Archive for the 'Yemek' Category

Anbarcık Köyünde bazı gelenekleri

Haziran 6, 2008

Çocuk oyunları.Anlaşıldığına göre  bu köy Osmanlı devletinin asker için kullandığı köylerdendir.Yukarda da izah ettiğimiz üzere Gölhisar’ın Türklerce alınmasından sonra Fethiye ‘ye doğru devam eden Türkmen harekatına yörenin de coğrafi şartlarını iyi değerlendiren Bizans, bu bölgede  oldukça güçlü bir direnç göstermişti.Bu yüzden Dirmil ile Rahat Dağı arasında ki Oğuz kütleleri içinde  diğer bölgelere göre daha yoğun bir askeri varlık oluştu.Ve bu gelenek daha sonraki yıllara da ulaştı. Hamid Beyliği bu geleneği devam ettirdi.Aynı geleneği bozmayan Osmanlı Devleti  bu  eski Türkmen aileleri Sipahi(Atlı asker) olarak kullanıyordu.Bilhassa Dirmil’de çok sayıda sipahi ve sipahi zade  mevcuttu.Kozağacı ve Anbarcık köyleri de bu tür yerlerdendi. Nitekim 1475 tahririnde  iki kişi sefer de  ayrıca birde Tezkireli Sipahi gözükmektedir.Bunlardan  başka birde Fedai asker vardı. Ayrıca bizim aile geleneğimizde anlatıldığına göre dedelerimiz Sipahi  idiler. Çevre köylerden Kozağac’ında ve Çakır’da da sipahi aileler  bulunuyordu. Anbarcık’ın diger adı olan Türk isminin sadece askeri kaynaklarda bulunuşu tesadüfi değildir.Askere seçilenler yada pusulası gelenlere ayrı bir ihtimam gösterilir.Bir ay önceden , askerden en son gelen bir çavuş tarafından  bütün asker adayları talime alınırdı.Boruk’lu yüzü asker talimi için en uygun yerdi .Adete komando  yetiştirir gibi eğitim yapıldığı olurdu.Asker uğurlamasında  Anbarcık’lı kadınların; bulabildikleri üç beş kuruşu askerlerin  ceplerine  koyup, kendileri içinde birkaç dakikacık nöbet tutuvermeleri için onlara  göz yaşları içinde yalvardıkları çok görülmüştür.Vatan sevgisinin imandan geldiği ve bu sevginin  bu fakir köyün okuma yazma bilmez kadınlarının  anlayışları ile billurlaştığına çok şahit olunmuştur. Zamanımız da bu sevgiden nasibini almamış vatan pazarlamacılarına ithaf olunur…                       

Toplumsal askerlik geleneği köyün çocuk oyunlarına da yansımıştır.Köylü ,çocuklarını daha küçücük iken oyunlarla  adeta savaşa hazırladığı  izlenimini vermektedir.En çok sevilen oyunların başında Esir almaca ile Kale Kule oyunudur.İki oyunda da esas olan kaleyi korumak ,kuleyi yıkmak ya da  almak  ve esir düşen arkadaşı kurtarmaktır.Oyunda asıl hedef kişinin uyanık atılgan ve çevik olmasıdır.

Esir Almaca .En az beş kişi ile oynanır.Beşer kişilik İki takım kurulur.Kale olarak taş yığını yapılır. Kaleden çıkan  karşılıklı iki kişi birbirine eliyle vurarak esir almaya çalışırlar.Yalnız ilk çıkan son çıkan rakibi  esir alamaz  o diğerine göre “Eski”dir.Ancak rakipten sonra çıkan arkadaşı yetişip onu kurtarabilir veya rakibi esir alır.Oyunun esas kaidesi budur.S-Daima son çıkan ilk çıkanı esir alir. Aynı anda iki aynı takım oyuncusu oyuna çıkamaz ,ardı ardına olmalıdır.Esir alınanlar kalenin sol  dikine beş adım giderek elini arkadaşlarına doğru adım açarak uzatır.Daha sonra esir düşenler onun arkasına geçerek bir zincir oluştururlar.Arkadaşları onları kurtarmak için kaleden çıkarak ellerine vurup esaretten alırlar.Ancak kendileri de bu arada esir düşebilirler.Esir sayısı artan takım tehlike içindedir.Askerini kurtaramayan  takım sonunda tek kişi kalabilir.Ayağını  kale taşlarına koyup,etrafını saran rakiplere (Düşmana) karşı mücadale etmeye başlar.Eğer onlar ayaklarını uzatıp kaleye değerlerse tabi savunmacı tarafından   vurulmadan  kale düşmüş olur.Ancak tek kalan kişi  onlardan birini vurarak esir alırsa bir esir arkadaşını kurtarır.Mücadeleye iki kişi devam ederler .Oyun bu şekilde devam eder gider.Yalnız oyun başlarken veya devam ederken kaleden çıkmadan oyuna girmesi için rakip oyuncuyu isim vererek çağırırlar.Mesala şöyle çağrı yapılır.Salata malata  Hasan burata(Buraya)  gibi …Kafiyeye uydurmak için  bir gayret vardır kısacası.

Muhakkak ki    bu oyun Anadolu’nun diğer yerlerin  de de oynanmakta olabilir.Anadolu’nun kültür birliği  tartışılmaz bir gerçektir.

Kale Kule :Oyun aracı her oyuncu için bir değnek.Bir adet silindir şeklinde 10 cm uzunluğunda kule denilen  ağaç parçası. Kale denilen çukur.Oyun düz bir yerde oynanır.Önce  bir çizgi çizilir.Kule en  az  10 metre kadar uzağa dikilir.Sıra bir şekilde belirlenerek  değnekler çizilen çizgiden süydürülerek  yani toprak üzerinden kaydırılarak  kuleyi devirmeye çalışılır.İlk atana Başcıl son atana KIRÇIL denir.Deviremeyen  çoban olur.Her oyuncunun ayrıca daire şeklinde  kalesi olur.Bütün oyuncular ortadaki kaleyi daire şeklinde  olacak şekilde bu kendi yerlerini belirlerler.Çoban olan kişi kuleyi alır ve ilk çizgiden büyük kaleye eliyle tek atışta katmaya çalışır.Diğer oyuncular kuleyi kalenin içine değnekleri ile kuleyi  katmamaya çalışırlar.Vurarak uzaklaştırırlar .Çoban kuleyi katamazsa  kuleyi  belli bir mesafeye  diken diğer oyuncular  değnekleri ile  alabildiğince peş peşe  vurarak  çobanı kalesinden uzak mesafelere götürüler. Buna güttürme denir.Çoban önlerinden kaptığı kuleyi büyük kaleye uzaktan atışla katmaya çalışır.o sırada oyunculardan bir grup da onun kalesini değneklerinin ucuyla kazarak çukur açarlar.Eğer çoban kuleyi kaleye atar ve  kuyusunu kazan oyunculardan birisinin kalesini kaparsa bu sefer çoban  kalesini kaptıran olur.Sonun da en çok kuyusu derin olan oyunu kaybeder.Ceza olarak  dizlerine kadar çukuruna gömülür,değneği önüne uzatılır.Tek zıplayışta değneğinin ucuna ulaşması gerekir.Ulaşamazsa oyunu kaybeder.Zaten oyunu kaybetmek prestij açısından yeterli cezadır.

Taş Göçürme Oyunu.Bir yamaca iki kişi karşılıklı beş küçük çukur açar. Oyuncular çukurlarının tarafına uzanırlar.Sayısı belli  küçük çakıl taşlarını taraflar sırayla kendi çukurlarından başlayarak  kuyulara aktarmaya başlar  .Sırayla her çukurdan alınan taşlar diğer çukurlara aktarılır. Buna göçürme denir.Elindeki taşı biten oyuncu hamlesini kaldığı yerden rakibine devreder.Ve bu surette taşlar devrederek tek kuyuda toplanmaya çalışılınır.İlk toplayan kişi oyunu kazanır.

Bu oyunu ,Tanrı Dağlarında  koyun güden Kırgız çobanlarının oynadığını bir Tv  belgeselin de  seyredince  hayret etmiştim. Bir daha Anadolu Türklüğünün kökenini ve canlılığını hayranlıkla takdir etmemek mümkün değildir.Ne var ki Kırgız çobanları,toprak da çukur kazmak yerine   oyulmuş plastik oyun tablalarını  ekmek  torbalarında taşımak gibi  daha modern  bir izlenim veriyorlardı.Bin yıl  önce Asya’dan kalkıp gelen Toros dağlarında ki Türk , bin yıldır hiç görmediği aralarında binlerce kilometrelik  mesafeye  rağmen bin yıl sonra   aynı oyunu Tanrı dağlarındaki akrabalarıyla tıpatıp oynaya biliyordu…

Değnek ebelletme :Çocuklar  yere bir çizgi çizerek sıraya geçerler .Ellerindeki değnekleri sırayla bu çizgi üzerine vurarak en yükşeğe  çıkarmaya çalışırlar.Ya da  yerde bir nevi  değneği boyunca  takla attırmaya(Ebeletmeye )  çalışırlar.En iyi ebelleyen değnekler  Kürt ağacından yapılan değneklerdir.

BİR SAYA GELENEĞİ     :UZUN DEVE OYUNU

 Tüm Anadolu’da , Orta Asya kökenli  bir gelenek olarak  baharın gelişini kutlamak amacıyla Saya şenlikleri yapılır. Bazı yerlerde çocuklar,bazı yerlerde büyükler etkin olarak bu olaya iştirak ederler.

Anbarcık Köyünde yakın zamana kadar oynanan Uzun Deve oyunu  bu tür bir saya şenliğidir.

Köy  erkekleri toplanır.Başlarına bir çoban seçerler.Hepsi urganlara  dizilerek bağlanır.Kollarına bacaklarına çok sayıda çan (Muhtelif büyüklükte ) bağlanır.Çoban  bir eliyle bu insan katarını çeker  bir elinde ki sırıkla onları idare eder.Köyde ev ev dolaşmaya başlarlar. Evlerin  kapılarına  dayanan bu insan katarı ,çanları inanılmaz bir şekilde köy tabiriyle  zaldıradarak ev sahibini dışarı çıkarırlar veya çobanının çeşitli şekilde çağırmasıyla  olur bu. Ev sahibi isteklerini sorar onlarda ona bir ceza- Ürüsüm (Osmanlı zamanında bir vergi çeşidi olan rüsüm ‘dan gelir) keserler. Pazarlık başlar.Eğer ev sahibi verilen cezayı  çok bulup kaçınırsa çanların sesi ayyuka çıkar.Gürültü bazen ev sahibini canından bezdirir cezaya hemen razı olur.  Ceza para  şeklinde olduğu gibi  satılınca para eden ya da pişirilip yenilen  yiyecek maddelerinden de  olabilir.Akşama kadar Uzun deve sürüsü ev ev dolaşarak bu faaliyeti sürdürür.Güneş, Kepez Dağından  batmaya yakın sürü çaya suya indirilir. Asıl kıyamet o  zaman kopacaktır.Çoban suya getirdiği develeri çözer , çözmesine ama gün boyu elindeki sırıkla terbiye ettiği develer  ona inanılmaz kin beslemektedir.Malum deve kini korkunç olur. Çoban sürüyü bir şekilde suya sürer ve  evine doğru kaçmaya başlar.Sürüdeki develer onu yakalamak için arkasından hücum ederler.İnanılmaz hay huy içinde devam  eder kovalamaca , çoban kendisini evine atarsa ne ala yakalanırsa vay başına gelene .Toplanan ayni ve nakdi yardım genellikle bir hayır işine verilir.Bu gelenek imece usulünün güzel bir örneği olarak yıllarca yaşamış ne yazık ki bir çok geleneğimiz gibi unutulmak üzeredir.                                                                              

DEĞNEKTEN ATLAMA :Bir yemin ettirtme biçimidir.Herhangi bir suç işlemiş kişinin soruşturması yapılırken  ifade verenlerin  doğru söyleyip söylemediğini  anlamak için  ,değnekten atlamaları istenir. Bir kişi değneği tutarak diğer ucunu yerden hafif yukarı  kaldırır.Sonra yemin verilen kişi  veya kişiler  atlamaya başlar atlamayanın  suçlu olduğu   yada doğru  söylemediği ortaya çıkmış olur.Köyde bu yemin verme türünün   çok etkili olduğundan Osmanlı Devleti kolluk kuvvetlerinin  sıkça kullandığı  bir gerçektir .Hatta Cumhuriyet döneminde  Jandarmanın da bu yolu seçtiğini  bu gün hatırlayanlarımız çoğunluktadır.Öyle ki : Köy erkeklerinin  değnekten atlatılarak  sonuca ulaşılmaya çalışıldığı sıkça olurdu.

Burada eski Türk’lerde  görülen kılıçtan atlayarak ant içme töreninin  zaman içinde  kılık değiştirerek  devam ettiğini  anlıyoruz.

Kökenini Anadolu arkaik  devrin de  arayıp küçücük bir benzerlik bulunca sevinçten çılgına dönen “bak işte senin kökenin burada” demeye çalışan  Anadolu mezarlığı sevdalılarına, şuuraltında Türk’ e olan kinini arkeolojik  kazılarla kusmaya çalışan ekalliyet  ırkçılarına böyle sayısız kültürel  varlığı göstermek her zaman mümkündür.  Ama onların bunları görmeye pek niyetleri yoktur.

DİL ÖZELLİKLERİ

Anbarcık ağzı:Modern Türkçe’nin geçirdiği evreleri henüz geçirip tekamülünü sağlamamıştır.Daha ziyade 14.Yüzyıl  Oğuz Türkçe’sinin kalıntı ve özelliklerini taşımaya devam etmektedir.Kullanılan bir çok kelime bu gün Türkçe’de unutulmuştur.Dikkatli bir tarama bizi enterasan sonuçlara ulaştıracaktır.

Bu ağız , Fethiye Körfezinden başlayıp, Antalya İlinin batı bölümünü içine alan ve Tefenni Kara Kuzu Gediğinden .paralel bir çizgiyle Bucak İlçesinin batı kısmına kadar ulaşan  kesimde kullanılan bir ağızdır.Dilde Teke bölgesi diyebileceğiz bölge , aslında coğrafyacılar tarafından da bu isimle anılır.Dilciler bu ağzı Salur ağzı olarak nitelemektedirler ki :Tesadüf mü bilinmez Teke Türkmen Aşireti ,  Oğuz Salur boyundan çıkmıştır. [1] Sarılar  cemaatinin Salur boyundan  neşet ettiğini yukarda vurgulamıştık. Yalnız  Burdur İlinin Çavdır,Dirmil (Altınyayla),Gölhisar’ın bazı doğu kısım köyleri , Tefenni’nin  birkaç köyü,Bucak ilçesinin Antalya yolunun batısında kalan köyleri bu ağzı konuşmaktadırlar. Burdur’un diğer  yerlerinde , Kayı ağzı konuşulur.

Köy ağzında bilhassa fiiller çoklukla kullanılır. Fiiller mutlaka  bileşik dir. Mesala   yapıpduru,saçıpduru,alıpduru gibi…

Anbarcık Köyü’nde  Geliyor şimdiki zaman 3.Tekil şahıs  fiili  Geliyo-Gelibba-Gelibbatırı – olarak  üç şekilde söylenmektedir.Bu durum da  bu ağzın , Türkçe’nin tarihi gelişim sürecini henüz tamamlayamadığı ve devam ettiği için mi , yoksa ayrı ayrı  zamanlarda köye yerleşmiş ; farklı cemaatlerin  ağız özelliklerinin bir sonucu mu   olarak  değerlendirmek gerektiğini  kestirmek hayli  zordur.V harfi bazen h olarak çıkar.Mesala  vur yerine hur denir

FOLKLOR

Son zamanlar da tüm Türk Toplum hayatında görülen çözülme , yozlaşma ne yazık ki bu köyümüzde de  görülmektedir.Bir çok gelenek ve göreneğimiz artık  unutulmak üzeredir.

Eski düğünler bu gün yapılamamaktadır.Beyaz gelinlikler,Safayıları,Peşlileri ,eski gelin başlarını unutturmuştur.Gelin alıcılar  tarihin derinliklerinde kalmıştır.Geleneksel kadın giysilerimizi giyen kadın hemen hemen hiç kalmadı.Şalvar adı verilen estetikten yoksun  kadına çuval giydirilmiş gibi duran ucube giysi, güzelim önecekli ,dizlikli ve kuşaklı ,peşli adı verilen üç etekli Türkmen  kıyafetlerini çoktan  ortadan kaldırdı.Saçları örgülü kızlarımız pek yok .Eskiden  saçını kestirip,örmeyenlere  inanılmaz bir mizah

uygulanıp kınanılırdı.”AVRUPA ŞAÇLI” denilip alaya alınırdı.

Müzik:Teke Yöresi içindedir.Gurbet Havaları,Boğaz Havaları,Teke Havası adı da verilen çeşitli Türküler çalınır söylenir.Gurbet Havalarına Garipler da denir.Çocuklar ellerini boğazlarına basarak ya da boğumlayarak çeşitli  sesler  çıkararak boğaz havalarını  söylerler.1940 ‘lara kadar en yaygın müzik aletinin Üç Telli bağlama olduğu anlatılır.Daha sonraları  yavaş yavaş unutulmaya yüz tutmuştur.

Gurbet Havalarına birkaç örnek

 

Ezelidir gahbe dağlar ezeli                           Yağmur yağarda her dereleri doldurur

Güz gelince döker bağlar gazeli                   Ecel gelir gül benzini soldurur                                                                                                            

                                                                     Güvenme şöhretine yalan dünyanın

Beylere  düşer de dünya güzeli                     Bilmem ağladır da bilmem güldürür

Dibi temelinden bozuk yalan dünyanın           

 

            X                                                                                           X

 

Kara daşlara benzer gelin senin yatışın                    Çiniler durur da yaylamın taşı

Tüneksiz kuşlara benzer senin ötüşün                      Garip  garip öter de sılamın kuşu

Azrail indi de ordumuza yetişin                                Kendi sılasında gülmeyen yiğidin başı

Şahanlar  elinde de   kalmış yavrularım var benim             Varıp gurbet de güler mi sandın

 

 Halk oyunları:Üç gruptur.Halk bunları şu şekilde adlandırır.Ağırlar,Düzler,Tüngümeler.Ağırlar: Ağır Zeybekler(Adı böyledir).

Adeta ayin yapılır gibi ,özel bir itina ile ve özel bir tavırla oynanırdı.Seyredenler hiçbir ses çıkarmaz onlar da aynı saygıyı göstererek izlerlerdi.Bu gün bu oyunu bilen oynayan hemen hemen kalmamıştır.Aklım da kalan  Mehmet Türkcan (Rahmetli Nazım Mehmedi)ın ağır zeybekleri güzel oynadığıdır.

Düzler(Teke Zeybekleri):Cezayirli,Sarı Zeybek  vs

Tüngümeler(Teke Zortlatmaları):Bu oyunları inanılmaz derecede güzel oynayan ,el ve ayak figürlerini  son derece uyumlu   bir biçim de icra eden kişiler vardır. Bu şekil de oynayanlara  başka yerler de pek rastlanılmaz

Ayrıca kamalar la  Köroğlu oynanırdı.

Bilmeceler

Dağdan gelir taştan gelir .Bir kükremiş aslan gelir(Sel)

Ak dağda Kara koyun yayılır.(Yazı)

Uzundur kuyu soğuktur (Tüfek)

Yer altında aslan yatar (Saban Demiri)

Yakada yarım alacık içinde Hasan kölecik  (Kulak)

Elemez melemez  ocak başına  gelemez ( Tere yağ)

ÇOBANLIKLA İLGİLİ BAZI GELENEKLER

 

 Bir çocuğun , Kara dikmen adın da ki keçisini severken söylediği  bir  manimsi sözler

 

 Hey  Kara Dikmen Kara Dikmen

 Boynuzların çardak

Memelerin bardak bardak

Süt vermezsen  çanak çanak

Ben seni  seni  gütmen

 

Keçi İsimleri:Yagal Dooş,Kır Dooş,Ger Dooş,Sakar Dooş,Kara Dooş,Kır Yagal,Ger Yagal,Kızıl Yagal,Sakar Dikmen,Kara Dikmen,Yalama Sakar,Akış,Göküş,Kızıl Ger…

Dooş ,eski Türkçe de Tokuş isminin zamanla değişerek  bu günkü söyleniş halidir.Doş keçilerin boynuz yapısıyla ,yagal kulak rengiyle alakalı isimlendirmedir.Ertokuş ‘un   insan adı olarak eskiden sıkça verildiğini biliyoruz.

Yaşına girmemiş keçi yavrusuna  oğlak,yaşına  girmişe çebiş  bir yaşından büyük keçiye Gezem ,ilk oğlağını  kuzulamış keçiye Göğleme,erkek  çebişe teke ,bir yaşında olana birli ,iki yaşında olan ikil  diye söylenir.. Koyunun  bir yaşındaki  kuzusuna toklu,kuzulamamış  ya da kuzulamaya hazırına şişek , boynuzunun  biri kırık olan keçi çelek keçi dir. Sürünün yattığı yere yatak  yeri ,kuzu ve oğlakların kuzuların  katıldığı dama kuzuluk denir.Kuzuluk çoban damına benzer ancak ağzında taş duvar vardır ve kapatılmak için  çalı çırpı bulunur.Köyde koyunlarla ilgili isimlendirmenin pek  olmayışı ya da seyrek oluşu keçi   sürücülüğünün çok eski tarihlerden beri  yapıldığını  en azından göçebelikten beri  kadim esas bir meşgale alanı olduğunu   düşündürmelidir.

Sürü tek başına bir kişinin olduğu gibi çok sayıda  ailenin hayvanlarının toplandığı  hayvan topluluğu da olabilir. Sürünün içinde malı bulunanlara katıntı denir.

Katıntı günde iki kere kuzu veya oğlakları anasına vermek için  köyden uzaktaki yatak yerlerine  giderler.  Sabah ve akşam  yavrular analarına  verilerek emzirilirler.

Kuzular ve oğlaklar  belli bir büyüklüğe gelmeden  kesinlikle katıntılar  , anaların sütünü sağamazlar. Çoban buna şiddetle karşı çıkar. Zamanı gelince katıntıya haber verir . O gün  ,kadınlar hep birlikte  sağım yapılacak  yere giderler. Sürüye yaklaşınca ellerindeki bakraçlara vurarak çeşitli türküler söyleyerek çobanı överler. Katıntının geldiğini gören çoban onları karşılar.Türküleri duyunca genellikle bir coşku hakim olur. Silahlar atılır. Kadınlar güçleri yettiğince  çobana evden yiyecek bir şeyler getirip verirler. Neşe içinde sağım başlamış olur. Artık böyle bir gelenek  kalmadı .

Çanlar: En büyüğüne Hatap , Onun küçüğüne  Köşeli , Köşelinin küçüğüne  Güdüm denir.Daha küçüğü ise Güldüreyik .Gülderiğin küçüğü  Gıldırayık adını alır.Dikdörtgenimsi şekilli ve içindeki dili demir olanlara Taka    denir. Pirinç  madenin den  yapımı olanların en küçüğü Geveze diye anılır.Yalnız hataplar deve çanıdır. 

Akşam üzeri  ekmek getirirken,  Boruklu  yamacında   keçi sürüsünün  başında gördüğü çoban oğluna yaşli bir ananın,  Çat Yolundan    seslenerek   şöyle öğüt verdiği  tarafımdan  duyulmuştur.İkisi de şimdi rahmeti rahmana kavuşmuşlardır.

 

 -Oğlum oğlum Ay oğlum ( Ay – köyde birine hitap şeklidir.)

  Uçuruma varma uçarsın

  Yar ucuna varma düşersin

   Önden gitme kalan olur

  Kekik alıp ölen olur

  Taş altına el sokma yılan olur                                                                                                                                             

  Taş döğgünü  olur  çarığın ayağın  çıban olur

  Oğlum   oğlum Ay oğlum …  Yağmur çok olursa girme derelere

  Ildırım düşer belki kayalara

  Oğlum oğlum  Ay oğlum …

  Örüme çok yanaşma Tokatcıya aldırırsın

  Geceleri sak uyu hırsıza çaldırırsın

 Oğlum  Oğlum Ay Oğlum ….

 

  ATASÖZLERİ VE DEYİMLER

-Ne  arasın  Hacı Ahmet’te Kav çakmak

-Hasta cavırın Angaryaya gidişi gibi sallanma

-Abbasın kör gaz gibi

-Gök başlı cavır

-Ellezin inek derisini sürüdüğü gibi  sürüyüp durma

-Haline bakmaz Kesmez nacakla Hasan Dağına  oduna gider                

-Din iman gök mintan

-Keşkeği koyultalım

-Ala keçinin sütlü oğlağı

-Hiç mi bazar da adam ağzı görmedin

-Güneşin doğduğu  yere çömelmek

-Hiç harman da dirgen yememiş.

-İşin iyi eşin iyi ne işin var yas evinde  çık çık oyna gir gir oyna .

İşin kötü eşin kötü ne işin var düğün evin de gir gir ağla ,çık çık ağla .

-Sizin bağdaki kara salkımlı üzümden bizim bağdaki gök koruk iyidir

-Tilkinin bakır s….ğı yer.

-Çingenenin tam karı boşadığı zaman

-Suyun şarlamazından ,insanın solumazından korkacaksın.

-Topuğundan derin suya batmas ,kendinden büyüğe çatma.

-Tokatcı eline geçmezse Fethiye’yi bulur

-Aşa hanımın ileğeni ,Fatma Hanımın dığanı ile uğraşma .

-Kuşa süt nasip olsaydı anadan olurdu

-Köprü suyu böldükten sonra

-Düşüncemenin geçincemeye faydası yoktur.

-Zenginlik  ev ,güzellik soy güder.

-Kır fermanı vermek .( Enterasan bir deyimdir)

-Ali kıran baş kesen kesildi başımıza

-Yanağralardan(Yanıkaralardan   -veba hastalığı) gidesice

– Zor Ali oğlu kesildi başımıza ( Zor Ali Bey , kesin tarihi bilinmemekle birlikte Gölhisar topraklarında  18.Asır başlarında  Osmanlı Devletine  isyan eden bir Sipahi beyidir.)

-Hun evine oturmak:Elinde avucunda bir şey kalmamış kimseler için söylenir(Derin tahliller yapılabilecek başka bir deyim.Hun Türkler’inin çok basit bir şekilde  hayatlarını sürdürdükleri  fakir yurtlarına telmih için kullanılıp  nasılsa  zamanımıza kadar halkın şuuraltın da  yaşayıp gelen bir deyimdir.Başka bir anlamı kan evine oturmak olabilir .Ancak Farsça hun kan demektir.Kan evi demek mantığa pek uygun düşmemektedir.Akla Hunlar’a komşu olan diğer kavimlerce kullanılıp onlardan tekrar Türklere geçmiş olabilir)

-Dokuz kurda bir sıpa .

- Dokuz kişi sekiz kaşığı yere düşürmemiş.

-Köpeğe emek olmaz tingilder dağı dolaşıp geliverir.

-Aç köpeğin önünde tepit eğlenmez.

-Çatılı öküz arasına girilmez.

-Eniğini yiyecek kedi una beler.

-Çocuk başı deli Ömer.

-Ver Ömer’e ,yaz duvara .

-Şimdi buldu Bağdat valiyi.

-Yandı cavırın pazarı .

-Ali Dayı havuz ,yumurtası kavuz.

-Papaz harmanı olmak.

-İtli Ali ,kazıklı Veli.

-Emeksiz semek olmaz.

-Alim yetirsin ,Aşam bitirsin.

- Kendi oturak, Dili bıtırak.

-Oğlunla ordu, kızınla komşu ol.

-Kahveyi Ger Kavur .

 Sigarayı yandan savur

Tömbeki cavır  oğlu cavır.

-Başı ağrıyanı deve tepmiş olur.

-Öküzcü öküzünü,sabancı sabanını aldı gitti kaldık mı elimiz de övendire?(Övendire :Çiftçi aracı.Uzunca bir çubuğun  bir ucuna kaz ayağı denilen demir parçası geçirilir burasıyla  çift sürerken  saban demirine sıvaşan çamur veya topraklar kazınır diğer ucuna  da çivi çakılır buraya da   mudul denir. Öküzler mudulla gayrete getirilir.Övendire:  Söven direk kelimesinin zamanla değişmiş halidir.

 Anbarcık Köyün de kullanılan bazı mahalli    sözler

Üyüm üyüm :Arkası kesilmeden –Üyüm üyüm insan  geliyor…..

Öten :Geçen gün

Acel Ece :Azrail(Ecel Ece)

Çıngay: Yumurtaya  gelmiş   tavuk.

Kesmene :Birisinin taklidini yapmak.

Eynalaz: Hilekar

Perli: Çocukların taştan yaptıkları bilye.(Bu  kelime ,Dede Korkut Hikayelerin de  sıkça  kullanılır.Dokuz perlili gürz ile….)

Gumbadız :Yalan atmak

Selcik:Arsız kızlara söylenir.

Görek :Kilit

Gaga: Yaşca büyük  kişiye  hitaptır.Erzurum’un Dadaşı ,Elazığ’ın Gakkoşu gibi bu yöreye mahsustur bilhassa Koz ağaç ve Anbarcık köylerinde  adeta parola  haline  gelmiştir..Ayrıca ,Dirmil ,Gölhisar ,Çavdır ve Bucak ilçelerinin bir çok köyünde kullanılır.Orhun yazıtların da  kaga  şeklindedir ve  bu anlam da  kullanılmaktadır.Kagan sözcüğünün ses düşmesi  sonucunda Kaga -   Gaga ‘ya  dönüşmüş olduğunu varsayabiliriz. Bu tip hitap şeklinin  daha ziyade Horzum Yörüklerin de görüldüğünü        burada    belirtmek gerekir.

Ece :Yine ağabey manasında  kullanılır .Yazır ve Koca Tarla Köylerinde daha yaygındır.

Esirik :Deli,Delimsirek

Kubuz atmak:Aslı astarı olmayan  şeyleri gerçekmiş gibi anlatma.Eski bir müzik çalgısı olan Kopuz   kelimesinden kalmadır.

Uluk: Saçma sapan hareketlerde bulunan  kişi.Deli.

Dokanak: Yük taşıyan develere veya diğer hayvanlara dar bir yerden geçerken  sırtındaki yükü etrafa sürtünerek yıkmaması için söylenir.

Ellik cavırı.Bizim cavırımız (Gavurumuz)Eski den Osmanlı Devleti zamanında  yaşayan yerli hristiyanlara verilen isim.Bunlar  daha ziyade sahil bölgelerinden(Örneğin Fethiye civarından) gelip çeşitli sanatları icra eden kişilerdi.Bu da enterasan bir deyimdir.Eski Türk sosyal yapısında İl kavramı önemli bir olgudur.İç İl ,dış il ikilemesi Osmanlı çağında da vardı.

Kurama :Planlama ,tasarlama .Öz Türkçe bir kelime .Türkçemizin   en önemlisi halkımızın bir çok    kere şahit olduğumuz gibi   yabancı bir çok  sözün karşılığını nasıl   bulduğunun güzel bir örneği.

Sagıralı:Burnundan konuşan ve konuştuğu tam anlaşılamayan kişi.

Öykünmek.Deli dolu konuşan .Genellikle saçma sapan ,mantıksız konuşma.-Öykünüp durma karşımda….

Aydınmak :Kendi kendine konuşmak.

Yasavul olmak:Çok eski bir deyim.Kavga veya bir kargaşa sonunda ortalığın sakinleşmesi.

Ozan gibi konuşmak:Son derece enterasan şeyler konuşan  kişiler için kullanılır.Mesela Ozan gibi  derler…

Bödü: Henüz yaşına girmemiş deve yavrusu

Baranı:Oturan küçük insan topluluğu

Alama :Taş parçası.Kavgalarda çokça kullanılır.—Sırtına  bir alama yedi ki!…

Çiyin:Omuz ile boyun arası

Siyin :Belin alt kısmı.

Kara Ece. Tevazu olarak bendeniz manasın da kullanılır. Kara  Eceng  yetişivdi  gari…

Karabaşım  : Her hangi bir sebeple  bir olayda  tek  başına kalanlar söyler.

Yurda Kaçan :Yukarda anlattığımız yurt gelenekleri içinde değerlendirilmeli.Bazı hayvanlar  Yurt yeri göçle terk edildikten sonra  yeni göçülen yerden kaçarak eski yerlerine geri dönerler.Sahibinin bir şekilde işinden gücünden  geri kalmasına sebep olur .Onun için bu  tür hayvanlara yurda kaçan denir.Ama   asıl bu deyim  haylaz işe yaramaz evlatlar için kullanılır.—Bizim yurda kaçan nerelere  gitti yine acaba ….?

Yurt yerlerin de kalasıca :Bir ilenç türü.Beddua .Yine ilginç bir deyimdir.  Bazı hayvanlar göç günü kaçarlar veya dağda bayırda kalıp  bulunamazlar.Veya  yaşlı , hastalıklı hayvanlar buralarda kasıtlı olarak bırakılırlar. Bu hayvanlar  göçten sonra yurt yerlerine gelirler.Ancak yurt yerlerinde  tam yerinde bir ifadeyle esen yellerden başka  bir şey göremezler.Hüzünlenen hayvanlar sahiplerini  yada diğer hayvanları  acı sesler çıkararak bir o yana bir bu yana  seğirterek ararlar .  Seyredene  son derece  hüzün  verir .İşte buna kıyasla  insanımız bu bedduayı eder ki, eski hayatın  günümüze kadar bir yansıması  böylece ortaya çıkmış olur.

Seğrik:Küçük kurt.Kurtçuk.Çökeleğin kurtlanması.

Böğe:Küçük, zehirli örümceğe benzer bir  hayvan.

Tığcı:Gözcü

Çoka:Kısa boyunlu kimse.

Gezekci:Kuzu sürüsü çobanı

Okunak:Okul, mektep

Ivga:İnsana rahat vermeyen kötü his.Bir çeşit  kötümserlik. Ne ıvgalı insan…

Caynaklamak :Tırnaklarla ellerin veya   yüzün parçalanması .

Öz:Herhangi bir akarsuyun  aktığı yerin  etrafının yeşererek otluk haline gelmesi.

Örüm :Hayvanların yayılmak için girmesinin yasak olduğu ekili arazilerin bütünü.

Tokat :Örüme kaçak olarak girip zarar veren hayvanların kapatıldığı  taşlarla çevrili  ağıl.

Bey ana:En büyük  amcaya  yeğenleri büyük baba  derler   onun hanımına  da bey  ana  adıyla  çağırırlar.

  Oba :Misfirlige gidilen komsu

  Seyrimek :Bayginlik geçiren kisi.

  Tokatcı :Kır bekçisi. Ekilmiş araziye zarar veren hayvanları toplayıp tokada kapatan kişiler.Serbest bırakmak için hayvan sahiplerinden  belli bir miktarda  ceza için para alırlar.

Yagış:Motif veya karşısındaki kişinin konuşmasını  ağzını burnunu büzerek ,bükerek kötü şekilde taklidini yapma .

Yakım:Bir olay üzerine  herhangi bir kişi  tarafından  yakılan  özel bir makamla okunan  ağıt veya  türkü.

Örgüllük:Bir evde  ölen  kişinin akrabaları , yakınları ,tanıdıkları   ölümünden sonra ilk bayram günü  toplanarak onun için yas tutarlar.Bu bir nevi anma törenidir.Kadınlar ölü için yas ederler(Ağıtlar yakarlar)                                                                                                                                                                                      

 Yaranlık(Yarenlik):Eğlence .Bir Arkadaş grubunun aralarında ki  sohbet toplantısı.Sazlı sözlü  de olabilir.Düğünlerde gençlerin yaptıkları eğlenceye de yarenlik denir.Ancak onun belli kuralları vardır.Yaranlık başı içlerinden birisi olur.Emirleri kesindir Katılanlar ona uymak zorundadırlar.Oldukça sert şakalar yapılır.

Girerlik.Bir  çeşit basit yapılı ev.Tek göz(Oda) olur.Konar göçerlikten    yerleşik hayata geçiş  konut tipidir.Sadece kışın  karından korunmak için yapıldığı anlaşılıyor.Küçük bir penceresi  vardır.Büyük baş hayvancılık hemen hemen  hiç yapılmadığı için ahır  yoktur.Küçük baş hayvanların ağılının  ortasında bulunur.Bir nevi damdır.15 .Yüzyıl ile 17. Yüzyıllarda  kullanıldığı sanılıyor. Bazı örnekleri yakın tarihlere kadar tek tük görülüyordu

Hanay Ev:Zamanla ziraat  yapmaya başlayan konar göçerler  yarı göçebe hayata başlamışlardı.Büyük baş hayvan  beslemeye  geçilince   Girerlik ev tipini geliştirmek  mecburiyeti  hasıl oldu.Cümle kapısından girişte   bir boşluk(Hanay) ve boşluğun  solunda  ailenin kaldığı iki oda  sağında ise  samanlık  ve ahır.20 Yüzyıl ortalarına kadar kullanılmıştır.Toprak damlardır.

Saray Ev :  Ziraat  ağırlıklı  hayat tarzı iyice yerleşip ihtiyaçlar çeşitlendiği için  toplumsal gelişmenin de etkisiyle,  Hanay evler terk edilip iki katlı evler inşaya başlandı. Bu tip evlere de saray ev dendi.İki katlıdır.Genelde kiremit  örtülüdür.Toprakla örtülü olanlar çoğunluktaydı.Bey takımının konaklarının  küçük bir modelidir.Alt kat  ahır ve samanlık,üst kat dört odalıdır.19.Yüzyıl ikinci yarısından itibaren görülmeye başlamıştır.

[1] Faruk SÜMER.Oğuzlar İstanbul-1992.Sayfa ,253

http://www.burduranbarcik.com/kulturdokusu.htm

ÇOCUK OYUNLARI

Haziran 5, 2008

GÖLHİSAR

 Değerli okuyucular: Teknolojideki hızlı gelişme çocuklarınızın ilgilerinin de eskiden evlerde, sokaklarda oynanan çocuk oyunlarının kaybolmasına veya yok denecek kadar azalmasına sebep olmuştur. Dolayısıyla burada adı geçen ve kısaca oynanma şekli verilen birçok oyun bölgemizde artık yok denecek kadar azdır. Bu oyunları burada zikretmemizden murat kaybolup gitmesini bir ölçüde kitap sayfalarında da olsa önleyebilmektedir.

http://golhisarhem.meb.gov.tr/kitap/cocukoyunlariveelsanatlari.htm

1-     Esir Almaca: (8-14 yaş grubu) En az beşer kişilik iki grup ile oynanır. Koşu ve dikkate dayanıklı bir oyundur. Gruplar arasına 40-50 m mesafe bırakılır Karşılıklı her iki gruptan birer kişi çıkar birbirlerine dokunmaya çalışırlar. Önce dokunan diğerini esir almış olur.(Esir aldığını kendi bölgesine yurduna götürür.) Bu oyun ta ki grubun biri tamamen esir oluncaya kadar devam eder. (Günümüzde oynanmıyor)

2-     Hangisinde Var?: (6-12 yaş grubu oyunudur.Dikkate dayanır) İki kişi veya  daha fazla elemanlı iki grup ile oynanır. Yere (zemine) 10-15 kitap konulur. (Yoksa mendil) Avucunun içine alınan bir metal para veya yüzük rakip oyuncuya veya oyunculara sezdirilmeden bütün kitapların altına el sürülerek birine bırakılır. Rakip oyuncular para saklama işi bittikten sonra şunda yok, şunda yok…. diyerek ta ki var olduğunu zannettikleri kitaba kadar gelirler ve şunda derler. Eğer parayı bulabilirlerse saklama sırası kendilerine geçer, bulamazlarsa aynı grup yeni baştan saklar ve oyun böylece sürer gider.(Günümüzde oynanmıyor)

3-     Tenge : (12-16 hatta 18 yaş gurubuna hitap eder) Özellikle yayla ve koru (mera)oyunudur. Bir ebe ve sınıflandırılmayan oyuncu sayısı ile oynanır. (Yani herkes girebilir) 30-40 derece eğimli bir arazide oynanır. Malzemesi 2-3 yıllık ardıç ağcı dal sürünü, karamık sürgünü veya iğde sürgünü  -şahı-dır.Zeminde elindeki bu sürgün çubuğun kaymasına dayalı bir oyundur.(eldeki bu çubukların adı tengedir ve her oyuncuda bundan birer tane olur)

Oynanışı: Ebe kendi tengesini oturmakta olan oyunculara paralel, bir tenge boyu mesafeye koyar. Oyuncular ayak tabanlarından birkaç kez yaylandırdıkları tengeyi o hızla ellerinden bırakırlar. Salınan tenge ebenin yatmakta olan tengesine temas edere, ebenin tengesi temas eden tengenin gittiği en uç noktaya konur. Eğer salınan tengeler ebenin tengesine temas etmezse tenge hapis olur. Bütün oyuncular ebenin tengesine temas ettiremezlerse ebe bütün hapis tengeleri kendi tengesini ilk yatırdığı yere oturarak yatmakta olan kendi tengesine ayakta yaylandırarak vurmaya çalışır. Bunun sonucunda;

a-      Hiçbir tengeyi kendi tengesine vuramazsa çobanlığı (ebeliği) devam eder.

b-     Eğer bir tengeyi vurabilirse o tengenin sahibi çoban olur.

c-      Şayet birkaç kişinin tengesine  vurabilirse vurulan tengelerin sahipleri tengelerini ayakta yaylandırdıktan sonra en uzağa atabilmeye çalışırlar Tengesi geride kalan çoban (yeni ebe) olur.

4-     Kuyucuk: (8-14 yaş grubu) iki kişiyle oynanır.Toprağa çorba kasesi büyüklüğünde karşılıklı üçer çukur (kuyu) kazılır.Her kuyunun içine karşılıklı altışar taş konur. (Bilye büyüklüğünde) Oyuna boşlayan kuyunun birinin içindeki taşları avucuna alır diğer kuyulara birer adet koyarak dağıtır. Elindeki son taş boş kuyuya isabet ederse ona simetrik olan rakibinin kuyusundaki taşları alır. Eğer son taşı içinde taş bulunan kuyuda  biterse oynama sırası rakibe geçer. Bu oyun karşılıklı bir tarafın taşları (kuyusundaki) bitinceye kadar devam eder. (Son 20yıldır ben bu oyunu ilçemizde oynayanı görmedim.

5-     Pabuç Atmaca:

 

 HALK OYUNLARI

 

1-     Eşek Taşı: (Önceden yetişkinler oynar imiş günümüzde oynanmıyor) Üçer kişilik ile grup ile oynanır. Karşılıklı (atış mesafesinde) bloke gibi dikdörtgensel özellik gösteren üçer taş dikilir. Her oyuncunun üç taş atma hakkı vardır. Attığı her bir taş ile rakip oyuncuların dikili olan taşını vurarak yıkmaya çalışır.Eğer vurur ve yıkar ise yıktığı her taş için bir taş daha fazla atma imkanına kavuşur. Oyunda atma sırası rakibe geçmeden karşı tarafın bütün taşları yıkılır ise taşları yıkılan grubun oyuncuları, taşları yıkan tarafın oyuncularını sırtlarına binerek iki taş arasındaki mesafeyi bir  kez dolandırırlar. (günümüzde yok)

2-     Balık Battı: (Yetişkinler oynar 18-25 veya 30 yaş gibi) Teke yöresi ve Ege bölgesinin diğer illerinde de gördüm. Özellikle uzun kış gecelerindeki düğünlerde maşaladan sonra gecenin ilerleyen saatlerine kadar damat evinde oynanır. Oynanışı: 8-10 yetişkin yer sofrasına oturur gibi otururlar. Aralarına (ortaya) bir ebe alırlar. El, yüz silme havlusunun bir ucuna düğüm ederek top haline getirirler. Oyuncuların elleri daima arkada olur. Ortadaki ebenin gafletinden yararlanarak havlunun topuzlu kısmını ebenin sırtına vururlar ve hemen havluyu yine çemberin dışına oluşturan ellerde  elden ele dolandırırlar. Ebe havluyu herhangi bir oyuncunun elinde yakalayabilmek için çırpınır. Yakalayabildiği anda elinde havlu yakalanan ebe önceki ebe ise oyuncu olur ve oyun bu şekilde sürer gider.

3-     Dona Gütme: (Yetişkinler uygular, oynar küçükler oyunun neticesine maruz kalır.Yıldırmaya bıktırmaya yönelik bir oyundur) Balık battı oyununda olduğu gibi yine düğünlerde un odun ve maşala akşamları damat evinde oynanır. Maksat oturulan odada genişliği sağlamak, kendilerine göre küçük olanları yıldırıp o odadan uzaklaşmalarını sağlamak. (Günümüzde ilçemizin Armutlu mahallesinde nadiren oynanır)

 

 

AVCILIK

 

İlçemizde avcılık coğrafi konumunun sunduğu imkanlardan dolayı su ürünleri avcılığı ve kara avcılığı diye iki grupta toplanır.l980 li l985 li yıllarına kadar avcılık oldukça amatör ve her önüne gelen tarafından yapılır iken son zamanlarda av hayvanlarının azalması denetimi ve denetimin sonucunda yasal olmayan avlanmalara yaptırımlar getirilmiştir.

Biz burada avcılığın çeşitleri ve yapılışı üzerinde durmayacağız. Ancak günümüzde artık mazide kalmış fakat yaşatılmasını arzulamamıza rağmen bu arzumuzun ütopik bir beklenti olarak düşlerimizi süslemeden öte geçemeyeceğine inandığım bir geleneğin kayboluşunu aksatarak av bahsini bitireceğim.

Eskiden av hayvanını bol olduğu zamanlarda herhangi bir mahallenin bu işe ilgilileri toplanır birlikte ava gidelermiş. Buna sürek avı yani safari denir. Bu tür avlarda oldukça bol miktarda av hayvanı avlandığı için av etinin hazırlanmasının saklanıp korunmasının meşakkati güç olduğundan ve dahi birazda manevi etik değerlerimizden dolayı bu etler köy odalarında (mahalle odalarında)*  topluca mahalle halkına ikram edilirmiş. Bu uygulamaya köy odasında etli aş denir. (Günümüzde bu uygulama yok)

 

 

*Köy odası: Herhangi bir mahallenin veya sokağın o günün şartlarına göre zengini tarafından yaptırılan iki katlı (alt kat ahır) üst katta yabancı misafirlerin ağırlandığı bir oda ile mescit olarak kullanılan ikinci bir odadan müteşekkil bina (yapı).

 

 

 

EL SANATLARI

 

1-     Hasır: Göl kenarlarındaki ve/veya bataklıkta bulunan içi dolu olan kamıştan örülen yer sergisi. İyi yalıtkanlık özelliği gösterir. Eski ahşap evlerde kilimlerin altına soğuğu önlemek için serilirdi. Ayrıca çoban evi (alacık) yapımında kullanılırdı. En son takriben 8-10 sene evvel Söğüt kasabası tarafında dokunduğunu (örüldüğünü) gördüm.

2-     Kalaycılık: Bakır su ve yemek kaplarının iç yüzeylerinin ne şatır ile kaplanması sanatıdır. Kaplamaktan maksat bakırın yemek ve içecek ile temasını kesmek ve dolayısıyla yiyecek ve içeceğin bozulmasın önlemektir.

Mutfak malzemelerindeki gelişme, pişirme ve saklama kaplarındaki modernizasyon bu sanatı da öldürmüştür.

Günümüzde bu işle iştigal eden tek tanıdığım ilçemiz Yeni Cami mahallesindeki Osman Gürler’ dir.

3-     Semer ve Eyercilik: Yük hayvanlarının gücünden yaygın olarak yararlanıldığı dönemlerde revaçta bir zanaat dalıydı. Yükün hayvana tutturulmasına  yardımcı binek olarak kullanıldığında rahat etmeye yönelik oturaktır.

En iç tarafı keçe, orta kısmı hasır kamışı (dolgu malzemesi) ve en dışı ise deriden oluşur.İlemezde semercilik sıfırdan yapma değil de genelde var olanı tamire yöneliktir. Ancak günümüzde buda yok denecek kadar azdır.

 

 

YÖRESEL DEYİM VE KELİMELER

 

- Şippek          : Yazlık sandalet tipi üstü çıttaklı çocuk ayakkabısı

-Kıymık           : Çok küçük odun parçası. (Özellikle çıra için kullanılır)

-Pontür            : Pantolon

-Kumpir           : Patates

-Kupa              : 1- (ihtiyarlar kullanıyor) Çay bardağı

                          2- Av köpeğinin küçüğü

-Susak            : Ağaçtan oyma kulplu su tası

-Hıyya             : Evet

-Cımıcık           : Birazcık

-Hadi gari        : Haydi hareketlen (yola çıkalım)

-Cıngırak         : Tahre velinin ilkeli. (Ardıç ağacından yapılır)

-Damızlık         : Yoğurt yapmak için süte kullanılın az miktardaki yoğurt.

-Ufra               : Hamurun  senit ve oklavaya yapışmaması için ekilen az miktardaki un.

-Ganamaz        : Özellikle inek sağmada kullanılan, yandan kulplu derin bakır kap.

-Dığan                         : Ateşe konabilen (odun ateşi) yağ ve balık kızartmakta kullanılan yayvan bakırdan pişirme kabı.

-Haranı            : Odun ateşine konabilen yine bakırdan derin (kazandan küçük) tencere.

-Irbık               : Bakırdan su ısıtılan kulplu abdest kabı

-Honu              : Banyo ve tuvalette kullanılan su kabı

-Bılla                : Kız kardeşin büyüğü (abla)

-Efe                 : Erkek kardeşin büyüğü (Benim efem: Benim abem)

-İlenger            : Bakırdan yayvan yemek kabı, geniş

-Uruba             : Ceket

* Ağzını tuzlamak                     : Terbiye etmek

*Yorgunu yokuşa sürmek        : Yersiz ve zamansız sorularıyla karşısındakini sıkmak.

-Yokuş                        : Yamaç, eğimli arazi

-Tengerek        : İp bükülen kirmen

-Eğirmek          : Koyun yününü veya keçi kılını ip haline getirmek

-Seyirtmek       : Koşmak, zapıramak: (aynı) Koşmak

-Yelmek          : Gençlerin hızlı vakitlerinde etrafında olup bitenlere bakmaksızın başının dikine gitmek

-Yalık              : Cepte taşınılabilen mendil

-Yüklük(musandıra)     : yorgan, yastık gibi örtüleri ve bakliyat türü kuru gıdaların saklandığı yer

-İdare              : Lamba

*semer acını (ağacını) kırmak : Anlatılan bir konuyu en son ve zordan anlamak

-Zorla              : Zoraki

-Boduç (desdi): Topraktan yapılan iki ağızlı su kabı

-Loklok           : Yine topraktan yapılan desdiye göre biraz aha büyük tek ağızlı kulplu su kabı

-Desde            : Bıçılan ekinin küçük kümeleri

-Gavata           : Beyaz eşyaların veya bisküvi çay gibi gıda maddelerinin içine konulduğu karton koli

-Sındı               : Makas

-Kırklık            : Koyun ve keçilerin yününü kırktıkları makas

*İğneden ipliğe geçmek : Zayıflamak, erimek

-Dakım            : Sigara ağızlığı

-Silbinç            : Beşiğe çocuğun dışkısı ile batırmaması için konulan toprak derin kase

-Bağırdak       : Üstünü batırmaması için çocuğa takılan önlük.

-Zıbın               : Üç etek türü kadın elbisesi

-Siin                 : Kadın elbiselerinin kenarlarından sarkan örülü ip

-Hıltar              : Çoban köpeklerinin boynuna takılan başka köpeklerle boğuşma esnasında güç kazandıran uçları sivri demirden oluşan tasma.

*Hıltar takınmak: (insanlar için) Yanına yaklaşılamayan, ne söylesen kabul etmeyip, saldırgan tavır sergileyen

*Leblebi kavururken tırnağı mı yandı?: Emek mi verdi? Nasıl olsa emeksiz kazandı

*Taş at kolun açılsın : Hayır. Benden fayda bekleme. Sende öyle yap, seninde olsun.

-Mertek           : Özellikle çam ağacının genç olanından kesilmiş uzun atkı ağacı

-Söğen             : Koyun, keçi ağılı yaparken yere dikilen kürek kulpundan biraz kalın ardıç dikmesi

*Sarımsağı nerde yediysen ağzını orada kokut : Bana dert yanma, bu pisliğe nerede bulaştıysan git yine orada temizle

*Kelle yiyeceksen sarımsağı ekşisi hesap edilmez: arzu ettiğin şeye ulaşmak istiyorsan giderlerine katlanacaksın

-Kirkit             : El tezgahında halı kilim dokurken kullanılan demirden sıkıştırma tarağı

-Yaba              : Harmanda saman ile taneyi ayırmada kullanılan her tarafı ağaçtan olan kürek

-Yabaltı           : Saman yüklemekte kullanılan altı parmaklı ağaç dirgen

-döndürgeç      : Sacın üzerindeki ekmeği çevirmeye yarayan yassı tahta parçası

-Gırzet             : İlkokul öğrencilerinin okul forması

-Peke              : Çalı çırpıdan çevrilen bahçe çiti.

-Cizeme           : Düzgün ağaçlarla çevrilen bahçe çiti.

-Yamalıkm       : Elbisenin eskiyen yerine konulan (eklenen) sağlam parça

-İspirte             : Kibrit

-Gırgı               : Yufka ekmeği yapmada kullanılan ince dal odunu

-Velesbit          : Bisiklet

-Dastar                        : Beyaz ince kadın eşarbı

-Tokuç            : Çamaşır yıkama tokmağı

-Görek            : Kilit (kapı kilidi)

*Ekmek elden su gölden : Herşey bedava

*Değirmenlik olmak: Kurumak

-Gönek            : Beyaz kaputtan el dikişi ile dikilen  iç giysisi (Atlet yerine)

Araştırma: Afer Hasçağatay

Mimar Sinan İlköğretim Okulu Sınıf Öğretmeni

Çanak Peynir, Civil Peynir

Haziran 3, 2008

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=693507

Hamur İşleri

Mayıs 8, 2007

kaynak: hurriyetim.com

Efendim, iyi hamur erbabının marifetine bağlı olsa da, işin kestirmesi kaliteli hamur kullanmaktan geçiyor. Genel kanı, çok beyaz ya da sarıya bakan hamurların daha kaliteli olduğu yönünde… Bu tür unları kullanarak yoğurduğunuz hamurlar hem kolay açılıyor, hem de lezzetli oluyor. Elbette, yoğurduktan sonra 1-2 saat dinlendirmek şartıyla…

Efendim, Safranbolu yöresinin en gözde hamur işi yemeklerine, önce “KEŞ”li bir tarifle başlayalım.

***CEVİZLİ KEŞLİ YAYIM

Peşinen söyleyeyim, “Cevizli Keşli Yayım”a ulaşana kadar, hayli uzun bir yol kat etmemiz gerektiğini söylemeliyim. Zira, “keş”deyip geçmeyin, Anadolu kültüründe, çeşitli yörelerde karşımıza çıkan, yoğurt mu, peynir mi, pek kolay adlandırılamayan bir yiyecek.

“Keş”, halk ağzında, yağsız sütten yapılan peynire ya da kurutulmuş yağsız yoğurta verilen ad (Türkçe Sözlük, Ali Püsküllüoğlu).

Meydan Larousse Ansiklopedisi, Cilt 7′de, “keş”e, aşağıdaki çeşitli anlamlar verilmiş:

(İsim) “Kuru yoğurt, yağsız peynir.”
(Sıfat) Argo. Aptal, sersem.
(Deyim) Argo. “Keş etmek” : Bozmak, utandırmak.
(Deyim) Argo. “Keşten gelmek”: Önem vermemek, aldırış etmemek.

T.D.K.’nın Türkiye’de Halk Ağzından SÖZ DERLEME DERGİSİ, Cilt 2′de, çeşitli yörelere göre verilen, “keş”in anlam karşılıkları ise şöyle:
1. Yoğurt ve döğme ile yapılan yemek (Gaziantep)
2.Kavga gürültü (Kapullu )
3.Sert toprak (Ereğli-Konya)
4.Gırtlak (Ulubry – Ordu)
5.Keçi yolu (Vihik – Erzurum)
6.Hâl, vaziyet (Bor – Niğde)
7.Dövülmüş ot (Hafik – Sivas)
8.Yağı alınmış sütten yapılan yoğurt (Kürda, Arpaçayı – Kars)

Yağı alınmış sütten peynir (Kürda, Arpaçayı – Kars) [Bak. ÇÖKELEK, KEŞ, KURUT]

Çökelek (veya) Çökelik isminin T.D.K. Türkiye’de Halk Ağzından SÖZ DERLEME DERGİSİ, Cilt 1′deki karşılığı:

1.Yağsız ayran tortusundan yapılan peynir, yağı alınmış peynir
(Anadolu’nun sayısız yöresi.)
2.Mısır koçanı. (Karacabey – Bursa/ Susığırlık – Balıkesir / Çorlu – Tekirdağ / Arnavutköy – İstanbul)
3.Armut, ayva, elma ve benzerleri meyvelerin yendikten sonra kalan çekirdekli kısmı. (Mustafakemalpaşa Bursa)
4.Sincap. (Çökelek derisi pahalı olur. /Zonguldak)
Nihayet, sıra geldi tarifimize:

Malzeme:

(Arzu edildiği kadar) süzme yoğurt
Tuz
(Arzu edildiği kadar) un
3-4 yumurta
(Kaldırdığı kadar) su

Hazırlanışı:

Keş için bir ön hazırlık gerek. Süzme yoğurdunuza tuz ilave edip bir tülbentten süzün ve katı hale getirin. Kurumuş süzme yoğurdu, tek tek halka şeritler hâline getirip kesin. Ve, kurutun. Kurutulmuş keş, tıpkı tarhana gibi, mutlaka bez torbalarda muhafaza edilmelidir.

Yayım için ise, un, yumurta ve suyu karın; iyice yoğurun, ve katı bir hamur elde edin. Bir müddet dinlendirdiğiniz hamurdan pazılar hazırlayın. Sonra, hamuru iki yufka kalınlığında güzelce açın. Ve, yufkaları serip kurutun.

Hafif kuruyan yufkaları üst üste koyun, ortadan ikiye kesin. Kesilip ayrılan yufkaları üst üste koyarak 2-3 cm genişliğinde tekrar kesin. Kibrit çöpü kalınlığında kesip kurutun. Yayımınız hazır demektir.

Beri yanda, derince bir tencereye su koyup kaynatın. Kaynayan suya atılan yayımı yumuşayana kadar pişirin. Piştikten sonra, soğuk su ilave edip hemen süzün. Üzerine dövülmüş ceviz ve rendelenmiş keş serpin. Yağda kızdırılmış tereyağı gezdirin. Ve… sıcak sıcak ikram edin.

*** SU BÖREĞİ

Safranbolu’da, su böreği, kıymalı, peynirli ve mantarlı olarak hazırlanıyor. Ve, bayramlarda, düğünlerde ve davetler ile iftar yemeklerinde mutlaka su böreği yapılıyor ve konuklara iftiharla ikram ediliyor.

Malzeme:

½ kg, yumuşak beyaz peynir
(veya) az yağlı kıyma
(veya)
taze mantar
5 adet yumurta
(Alabildiği kadar) un
1 demet maydanoz
½ kg. tereyağı
2 yemek kaşığı yoğurt
Tuz

Hazırlanışı:

Önce, yumurta ile unu çırpın. Sonra, alabildiği kadar un ilâve edip güzelce yoğurun. Ve, altı topağa bölün. Üzerine nemli bir bez örtüp yarım saat kadar dinlendirin. Yeteri kadar dinlenince, hepsini açıp 6 adet yufka hazırlayın. Ancak, en alta serilecek yufkanın, tepsiden geniş olması şart!

Beri yanda, derin bir tencerede suyu kaynatın. Ve, açtığınız yufkaları, kaynar suya daldırıp 1 dakika haşlayıp çıkarın.

Haşlama işi tamamlanınca, büyük yufkayı tepsinin dibine serin. Öbür iki yufkanın aralarına yağ gezdirin. Üst üste tepsiye yerleştirin.

Harç için, ufalanmış beyaz peyniri, incecik kıyılmış maydanozla karıştırın. Ve, tepsiye koyduğunuz yufkaların üzerine dökün. Geri kalan üç yufkanın aralarına da yağ gezdirip tepsiye yerleştirin. Böreğin üzerine eritilmiş tereyağını iyice sıvayın, yayın. Ve, önceden ısıtılmış orta hararetteki fırında kızartın.

*** SAFRANBOLU BÜKMESİ

Safranbolu Bükmesi, yöreli ailelerin haftasonu keyfinin önemli bir parçası. Ispanak ve /veya pazıyı bir arada sunduğu için de, kış aylarının gözdesi. Hafta sonlarının dışında, cenaze evi için, komşular ile eş ve dostlar tarafından hazırlanır; mevlitlerde de ayranla birlikte konuklara ikram edilir.

Malzeme:

1 kg. ıspanak
(ve/ veya) 1 kg. pazı
Karabiber
Tuz
½ kg orta yağlı kıyma
4-5 baş kuru soğan

Hazırlanışı:

Kuru soğanları ayıklayıp ince ince doğrayın, üzerine kıymayı ilâve edin. Kıymayı, kısık ateşte, mümkünse tereyağında (ya da, sıvı yağda) şööyyle bir kavurun; ama dikkat edin, asla kurumasın. Üzerine, bol suyla yıkanıp ince doğranmış ıspanak veya pazı, ya da ikisini birden, katın. Biraz daha kavurup tuzu ile karabiberini ekleyin. Az sonra, ocağı kapatın.

Beri yanda, hazırladığınız harcı, pide hamuru içine güzelce yerleştirin. Ve, fırına sürün. Pişince, üzerlerine tereyağı sürüp ikram edin.

Safranbolu bükmesi, kiren şerbeti ile birlikte ikram edilirse, hem çok makbule geçer, hem de pek şık olur.

*** PEROHİ (veya) PİRUHİ

Hepimizin bildiği ve iyi kötü denediği enfes mantıya çok benzeyen bu yemek, Safranbolu yöresinde pek gözde… Tıpkı ismi gibi… Çoğunluk bilmez, �piruhi�, Slavca ya da Rusça’da “pîr” manasına geliyor. “Pirogi” ise, “ziyafet” ve de “ziyafette yenilen yemek” anlamında…

Piruhi’nin ıspanaklı ve kabaklı çeşitleri de hazırlanıyor. Lâkin, Safranbolu yöresinde revaçta olan türünün harcı, süzme yoğurt+nane’den oluşuyor.

Malzeme:

(Yeteri kadar) un
2 adet yumurta
½ veya 1 su bardağı su
Süzme yoğurt
Kuru nane
Tereyağı
Kırmızı toz biber
Tuz

Hazırlanışı:

Mantı hamurunu ince açın. Kare şeklinde keseceğiniz yufkaların içine, süzme yoğurt ve nane karışımı koyun, ve üçgen şekilde kapatarak kaynar suda haşlayın. Pişince, üzerine kızmış tereyağı dökerek ikram edin. Arzu eden, kızmış tereyağına kırmızı toz biber atarak köpürtebilir. Biberin yanmamasına azamî dikkat buyurunuz, lütfen…

Safranbolu Yemekleri

Mayıs 8, 2007

kaynak: hurriyetim.com

Safranbolu yöresinde, kentte ve köylerde verilen davetlerde, geleneksel menü, çorba, et yemeği,bamya, etli yaprak dolması, pilav, su böreği, hoşaf ve baklavadan oluşuyor. Ramazan’nda verilen iftar yemeklerinde ise, elbette, önce iftariyelikler sunuluyor. Bugün, menü biraz hafiflemiş sanki… Düğünlerde artık, pilav üstü döner veya pilav üstü et, su böreği, ayran ve baklava ikram ediliyor.

Akveren, Karapınar, Çerçen köyleri, bayramlarda hazırlanan “Kolanga” adı verilen bir bayram yemeği ile meşhur. Bayram boyunca her gün sıra ile bir mahallede yemek yapılıyor. Tüm köy halkı bu yemeklere davetli. Menü geleneksel tarzda hazırlanıyor; ayrıca tuzlu aşure gibi keşkek yemekleri de yapılıyor.

Ramazan ayında, sahur için, eskiden, göbü, saç bükmesi, yayım, kiren şerbeti gibi, sahura özel yemekler yapılmış. Ancak, günümüzde genellikle kahvaltı tercih ediliyor. Gene, düğün , bayram gibi kalabalık davetli topluluğunun ağırlandığı günlerde, eskiden, erkekler ile hanımlar için ayrı yer sofraları kurulurmuş. Şimdi ise, büyüklere ayrı, çocuklara ayrı sofralar hazırlanıyor.

ET YEMEKLERİ

*** BÜTÜN ET YEMEĞİ

Safranbolu mutfağında “Bütün Et Yemeği”, deyim yerindeyse, gözde yemek!…Düğün ziyafetlerinde ve bayramlarda, mutlaka sofranın esas yemeği olarak baş köşedeki yerini alıyor.

Malzeme:

1 kg. kemikli parça erkeç eti
1 su bardağı ev salçası
1 demet ince kıyılmış maydanoz

Hazırlanışı:

Koyun ve erkeç (erkek keçi) etinin kemikli parçalarını sıvı yağda güzelce kızartın. Sonra, derin Bir tencerede salça ile az suyu iyice karıştırın. Kızartılmış parça etleri salçalı suya atıp pişirin. Üzerine, bol suyla yıkanıp ince kıyılmış bol maydanoz serpin.

*** YAHNİ

Yahni, düğün, bayram ve iftar yemeklerinden!.. Bu yemek de, Bütün Et Yemeği�nin tarifine çok benziyor. Derin, büyük bir tencerede önce salçalı su hazırlayın. Sonra, parça koyun ve erkeç etini salçalı suda iyice pişirin.

*** KUYU KEBABI

“Kuyu Kebabı”, Safranbolu’nun güney bölgesinde yapılan bir kebap türü… En büyük özelliği, özel şekilde yapılmış kuyularda, odun ateşinde hazırlanması.

Malzeme:

Kuzu budu
Baharat
Tuz

Hazırlanışı:

Kuzular kancalarla kuyuya sallandırılır. Üzeri kapatılarak çamurla sıvanır. Kendi buharı ile piştikten sonra parçalanarak servis yapılır.

*** ETLİ KORUKLU BAMYA

Yazının girişinde de belirtmiştik… Ama, tekrarlamakta yarar var: Safranbolu yöresinde, “Etli Koruklu Bamya” iftar sofralarının baş yemeğidir.

Malzeme:

(Yeteri kadar) koruk üzüm
1 kg. kuşbaşı et
1 kg. bamya
3 baş kuru soğan
Domates salçası
Kırmızı toz biber
Sıvı yağ
Tuz

Hazırlanışı:

Kuşbaşı eti haşlayın. Sonra, derin bir tencerede pembeleştirdiğiniz soğana ilâve edin.
Tuzunu ekleyin. Harcı iyice kavurduktan sonra üzerine bamyayı koyun. Yemeklik doğradığınız domatesleri de katın. Bamya az yumuşayana kadar pişirin. Arzu ederseniz, biraz kırmızı toz biber serpebilirsiniz.
Beri yanda, koruk üzüm suyunu iyice kaynatın. Ve, bamyaya ekşi lezzet vermesi için yemeğe katın.

*** ETLİ YAPRAK DOLMASI

Safranbolu ve çevresi üzüm bağları açısından çok zengin. Asma yaprağı bol olunca da, sık sık, etli ve zeytinyağlı yaprak dolması sarılıyor. Özellikle düğünlerde, eş dost bir araya gelince, tencereler dolusu dolma hazırlanıyor. Ziyafet günlerinin etli yaprak sarmasının yöreye has özelliği,yufka ekmeğine sarılarak ikram edilmesi.

Malzeme:

1 kg. asma yaprağı
1 kg. yağlı kıyma
4 baş kuru soğan
3 adet domates
2 su bardağı pirinç
2 yemek kaşığı domates salçası
2 yemek kaşığı tereyağı
Sıvı yağ
½ su bardağı su
Kırmızı toz biber
Kara biber
Tuz

Hazırlanışı:

Asma yapraklarını sıcak suda 15 dakika haşlayın; sonra da, bol suyla yıkayın. Beri yanda, dolma harcını hazırlamak için, ince doğradığınız kuru soğan, küp küp doğranmış Domates, pirinç, kırmızı toz biber, kara biber ve tuz ile kıymayı, içine yarım bardak su (veya, az sıvı yağ) Katarak iyice yoğurun. Arzu edilirse, bu dolma harcına, yarımşar demet ince kıyılmış dereotu ile maydanoz, bir tutam kuru nane, ince doğranmış yeşil sivri ya da çarliston biber de konabilir.
Dolmaları pişireceğiniz derin tencerenin dibine, 2 yemek kaşığı tereyağı ile domates salçasını koyun. Azıcık kavurun. Yıkanmış asma yapraklarına, tombul bir parmak kalınlığında olacak şekilde sarın. Ankara yöresinde, aynı dolma harcını, asma yapraklarına armut şekli verilerek sarıyorlar. Ve, kısık ateşte pişiriyorlar.
Bu nefis dolmanın üzerine bir lezzet katkısı yapmak isterseniz, 2-3 diş sarımsak ile yoğurt hazır edebilirsiniz. Ancak, sarımsaklı yoğurdu oda sıcaklığında bekletin ki, enfes sıcak dolma birden soğumasın.

*** EKŞİLİ KÖFTEMalzeme:

1 kg. kıyma
Koruk
Miyane (tereyağı+un)
Sıvı yağ
Kara biber
Tuz

Hazırlanışı:

Kıymayı tuz ve kara biber ile güzelce yoğurun. Sonra, fındık iriliğinde minik köfteler yuvarlayın. Sonra, hazırladığınız köfteleri, kızgın sıvı yağda kızartın.Beri yanda, tereyağı ve unla miyaneyi hazırlayın. Ve, kaynamış suya katarak sos yapın. Köfteleri içine atın, bir taşım kaynatın. Ekşi tad vermesi için koruk koyun.

*** SİRKELİ KELLE

Bu yemeğin en sık pişirildiği dönem, kurban bayramları.

Malzeme:

(Arzu edilen sayıda) kelle (ve) İşkembe
Miyane (tereyağı+un)
Sirke
Sarımsak
Kırmızı toz biber
Kara biber
Tuz

Hazırlanışı:

Kurban kafaları ve işkembe özenle temizlenip iyice yumuşayana kadar pişirilir. Sonra, küçük parçalar hâlinde kesilir. Tereyağı ve unla hazırlanan miyane, sirke ve sarımsak tuz, kırmızı toz biber ve kara biber ilave edilerek pişirilir. Şayet kurban bayramı sonbahara rast gelirse,danagöz üzümü çıktığı zaman, üzümle beraber ikram edilir.

*** SİRKELİ KELLE (Farklı tarif…)Malzeme:

1 adet kelle
Bayat ekmek
Sarımsak

Hazırlanışı:

Bu yemek için, “kelle” olarak, koyun veya kuzu başı kullanılması şart. Kelleyi, usulüne uygun olarak önce güzelce ütüleyin; ve temizleyinr. Sonra da, iyice haşlayın. Beri yanda, bayat ekmekleri doğrayın, üzerlerine haşlanan kellenin suyunu dökün. Ardından, tirit olan bayat ekmeğin üzerine, önceden hazırladığınız sarımsaklı ve sirkeli sosu gezdirin.
Ek not:Bu yemeğin azıcık farklı bir türü daha var. Kelle suyu ile ıslattığınız bayat ekmekleri, üzerlerine sarımsaklı yoğurt dökerek de ikram edebilirsiniz.

*** BANDIRMA

Bandırma, daha çok Safranbolu’nun çevre köylerinde biliniyor. Çok doyurucu olduğu için, kalabalık aileler bir araya geldiğinde ve sık sık yapılıyor.

Malzeme:

(Arzu edilen sayıda) yufka
Kaz yağı

Hazırlanışı:

Bu yemeğin hazırlanmasında özel husus, kaz yağının kullanılması. Yufkaya gelince… Ya hazır yufka alacaksınız, veya yufkayı evde kendiniz açacaksınız.
Evde yufkayı açarken kalın hazırlayacaksınız. Özel şekillerde kesilmiş yufkayı kaynayan kaz yağlı suya atın. Bir müddet kaynadıktan sonra, sudan alın ve süzün. Sıcak iken ikram edin.
Bu yemek daha çok çevre köylerde bilinir ve yapılır. Kalabalık aileler bir araya geldiğinde yapılır.

*** KEŞKEK

Keşkek, dövülmüş buğday ve etle kotarılan bir yemek. Safranbolu’nun köylerinden Yazıköy‘e has bir aş. Özellikle, bayramlarda sık sık pişiriliyor.

Malzeme:

4 kg. erkeç (erkek keçi) eti
(Yeteri kadar) aşurelik buğday
1 su bardağı domates salçası
Kara biber
Tuz

Hazırlanışı:

Derin bir tencere alın. İçine 4 kilo erkeç etini, aşurelik buğdayı, salçayı koyun. Tuzu ile kara Biberini katın. Sonra, tencereyi ağzına kadar su ile doldurun.
Beri yanda, önceden ısıtılmış varsa özel keşkek fırınlarına; yoksa evdeki fırınınıza, tencerenizi sürüp pişirin. Şayet keşkek fırınınız varsa, ağzı açık tencerenizin yanar hâldeki fırına akşamdan konulması ve sabaha kadar durması gerekiyor.
Sabah fırından alacağınız keşkek, bayram davetlisi eş dost ve akrabalara özenle ikram ediliyor. İlâve olarak, bu nâdide yemek, “bişi” adı verilen yufka ile beraber yeniyor. Üstelik, “bişi” yufkası, sütle ıslatılıp öyle sunuluyor.
Yeri gelmişken, “bişi” hakkında azıcık bilgi verelim. Başta Zonguldak, Kastamonu ve Bolu olmak üzere, Anadolu�nun çok çeşitli yörelerinde var olan bir yufka türü… Efendim, TDK’nın “Söz Derleme Dergisi”nde, “bişi” ya da “bişe” ya da “bişşi” için şöyle bir tarif verilmiş: “Kandil veya bayram günlerinde, mayalı, mayasız hamurla saçta pişirilen, tavada veya fırında kızartılan, muhtelif şekilde, yağlı, yağsız, tatlı, tatlısız, yapılan bazlama, ince pide.”

*** GÜVEÇ

Safranbolu’ya has bu güveç, özellikle yaz aylarıda, kuzu eti ve yaz sebzeleri ile hazırlanıyor. Üstelik bu güveç aşı, çarşıda esnaf taifesinin kendi arasında hazırlayıp ekmek fırınında pişirdikleri bir yemek… İftar sofralarında da baş tacı edilen sıcak yemekleri arasında ilk sıralarda yer alıyor.
Şimdi, “Sebzeli Kuzu Güveci” tarifini verelim.

Malzeme:

1 kg. kemikli kuzu eti
1 baş kocaman kuru soğan
5 adet orta boy domates
6 adet yeşil sivri biber
3 yemek çorba kaşığı tereyağı
(veya, margarin ya da sıvı ayçiçek yağı)
Kırmızı toz biber
Kara biber
Tuz

Hazırlanışı:

Kuzu etlerini kuşbaşı doğrayıp yıkayın. Ve, suyunu süzmeye bırakın. Beri yanda da, kuru soğanı ayıklanıp yemeklik doğrayın.
Bir tavada tereyağını eritin. Yemeklik doğranmış kuru soğanı tereyağında az kavrun. Yeşil sivri biberler ince kıyıp üzerine katın, kavurmaya devam edin. Harç hafif pembeleşince, üzerine küp küp doğranmış domatesleri ilâve edin. Şöyle bir döndürüp tuzu ve baharatını katın. Son olarak da, etleri koyup suyunu çekene kadar pişirin.
Etler pişince, yemeği bir güvece alın. Üzerini domates ve biberle bezeyin.Güvecin kapağını kapatıp fırına sürün.

*** ETLİ BULGUR AŞI

Etli bulgur aşı, Safranbolu�nun köylerinde yaygın olarak yapılıyor. Ancak, bu tarifte, bulgur pilavı bildiğimiz gibi suyunu çektirerek değil, hayli sulu bırakılarak pişiriliyor.

Malzeme:

1 kg. kuzu eti
4 su bardağı bulgur
Tereyağı
Salça
Tuz

Hazırlanışı:

Kuzu eti önce haşlanıp iyice pişirilir. Arzu edilirse, ayrıca kızartılabilir. Beri yanda, bulgur pilavı bol salçalı ve de bol suyla pişirilir. Hayli sulu bırakılır ve pişmiş kuzu etiyle beraber ikram edilir.

SEBZE ve ZEYTİNYAĞLILAR

Bu bölüme, bayramlarda ve misafir kabul günlerinde çok tercih edilen, deyim yerinde ise, baş köşeye konulan bir yemek olan “zeytinyağlı yaprak dolması” ile başlayalım.

*** ZEYTİNYAĞLI YAPRAK DOLMASI

Safranbolu yöresinde yapılan zeytinyağlı yaprak dolması, bizim alıştığımız türden biraz farklı. Harcı, pirinç, kuru soğan ve tuzdan ibaret; dolayısıyla da, tarifi çok kısa.

Malzeme:

½ kg. asma yaprağı
4-5 bai kuru soğan
Pirinç
Zeytinyağı

Hazırlanışı:

Dolma için, asma yapraklarının iri olanlarını seçmekte yarar var. İşe başlarken, büyük asma yapraklarını yıkayıp haşlayın. Beri yanda, yemeklik çentilmiş kuru soğan ile pirinci zeytinyağında kavurun. Harç yeterince pişince, asma yapraklarına sarın. Ve, kısık ateşte pişirin. Burada önemli nokta, dolmaların, etli dolmadan daha ince ve daha uzun sarılması.

*** TEREYAĞLI UZUN PAKLA (Fasulye)Malzeme:

1 kg. taze fasulye
4 baş kuru soğan
5 adet iri domates
Tereyağı
Tuz

Hazırlanışı:

Taze fasulyeyi, uçları temizlenip kırmadan bol suyla yıkayın. Tepsi gibi yayvan bir tencere alın ve bu tencereye fasulyeleri asker nizamında bir güzel dizin. Arzu ederseniz, üzerini halka halka doğranmış soğan ve domates dilimleri ile süsleyin. Hiç karıştırmadan ve tencerenin kapağını açmadan kısık ateşte pişirin. Yemek pişince, fasulyenin üzerine eritilmiş kızgın tereyağını gezdirin. Sıcak olarak ikram edin.

*** DİLME PAKLA (Fasulye)Malzeme:

Dilme pakla
Yoğurt
Sarımsak
Tereyağı
Tuz

Hazırlanışı:

Taze fasulyeyi ayıklanıp yıkadıktan sonra dilimleyin. Bir bez üzerine sererek kurutun. Böylece,evde kışlık olarak hazırladığınız dilme paklayı haşlayın. Sonra, suyunu süzerek servis tabağına alın. Beri yanda hazırladığınız, sarımsaklı yoğurt ve eritilmiş tereyağı üzerine döküp ikram edin.

Ardahan

Mayıs 8, 2007

YÖRESEL MUTFAĞIMIZDAN

Anadolu’da her yörenin kendine has yemek kültürü ve damak zevki olduğunu görürüz. Bu kültür, yörenin coğrafi ve iklim özelliklerini üzerinde taşır. Bu nedenle Ardahan’da da tarım ve hayvancılığa dayalı bir mutfak kültürü gelişmiştir.

Yörenin yemek kültürü ağırlıklı olarak tahıl, et ve hayvansal ürünlere dayanmaktadır. Tahıl ürünü olarak en çok arpa ile buğday kullanılır. Kaz etinin yörede ayrı bir yeri bulunmaktadır. Sığır ve ko­yun eti de yaz aylarında taze, kış aylarında da kavurma olarak fazlaca tüketilmektedir. Sebze cinsîn­den gıda maddelerinin başında ise patates, kuru fasulye ve soğan gelir.

Yörenin kendine özgü birçok yemek çeşidi bulunmaktadır. Bunlardan çorba olarak ayran aşı, hel-le aşı ve püşrük aşını, hamur işi olarak bişi, mafiş, kayıtma, hingal, kete ve katmeri, tatlı olarak da, baklava, lokum tatlısı, irmik helvası, un helvası ve hasutayı sayabiliriz.

ETLİ MANTI:

MALZEMELERİ:1Kilogram kıyma, 2 baş soğan, 2 yumurta, yeteri kadar un, tuz, su, kıymaya katmak için karabiber, kimyon ve nane.

YAPILIŞI: Unu 2 yumurta tuz ve suyla kulak memesi kıvamından daha sert bir hamur elde edilir. Üç dört pazıya bölünür. Yufkalar halinde açılarak karelere bölünür. Diğer tarafta kıyma baharat, soğan ve tuzla hazırlanır. Karelere fındık büyüklüğünde yerleştirilir. Üçgen şeklinde kapatılır. Bir tencerede su tuz ilave edilerek kaynatılır. Kaynayan suya mantılar atılır.15–20 dakika bu şekilde pişirilir. Pişen mantıları süzdürerek servis tabağına alınır. Üzerine önce yoğurt sonra kızdırılmış tereyağı dökülerek servis yapılır.

FESELLİ

MALZEMELERİ: Un, su, maya, tuz,

YAPILIŞI: Malzemeler birleştirilir. Yoğrularak hamur haline getirilir. Kulak memesi yumuşaklığında yoğrulur. Biraz bekletilir. Hamur küçük küçük kesilerek künt (pazı) yapılır. Oklava ile yufka halinde açılır. Yufkanın içinin yağlayarak rulo halinde bükülür. Tekrar yuvarlak hale getirilir. Yeniden açılır istediği incelikte olabilir. Sacda kısık ateşte pişirilir, isteyen tekrar yağlayabilir.

KATMER

MALZEMELERİ: Un, Su, tuz, yağ, maya

YAPILIŞI: Malzemeler karıştırılıp yumuşak hamur haline getirilir. İyice yoğrulur. 10 Dakika bekletilir. Hamur küçük küçük kesilerek künt (pazı) yapılır. Oklava yardımı ile ince yufkalar açılır. Yufkalar tek tek yağlanarak üst üste dizilir. 6 yufka dizilir. Rulo halinde bükülerek yuvarlak haline getirilerek tepsi büyüklüğünde elle açılır, üzerine yoğurt yada yumurta sürülerek 200 derece kızgın fırına sürülür. Pişmeye bırakılır. Fırından çıkartılan katmer ılındıktan sonda dilim halinde kesilerek servis yapılır.

KESME AŞI

MALZEMELERİ: 1 kg un, tuz, 2 yemek kaşığı salça, karabiber, nane ve kekik, 2 yemek kaşığı tereyağı

YAPILIŞI: Un içine tuz ve su konularak kulak memesinden daha sert bir hamur yoğrularak 2 yada 3 pazı yapılır. Pazının biri diğerlerinden daha küçük olarak ayrılır. Pazılar biraz dinlendirilir. Fazla ince olmayan yufkalar açılır. 5-6cm uzunluğunda kesilir bu şeritler daha sonra enine eriştelik doğranır. Bir tencerede suya tuz ilavesiyle kaynatılır. İçine erişteler atılarak pişirilir. Diğer taraftan ayırdığımız küçük pazıyı küçük parçalara ayırıp yuvarlayarak l er cm uzunluğunda doğranır.(halk dilinde nuğul denir.) Tavada yağ eritilir. Nuğullar yağda kızartılır. Salça ve diğer baharatlar katılır, yemeğin üzerine dökülüp sıcak servis yapılır.

GEVREK

MALZEMELERİ: Un, kaymak, tuz (Malzemeler isteğe ya da kişi sayısına göre ayrılır. Ölçüsüzdür)

YAPILIŞI: Bir kapta kaymak, un ve tuz konularak kulak memesinden biraz yumuşak hamur hazırlanır. Yumurta büyüklüğünde kütler (pazı) hazırlanır. Oklavayla açılan yufkalar bir taraf tanda orta ısıda hazırlanmış olan saçta pişirilir. Servisi peynir, çay, yada salatayla yapılır.

PİŞİ

MALZEMELERİ: Un, tuz, maya, su.

YAPILIŞI: Bütün malzemelerin katılımıyla kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edilir. Mayalanmaya bırakılır. Hamur mayalanınca, derince ve büyük bir tavanın yarısına kadar yağ doldurulur, bu yağ yüksek ateşte kızdırılır, hamurdan pazılar alarak oklava yardımıyla tavanın genişliğinde açılır, ortasından delinir. Kızgın yağda kızartılır. Servisi sıcak yapılır.

AYRAN ÇORBASI

MALZEMELERİ:  ½ Kg. Un, 1 yumurta, 250 gr. Süzme yoğurt, tuz, nane, kırmızıbiber, 2 yemek kaşığı tereyağı, su

YAPILIŞI: Un, yumurta, tuz suyla kulak memesinden daha sert yoğrulur, yufkalar açılır, eriştelik doğranır, bir taraftan tencereye 3 lt. su konur, tuz ilave edilerek kaynatılır. İçine erişteler atılarak pişirilir, diğer taraftan süzme yoğurt suyla açılarak ( yemeğin suyu fazlaysa bu sudan da alınıp kullanılabilir) kalınca bir ayran haline getirilir. Pişen yemeğe katılır, diğer taraftan tereyağı bir tavada eritilir, içine nane ve kırmızıbiber katılır, ayran aşının üzerine

http://www.ardahanychaskoy.com/pages/yF6resel-yemeklerimiz.php

Harfana Geceleri

Mayıs 8, 2007

Turgay Kurtuluş

Toplumda hata yapan, söz verip de sözünü tutmayan, kaypak, toplumun sosyal değerlerini geliştirip korumayan bireylere diğer bireyler, çeşitli şaka vesaire usüllerle yaklaşarak, diğer kişinin davranışlarının olumlu ve olumsuz yönlerini, ekonomik-sosyal kültürel- düşünce ve değerlerini pozitif sonuçlara bağlamak amacıyla tartışma ve konuşmalar yapmak için aşağıdaki bahaneler gündeme getirilir;

Elbisesiyle suya bırakılan her gün olay konusu olur.

Kızak veya kağnı arabasına çuval sarar gibi bağlanan bireye soğuk suya bırakılacağı söylenir. Suya bırakılmak yöremizde gurur kırıcı sayıldığından, suç zanlısı kişi beş ila otuz kişiye ziyafet düzenlemesi istenir.

Bu ziyafette koyun, dana veya kişi sayısına göre birer tavuk kesilmesi, şişle çevrilmesi şarttır. Herkesin yemesi özellikle istenir ki koruma olmasın…

Diğer yiyecek ve içeceklerin diğer bireylerce sağlanması gerekmektedir. Gençlerin rahat konuşup, tartışıp eğlenebileceği ortam seçilmesine özen gösterilerek, boş konut, ormanlık alan veya geniş çimenlik alan seçilir. Seçilen alanda içimi güzel su olması şarttır.

Eğer cezalı bireyin cep durumu zayıfsa, diğer bireyler tarafından ortaklaşa alınan 3-7 kg. tereyağı, ince elekten geçirilmiş sarı buğday unu kullanılarak ‘Pişi’ veya ‘Lokum’ pişirilerek soğumadan yenilir. ‘Pişi’lerin pişmesinde kırmızı ve kuru ardıç ağacı kullanılması esastır. Çünkü ardıç ağacıyla pişen ‘Pişi’ veya ‘Lokum’un tadı çok farklıdır.

Pişirilen ‘Pişi’lerin yanında bal, şerbet içilmesi şarttır. Diğer yiyecekler ilave kullanılır. Yağlı aş yiyenler, ‘maşrafa’ ile küçükten büyüğe soğuk sular içilir. Çaydan geçilir. Her bireyin su içmesinden sonra su tası çalkalanır.

Yağlı yeme sabaha kadar devam eder, sıra türküleri söylenir.

Korolar oluşturulur, saz çalma yeteneği olanlara rağbet yüksektir. Güldürür eğlendirir, oynatır. Herkes bireysel yeteneklerini ortaya koyar, anı, fıkra, şiir ve şarkı söyler.

Bireylerin ortak problemleri gündeme getirilir, gerekli tartışma ve konuşmalar yapılır.

Gecede yaşananlar artı ve eksileriyle, kişiliğini, kültür ve yetenekleriyle saydıran birey tarafından sonuçlandırılır. Bireylerin değil toplumun daha güzelleşmesi için karar birliği yapılarak gece eğlencesi sona erer.

http://www.savsat.com/index.php?n=duvar&w=337&a=571

Terzialan

Mayıs 8, 2007

BAYRAMLAR:

Yılda iki defa yapılan dini bayramlar için hazırlıklar birkaç gün önce başlanır. Bayramlar için herkes bütçesine göre yeni giyecekler alınır.Evler badana yapılır,temizlenir.Tatlılar (özellikle baklava,dilber dudağı, şam tatlısı ve saraylı ) hazırlanır.Arife günleri daha çok gödek (pişi,lokma ) pişirilerek ,bir kısmı komşulara dağıtılır,diğer kısmı bayram süresince misafirlere ikram edilir.Arife günleri mezarlıklar ziyaret edilir,Kuran okunur.Bayram sabahı erkenden kalkılarak abdest alınır,en yeni giyecekler giyilerek camiye gidilir.Belde dışında yaşayanlar da çok önemli mazeretleri yoksa bayram namazına gelirler.Bayram namazı bitiminde köyün çok eski minyatür topun patlatılmasıyla bayram başlar. Camii çıkışı beldenin en yaşlısı en başa durup,daha sonra yaş sırasına göre diğerleri onu takip etmek suretiyle mezarlığa doğru uzun bir sıra oluşturulur.Böylece herkes birbirinle bayramlaşmış olur. Mezarlığa gidilip önce toplu olarak,daha sonra herkes kendi akrabasının mezarı başında dua eder.Eve dönüldüğünde ev halkı ile bayramlaşılır,büyüklerin elleri öpülür.Ramazan bayramlarında çikolata ve çeşitli şekerlemeler ikram edilir.Kurban bayramlarında ise daha çok kurban telaşı ön plana çıkar.Bayramların diğer günlerinde yaşça küçük olanlar büyükleri ziyaret eder,ellerini öper hal ve hatırlarını sorarlar.

http://www.terzialan.com/gelenek.html

Bulanık

Mayıs 8, 2007

DAMAK TATLARIMIZ VE YÖREMİZE ÖZGÜ YEMEKLERİMİZ

Yemek denilince ilk akla damak tadı gelir. Bu tatlar eski Yunanistan gastronomlarından (mideyle) ilgilidir. Günümüze kadar uzanır. Evreler geçirerek çeşitlenmiştir.20.inci yüzyılda yemek kültürleri birer sanat haline gelmiştir. Bu dallar günümüzde önem kazanmıştır. Matbaanın icadıyla da Anadolu yemek kültürümüz gelişme göstermiş yörelerimiz de bu gelişmeden örnek alarak damak tatlarımızın gelişmesine katkı sağlamıştır.

Yöremizde Anadolu yemek çeşitlerini görmek mümkündür. Anadolu ile hemen hemen özdeştir denilebilir. Son dönemler de yöremiz yoğun göç almakta olup bunlarla damak tadımız çeşitlenmiştir. Yöre yeklerimiz doğal ürünlerden kendi Buğdayı ve yağıyla doğal şekilde de pişirildiği için tatlarına doyum olmaz. Oldukça lezzetlidirler.

HĞINGEL ( MANTI ) :Türkçe yazımı mümkün olmuyor. Şivesel bir gırtlak sözcüğüdür. Mantı birçok yörede yaygın olup pişirme şekilleri değişiktir. Örneğin Kayseri ilimizde mantıyı patatesle yaparlar. (Onun için Kayserililer zengindir). Yöremiz de ise mantı hamuru yapılır, bu hamur mayasızdır. Hemen oklava ile açılır bardakla yuvarlak olarak kesilir içine yeteri kadar önceden hazırlanmış olan kıyma karabiber ve soğandan oluşan bir miktar üzerine konulur. Köşelerinden büzülerek bükülür bir köşesi açık kalır. Oradan suyun içine girmesi ve mantının pişirilmesi amaçlanır.15 veya 20 dakika kaynadıktan sonra süzülür tepsiye alınır. Önce üzerine sarımsaklı yoğurt veya kurut ayranı dökülür onun üstüne soğanla tereyağı kavrularak dökülür. Püf noktası ağza karabiberli suyun gelmesidir.

LOKUM

Hamuru süt ve su ile yoğrulur. Hamuru çok akışkan olur erşin denilen bir demir aletle alınarak kızgın yağın içine atılır ve pişirilir. Süzgeçle süzülerek alınır üzerine bal reçel peynir sürülerek yenilir en önemli özelliği gevrek olmasıdır…

KETE: Normal ekmek yapılan undan elenerek hamuru yapılır. Mayalandıktan sonra fazla bekletilmeden yufka oklavayla açılır. Yağda un iyice kavrulur. Ve içine bir miktar şeker konulur ve bir iç hazırlanır buna (kete) içi denir. Hazırlanan içten kaşıkla bir miktar yufkanın üzerine konulur. Yufka bohça şeklinde kapatılır. Üzerine yumurta sarısından yapılan çırpma sürülür, fırınlarda pişirilir. Yöremizde eskiden saç üzerinde yapılırdı.

GAGALA: Normal hamur yapılır. Mayalanır ve bir süre dinlendirilir. Bu dinlendirme yöresel terim olarak “Hamurun Ekşimesi “ denir. Dinlenen bu hamur bir süre sonra ortası delinir elips biçiminde şekillendirilir. Önceden yağlanmış olan tavaya

birkaç tane dizilir üzerine yumurta sarısı. Sürülür saç veya fırında pişirilir.

FESELLİ: Önceden hamuru yapılarak mayalanır bir süre bekletildikten sonra tahtadan yapılan peşkun üstünde oklavayla yufkası açılır. Yağlanarak kareler şeklinde içe doğru

Bükülerek kapatılır. Sacın üzerinde ters yüz yapılarak pişirilir. Oldukça leziz ve baş yiyeceklerimizdendir. Püf noktası yufkanın ince açılmasıdır.

YAPRAK HANGELİ. Bunun hamuru mayasız olduğu için hamur yapılır yapılmaz hemen yufka şeklinde açılır. Yufkalar kareler şeklinde kesilir. Önceden kaynatılmış ve kaynamaya devam eden suyun içine atılır 8 bilemedin 10 dakika sonra sudan süzülerek çıkarılır. Geniş tepsiyse yaydırılır. Üzerine Sarımsaklı yoğurt veya kurut ayranı sonrada tere yağda kavrulmuş soğanlı karışım dökülür. Püf noktası ağaçtan yapılan kaşıkla kaşıklamak ve tepsinin dibini ekmekle silip süpürmek. Afiyet olsun. Sevgili cemil geldiğimde bir tepsi birlikte yiyelim.

HAŞİL (HĞAŞİL) .Buğday dövülerek kabuğundan ayrılır ve buğday daha sonra kikirelerde yanı küçük el değirmenlerinde kırdırılır. Suda haşlandıktan sonra tabağa yayılır tabağın içindeki çukurluğa eritilmiş tereyağı dökülür yağı içine çeken yarma yemeye hazır olur.

PİŞİ: Mayalı hamurdan yapılır hamur biraz bekletildikten sonra hafif olarak ekmek büyüklüğüne gelinceye kadar çevrilir yuvarlak şekilde kızgın yağın içine atılır kızarana kadar pişirilir.

HASUDA: Tatlı bir yiyecektir. Önceden şekerli şerbeti yapılır. Şerbet içine un atılır. Ve çırpılır. Sonra yağ şekerle un dökülerek karıştırılır. 10. 15 dakika ateşte pişirdikten sonra hazır hale gelen hasuda yenilmeye hazırdır.

KUYMAK: Sapılça denilen tencerenin içine önce kaymak. Bir miktar mısır unu (Cadı unu) veya buğday unu da konulur ama genelde mısır unuyla yapılan daha lezzetli olur. Karıştırılır sonra biraz su ilave edilir. Ne zamanki kaymağın yağı çıkarsa kuymak hazırdır denilir. Saç ekmeğiyle yenilir püf noktası ağaç kaşıkla dibini kazıyarak ekmek üstüne sürüp yemek çok güzel bir tat verir. Yeme yanında yat. Yaylalarımızın vazgeçilmez yemeğidir.

NEZİH: Bunun hamuru kaymakla yoğrulur biraz bekletilen hamur normal ekmek büyüklüğünde açılır. Üzerine yumurta sarsısı sürülerek saç ve fırında pişirilir. Lezzetli oluşu kaymakla hamurunun yapılmış olmasıdır. Yumuşak ve oldukça leziz bir yemeğimizdir.

MAFİŞ: Bunun hamuru tıpkı pişi gibi hazırlanır. Baklava dilimi şeklinde kesilir. Kızgın yağın içine atılır. Pişirilerek yenilir.

GAYGANAK. Tavaya biraz tereyağı konularak eritilir üzerine yumurta çırpılarak dökülür 3 bilemedin 5 dakika ateşte pişirilir. Yöre insanımızın acil reçetesidir. Açlık sıkıştırınca ilk başvurulan gayganaktır.

HÖRE İSTİSİ: Un ile yağ kavrulur su ilave edilerek bir süre karıştırılır pişirilir. Leziz bir yemek olur. Acil işlerimiz olursa ilk başvurduğumuz yöre yemeğimizdir.

EKMEK AŞI: Yağla soğan kavrulur üzerine bir miktar su ilave edilir. Kaynatılır, ekmek küçük parçalar halinde doğranır. Üzerine. Kaynatılmış karışım doğranmış ekmeğin üzerine dökülür. Ağaç kaşıkla yenilir. En lezzetli yeri üst kısmıdır. Acele eden kazanır.

GOYUT: Buğday önce kavrulur. Sonra öğütülür, üzerine süt dökülerek yenilir. Genelde ilkbahar aylarında buğday kuyuları açılınca yenilir.

ANIKLI ÇORBA İSTİSİ: Suyu kaynatılır içine önceden hazırlanmış olan hamurdan erişte yapılır kaynamış suyun içine atılır. İçine mercimek konulur. Bir süre sonra pişmiş olan bu çorbanın üzerine yine aynı hamurdan yapılmış fındık büyüklüğünde kesilen bu parçalar yağda kavrulur bunun adı yöremizde ANIKTIR: Bu anık çorbanın üzerine dökülür. Yağ ve soğanda zaten ona eşlik eder bu nedenle leziz bir yemek ortaya çıkmış olur.

ERİŞTELİ İSTİ. Anıklı çorbanın hemen hemen aynısıdır. İçine pirinç mercimek konulur. Ancak bunun püf noktası yöre unuyla yapılan erişte olması tadının lezzetini ortaya koyar.

BULGURLU KÖFTE. Bulgur, un, su tuz, baharat karışımı yapılır iyice yoğrulur. Çünkü iyi yoğrulmasa dağılır. Avuç içinde iyice sıkıştırılır. Sonra kaynar suyun içine atılır. Haşlanır süzgeçle tabağa alınır. Sarımsaklı yoğurt sonrada tereyağı eritilerek üzerine dökülür. Hurra saldırı şeklinde yenilir afiyet olsun. Bulanığımız da mantı ustalarımızı yemeklerimizi yapan maharetli elleri anmamak olmaz

SIRASIYLA

MANTI’DA: Nezire Hala Şenlik Dayının Eşi Ve Kızı Hanımzer Abla-Al beyin hanımı Mahbup abla

PEYNİR’DE: Nergiz Mama Elbeyi Dayının Eşi

KETE’DE: Hayat Hala Meclis Dayının Eşi

PİŞİ’DE: Aşa Hala Fahralı Kurbanın Eşi

PAÇA’DA: Lalizer Hala Samet Kemal Oğlunun Eşi

ERİŞTE’DE: Hâllı Hala Ş.Namaz In Eşi

TURŞU’DA: Gülşah Hanım Rıza Okuyucunun Eşi

İÇLİ KÖFTE’DE: Abdulbarı Bayraktarlar Ve Zırhlılar

DOLMA’DA: Tombul Hala Feyzullah Ağanın Eşi

FESELİ’DE: Bağda Halamız Şakir Ülkerin Eşi

NEZİH’TE: Reyhan Hala Hümmet Keskinin Eşi

ÇEÇİL’DE: Selfiraz Hala Kerem Dayının Eşi

HASUDA’DA: Şaşa Hala Hamit Ağanın Eşi

AYRAN AŞI: Gurda Hala Hacı Kahramanın Eşi

LOKUM: Benöşe Hala Avaz Dayının Eşi

GAYGANAK: Salâtın Hala Hasan Dayının Eşi

HÖRRE İSTİSİ: Gülbeyaz Hala Mehemmet Okçunun Eşi

GURUT: Navat Hala Oruç Dayının Eşi

KAHVE PİŞİRMEDE GIYAFET MAMA: Hamit Yüksek Ovanın Eşi

ÇAY: Gülcahan Hala Alosman Dayının Eşi

MOTAL PEYNİRİ: Atın Hala Sefer Aslanın Eşi

TEPİTME PİLAVI: Kızhanım Hala Cafer Dayının Eşi

HÖRRE İSTİSİ: Sayat Mama Bayram Ergülün Eşi

BÜRYAN’DA: Selver Usta Kasapçı

DİĞER YEMEKLERİMİZ

Yaprak Hangeli, Lapata Hangeli, Ciro Hangeli, Kaz Hangeli, Haşıl, Koyut, Cırığda, Kuymak, Cadı Paparası, Haça Pur, Kıdık Çorbası, Gullik Çorbası, Velibağ, Lelengi, Soğanlı Köfte, Mafiş, Tat Köftesi, Peynir Hangeli, Gagala, Ekmek Aşı, El Makarnası, Kartopi Buğlama, Kartopi Yağlama, Bulgur köftesi, Erişteli isti, Anıklı Çorba İstisi

MUTFAĞIMIZ VE AŞÇILARIMIZ

Yöremizin yemekleri tamamen doğal ürünlerden yapılmakta olduğundan lezzeti damağımızdan silinmez bunu örneği ise lokantalarımızda da görülmektedir. Ürün doğal olursa pişirenlerde maharetli olursa damağımızdan bu güzel tatlar eksilmez.

MUKADDİS AKÇİL: Uzun yıllar yöremizin damak tadı yemeklerini lokantasında başarıyla yapmıştır. Ülkenin hemen her yerin de Bulanık ta kalan insanlar tarafından büyük bir övgüyle anlatılmaktadır. Eline sağlık Mukaddis, gülücüklerin yüzünden eksik olmasın dileğimizdir.

BİNALİ DAŞOĞLU: Mukaddis’in rakibi gibi görünse de bunu pek belli etmezdi hep ikinci muhalefette kalırdı. Güzel kavurmaları ve yörenin tüm özelliğini yemeklerinde görmek mümkündü. Yüreğine sağlık dileklerimizle

SELVER KASAPÇI: Büryan ve Kebap ustamızdı onun kadar güzel büryan ve kebap yapan var mı desek hemen yanıtı yoktur denilir. Pişirdiği büryan ve kebabın tadı damağımızda onu rahmetle anıyoruz. Yukarıdaki isimlerden ölenlere rahmet, hayatta olanlara uzun ömür diliyorum.

Sevgili bulanıklılar amacım gelecek kuşaklar bu yemek tatlarımız hakkında bilgilensinler.

UNUTTUKLARIM VARSA TAMAMLAYINIZ, BENİ BAĞIŞLAYINIZ

GÖKHAN GÜNEY

YÖREMİZE AİT BİRKAÇ PEYNİR TARİFİ VE YEMEKLER

Çeçil peyniri

İnek, koyun ya da keçi sütünden yapılan yağsız bir tel peynir olan çeçil, çeşitli yörelerde saçak, çiçal ve iplik peyniri olarak bilinir. Süt makinede çekilirken makine altında kalan ayranın mayalanmasıyla yapılır. Hanak telli peyniri Hanak ilçesinde yavan inek sütünden yapılan bu peynir, çok az

Çökelek peyniri

Tereyağından arta kalan yayıkaltı ya da yavan sütten yapılmış peynirden kalan peyniraltı suyu önce ısıtılır, sütlü kısmı dibe çöker. Sonra gerekirse mayalanır ve tuzlanır. Tuluma basıldığında uzun süre saklanan çökelek peyniri yörede börek harcı ve salatalarda kullanılır.

kurut

Bir çeşit sertleştirilmiş çökelek peyniridir. Yoğurt yayıktan geçirilerek yağı alınır. Geriyekalan ayran ısıtılır ve çökelek elde edilir. Çökeleğin suyu süzdürülüp tuzlanır ve patates büyüklüğünde yuvarlanır. Güneşte kurutularak tüketilir.

Hamurişleri makbul

İlçemiz coğrafi konumu ve iklim şartları yöre mutfağını da etkilemiş. Beslenmede özellikle hamurişleri, tahıl ürünleri ve hayvansal gıdalar ilk sıralarda yer alıyor. Katmer, Gagala, Kete, Feselli, Nezik, Kuymak, Hasuda (haside), Pişi, Mafiş, Lokum (lokma), Kesme çorbası, Erişte aşı, Hgangel (mantı), Yaprak mantı, Kaz etli pilav,
KATMER: yapılırken mayalı hamur hazırlanıyor. Yöresel deyimle hamur ekşitiliyor. Yufka şeklinde açılan hamurlar beşerli olarak aralarına yağ sürülüp rulo şeklinde sarılıyor. Tepsinin ortasından başlamak kaydıyla kıvrımlı olarak sarılıyor. Üzerine yumurta sarısı sürülüp fırında ya da köylerde ocak üzerinde alt üst edilerek pişiriliyor.

GAGALA: da bir tür hamurişi. Mayalı hamur bezelerinin ortası delinerek elips şeklinde biçimlendiriliyor. Üzerlerine yumurta sarısı sürülüp yağlanmış tepsiye diziliyor. Yine fırında ya da ocak üzerinde pişiriliyor.

FESELLİ: denilen hamurişi, mayalı hamurdan yapılıyor. Hamur biraz bekletilip yufka şeklinde açılıyor. Ortası yağlanıp kare şeklinde içe doğru katlanıyor. Ocağın üzerine ters kapatılmış kızgın sacda pişiriliyor.

NEZİK: yapılırken hamur su yerine kaymakla yoğruluyor. Hazırlanan bezeler biraz kalınca açılıyor. Yine sac üzerinde önlü arkalı pişiriliyor. KUYMAK: için; önce tavaya bir miktar kaymak konuyor ve ısıtılıyor. Alabildiği kadar mısır unu ya da buğday unu eklenip sürekli karıştırılıyor. Biraz su eklenip kaymağın yağı çıkıncaya kadar karıştırılarak pişiriliyor.

HASUTA ya da HASUDA: yörede çok sık yapılan bir tatlı. Bunun için kızdırılmış tereyağında un kavruluyor. Suyla karıştırılmış pekmez veya şeker eklenip karıştırılarak pişiriliyor.

LOKMA: Tek farkı, pişen hamurlar şerbete atılmayıp aralarına peynir, bal veya reçel sürülerek yenmesi.

MANTI (Hgangel): mayasız hamurdan hazırlanıyor. Yufka şeklinde açılan hamur, küçük kareler şeklinde kesilip içlerine kuşbaşı et ,kaz eti ,Patates parçaları yerleştiriliyor. Kapatılan hamurlar suda haşlanıyor. Arzuya göre üzerine yağda kavrulmuş soğan ya da salçalı sos dökülüyor. Sarımsaklı yoğurtla yemek de adetten.

YAPRAK MANTISI:Yaprak mantıların içine bir şey konmuyor. Kare şeklinde kesilen hamurlar kaynar suda pişirilip üzerine yağda kavrulmuş soğan veya salçalı sos dökülüyor. İsteyen sarımsaklı yoğurtla yiyiyor.
Sizler için yörenin özel tatlarından birkaç yemek hazırladık. Umarım beğenirsiniz.

AHISKALI-2006

http://www.bizimbulanik.com/yeni/yemeklerimiz.asp

Çiçekdağı

Mayıs 7, 2007

İlçemizde yöresel olarak en çok; etli Kürt pilavı,bulama,tarhana çorbası, mantı, madımak, halise, erişte, onaşı, gabul (guymak) çoban aşı, arabaşı, kavurma, kesme çorbası yemekleri ile saçkıran, kömbe, kete, katmer, sirkeli içli katmer, tereyağlı nan, mayalı çörek hamur işlerinin yanında tatlı olarak baklava, kaburgalı siyah üzüm, üzümlü, kadayıf, hoşaf, sütlaç, un helvası, fındıklı ve cevizli tereyağlı incir dolması, aşure, tereyağlı kayısı kavurması yapılmaktadır. Cenazelerde kadınlar tarafından o anki duygularla ağıtlar söylenir.İlçemizin bazı köylerinde cenaze evlerinde veya yakınlarında taziyeye gelen kişilere etli bulgur pilavı,yoğurt çorbası,üzümlü ikram edilir.Bu gelenek yüzyıllardır devam etmektedir.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.