar (Komedyen), od atlas (atesten atlama), Talasma (Kopek dogusu), Ususme (Koc dogusturme), Cokusma (Horoz, keklik vb dogusu), Cepic (yaris), Gul mesuk (Gul ile asik), Koglas (kiz kovalama), Mukumukus (saklmabac), Kokles (uzun atlama), Kos Koklas (Kosup kovalama), Doram (Taklit), Celisis (Gures), Tatismak (Ip cekme yarisi), Darbazlik(Cambazlik), Suret (Taklit), Dum-Dum (Bir tekerleme oyunu) gibi oyunlar asil olarak sayiliyordu. Nevruz nameleri ise Koklem Ay Keldi Noruzgul, anam-anam, Hizir-Noruz, Cihan Canan gibi nagmelerden olusmaktadir. Nevruz ayinin ilk yedi gunu bu tur cesitli etkinliklerin yer aldigi torenler, solenler duzenlenir.
- BESINCI ANANE: Uygurlarin ananeleri icinde Nevruz gezmelerinin ayri bir degeri vardir. Her Nevruz’da at seylisi (at gezisi), Bezme seylisi (Muzikli oturma gezisi), Dag seylisi (Dag gezisi) gibi cesitli faaliyetler duzenlenir.
- ALTINCI ANANE: Nevruzda “Hikaye-Destan” gunu tertip edilir, sarayda, avluda meydanda toplanan halka Bilim adamlari Nevruziye destanlarini anlatir. 1983 yilinda Yarkend’in Telebag kasbasinda duzenlenen bir Nevruz soleninde siir okuyan edebiyat meraklisi Abdurrahman Emin’in “Nevruziye”sine ait bir bolum soyledir:Yaslik her kisinin gulistan cagi
(Genclik her kisinin Gulistan cagi)
Her tanda bulbulun navakes cagi
(her sabah bulbulun inledigi zaman)
Bir kaca sut bolsa bu omur digen
(Bir tabal sut olsa bu omur dedigin)
Yaslkin su sutun kaymaki yagi
(Genclik su sutun kaymagi, yagi)
Bahit yamgur emes kokten yagarga
(Mutluluk yagmur degil ki gokten yagsin)
Tehi yerdin cikip sudek akarga
(ustelik yerden cikip su gibi akmaz)
Behit sunda ne kelse oz kolindin
(Mutluluk her zaman insanin kendi elleri ile yaratilir)
Tiris Tirmas yengilme oz yolundan
(Calis cabala yenilme kendi yolundan cayma) - YEDINCI ANANE: Nevruz kirginlarin baristirildigi anne babaya, ese dosta,ahbaba karsi sayginin, hurmetin ve sevginin ifade edildigi bir gundur. Bugunde parcalanmak uzere olan aileler mahallenin ileri gelenleri tarafindanbaristirilirlar.
- SEKIZINCI ANANE: Nevruz ayi zamanda ekonomik faaliyetlerin planlanip programlandigi bir gundur. Yol, kopru gibi yerlerinin elbirligiyle gerceklestirildigi, ekim hazirliklarinin yapildig bir gundur.
- DOKUZUNCU VE SON ANANE: Fakirlere, kimsesizlere, yaslilara, ihtiyac halinde bulunanlara maddi ve manevi yardim eli uzatilir. Yardim elini uzatacak durumda olanlar, halleri vakitleri yerinde olanlar bunu bir borc olarak telakki ederler.
Nevruzda yapilan butun bu 9 ananenin hepsinin toplumun maddi ve manevi olarak refahininarttirilmasi yaninda sosyal ve kulturel bir yonu de vardir. Yukarida belirtildigiuzere,Uygurlar da diger Turk topluluklari gibi cok eski devirlerden baslayarak yeni yilkutlamalarini Mart ayinda duzenlemektedirler. Bu gelenek daha sonra dini, mitolojik, vefolklorikbir ozellik kazanmis ve Uygur Turklerinin vazgecilmez adetleri arasinda
girmistir.2001
Not: Yazıdaki resimleri görmek için tıklayınız: