Archive for Mayıs, 2007

Atasözleri İçin Yeni Bir Kaynak: Örnek Dil Cümleleri

Mayıs 29, 2007

 Prof. Dr. Saim SAKAOĞLU

I. Uluslararası Atatürk ve Türk Halk Kültürü Sempozyumu Bildirileri

Atasözleri İçin Yeni Bir Kaynak: Örnek Dil Cümleleri

Prof. Dr. Saim SAKAOĞLU ( Türkiye )

Bizde, halk edebiyatı araştırmaları alanında atasözlerimizin özel bir yeri vardır. Derlenmesi çok eskilere dayanan, incelenmesi ise son 50 yılda büyük gelişmeler gösteren bu dalın üzerinde durulması gereken pek çok yönünün olacağı unutulmamalıdır. Bu yönlerden biri de kaynaklar meselesidir. Bu konuda Prof. Dr. Şükrü Elçin’in bir makalesini ve araştırmacı M. Türker Acaroğlu’nun bir kitabının ilgili bölümünü bu açıdan hemen hatırlamak zorundayız.

Atasözlerimizin kaynakları çok çeşitlidir. Bunların başında yazılı kaynaklar gelmektedir; sözlü kaynakların gündemdeki yerini alması ise daha yenidir. Orhun Anıtlarından beri çeşitli şekillerde yazıya aktarılmış olanların yanında Kaşgârlı Mahmud’un eserinde yer alan ilk derlemelerden günümüze kadar pek çok söz gelebilmiş, bazıları ise unutularak kaybolurken yerlerini başkalarına bırakmıştır.

Atasözlerimizin kaynaklarının başında ağızlardan yapılan derlemeler gelmektedir. Son 50 yılda, özellikle üniversitelerimizde yaptırılan derlemelerle, yaşadığı çevrenin halk edebiyatı ürünlerine eğilen, çoğu da gönüllü olan araştırıcıların topladıkları önemli bir sayıya ulaşmıştır. Bu alanda en büyük derleme faaliyetini, geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz, Silifkeli orman mühendisi ve hukukçu Kerim Yund gerçekleştirmiştir. Türk Dil Kurumu yayınlarından olan Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler adlı iki ciltlik eserde binlerce atasözü ile ilk sırayı o almaktadır.

20. yüzyılın ilk çeyreğinde, Konya’da yayın hayatına giren iki derginin Türkçemize verdiği önem, bizleri son derece sevindirmiştir. Bu dergilerdeki seri dil yazıları atasözlerimiz için güzel bir kaynak oluvermiştir. Önce bu iki dergiyi kısaca tanıtalım, sonra da atasözlerini ele alalım.

OCAK

19 sayı olarak yayımlanan derginin ilk sayısı 8 Teşrinisâni (Kasım) 1334 (1918) son sayısı ile 30 Mayıs 1335 (1919) tarihini taşımaktadır. Tahrir müdürü Namdar Rahmi (Karatay)’dır. Yayın süresi, başlığın altında, diğer bilgilerle birlikte şöyle verilmektedir: “Her on günde bir Konya Türk Ocağı tarafından çıkarılır, ilmî, edebî, fennî risaledir.” Sekiz sayfalık her sayının yanında “Ergenekon Özel Sayısı” (14.sayı), 32 sayfa olarak çıkmıştır. O yıllarda Konya’da görevli aydınlarla Konyalı aydınlardan oluşan yazı kadrosundaki bazı adlar şöyledir: Besim Atalay, Nâim Hâzım (Onat), İsmail Zühdî, Ahmet Nushi (Katırcıoğlu), Ahmet Necati (Atalay), Midhat Şakir (Altan), Mümtaz Bahri (Koru), Ahmet Hilmi vb. Derginin tam bir takımı Selçuk Üniversitesi Atademir Kütüphanesindedir.

Dergide dil konusu ağırlıklı olarak ele alınmıştır. 12. sayı bütünüyle Nâim Hâzım (Onat’ın) “Lisânda Tasviye Münâsebetiyle” başlıklı yazısına (89-96) ayrılmıştır.

Konumuzla ilgili yazı ise “Lisânımız” başlığı altında ve Ahmed Nushi ile Ahmet Necati tarafından hazırlanmış, 10, 12, 18 ve 19. sayıların dışındaki 15 sayıda yer almıştır. Bu yazıların bazıları A. Nushi veya A. Necati imzalarıyla yayımlanırken çoğu iki imzalı olarak yer almıştır. Bazen, aynı sayıda iki ayrı imza ile de görülmüştür.

Kelimeler “Öz Dil” başlığı altında verilirken tamamına yakınında isim mi, sıfat mı, masdar mı olduğu belirtilmiştir. Yazının tamamında yer alan 20 adet atasözümüzün ilk 16’sı darb-ı mesel, kalan 4’ü ise atalar sözü olarak verilmiştir. Bu 20 sözün darb-mesel olarak verilenlerden 7’si ile atalar sözü olarak verilenlerin tamamı iki imzalı yazılardandır. Darb-ı mesel olarak verilenlerden kalan 13 tanesinin 10’u A. Nushi’nin, 3’ü de A. Necati’nin yazılarında yer almaktadır.

Bu kaynaktan alınan sözler çoğunluğu oluşturduğu isim karşılarına herhangi bir kısaltma işaret konulmayacaktır.

YENİ FİKİR

51 sayı olarak yayımlanan derginin ilk sayısı 1 Kânunisâni 1341 / 1 Ocak 1925, son sayısı ise 15 Teşrinievvel / 15 Ekim 1929 tarihini taşımaktadır. Pek çok kaynakta derginin 1 Temmuz 1929 tarihli 49. sayısında kapandığı yazılıdır; bu yanılma, derginin son sayılarının görülememesiyle ilgilidir. İlk 42 sayısı harf inkılâbından önce Arap asıllı Türk harfleriyle basılmıştır. Müdir-i mes’ul’ü Naci Fikret (Baştak)’tir. Yayın süresi başlığın altında, diğer bilgilerle birlikte şöyle verilmektedir: “On beş günde bir çıkar ilmî ve edebî mecmûa”. Ancak yayın aralığı bazan bir ayı, hatta bir buçuk ayı bulduğu da olur. Naci Fikret, 49. sayıda “Sahibi ve sermuharrir” olarak görülürken derginin adının altındaki ibare de birkaç kere değişir. Derginin sayfa sayısı 8-32 arasında değişmektedir. Derginin yazı kadrosunu, o yıllarda Konya’da görevli aydınlarla Konyalı aydınlar oluşturmaktadır. Ali Kemâlî, Eyüb Hamdi, Muzaffer Hâmid, Kâzım Nâmi (Duru), Feridun Nafiz (Uzluk), M. Zeki (Dalboy), M. Ferid (Uğur), M. Mes’ûd (Koman), Sadettin Nüzhet (Ergun), Naim Hâzım (Onat), Midhat Şâkir (Altan), Mustafa Şekip (Tunç), Fahrettin Kerim (Gökay), Hüseyin Rahmi (Gürpınar), vb. Derginin, Konya kütüphanelerinde tam bir takımı yoktur; ancak değişik kütüphanelerden ve özel kitaplıklardan (Sefa Odabaşı, vb.) faydalanılarak 51 sayıya ulaşılabilir.

Dergide; tarih, pedagoji, edebiyat vb. Konulara yer verilmiştir. Yer yer âşık edebiyatı ile ilgili yazılarda görülmektedir. Bu arada, çeşitli kalemlerden çıkmış olan dil yazılarının yanında, Ahmet Necati (Atalay)’nin OCAK dergisindeki ortak imzalı yazılarının bir devamı niteliğindeki “Öz Dilimiz” başlıklı dizi yazı da yer almaktadır. Yazı, derginin altıncı sayısı dışındaki ilk sekiz sayısında yayımlanmıştır. Son yazıda, “Mabadı var” deniliyorsa da takip eden sayılarda, başka bir ad altında da olsa, böyle bir yazıya rastlanılamamıştır. Yazarın adına da rastlanılamaması, bir öğretmen olan Ahmed Necati’nin başka bir ile tayiniyle ilgili olmalıdır. O, ilk yazıda, amacını açıklarken kelimelerin coğrafyasını da şöyle belirtmektedir: “Konya Vilayetinde ve bu vilayetin eski hududlarına nazaran muhtelif sancak, kaza ve nahiyeler.”

OCAK’taki yazılarda da daha az atasözüne yer verene Ahmet Necati, burada da pek fazla örnek vermemiştir. 193 kelimenin yer aldığı dizide sadece 7 adet darb-mesel yer almaktadır. Bunlardan da beyit şeklinde olanı için darb-ı mesel ibaresi kullanılmamıştır.

Bu kaynaktan alınan sözler YF kısaltması ile gösterilecektir.

Sözlerimizden OCAK’takilerin son dört tanesi atalar sözü (bizde 11, 14, 21 ve 31 numaralar) adıyla verilirken diğerleri darb-mesel olarak yer almaktadır. Yeni Fikir dergisindekiler de son söyleyiş yani atalar sözü beklenirken eskiye dönüş yapılmış ve onlar da darb-ı mesel olarak verilmiştir. Dulda kelimesi için verilen beyit şeklindeki örnekte ise herhangi bir adın konulmadığı görülmektedir.

Kaynak olarak aldığımız iki dizi yazıda, sırasıyla 256 ve 193 olmak üzere toplam 449 kelime yer almaktadır. Bunlardan 31 tanesinde 32 söze yer verilmiştir. İvedi kelimesinde verilen örnek söz sayısı iki olduğu için toplam sayıda bir fazlalık görülmemektedir.

Bu 32 atasözünün bazıları deyim havası taşımaktadır; bu az sayıdaki sözün ayrı bir yazı olarak ele alınamayacağı muhakkaktır. Ayrıca, yazımızı, iki ayrı dala ayırmak da atasözlerimiz için büyük bir haksızlık olacaktı. Buna bağlı olarak, bu küçük açıklamayla yetinmeyi uygun bulduk.

Sözlerin 16’sı isim, 10’u sıfat, 5’i “masdar” soylu kelimelerin açıklanması sırasında verilmiştir. Bir kelimemiz ise derleyicisinin söyleyişiyle “ahenk taklidi”dir: (bıh -).

Kelimelerin 12 tanesi içinde yer aldığı sözün ilk kelimesi olarak görülmektedir. Öğ küçüğü, al büyüğü sözünde böyledir.

Çok az sayıdaki atasözümüzde ise asıl kelimemiz (açıklanan kelimemiz) yer almazken karşılığı olan kelimeye yer verilmiştir. “Cüce” anlamına gelen “cuda” kelimesi atasözümüzde yer almamıştır: Cüce adam kale kapısından eğilerek geçer. (nu. 6). bezek yerine beze (nu.11), ivedi yerine iven (nu. 18), buygun yerine buy – (nu. 19), vb. diğer örneklerdir.

Atasözlerinin yapısı açısında gösterdiği özellikler şöyledir:

a. Yüklemi cümle şeklinde kurulu olanlar: 17 tane
b. İki cümleden kurulu olanlar: 3 tane (7, 24, 29)
c. İç içe iki cümleden kurulu olan: 1 tane (9)
ç. Yüklemsiz cümle şeklinde olan: 1 tane (8)
d. Beyit şeklinde (kafiyeli) olanlar: 10 tane (12, 15, 156, 20, 21, 23, 25, 26, 27, 30)

Özellikle b ve c maddelerindeki atasözlerinden bazılarında farklı birer yapı dikkatimizi çekmektedir.

Çala yaylım mı var? Hep kıntıma
Bu sözde bir soru ve ardından da cevabı yer almaktadır.
Varlığın icrası, yokluğun sintimesi
Beyit yapısındaki bu atasözümüzü kafiyeli olarak kabul edebilir miyiz? İcra ve sintime kelimelerinin kafiyeli olarak kabul edilmesi düşünülebilir mi?
Deve, “Yükümle ıh etmeden bıh etseler yeğ” demiş.

Konuşmaya yer veren atasözlerimizden olup sözün taşıdığı anlamla birlikte ıh- ve bıh- fiillerinin cümle içinde kafiyeli olarak kullanılması dikkatimizi çekmektedir.

Beyit şeklinde kurulanların bazılarında kafiye son derece sağlamdır; bunlardan redif ile desteklenenlerde ses benzerliği daha da artmaktadır.

………………ol-maz / ……………gel-mez (nu.16)
……göz-den eder / …… söz-den eder (nu.21)
…………..küçüğ-ü / …………….büyüğ-ü (nu.23)

Redifi olmayan bir sözümüze küçük bir müdahale gerekecektir: Yar herk et, ya terk et (nu. 30)

Eskiden beri bilinen ve kaynaklarda aynı anlamda fakat bazıları değişen kelime gruplarıyla görülen bir atasözümüz buradan da oldukça değişik kelimelerle görülmektedir.

Sinme tilki duldasına arslan yesin ko seni
Geçme muhânet köprüsünden seyl alsın ko seni

Bu söz, bizim kaynaklarımızda daha çok ikinci mısra ile ve aşağıdaki şekilde geçmektedir:

Geçme namert köprüsünden ko aparsın su seni

Atasözlerimizden bir bölümü bilinen ve yaygın olan sözlerdir; içlerinde küçük değişikliklerle, meselâ kelimenin eş anlamlısıyla yer değiştirmiş olarak görülenleri de vardır.
a. Ağmansız güzel olmaz
Kusursuz kul / güzel olmaz.
b. At tökezlemekle başına vurulmaz.
Bir sürçen atın başı kesilmez.
c. Aylak sirke baldan tatlıdır
Bedave sirke baldan tatlıdır.
ç. İlden gelen öyün olmaz, o da vaktinde gelmez
Elden gelen öğün (aş) olmaz o da vaktinde bulunmaz.
d. İvedili işe şeytan karışır.
Acele işe şeytan karışır.
e. Suyun imil imil akanı, insanın yere bakanı.
Suyun yavaş akanından, insanın yere bakanından kork.
f. Tatın dilinden anası anlar.
Tat kızın dilinden anası anlar.

Örnek sözlerimizin bir bölümü, anılmalarına yol açan kelimelerden dolayı, büyük ölçüde bölge özelliği göstermektedir. Böylece bizler belki de unutulup gidecek olan bir atasözümüzü bir de bu şekliyle kazanmış oluyoruz.

a. Bugün ağman kelimesini bilen Konyalılar pek azaldı; çocukluğumuzda sıkça kullandığımız bu kelimeyi biz bile yıllardan beri kullanmıyoruz. Zaten bu kelimeyi ancak bildiğini tahmin ettiğimiz kimselere karşı kullanabiliriz.
b. Dilimizde hâlen kullanılmakta olan, ancak birincisi yaygın olan iki söz, Konya’da asıl kelimemiz sebebiyle ve onun da eklenmesiyle genişletilmiş olarak görülmektedir. Böylece, bilinen sözümüz oldukça değişmiş olmaktadır. Aslında deyim olan bu sözümüz “ıslanmaz” yüklemiyle âdeta atasözü haline sokulmaya çalışılmıştır.

Alağızın ağzında yarım mercimek ıslanmaz.

Ağzında bakla ıslanmamak / ıslanmaz.
(Ağzında mercimek durmaz?)
c. Türkçe olan sürç – fiili dilimizde âdeta iki yere habsedilmiş gibidir: sürç-i lisan / dil sürçmesi ve atın sürçmesi. En az bu fiil kadar Türkçe olan tökezle – fiili ise Konya çevresinde daha yaygındır. Bu sözdeki başına kelimesi, galiba başı şeklinde olacaktır.
ç. aylak kelimesi günlük dilde başka sözlerimizde de yer almaktadır: Aylak aylak dolaşma, Aylak oğlanın karnı tez acıkır, vb. Ayrıca bu sıfat bazı romanlarımızın adında da yer almaktadır: Aylak Adam (Yusuf Atılgan, 1959), Aylaklar (Melih Cevdet Anday, 1965).

Benim neslim aylak kelimesiyle büyümüştür; bedva, beleş, vb. kelimeleri okula başladıktan sonra öğrenmiştir. Onun için aylak kelimesinin yer almasını yadırgamamak gerekecektir.

d. carı kelimesi Anadolu’da çok yaygın olan kelimelerin başında gelmektedir. Ancak Derleme Sözlüğü III / c-ç’ye göre en yaygın olduğu bölge Konya ve çevresidir. Carı kuş avını alır sözünü başka illerimizde de aramalıyız.
e. cuda kelimesi Anadolu’da pek yaygın olmayan kelimelerdendir. İçinde yer aldığı atasözümüzün günümüze kadar gelebildiği tek yer belki de sadece Konya’dır.
f. Incık, Konya çevresinde çokca kullanılan kelimelerdendi; ancak günümüzde onu da bilenler azalmış bulunuyor. Bu kelimemezin yardımıyla da Incıgın aşında kurt çıkar sözünü kazanmış oluyoruz.

Örnekleri çoğaltmak yerine, anılmalarına yol açan kelimelerin ve sözlerin bazılarını hatırlayıvermemiz yeterlidir.

İngil : İngil taksam el danasına dönmezsin (nu. 17)
Buygun: Kara duyunca sarı buyar. (nu. 19)
Üzlük : Küp kırılıncaya kadar üstünde çok üzlükler kırılır. (nu. 23)
Yığın : Yığın atı çulundan bilmezler. (nu. 31)

Derleyicimizin darb-ı mesel olarak verdikleri arasında bu özelliği taşımayanlar da vardır. Herkesi kendine yosma söyleyişinde bu özelliği görüyoruz.

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz. Ağız incelmeleri yapanlar gibi kelime derleyenler de örnek cümlelerle kendi görüşlerini pekiştirmek zorundadırlar. Sonuncular, derledikleri kelimeleri basit cümlelerde kullanmak suretiyle dildeki yer alış şekillerini gösterebilirler. Meselâ, ıhar-fiilinin kullanılışına örnek olarak verilen develeri ıhardım cümlesi çok basit bir örnektir. Oysa, bıh – fiili için verilen örnek atasözü (Deve, “Yükümle ıh etmeden bıh etseler yeğ.” demiş) hem kelimenin kullanılışını vermekte, hem de bize bir atasözü kazandırmaktadır. Bu açıdan bakıldığında kelimeleri elden geldiğince; atasözü, deyim, mani, bilmece, vb. ürünlerde yer alış şekillerine göre örneklendirmeliyiz. Böylece bir taşla iki kuş vurmuş, bir dağ köyüne veya bir yaylaya hapsedilmiş olarak kalan kelimemizle birlikte sözümüzü de kurtarmış oluruz.

Bitirme tezini veya yüksek lisans / doktora tezlerinden birini bir ağzın incelenmesine ayıran genç araştırıcılarımızın da bu konuda gerekli duyarlılığı göstermelerini bekliyoruz. Üniversitelerimizin dışında olup da bu tür ağız araştırması yapan gönüllülerden de bu çalışmaların ortaya konulmasını arzu ediyoruz. Sadece kelimenin anlamını vermek değil, o kelimeye yer veren bir kültür ürününe de yer vermek bizce millî bir görevdir ve olmalıdır da.

ATASÖZLERİ

Atasözlerimiz, anılmalarına yol açan kelimelere göre değil, kendilerinin ilk harflerine göre sıraya konulmuştur.

1. Ağmansız güzel olmaz.
Ağman: Ağmak’tan. Eksik, ayıp, kusur.

2. Alağızın ağzında yarım mercimek ıslanmaz.
Alağız: Bir taraftan bir tarafa söz götüren, koğucu, ara bozan.

3. At tökezlemekle başına vurulmaz.
Tökez – : Gafletle yürümekte olan bir adam veya hayvanın ayağı yüksek yere veya taşa çarpılarak düşecek gibi irkilmesine denir.

4. Aylak sirke baldan tatlı olur.
Aylak: Bâd-ı heva gelen nesne, ücretsiz şey, esip gelen.

5. Carı kuş avını alır.
Carı: Becerikli, işgüzar.

6. Cüce adam kale kapısından eğilerek geçer. (YF)
Cuda: Cüce, küçük boylu adam.

7. Çala yaylım mı var? Hıp kıntıma.
Yaylım: “yayılmak” masdarından. Hayvanatın otladıkları yer; hayvan otlayacak kadar yer.

8. Değirmen damı geşik ile.
Geşik: Sıra, nöbet, def’a, sefer

9. Deve, “yükümle ıh etmeden bıh etseler yeğ.” Demiş.
Bıh: (ahenk taklidi): Hayvanın boğazını bıçakla kesmeyi tasvir eder.

10. Dirgeni yiyen…..harmana gelmez. (YF)
Dirgen: Çiftçilerin harmanda sapları karıştırmak için kullandıkları iki parmaklı, uzun saplı alet.

11. Ekmeğin büyüğü bezeden olur.
Bezek: Süslemek ve düzeltmek manasına olan bezemek’ten. Ekmek, furuna yahut tandıra salınmadan evvel ekmeğin cesametine göre hamurun topaklanmasıdır.

12. Gam gamı getirir, gam çor getirir.
Çor: Hastalıktır.

13. Herkesi kendine yosma.
Yos – : Bir nesneyi diğerine benzetmek ve böylece verilen hüküm, kıyas.

14. Incığın aşında kurt çıkar.
Incık: Bir şeyi çok inceleyen, inceden inceye hesap eden, derin düşünen.

15. İkindi güneşi ıldıradı, emsizler gildiredi (?) (YF)
Ildıra – : Hafif ziya, güneşin guruba doğru gidişinden hasıl olan parıtlı, parlamak.

16. İlden gelen öyün olmaz, o da vaktinde gelmez. (YF)
Öyün: Yemek zamanı.

17. İngil taksam el danasına dönmezsin.
İngil: Koyunlara, buzağılara takılan ve boğazlarını boğmak için etrafa döner, demirden yapılma bir boğazlık halkaya tesmiye edilir.

18. a. İvedili işe şeştan karışır
b. İven çeltik (?) güzsüz doğar. (YF)
ivedi: İvmek masdarından “sıfat”, acele etmek, çabuklu yapmak.

19. Kara duyunca sarı buyar.
Buygun: Buymak’tan. Soğuğa dayantısı az olan kimse.

20. Kaşın kavran, iyi davran.
Kavran – : Çabalamak, telâş etmek.

21. Kötüye ağıt gözden eder, yüzsüze öğüt sözden eder.
Ağıt: Ağlayış, yaş, matem.

22. Küp kırılıncaya kadar üstünde çok üzlükler kırılır.
Üzlük: Çanak cinsinden topraktan yapılma, ağzı ile dibi müsavi genişlikte, karnı bel ve böğründen kulplu olan sırlı ve sırsız su bardağı.

23. Öğ küçüğü, al büyüğü.
Öğ- : Yermek; zıddı medih, sena, sitayiş.

24. Öküzün yemini bir dananın batmasına yatır, padişahı düşünde görür.
Batma: Ahırda hayvanlara mahsus yemlik.

25. Sap kabar(ır), fakat koparı(r), sahibi gülek verir haberi.
Gülek: Pekmez, yağ konur, ağaçtan mamul kulplu, derin bir kap.

26. Sinme tilki duldasına arslan yesin ko seni,
Geçme muhânet köprüsünden seyl alsın ko seni. (YF)
Dulda: Rüzgâr ve soğuktan muhafazalı yer.

27. Suyun imil imil akanı, insanın yere bakanı (YF)
İmil imil: Yavaş yavaş, içinden pazarlıklı kimse, kurnazlığını hissettirmeyen.

28. Tatın dilinden anası anlar.
Tat: Dilsizlik, söz söyleyememek.

29. Varlığın icrası, yokluğun sintimesi.
Sintime / sintimel: Yoksulluk sıkıntısı, ihtiyaç azabı.

30. Ya herk et, ya terk et.
Herk: Çiftçilerin tarlayı sürüp güneşletmek, ot vesaireden temizlemek suretiyle dinlendirmeleri, nadas.

31. Yığın atı çulundan bilmezler.
Yığın: Keskin çok yürüyücü.
www.kultur.gov.tr/TR/Yonlendir.aspx

Reklamlar

Öküzle ilgili atalar sözleri

Mayıs 29, 2007

Ögüz yekken xar qalmas

(Öküz koşan sıkıntı çekmez)

Ögüzüne gücü yetmegen ansşın töbeler (Öküzüne gücü yetmeyen (arabanın) okunu döver)

Soqur ögüz özü barır xasapga

(Kör öküz kendi gider kasaba)

www.kultur.gov.tr/TR/dosyagoster.aspx%3FDIL%3D1%26BELGEANAH%3D59947%26DOSYAISIM%3DAtaSozleri.pdf

Atasözlerini yaygınlaştırma oyunu

Mayıs 29, 2007

Milli ve Dini bayramlarının çocukların eğitim ve terbiyesinde rolü inkar edilmezdir. Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Yeni Yılın gelmesini simgeleyen Nevruz Bayramı v.s. başkaları çocukları toplumsallaştırır örf adetlerimizi inkişaf ettirmeye unutmamaya yönlendirir. Bu makalede, bu bayramlardan biri – Yaz Bayramı üzerinde duracağız.


ÇOCUK EĞİTİMİNDE BAYRAMLARIN ROLÜ

Dr. Eldeniz ABBASOV
Milli ve Dini bayramlarının çocukların eğitim ve terbiyesinde rolü inkar edilmezdir.
Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Yeni Yılın gelmesini simgeleyen Nevruz Bayramı
v.s. başkaları çocukları toplumsallaştırır örf adetlerimizi inkişaf ettirmeye unutmamaya
yönlendirir. Bu makalede, bu bayramlardan biri – Yaz Bayramı üzerinde duracağız.
Nevruz bayramı çok eskilere dayandığı için sinemasız, tiyatrosuz, radyo ve
televizyonsuz geçmiş, folklorsuz imkansız idi. Folklor kuru, meraksız dille değil, obrazlı
bir dille söylenilirdi. Burada yumor, gülüş, satira esas yer tutuyor. Halk ilginç tatlı dille bu
janrı daha da şirinleştiriyor. Bahar merasimleri birbirini tamamlayan maniler, oyunlar ve
çocuk tiyatrolarından başlar. Genellikle çocuk folklorü ve onun gelişiminde (inkişafında)
bayramların önemi büyüktür. (Çünkü çocuklar böyle bayramlarda toplanarak biri-birilerine
“düşün bul” adlı bulmacalar söylerler ki bu da onları doğa, hayvanlar, çevre, gök
cisimleri hakkında bilgiye sahip olmalarını sağlar. Eşyaların özellikleri, amaç ve
alakaları hakkında onların bilgisini artırır. Çocuklar bulmacalar vasıtasıyla “Ne
nerededir?”, “Şu neden düzeltilir?”, “Bu nerede kullanılır?” gibi sorulara cevaplar bulmak
için çabuk düşünmek, hesap yapmak, aniden cevaplamak becerilerine sahip olurlar ki, bu da
çocuk eğitimini geliştiriyor. Çocuklar yüzlerce ata sözleri ezberler ve durmadan
biri-birileri ile atışır, galip çıkmaya çalışırlar. Elbette, ata sözleri bir yaratıcılık mahsulüdür.
Doğru olanları açarlar. İnsanların sosyal varlığını, onların zekasını belirliyor. Mesela,
“Ağaçtan maşa olmaz”, “Oldu ile öldüye çare yoktur”, “Yanan yerden tüstü (duman) çıkar”, Yaz
fakirin hem atasıdır, hem anası”, “Delinin yüreği dilindedir, akıllının dili yüreğinde”,
“Suçsuz dost arayan dostsuz kalır”, “Öküzün taydır işin zaydır”, “İş adamın cevheridir”,
“Elden kalan, elli yıl kalır”, v.s. (çocuklar iki desteye (gurup) bölünerek bir biriyle atışır-
yarışırlar. “Kim çok atalar sözü söyler?” Hangi taraf susarsa, o biri taraf galip gelir. Bu
türlü hazırlıklar da şüphesiz öğrencilerin folklor bilgisinin artmasını sağlar. Bu türlü atalar
sözlerinin bazıları ekincilikle, tasarrufatla baglıdır, mesela, “Ah-vayla çıkan fakirin canı,
ölene kadar der allah kerimdir”, “Allah hakkı nahakka vermez”, bu atalar sözü çalışkanlığı
simgeler v.s. Bunların çocuk eğitimine ne kadar tesirli olduğu göz önündedir. Folklor
vasıtasıyla çocuklar biliğini, terbiyesini, hikmetini artırıyor. Bayramda en çok söylenen
folklor türünden biri de bulmacadır (tapmaca). “Tap Görek” adlı oyunda birbirine bulmaca
söyleyen çocuklardan kim daha tez cevap bulursa, hazır-cevap olduğunu, çok şeyler
bildiğini kanıtlar. Mesela; “Alçak damdan kar yağar” (elek), “Ben yürüdükçe o da yürür”
(gölge),
Bir şey vardır yemişdim,
Yemeseydim ölmüşdüm.
İndi olsa yemerem
Yemesemde ölmerem (Anne Sütü)

Kutu kutu içinde
Kutu sandık içinde
Babamın beyaz mendili
0 da onun içinde (kestane)
Tapmacanın (bulmaca) tez cevaplanması da beceri gerektirir. Halk mümkün oldukça
insanlara, meyveleri, gök cisimlerini ve onların bilinmeyen taraflarını bulmaca vasıtasıyla
söyler, insanları düşündürür, cevap bulmak için zorlar.
Narda var, nar da var,
Nardan şirin nerde var?
El tutmaz, bıçak kesmez
Ondan şirin nerde var? (Uyku)
Göründüğü gibi bulmacalarda anne sütü, kestane, uyku vs. düşündürücü bir dille
anlatılmıştır.Bunlar bedii tefekkürün güzel örnekleridir. Böylece bulmacalar aynı zamanda
çocukların eğitiminde büyük yer tutmaktadırlar.
Eski insanlar baharın gelmesini sabırsızlıkla beklemişlerdir. Baharda, otların,
çiçeklerin çıkması, ağaçların yapraklanması, meyve ağaçlarının çiçek açması insanlara
esrarengiz tesir bağışlamış, onlar bu görünen tabiat kanunlarında sırlı bir dünya olduğunu
zannetmişler. İnsanlar bu sırlı alemin düğümlerini açmaya, onun mahiyetini öğrenmeye,
ondan yararlanmaya çalışmış, buna gayret etmişlerdir.
Eskiden insanlar ruhun ölmezliğine inandıkları için yılın mevsimlerini de kendileri
canlı kabul etmiş, kışta ölen, mahv olan tabiatın (otların, çiçeklerin, tahılın v.b.) dirileceğine
inanmış, bunu beklemişler. Onlar tabiatın tarım ve hayvancılığa gösterdiği olumlu ve
olumsuz tesirlerini deneyerek tecrübe kazanmışlar.
Halk tabiatın uyanmasına mutluluk işareti gibi bakmış, onu iyinin kötü üzerinde
üstünlüğü olarak karşılamıştır. Buna göre de insanlara mutluluk getiren bahar halk
tarafından sevinçle karşılanmış, bu sevinç tüm halkın özlemle beklediği ve gelişini
sevinerek karşıladığı bir bayramın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Halk bu bayrama
Nevruz veya Bahar Bayramı adını vermiştir. Bahar bayramı Güneşin Koç burcuna dahil
olduğu zamana – yani Baharın ilk gününe – 21 Mart tarihine rastlamaktadır.
Bahar bayramı evrensel bayramdır ve baharın gelişini tüm dünya halkları kendi
kültürüne ve geleneklerine uygun şekilde karşılamışlardır. Baharın gelişini Avrupa halkları
da kendi geleneklerine uygun karşılarlar. Mesela, Rus halkı kışın kovulmasını çeşitli
danslar, oyunlar, maniler ve nümayişlerle uğurlar. Samandan kukla yapıp tabuta koyar,
sonra cenaze merasimi düzenlerler. Köyün kıyısına “Moran” (bozak-sazak, şabta
anlamındadır) Maslenitsa diye adlandırılan kuklayı yakar ve çevresinde oynarlar. Diğer
Slav halkları da kış bittiği zaman çeşitli merasimler düzenlerler. Mesela, ormandan yeni
yapraklanmış bir ağacı kesip getirir, onu ev ev gezdirirler. Kişilerden biri yeşil elbise giyer,
başına çiçekten taç koyar, elinde süslenmiş ağaç dalı gosterimin en önünde gider. Karşı
taraftan ise beyaz elbise geymiş, elinde kuru ağaç tutan bir kişi yola kar sepe sepe birinci gurubun karsısına çıkar. Her iki taraf birbirine hücum eder… sonunda yeşil elbiseliler (yani
bahar) beyaz elbiselileri (yani kışı) yenerler.
Umumiyetle, baharın gelmesi, kışın bitmesi merasimi İngiltere, İtalya, Fransa,
İspanya ve başka bir çok ülkede çeşitli şekilde, kendi geleneklerine özgü olarak
kutlanmaktadır. Bütün bu kutlamalarda ortak nokta baharın kışa galip gelmesi, kışı
yenmesini ve insanların bundan mutlu olduğunu göstermek olmuştur.
Nevruz bayramı kışın bitmesi ve baharın gelmesi ile baslar. 0 insanlara sevinç,
mutluluk duygusu aşılayan, onları yeni yıla, gelecek güzel günlere yüreklendiren ilginç bir
merasimdir. Kış insanların elini kolunu bağlar, onları işten güçten soğutur. Eski inanca
göre kışın tabiat, hayvanlar, kuşlar vs. yani her şey ölür veya ölüm bekleyir, baharda ise
dirilir. Çünkü bahar hayat, canlılık getirir. Baharda tabiat canlanır, güneş insanları, toprağı
ısıtır. İnsanlarda çalışmak, bir işi yapmak isterler… Belki de bu özellikleri Bahar
bayramının yayılmasını, bu kadar çok sevilmesini gerekli kılan esas unsurlardır.
Azerbaycan’da Nevruz bayramı çocuklar tarafından çok sevilen bayramdır. Halk
Nevruzu milli bayram gibi karşılar. Bayram şenlikleri en az üç gün devam eder Martın 20
– 21 – 22. ci günleri. Ancak bayrama hazırlık işleri daha önceleri bayrama en az 40 gün
kala başlamaktadır. Her şeyden önce köylerde bahçeler temizlenir, ağaçların kuru
budakları (dalları) kesilir yani ağaçlar esasen meyve fideleri dikilir, ağaçların dipleri
bellenir, her şey düzene sokulur. Bu işler okullarda çocuklar tarafından daha canlı
yürütülür. Okul yanı sahalar çocuklar tarafından temizlenir. Ağaçların budakları kesilir,
dalları kesilir, yeni ağaçlar ekilir, bir sözle yaz senlikleri için hazırlıklar yapılır.
Şehirlerde de gerekli hazırlıklar yapılır. Kısaca herkes yaklaşan bayrama hazır
olmak için evinde olan her şeyi yıkayıp temizlemeyi, evini süslemeyi kendine borç bilir.
Her aile imkanları ölçüsünde çocuklar, gençler ve yaşlılar için yeni elbise hazırlar.
Çünki halkın inancına göre bayramı nasıl karşılasan gelen bir yılın öyle geçer – yani
bayramı evin temiz, elbisen taze, güler yüzle karşılarsan bütün yıl mutlu olursun.
Bayrama en az 15 – 20 gün kala ayrı ayrı kaplara buğday dökülüp, üstüne her 2 -3
günde su sepip bayrama semeni hazırlarlar. Buğday kaplarda yeşerip tahminen 10-15
santim boy atar ve bayramda o semenileri bayram masasına, evin görünen yerlerine düzer,
dostlara hediye derler.
Nevruz bayramında Azerbeycanlılar çeşitli tatlı ve yağlı ekmek pişirirler, baklava,
katlama, feseli, kömbe, şorçöreği, külçe vs. Şüpesiz bütün bu nimetler geçen yılın
mahsulünden hazırlanır ve insanları gelen yılın bayramını daha güzel karşılamak için daha
iyi çalışmağa ruhlandırır. Ona göre de semeni bayram sofrasına konur ve şöyle maniler
okunur:
Semeni sahla meni,
Ilde gögerderem seni,
Semeniye saldım badam,
Koymurlar bir barmak tadam…

Semeni ay semeni
Sende gelen yaz olur
Menim könlüm saz olur
Semeni, sahla meni
Güyerderem men seni vs.
Semeniden tatlı ve çeşitli yemeklerde hazırlarlar. Nevruz bayramını eski
zamanlardan beri büyük sevinçle ve manilerle karşılamak Azarbeycan’da gelenek halini
almıştır.
Novruz – Novruz bahara,
Güler, güler bahara,
Bahçamızda gül olsun,
Gül olsun bülbül olsun,
Novruz gelir, yaz gelir
Negme gelir, saz gelir,
Bahçalarde gül olsun,
Gül olsun, bülbül olsun
Bahar bayramında halkın inançları ile ilgili olan adetlerden biri de sam (yani mum)
yakmak, tongal kalamak (yani büyük ateş yakmak) ve meşale yakmaktır. Bu zaman yaslı,
genç ve özellikle çocuklar tongalın (yani ateş yığının) üstünden atlarlar, “azarım bezarım
odda yansın ( yani bütün hastalıklarım ateşte yansın), “ağrılarımı yer gotürsün, metlebimi
allah versin (yani günahları yer götürsün, dileklerimi allah versin) derler.
Ateş şenliği genellikle yılın son Çarşamba gecesi yapılır. Bu gece bayram sofrası
açılır. Sofraya boyanmış yumurta, yeddi tür meyve, pencer (yani yeşillik) ve çesitli
pişmişler, yemekler (et, balık, pilav vs.) konur. Sofrada en az yedi çeşit şey olmalıdır, bu
bolluk alametidir. Bayram akşamı tüfek atılır, gök yüzüne meşaleler fırlatılır, büyük ateş
yakılır gençler çocuklar üstünden atlanır, üzerlik yakılır, dumanı çocuklara koklatılır ve
şöyle söylenir.
Üzerliksen havasan
Yaman derde davasan,
Baklama göz yedirenin
Gözlerini ovasan
Nevruz bayramının en ilginç ve unutulmaz dakikaları yılın son Çarşamba gecesi
başlar. Bu bayramın resmen başlaması demektir. Ecdatlarımız Baharın kış üzerindeki
üstünlüğüne, hayrın şere yani iyinin kötüye, Hürmüziin (yani iyilik Allahının) Ehrimene
(yani kötülük remzi şeytana) üstün gelmesi olarak bakmışlardır. Bu nedenle de kısın sonu
onun mağlubiyeti, baharın ise galip olarak dünyaya hakim olması büyük şenlikle
karşılanmıştır. Halk bu merasime “Donatma” (yani tan yerinin ağarması, güneşi görmek,
karşılamak) adı vermiş. Bu gece ile ilgili ilgine rivayetler, efsaneler yaratılmışdır.
Efsanelerden birinde deyilir ki, “…bu gece bir saatliyine ırmaklar durup istirahat eder,
ağaçlar dallarını yere eğer (topraktan güç alır), dallarını yeniden kaldırırlar. Uzun müddet birlikte hayat süren, lakin sonralar bir birinden küsen Mars ve Jüpiter yalnız bir gece
birleşir, kucaklaşıp öpüşür, sonra yene ayrılıp bir yıl hasretde kalarlar… Efsanede denilir ki,
her kim Marsla Jüpiter’in görüştüğü anı görse ulu Hürmüz onu bütün arzularına kavuşturur,
o dünyada en hoşbaht adam olur… “Bu yüzden o gece hiç kimse yatmaz, herkes sabahı,
güneşin çıkmasını (doğmasını), Mars’la Jüpiter’in görüşmesini görmek ister. Hiç kimse
yatmadığı için delikanlılar grup halinde gezer, etrafı seyir eder, oyunlarla vakit geçirerler.
Genç kızlar ise daha çok bir odaya toplaşarak kendileri için fal acar, bir birleri ile
şakalaşarak birlikte mani ohurlar :
Yük altdan zeli çıhdı
Zelinin dili çıhdı,
Kardeş boyuna kurban
Aldığın deli çıhdı,

Kar gelir külek gibi,
Kız gelir ipek gibi
Oğlanlar daldan bağır,
Gudurmuş köpek gibi
Yük üstünde bir de ben,
Ecep tüstüm derde ben
Açılmamış gönçeyem
Nece yatım yerde ben v.s.
Eskilerde son Çarşamba gecesi “kulak falı” da açarlardı. Yani her kes kalbinde bir
niyet tutup başka evlere gider, kapıyı bacayı dinleyip ilk işittiyi sözle kendi bahtını,
gelecek akıbetini tahmin etmeye çalışırlardı. Bu yüzden o gece her kes evinde yalnız hoş
sözler konuşmağa calışar, dedi – kodu, küfr etmezlerdi. Çarsamba aksamı çocuklar
kapılara torba bırakırlar. Ev sahibi ise torbaya boyanmış yumurta, tatlı, fındık, ceviz, alma
vs. koyarlar.
Donatma merasiminde özellikle geceler iştirak ederler. Onlarda yerinin ağarmasını
(sabahın beyaz çağını) ahar su, deniz veya çay (ırmak) sahilinde karsılaşmağa çalışırlar.
(Çoğu zaman geceleri suda yıkanarak “ağırlığım – uğurluğum dağlara, taşlara” demekle
ümit etmişler ki, Hürmüzün Ehrimene gelip gelmesi, kışın mağlup olması, baharın
tantanası anında insan bedeninde gizlenen fenalık devleri mahv olacak, aynı zamanda
kalplerinde tuttukları niyetlerine ulaşacaklardır.
Yukarıda dediğimiz gibi, son Çarşamba gecesi ilk bayram sofrası açılır ve bayram
bitene kadar açık kalır. Sofraya her çeşit nimetler düzülür, akrabalar, komşular, dostlar bir
birini tebrik eder, saz, davul, zurna, balaban vs. müzik aletlerinde çalar, şöyle mani
okurlardı:
Honcaya koydum balığı,
Ta bezeyim ortalığı
Gerdene Sal çalmalığı

Çünki gelipdir firuz
Hoş geçeçektir Novruz
Tahçaya koydum çırağı
Rovşen eylesin bucağı
Isıklandırsın otağı
Çünki geliptir firuz
Hoş geçecektir Novruz
Mart aymm 21′ de (bazı yıllar bayram Martin 20’ne rastlar) son Çarşamba günü
başlayan bayram şenlikleride coşku ile kutlanır ve devam eder. Çocuklar yumurta
dövüştürür, şenlenir, büyüklerin hediyelerini kabul ederler. Büyüklerde birbirlerinin
bayramını kutlar, sonra kabristan ziyaret eder, ölenlerin ruhuna dua okunur, daha sonra ise
son bir yıl içerisinde ölenlerin yas yerine giderler, buna “kara bayram” derler. Yani keçen
yılda kim ölmüşse bu bayram onun için “kara bayram” dır. Bu tür yapılması gereken
gezilerden sonra bayram kutlamaları devam eder. Akrabalar, komşular, dostlar birbirlerinin
bayramını tebrik eder, evlere misafir giderler. Ancak bayram gezintisinde ziyaret etdiyin
evde mutlaka birkaç dakika da olsa oturmalı, sofradaki nimetlerden tatmalısan. Bayram
günlerinde bütün küsülüler barışıp öpüşerler. Kin -nefret unutular. Eski inanca göre küsülü
kişilerden kim küsülü olduğu şahsı önce kutlarsa onun günahları bağışlanır, diğeri suçlu
kalır. Buna göre de küsülü olan her kes bayram günü daha önce barışmağa çaba gösterir.
Bayram şenlikleri en az 119 gün devam eder. Bu günlerde gençler tarafından çeşitli
törenler yapılar. Mesela, gelin ve kızlar “haşışta”, “Kiy Kılınç”, “Benövşe” vs. oyunları
oynarlar. Oğlanlar ise ” kos – kosa”, “Hıdır İlyas” veya “Hıdır Nebi” gibi oyunlar
göstererler. Bu tiyatro temaşaları ve oyunlara çocuklar bayrama 10-15 gün kala hazırlanır,
metinleri ezberlerler. Sabahlara kadar ikiye bölünmüş grup destan anlatır, daha iyi anlata
grup ödüllendirilir. Destanlar genellikle okulda öğrendikleri ve ilave okudukları
kitaplardan seçilir ki bu da çocukların eğitiminin inkişafına büyük etki etmektedir.
“Benövşe” veya “Kiy Kılınc” oyunu kız çocukları tarafından su şekilde oynanır. Tahminen
on iki kız ikiye ayrılıp birbirinin elinden sıkı tutar. Her destenin bir başsıcı olur. Başçı her
kişiye gizli bir takma ad olarak kuş veya gül adı koyar. Bu adı karsıdakilerin bilmemesi
gerekir. Başçı kuş veya gül adi dedikte o takma adı taşıyan kaçarak karşı sıradakilerin
arasından geçmek ister. Karşı sıradakiler bir-birinin elini böylece sıkı tutarlar ki, onların
ellerini ayırıp geçen olmasın. Eğer diğer taraftan gelen bu taraftakilerin ellerini aralayıp
geçemezse kendi de hemen sırada kalır.
Basçı oyuna şöyle başlar :
I sıra – kıy kılınc ! kıy kılınc !
II sıra – kıyma kılınc !
I sıra -ok attım !
II sıra -Uğru tutdum !
I sıra -Benövşe !
II sıra -Bende düşe !
I sıra -sizden bize kim düşe? Adı güzel, kendi güzel………. hanım düşe !
Adı söylenen kız karşı sıraya geçer ve oyun böylece devam eder.

“Kos-kosa” oyununda gene oğlanlar bir kişiyi kosa (yüzü tüysüz kişilere kosa
denilir) gibi süsleyip muhtelif müzik aletlerinide çala çala evlere gezdirirler. Kosanın
yardımcısı da olur. Onların her ikisi komik elbise (esasen yamaklı keçe) giyer, güldürücü
oyunlar icra eder, maniler okur, hediye toplarlar. Önce kosanın yardımcısı söze başlar :
A kosa-kosa gelsene
Gelip selam versene
Sonra yüzünü temaşacılara tutup :
Boskabı doldursana
Kosanı yola salsana der.
Böylece ev-ev dolaşar ve pay yığarlar :
Hanım ayağa dursana
Yük dibine varsana,
Boşkabı doldursana
Kosanı yola salsana.
Lakin hiç kimse kosaya pay vermez, kosa küsüp kenarda durar. Tamaşacılar okurlar
Ay uyruğu-uyruğu,
Eritmişem guyruğu
Sakkali it kuyruğu
Bığları yovşan kosa.
Kosanın yardımcısı veziyeti gergin görüp kosanı gizlemeye çalışar ve tamaşacıları
sakin etmek için deyer :
Kosam benin kanlıdı,
Kolları mercanlıdı,
Kosama el vurmayın,
Kosam iki canlıdı.
Bundan sonra oyuna süslü elbise giydirilmiş keçi de katılır ve oyun çok ilginç ve
gülmeli şekilde devam eder. Nihayet kosa ile keçi dalaşır ve keçi kosayı öldürür Kosanın
yardımcısı:
Arşın uzun, bez kısa,
Kefensiz öldü kosa,
diye ağlar. Onun ağlamağı kahkahalara neden olur. Oyun biter. Böylece, halk Nevruz
bayramı günlerini manalı, şan ve mutlu şekilde karşılayıp yollamağa çalışar.

Anahtar kelimeler :
Çocuk, terbiye, bayram, çocukların gelişmesi, ilkbahar, maniler
Özet :
Çocuklar ve okul öğrencilerinin öylece de büyümekte olan
gençlerin inkişafında Milli Bayramların rolü büyüktür. Bu bayramların birkaçının adını
çekmek maksada uygundur. Bu makalemizde ilkbaharın simgesi olan Nevruz Bayramı
kaleme alınmıştır. Genellikle Nevruz senlikleri üç gün devam eder. Bu günlerde çocuklar
ve gençler tarafından çeşitli törenler yapılır ve oyunlar sergilenir. Bayram günlerinde bütün
küsülüler barışır kin-kiduret unutulur. Okul çocukları okul bahçesinde temizlik işleri yapar
ve küçük tiyatrolar hazırlarlar. Örneğin “Kosa-kosa”, “kiy kılınc”, “Hıdır İlyas”. “Halay”
v.s.
Resume:
This article is based on the celebration of the national holidays in Azerbaycan. One
of these holidays is “Nevruz”. Generally “Nevruz” is the symbol of coming Spring not only
in Azerbaycan but most of the countries of the world. But in Azerbaycan, people celebrate
this holiday traditionally. Here the children, students as well as the little children prepare
for this celebration with great pleasure. They learn more proverbs, riddles, stories, dances,
songs in order to take an active part in the celebration of “Nevruz”. Such preparatiopns
improve the knowledge of the children.
KAYNAKÇA
1. Azerbaycan Folkloru Antologisi, Bakü, 1968
2. Halkımızın deyimleri ve duyumları., Bakü, 1986
3. Veliyev,Vagif. Azerbaycan Folklorü, Bakü, 1985
4. Babayev, İ., Efendiyev, P., Azerbaycan Şifahi Halk Edebiyatı, Bakü, 1970

 :www.ozgurpencere.com/modules.php
 

Atalar Sözü

Mayıs 29, 2007
Balıkesir’den Derlenen Atasözleri Üzerine Bir Değerlendirme
I. Balıkesir Kültür Araştırmaları Sempozyumu,
31 Mayıs-02 Haziran 1998, Balıkesir Üniversitesi, BALIKESİR

Divanü Lugat-it Türk’te “sav”, daha sonraki kaynaklarda ise “atalar sözü”, “atasözü”, “mesel”, “darb-ı mesel” (çokluk: “dürub-ı emsal”) kavramlarında ifadesini bulan ve atalarımızın tecrübelerini gayet açık ve güzel ifadelerle günümüze taşıyan atasözlerimizin her biri birer hazine kıymetindedir. Bunlardan bazıları il ve bölge sınırlarını aşmış, millî bir değer hâline gelmiştir. Türk dilinin ilk yazılı kaynaklarıyla beraber örneklerine rastladığımız atasözleri, Türk kültürünün tarihî ve coğrafî açıdan yaygınlığına rağmen büyük ölçüde benzerlikler göstermektedir. Türk şivelerinde “takmak”, “takpak”, “nakıl”, “makal”, “comak”, “söspek”, “ülgercomak”[1] gibi değişik terimlerle karşılanan atasözlerimiz arasındaki ortaklık, küçük bir mukayese neticesinde bile hemen ortaya çıkabilir. Bazen son derece mahallî olarak düşündüğümüz atasözünün bir benzerini, uzak bir şivede bulmak şaşırtıcı ve heyecan verici olmaktadır. Hem bilgi ve tecrübenin, hem de dilin en yoğun şeklini bize sunan atasözleri hazinemizin mahallî derlemelerle zenginleşeceği muhakkaktır. Bu atasözlerinin her şeyi aynı olsa bile, yayılma alanını göstermesi bakımından derlenip yayımlanmasında fayda vardır. Türk dilinin en zengin verimleri olan atasözleri, yaşanmış veya yaşanmakta olan kültürün göstergesi olarak da bir değer taşımaktadır. Bu bakımdan atasözleri, Türk kültür tarihine ışık tutacak malzemeyi de bünyesinde barındırmaktadır. Bu itibarla biz de mahallî olarak Balıkesir ve çevresinde derlenmiş atasözleri üzerinde mukayeseli bir araştırma yapmayı maksada uygun gördük.

Öncelikle Balıkesir’den derlenmiş ve yayımlanmış atasözleri hakkında biraz bilgi vermek istiyoruz. Bu hususta H. İ., Sabur Şahin ve İsmail Hakkı Akay gibi bir kaç araştırmacının adları hemen öne çıkmaktadır. H. İ. kısaltmasının Hasan Basri Çantay olduğunu sanıyoruz. İsmail Hakkı Akay ise soyadı kanunundan önce Kadızade İsmail Hakkı adını kullanmıştır. Bu derlemeciler, atasözlerini önce Gençleryolu[2] ve Kaynak[3] gibi dergilerde seri yazılar olarak yayımlamışlardır. Sabur Şahin, bu yazılarında yer alan atasözlerini kitapçık haline de getirmiş[4], İ. Hakkı Akay ise Balıkesir Halkıyatı adlı eserinde atasözlerine de yer vermiştir[5]. Akay’ın bu yazı serisinin bir kısmı da mahallî gazetelerin sayfalarındadır[6]. Hasan Basri Çantay’ın “sav”ları ise dergi sayfalarında kalmıştır. Kemal Özer’in  Tarihte Balıkesir adlı eserinde de bir kısmı deyim, alkış ve kargış olmak üzere 220 söz yer almaktadır[7]. Türk Dil Kurumu’nun derlemelerine dayanan iki ciltlik Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler adlı eserde ise Balıkesir ile Manyas ve Bigadiç ilçelerinden derlenmiş 95 söz yer almıştır[8]. Ayrıca Balıkesirli bir divan şairi olan Zâtî’nin eserlerinde geçen atasözleri de iki makalede söz konusu edilmiştir[9]. Türk Folklor Araştırmaları dergisindeki bir yazıda da Balıkesir’den dört bilmeceyle birlikte üç atasözü yer almaktadır[10]. Ayrıca gazete sayfalarında kalmış bir kaç yazı daha Balıkesir’den derlenmiş atasözlerine yer vermektedir[11]. Bunların dışında bazı genel karakterli eserlerde ve tezlerde de atasözlerinin yer aldığını bilmekteyiz. Kısaca tanıttığımız ve önemini hiç de küçümseyemeyeceğimiz bu kaynaklarda atasözlerinin arasında deyim, alkış ve kargışların da yer aldığı dikkati çekmektedir. Ama yine de önemli sayıdaki atasözü, zamanında derlenmiş ve yayımlanma şansı bulmuştur. Burada elbette ki Balıkesir’de canlı bir geleneğe sahip olan basın hayatının ve özellikle de Halkevi faaliyetlerinin fonksiyonu övgüye değerdir.

Biz bu bildirimizde gerek yukarıda tanıttığımız kaynaklarda, gerekse kendi derlemelerimizde tespit ettiğimiz binin üzerinde atasözünü, tarihî kaynaklardakilerle ve bugün yaygın olarak kullanmakta olduğumuz diğer atasözleriyle konu, fonksiyon, ifade ve biçim açılarından mukayese etmeye çalışacağız. Zaman zaman Türk şivelerinden örneklerle de mukayeseyi zenginleştirmeye çalışacağız.

Atasözlerini tasnif edenler, ya sadece konuyu esas almışlar ya da konu ile fonksiyonları birbirinden ayırt etme ihtiyacı duymamışlardır. Mesela Ömer Asım Aksoy, atasözlerini “kavram özellikleri” bakımından yedi grupta değerlendirmiştir: “1. Sosyal olayların nasıl olageldiklerini -uzun bir gözlem ve deneme sonucu olarak- yansızca bildiren atasözleri vardır. 2) Doğa olaylarının nasıl olageldiklerini -uzun bir gözlem sonucu olarak- belirten atasözleri vardır. 3) Toplumsal olayların nasıl olageldiklerini uzun bir gözlem ve deneme sonucu olarak bildirirken bundan ders almamızı (açıkça söylemeyip dolayısıyla) hatırlatan atasözleri vardır. 4) Denemelere ya da mantığa dayanarak doğrudan doğruya ahlâk dersi ve öğüt veren atasözleri vardır. 5) Birtakım gerçekler, felsefeler, bilgece düşünceler bildirerek (dolayısıyla) yol gösteren atasözleri vardır. 6) Töre ve gelenek bildiren atasözleri vardır. 7) Kimi inanışları bildiren atasözleri vardır.”[12]. Aksoy’un bu tasnifinde konu ile fonksiyonun birlikte ele alındığı görülmektedir. Pertev Naili Boratav ise atasözlerini tasnif ederken farklı bir yol izlenmiştir: “1) Asıl Atasözleri, a) Bir yargıyı, ya da bir gözlemi kapsayan atasözleri, b) Fıkra edası taşıyan atasözleri, 2) Atalarsözü değerinde deyimler”[13]. Boratav’ın bu tasnifinde ise ifade tarzının ağırlık kazandığı görülmektedir.

Bazı araştırmacılar da atasözlerini ele aldıkları konu itibariyle tasnif etmişler, hatta eserlerine aldıkları atasözlerini bu tasniflere bağlı kalarak sıralamışlardır. Hilmi Soykut’un ve Selim Kurnaz’ın çalışmaları tamamıyla bu şekildedir ve oldukça ayrıntıya inilmiştir[14]. Aydın Oy ise belirli bir tasnif yapmamış, ancak “Atasözlerimizde Ulusal Değerlerimiz”, “Türklük Konusunda Atasözleri”, “Atasözlerimizde Sosyal Yaşantı ve Sosyal Değerler”, “Atasözlerimizde Din”, “Atasözlerimizde Tasavvuf İzleri”, “Sağlık ve Ölüm Konusunda Atasözleri”, “Ekonomi Üzerine Atasözleri”, “Atasözlerimizde Doğa (Tabiat) ve Evren (Kâinat)”, “Hayvanlarla İlgili Atasözleri”, “Atasözlerimizde At”, “Atasözlerimizde Tarım ve Hayvancılık”, “İklim ve Halk Takvimi Üzerine Atasözleri” gibi başlıklarda hep konuyu esas almıştır[15]. Türker Acaroğlu ise konuya bağlı kalarak şu tasnifi yapmıştır: “A) Meslek ve Sanat Düsturları: 1. Zaman, 2. Çiftçilik, 3. Bağcılık-Bahçecilik, 4. Çobanlık, 5. Avcılık, 6. Değirmencilik, 7. Kasaplık, 8. Nalbantlık, 9. Tabaklık (Debbağlık), 10. Tellallık (Tellaliye), 11. Ve Ötekiler. B) Günlük Yaşam Kuralları: 1. Kişisel Yaşam Kuralları, 2. Aile Yaşamı Kuralları, 3. Toplumsal Yaşam Kuralları C) Din ve Dünya İşleri: 1. Allah (Tanrı), Peygamber, Evliya, İmam,  2. Padişah (Sultan), Kadı (Hâkim), Bey (Efendi)”[16]. Şükrü Elçin de örnek verdiği bazı atasözlerini belirli konulara paylaştırmıştır: “I. İnsan ve Değerler: A. Yüceltilen Değerler: a) Dostluk, b) iyilik, c) Sabır, d) Sebat, azim, e) Bağışlama, f) Fedakârlık, g) Aşk, sevgi, h) temkin, ihtiyat, ı) Diğergâmlık, i) Hayata bağlılık; B. Yerilen Kusurlar: a) Cimrilik,  b) Yalancılık, c) Suçu yüklenmeyiş, d) Tenkide tahammülsüzlük, e) İhtiyatsızlık, f) Öfke, g) Nankörlük;  C. İnsan Karakteri ve Kişilik II. İnsan-Cemiyet: a) Sosyal işbirliği, dayanışma, b) Sosyal hiciv, c) Mevkie rağbet, d) Yöneticilik, e) Kanun fikri, f) Mülkiyet, g) Ekonomi, h) Eğitim, ı) İş ve zamanın değerlendirilmesi, j) Düşmana karşı uyanık olma; III. Bilgi ve Hakikat  IV. Dünya Görüşü A) a) Kader fikri, b) Nasip, c) Tanrı B) Determinisme (sebep-netice minâsebetleri), C) Değerlendirmenin Değişmesi.”[17] Ayrıca makale seviyesinde olsa da bir tema üzerinde yoğunlaşmış atasözlerinin incelenmesine dayanan çalışmalar da yapılmıştır[18].

Atasözleri ile ilgili tasnif denemelerinde biri de yayılma alanıyla ilgili olmuştur. Ömer Asım Aksoy ile Şükrü Elçin’in tasnifleri bu konuda en derli toplu olanlardır: Ömer Asım Aksoy, atasözlerinin yayılma alanları itibariyle dörde ayırmıştır: “a) Yurdun her yerinde kullanılanlar; b) Sadece bir bölgede bulunanlar; c) Türkiye dışındaki Türk lehçelerinde yaşayanlar; ç) Eski zamanlarda kullanılmış iken bugün bırakılmış olanlar”[19]. Şükrü Elçin’in tasnifinde ise ilk ve son maddeler yer almamakta, ek olarak “tercüme atalar sözü” maddesi konulmaktadır. “a) Bütün Türk dünyasında kullanılanlar, b) Türkiye gibi bir bölgeye has olanlar, c) Tercüme atalar sözü[20]. Balıkesir’de derlenen atasözlerini de benzer şekillerde tasnif etmek mümkündür. Ancak biz burada yeni bir tasnif denemesine girmeyeceğiz, Balıkesir atasözlerini başta konu olmak üzere mukayeseli olarak değerlendirmeye çalışacağız:

Konu:

Atasözleri sosyal olaylar, din, tasavvuf, sağlık, ölüm, ekonomi, tabiat, hayvanlar, tarım ve hayvancılık kültürü, iklim ve halk takvimi gibi pek çok konuyu ele almaktadırlar. Bazen, özellikle iki yargılı ve iki cümleli atasözlerinde olduğu gibi bir atasözünde iki ayrı konu da yer alabilmektedir. Ayrıca atasözleri daha ziyade somutlama yoluyla oluştukları için zahiri anlamları yanında genel anlamlar da taşımakta ve bir somut olaydan hareketle soyut ve genel bir fikri bütün boyutlarıyla ele alabilmektedir. Belki de bu yüzden olacak konu tasniflerine girişenlerin tasnifleri arasındaki benzerlikler oldukça sınırlı kalmış, birisinin belirli bir başlık altında ele aldığı atasözü bir başka araştırmacıda farklı başlık altında değerlendirilmiştir.

Konuyla ilgili değerlendirmelere girmeden önce atasözlerinin değerini ifade eden bir kaç atasözü üzerinde durmayı gerekli görüyoruz. İnsanların alışkanlık haline getirdiği kalıp davranışları gibi, dilin de kalıp halinde nesilden nesle taşıdığı bu sözler, bazen mutlaka uyulması gereken sosyal ve ahlâkî bir kural, bazen yansızca aktarılmış bir tecrübe, bazen de bir gelenek veya inanışı formüle eden ifadeler olarak dikkati çekmektedir. Atasözlerinin örf veya yasa gibi bir yaptırımı yoktur, ancak bir sezdirme ve telkin metodu vardır. Balıkesir’de derlenen bir atasözünde Atalar sözünü tutmayan hatalar (hata eder)” denmektedir. Bu şekliyle orijinal olan sözün, Kitab-ı Atalar’da Atalar sözü Kur’an’a girmez, yanınca yelişür” gibi tarihî şekli ile Atalar sözünü tutmayanı yabana atarlar” (ÖAA) tarzında bütün yurt sathında bilinen genel şekli de vardır.

Bazı sosyal olaylar, mecaz, istiare ve mecaz-ı mürsel gibi edebî sanatlar marifetiyle özelden genele, somuttan soyuta giden bir çizgide özetleniverirler. Türk atasözlerinin soyut fikirleri ve kavramları daha ziyade somut olaylarla anlatma gibi bir yapısı vardır. Bu, gerek günlük dilde, gerekse atasözü, deyim, alkış ve kargış gibi kalıp sözlerde çok rastladığımız bir durumdur. Bu tip sözlerden mutlak doğruluk ve genel ahlâka uygunluk da beklenmemelidir. Bunlar, sadece bir sosyal gerçeğin ifadesi ve yeni kuşak insanların ikazı anlamını taşımaktadır. Mesela “Çocukla fak kurma, ya fakın kaybolur, ya kuşun…” veya “Dişi hayvan koşan rençberin binası önünde durma” gibi.

Balıkesir’den derlenen atasözlerinin önemli bir kısmı, doğa olaylarının nasıl meydana geldiklerini uzun bir gözlem sonucunda belirten atasözleridir. Aşağıda verdiğimiz örnekler Balıkesir ve civarında iklim ve takvim değerlendirmelerini öne çıkarmaktadır: “Erbainin onu, hamsinin sonu”, “Kışın yaba al, yazın soba al”, “Kork abrulun beşinden, koca öküzü ayırır eşinden”, “Kuzu gördüm, yazı gördüm; ot tepesi gördüm, kışı gördüm”, “Lodos kara kar gibi, insana kor gibi dokunur”, “Mart ayı dert ayı”, “Mart içeri çingene dışarı”, “Mart içeri pireler dışarı”, “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır”, “Mart martladı, tavuk yumurtladı”, “Martta yağmasın, nisanda dinmesin”, “Nisanda yağan altın araba”, “Samanın varsa marta koy, yoksa koca öküzün derisini arta koy”, “Şubatın arpası, martın sıpası”, “Yüz yirmide ovada, yüz otuzda yuvada”, “Zemheride yoğurt isteyen cebinde inek taşır”, “Zemherinin kışından, zamanın puştundan sakın”.

Bunlardan önemli bir kısmı genel olarak tüm Türkiye’de bilinmekte ve söylenmektedir. Ama mesela “Yüz yirmide ovada, yüz otuzda yuvada” atasözü, kaynaklarda yer almamakta ve bu yapısıyla mahallîlik özelliği göstermektedir. “Yüz yirmi” sözüyle kast edilen halk takvimine göre kışın başlangıcı sayılan ve Kasım adı verilen, bugünkü takvimle de 8 kasımdan itibaren sayılan 120 gündür. Bu 120 gün sonunda martın ilk haftasına, yani leyleklerin ovaya geldiği günlere gelinir. 130. günde ise leylekler yuvalarına girer, yani bahar gelmiş olur. İşte bu atasözünde anlamını bulan değerlendirme, yurdumuzun başka yörelerindeki atasözlerinde değişik şekillerde ifade edilmektedir. Mesela “Kasım yüz, gerisi düz” veya “Kasım yüz elli, yaz belli” gibi.

Yine diğer kaynaklarda rastlamadığımız bir atasözü de şöyledir: “Samanın varsa marta koy, yoksa koca öküzün derisini ârta koy”. Buradaki “ârtmak” fiili, bir yüksekçe yere sarkıtarak asmak anlamını taşımaktadır. Pek çok yörede rastladığımız martla ilgili atasözlerini tekrar örneklemek istemiyoruz. Ancak yılların tecrübesinin en çok yoğunlaştığı alanlardan biri olan iklim ve tabiî ki ziraatçı ve hayvancı toplulukları çok derinden etkileyen iklime dayalı takvim anlayışı, bu atasözlerini adeta birer sözlü bilgi ve belge haline getirmiştir. Modern insanın takvim anlayışı değiştikçe bu atasözleri de zamanla kültürel mirasın malı olacaktır. Ama her şaşırtıcı iklim olayında, bu atasözlerinin tekrar ağızlarda dolaşması da ilgi çekicidir.

Zaman içinde oluşmuş bazı töre, adet ve geleneklerin de atasözleri yoluyla kuşaktan kuşağa aktarıldığı dikkati çekmektedir. Balıkesir’den derlenen bir atasözümüz “Düğün arpasıyla at beslenmez” (BHI) demektedir. Aynısı Giresun’un Bulancak (BAAD I) ilçesinden de derlenmiş olan bu sözün çok çeşitli varyantları vardır: “Düğün aşıyla dost gönüllenmez” (BAADI), “Düğün aşıyla tazı tavlanmaz” (BAADI), “Düğün ekmeğiyle it tavlanmaz” (BAAD I), “Düğün pilavından köpeğin karnı doymaz” (BAAD I), “Düğün aşıyla dost ağırlanmaz” (ÖAA), “Düğün pilavı ile köpeğin karnı doymaz” (TAD) vb. Bu sözün deyimleşmiş şekilleri de var: “Düğün aşıyla dost kazanmak” ve “Düğün pilavı ile dost gönüllemek” (TAD) gibi. Aynı gelenek çeşitli atasözleriyle de olsa hemen hemen tüm yurtta varlığını ortaya koymaktadır. Bu tavrın bir Türkmen atasözünde ise “Toya barsañ doyup bar, torka donuñ geyip bar” şeklinde ifade bulduğunu görmekteyiz.

İnsan-toplum ilişkisi içinde bazı durumlar da atasözlerinin sıkça ele aldığı konular arasındadır. Fakirlik, öksüzlük gibi. Öksüzlükle ilgili olarak da Türkçede çok fazla atasözü vardır. Ama bunlara bir de Balıkesir’den ekleme yapmalıyız. “Öksüz ölmez örselenir” (BAAD I).

Bazı atasözlerinde ise doğrudan Balıkesir’in adı geçmektedir: “Balıkesir abası, kâh oğlu giyer, kâh babası” (AS, TAD) gibi.

Üslûp ve İfade:

Biçim olarak atasözleriyle ilgili olarak üzerinde durulan noktalardan biri, atasözlerinin “kalıplaşmış”, “donmuş”, “kelimeleri ve söz dizimi değiştirilemez” özellikte olmalarıdır. Hemen bütün kaynaklar, atasözlerinin bu özelliğini vurgulamışlardır. Ne var ki bir kısım atasözlerinin çeşitli tarih ve coğrafyalarda farklı şekilde tespit edilmiş olduğunu görmekteyiz. Mesela Balıkesir’de derlenmiş olan bir atasözümüz “Çükündürüğün sıkından seyreği iyidir” (BAAD II) şeklindedir. “Çükündürük” kelimesinin mahalli ağızlarda “lahana”, “havuç”, şalgam” gibi manalarının yanı sıra Balıkesir’de “pancar” manasına geldiğini hemen belirtelim. Bu atasözü DLT’de “Konak başı sedhreki yig” (Darı başının seyreği iyidir) (DLT I, 384) şeklindedir. Durub-ı Emsal-i Osmaniye’de ise “Turpun sıkından seyreği iyidir” şeklinde geçmektedir[21]. DLT’de geçen ve bir darı çeşidi anlamına gelen “konak” kelimesinin Durub-ı Emsal-i Osmaniye’de turp kelimesiyle yer değiştirdiğini ve böylece kelimenin anlam değiştirmesiyle birlikte dilden düşen bir kelimenin yerini yeni yaşama tarzının bir kelimesinin aldığını tespit etmekteyiz. Kelime Balıkesir ağzında ise “çükündürük” şeklinde değişmesine rağmen atasözünün genel anlamı korunmuştur.

Bir başka atasözünü daha örneklemek istiyorum. Balıkesir’de “Ay gördüm yıldıza müdanem yok” (AS) atasözü, Oğuz-name’de “Ay var iken yıldıza ne minnet?” ve diğer kaynaklarda “Ay görmüşün yıldıza minneti (itibarı) yok” (TBTA, ÖAA) ya da “Ay gördüm yıldıza tanım yok” (TAD) şeklinde yer almaktadır. Buradaki değişiklik “minnet” veya “itibar” yerine “müdane” kelimesinin kullanılmasıdır. Balıkesir’de “müdane” kelimesi “minnet, itibar” anlamlarında kullanılmaktadır ve bu atasözüne de bu şekilde girmiştir.

Bu tür kelime değişiklikleri çoğu zaman Türk şiveleri arasında söz konusu olmaktadır. Mesela Kerkük ve Ilgın/Konya’yla birlikte Balıkesir’de “İki kılınç bir kına sığmaz” (BH I) şeklinde derlenen söz, DLT’de “Koş kılıç kınka sıgmas” (DLT I, 359), Durub-ı Emsal-i Osmaniye’de “İki kılıç kına girmez” (TAD) şeklindeyken Türkmen Türkçesi’nde “İki pıçak bir gına sığmaz” (Kürenov)  şeklindedir.

Bu mesele üzerinde duran araştırmacılardan Aydın Oy, kelime değişikliklerini altı başlık altında değerlendirmiştir: “a) Dilin gelişimine bağlı kelime değişikliği, b) Görgüye bağlı kelime değişikliği, c) Din ve töre ile ilgili değişiklikler, d) Giyim kuşama bağlı kelime değişiklikler, e) Uygarlığa bağlı kelime değişikliği, f) Ağız özelliklerine bağlı kelime değişiklikleri”[22].

Aynı konuya değinen Saim Sakaoğlu ise bu maddeleri sayı bakımından azaltarak; “a) İlk örneklerden günümüze kadar görülen değişiklikler, b) Türk şiveleri arasında görülen değişiklikler, c) Anadolu ağızlarında görülen değişiklikler” şeklinde sıralamış ve bu değişmelerin “a) Yeni girilen din ve kültür muhitlerinin tesiri, b) Yaşama tarzının değişmesi, c) Dilde görülen tabiî değişme, ç) Sanatkârâne söyleyişe müracaat etme”  gibi sebeplerle izah edilebileceğini ifade etmiştir[23].

Bazı atasözlerinde ise söz dizimi farklılıkları görülmektedir. Mesela gerek tarihî kaynaklarda, gerekse atasözleri sözlüklerinde “Delikli taş (boncuk) yerde kalmaz” (Oğuzname, Kitab-ı Atalar, TAD) veya bir cümle daha eklenerek “Delikli taş yerde kalmaz, (deli) kız kısmı evde kalmaz” (ÖAA, TBTA) şeklinde söylenen atasözü, Balıkesir’de hem tek cümlelik haliyle hem de farklı bir ifade tarzıyla derlenmiştir: “Bey almaz, paşa almaz, delikli taş yerde kalmaz” (AS). Burada bir söz dizimi değişikliği söz konusudur.

Atasözlerinin bir başka ifade özelliği, bir kısmının olumlu veya olumsuz geniş zamanla veya bildirme kipiyle genel bir hüküm ya da emir veya gereklilik kipiyle mutlaka uyulması gereken bir kural bildirirken bir kısmının fıkramsı ve hikâye etmeye dayalı olmasıdır. Bütün Türk atasözlerinde olduğu gibi Balıkesir’den derlenmiş atasözlerinde de bu yapıyı gösteren örnekler vardır. Olumsuz geniş zaman: “Pis boğazla boş boğaz, belalardan kurtulmaz”. Olumlu geniş zaman: “Analının bir anası, anasızın bin anası olur” (Hİ), “Dağ çökünce çam devrilir”. Emir kipi: “İl oğluna dayanma, akar suya güvenme” (BH I). Tahkiyevî veya fıkramsı eda taşıyanlar: “Terziye göç demişler de iğnem başımda demiş” (BH I); “Arkasız olanın ayağına vurmuşlar: Vay arkam demiş. Karnına vurmuşlar: Gene vay arkam demiş” (Hİ). Bazı atasözleri de eksiltili bir sentaksla söylenmişlerdir. Mesela “Bahçene erik, evine yörük” sözünde cümlenin fiili eksiktir ve “koyma” yüklemiyle tamamlanması mümkün görünmektedir. Ancak atasözlerinin ifadesindeki yoğunluk o derecededir ki yüklemdeki söz söylenmese de bilinebilir olduğu için gereksiz görülmüş ve atılmıştır. Ancak atasözlerinin genel karakteri ve cümlenin gelişi, herkes tarafından tamamının anlaşılmasını temin edicidir. Bazen uzun yıllar kullanılmayan ve gündemden düşmeye başlayan atasözlerinin anlaşılması, bu eksiltili cümleler yüzünde zorlaşmaktadır. Özellikle sıralı cümle özelliği gösteren bazı atasözlerinde eksilti tek yükleme bağlanan yan cümleciklerdedir. Mesela; “Dağlı göğsünden, ovalı dizinden, şehirli gözünden ısınır” (BH I) atasözü, üç cümleciği tek “ısınır” fiiliyle ifade etmektedir. Bazı durumlarda ise her cümlecik, bağımsız bir yapı arz eder ve böyle hallerde cümlecikleri anlam ilişkisi ve kafiye bağlar: “Bakkal isen azdan başla, rençber isen tarlayı üçle, malcı isen dışta kışla, batakçı isen öğleyin uykuya başla” (BH I) gibi.

Balıkesir’den derlenen atasözlerinin önemli bir kısmı, Türkçe’de yaygın olarak kullanılan üslûp ve ifade şeklini taşımaktadır. Balıkesir’den derlenmiş atasözlerinin bazıları ise, gerek eski kaynaklarda bulunan, gerekse bugün yaygın olarak yazı diline geçmiş atasözleriyle anlam paralelliği göstermektedir. Ancak anlatım şeklinde bazı farklılıklar vardır. Bunlara bir kaç örnek vermek istiyoruz: Düşmanın aşağı ve hor görülmemesi fikri üzerine kurulmuş pek çok atasözümüz vardır. Mesela DLT’de “Yagını aşaklasa başka çıkar” (Düşman aşağılanırsa başa çıkar) (DLT I, 305) atasözü, çok eskiden beri bu düşüncenin atasözlerimize girecek ölçüde bir kural haline geldiğini göstermektedir. Bugün de “Düşmanın karınca ise de hor bakma” gibi daha yaygın atasözlerini kullanmaktayız[24]. Balıkesir’de buna paralel bir atasözü ise şöyledir: “Düşman karınca ise sen fil san” (BH I). Karınca-fil tezadına dayalı bu atasözünün Ahmet Vefik Paşa’nın Müntehabat-ı Durub-ı Emsal-i Osmaniye’sinde de aynen varlığı dikkati çekmektedir[25]. Balıkesir ve çevresinde “Fakir oyuna çıkınca davul patlarmış” (BAAD II) şeklinde söylenen atasözümüz yazı dilimizde “Fakir hırsızlığa çıkmış, ay akşamdan doğmuş” ya da fakir kavramının yerine öksüz kavramı konarak benzer şekilde söylenmekte veya hayvanlarla ilgili bir somutlaştırma neticesinde Samsun’da “Kısmeti kesik köpek kurban ayında sılaya gider” ya da Gaziantep’te “İtin akılsızı durur durur da kurban bayramında sılaya gider” şeklinde ifade edilmektedir. (Aksan, 147). Ancak yukarıdaki şekline diğer kaynaklarda rastlanmamaktadır. Ömer Asım Aksoy’da “Şapla şeker beyaz ama, bir değil.” (BH I) şeklinde geçen atasözü, Balıkesir’de “Şap ile şeker bir değil” (ÖAA) tarzında daha kısa olarak söylenmektedir.

Atasözlerinin ifade ve üslûp özelliklerinden biri de edebî sanatlara sıkça baş vurulmasıdır. Bu sanatlardan seci, cinas, aliterasyon gibilerini biçime yönelik oldukları için aşağıda örnekleyeceğiz. Ama mecaz, mecaz-ı mürsel, istiare, kinaye, tezat, hüsnitalil gibi sanatlara burada örnek vermek istiyoruz.

Mecaz: “Dövülen keşkek tatlı olur” (BH I).

Tezat: “Eskici yazın gölge kovar; kışın çanağı donar” (Hİ), “Akçası ak olanın bakma yüzünün karasına” (AS).

İstiare: “Erkek süt, kadın çalıcak” (Hİ); “Dal budağı ile gürler” (BH I).

İstifham: “Buğday ekmeğin yoksa buğday dilinde mi yok?”,  “Sen zort, ben zort, koca öküze kim versin ot?” (BH I)

Biçim:

Atasözlerini biçim açısından inceleyenler ilk olarak nazım unsurları üzerinde durmuşlar, hatta atasözlerinin ilk şekillerini nazım olduğu fikrini savunmuşlardır. Sözlü edebiyatın yapısı ve sosyal hayatın gereği bu fikirde doğruluk payı muhakkak vardır. Çünkü sözlü edebiyatın kalıcılığını sağlayan özellik, ahenk unsurlarıdır. Bugün yazının geliştiği, eğitimin sözlü ve geleneksel değil, yazılı, görsel ve örgütlü olarak yapıldığı toplum yapımızda dahi atasözlerindeki nazım unsurları varlığını sürdürmektedir. Ölçü, kafiye, nazım birimi, aliterasyon ve seci gibi nazma mahsus özellikler atasözlerinde bütün canlılığıyla yaşamaktadır. Mesela Divanü Lugat’it-Türk’ten bu yana yaşamakta olan ve Balıkesir’de de söylenmekte olan “Alp yağıda, alçak çağıda” atasözü, hem mısra başı ve mısra sonu kafiyesi, hem de beyit tarzındaki yapısı itibariyle bir nazım parçasıdır. “Çekersen piyazı / Bekletirsin yazı” (BAAD I) atasözünde ise cümleler, altışar heceden oluşan  mısralar gibidir.

Atasözlerinde cinas, seci ve aliterasyon kullanıldığı da malûmdur. Balıkesir’de “Şık şık eder nalçacık; işi bitiren akçacık.” (BH I) şeklinde ifadesini bulan ve  genelde “Şık şık eden nalçadır, iş bitiren akçadır” (ÖAA) şeklinde olan atasözündeki ç sesleri, aliterasyon için güzel bir örnektir. Biçimle ilgili sanatlardan cinasa da şu örnek sözü verelim: “Yüz görenden yüz yıl kaç”

Balıkesir’den derlenmiş bini aşkın atasözü üzerinde yaptığımız değerlendirme sonucunda şu hususlar tebarüz etmiştir.

a)   Balıkesir’deki atasözü geleneği hem tarihî, hem de coğrafî genişliği içinde Türk atasözü geleneğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Divanü Lugat-it Türk’ten Oğuzname’ye, Dede Korkut’tan Türk şivelerindeki örneklere kadar belirgin olan benzerlikler, Türk dilinin kalıp sözlere baş vurmadaki pratikliği, mecazlardan istifade, somutlaştırma, öğüt ve tecrübe aktarımı gibi hususlar aynen varlığını sürdürmektedir.

b)  Atasözlerinin konu ve anlam bakımından mukayesesi, farklı ifade tarzlarına rağmen kültürel benzerliğin ipuçlarını vermektedir. Özellikle sosyal olaylar, ahlâkî değerler, töre, gelenek ve adetlerle ilgili atasözleri Türk kültürünün yerelden genele bir homojen yapı taşıdığını ortaya koymaktadır.

c)   Farklı ifade tarzları, kelime ve sözdizimi değişiklikleri, sözlü edebiyatın varyantlaşma kuralı doğrultusunda açıklanabilecek ve aslında bir zenginlik olarak değerlendirilebilecek ölçüyü aşmamaktadır. Bu farklılıkları, atasözlerinin tarih ve coğrafyaya bağlı kültürel değişikliklere paralel değişimi olarak görmek gerekmektedir.

d)  Atasözüyle ilgili kaynaklarda yer almayıp da Balıkesir ve çevresinde derlenmiş olan atasözleri, ifade bakımından bir orijinallik göstermektedir. Ancak hemen belirtelim ki bu sözler de nihayetinde temel aldıkları bilgi ve düşünce itibariyle genel yapının birer parçası konumundadırlar. Bu tür atasözleri farklı ifade şekline sahip olmalarına karşılık benzer konu ve mesajlar taşımaktadırlar.

Kısaltmalar

AS : Sabur Şahin; Atalar Sözü, Balıkesir 1936.

BAAD I : Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler I, Ankara 1996 (2.b.).

BAAD II : Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler II, Ankara 1996 (2.b.).

BH I : İsmail Hakkı Akay; Balıkesir Halkıyatı I, Balıkesir 1942.

Hİ : H. İ. Halk ve Hars Bilgilerinden Savlar ve Benzerleri, Gençleryolu, 1(2), 15 Mart 1929, 3 -1(20), 15 İlkkânun (Aralık) 1929, 5.

ÖAA : Ömer Asım Aksoy; Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü 1 Atasözleri Sözlüğü, İstanbul 1996.

TAD : Türk Atasözleri ve Deyimleri, (Der. Feridun Fazıl Tülbentçi),İstanbul          1977.

TB : Kemal Özer; Tarihte Balıkesir, Balıkesir 1957.

TBTA : Aydın Oy; Tarih Boyunca Türk Atasözleri, İstanbul 1972.

 

Notlar:

[1] Bkz. Şükrü Elçin; Türk Dilinde Atalar Sözü, Halk Edebiyatı Araştırmaları II, Ankara 1997, 413-428.

[2] (Hİ)[Hasan Basri Çantay]; Halk ve Hars Bilgilerinden: Savlar ve Benzerleri, Gençleryolu, 1(2), 15 Mart 1929, 3-1(20),15 İlkkânun [Aralık] 191929, 5.

[3] İsmail Hakkı Akay; Ata Sözleri, Kaynak, 5(62), Mart 1938, 373-374-6(74), Mart 1939, 15-16.

[4] Sabur Şahin; Atalar Sözü, Kaynak, 3(36), Ocak 1936, 935-5(54), Temmuz 1937, 179-180. Kitap halinde yayımı: Atalar Sözü, Balıkesir 1936.

[5] İ. Hakkı Akay; Balıkesir Halkıyatı I. C., Balıkesir 1942, 5-64.

[6] İsmail Hakkı Akay; Atasözleri, Adalet Gazetesi, 5(1173), 20 Ağustos 1964, 3 – 5(1175), 23 Ağustos 1964, 3.

[7] Kemal Özer; Tarihte Balıkesir, Balıkesir 1957, 64-70.

[8] Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler, (İki cilt), Ankara 1996 (2.b.).

[9] İlhan Çeneli; Zati Divanı’nda Atasözleri ve Deyimler, Türk Kültürü, 11(123), Ocak 1973, 25-29(153-157); Coşkun Ak-Mehmet Akkaya; Balıkesirli Zati’nin Şiirlerinde Geçen Atasözü ve Halk Deyimleri I, Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakülteleri Dergisi, III(2), 1988, 41-48.

[10] Mehmet Çalım; Mani ve Darbımeseller, Türk Folklor Araştırmaları, 4(79), Şubat 1956, 1263.

[11] Muhsin Bilen; Geleneklerimiz ve Atasözlerimiz, Balıkesir Postası, 7(2004), 8 Nisan 1949, 3.

[12] Ömer Asım Aksoy; Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü 1 Atasözleri Sözlüğü, İstanbul ?, 17-18.

[13] Pertev Naili Boratav; 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, İstanbul 1969, 130.

[14] İ. Hilmi Soykut; Türk Atalar Sözü Hazinesi, İstanbul 1974; Selim Kurnaz; Konularına Göre Seçme Türk Atasözleri, İstanbul 1962.

[15] Aydın Oy, Tarih Boyunca Türk Atasözleri, İstanbul 1972.

[16] Türker Acaroğlu, Türk Atasözleri, İstanbul 1992, 9-25.

[17] Şükrü Elçin; Halk Edebiyatına Giriş, Ankara 1986, 629-632.

[18] Şükrü Elçin; Türk Atasözlerinde At, Halk Edebiyatı Araştırmaları II, Ankara 1997, 429-435.

[19] Ö. A. Aksoy; age, 29.

[20] Elçin; Halk Edebiyatına Giriş, 628.

[21] A. Oy, age, 137. Ayrıca bkz. Feridun Fazıl Tülbentçi; Türk Atasözleri ve Deyimleri, İstanbul 1977, 521.

[22] Aydın Oy; Tarih Boyunca Türk Atasözleri, İstanbul 1972, 104-106.

[23] Saim Sakaoğlu; Atasözleri ve Deyimlerimizdeki Yabancı Asıllı Kelimeleri Türkçeleştirebilir miyiz?, I. Uluslararası Türk Halk Edebiyatı Semineri 7-9 Mayıs 1983 Eskişehir, Eskişehir 1987, 255-261.

[24] Ömer Asım Aksoy; Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü 1 Atasözleri Sözlüğü, İstanbul ?, 201.

[25] Feridun Fazıl Tülbentçi; Türk Atasözleri ve Deyimleri, İstanbul 1977, 201.

[26] Çükündürük: Pancar

[27] Horafan: Kalabalık

[28] Yovun: Kalın, kaba

 

w3.balikesir.edu.tr/~aduymaz/atasozleri.htm

Kaynarca

Mayıs 11, 2007

 

KAYNARCA ÖZEL SAYISI

 

 

 

Mustafa ERDOĞAN*

BİLMECELER, ATASÖZLERİ, DEYİMLER

 

 

BİLMECELER-MASALLAR:

Kaynarca yöresinde bilmece kavramı pek bilinen ve kullanılan bir kavram değildir, 1980’li yıllara kadar halk, “bilmece sormak” yerine “gel sana bir masal söyleyeyim” derdi. Burada klasik anlamda bildiğimiz “masal anlatmakla” “söylemek”i karıştırmamak gerekmektedir. İlginçtir halk “masal sormayı” değil, “söylemeyi” tercih ederek bilmece sorardı.

Burada a harfinden başlamak suretiyle

Kaynarca yöresinden derlediğimiz bilmece (masal) örneklerini sunmak istiyoruz:

Avladan atladı, gaz yumurtladı? Akgabak

Ben giderim o gide, önümde tin tin ede? Baston

Bizim evde bi çocuk va, gelenin gidenin eline siye? İbrik

Çarşıdan aldım bi tanek, eve geldim bin tanek? Nar

Çıt çıtan ağacı, çıta pıtan ağacı, kırmızı badem, gülebiden ağacı? Kuşefin

Çıtırdamadan pıtırdamadan ormana gire? Güneş

Dal üstünde kilitli sandık? Ceviz

Davda anırır, yolda bavırır? Öküz arabası kütüğü (jant)

Davdan geli dak gibi, golları budak gibi, eğili bi su içe, bavırı oğluk gibi? Geyik

Davdan geli, daştan geli, g.taçık inişten geli? Keçi

Gel bizim eve, elini öpsün? Havlu

Sarıdır safran gibi, okunur Guran gibi, ya bunu bileceksin, ya bu gece öleceksin? Sarı lira

Sarıdır sarka, düşecam dini gorka? Ayva

Tamdan tama gıcır gıcır? Çit

Tamdan tama höt höt? Kürek, sıyırga

Tek direkli bin kiremitli? İlana(Lahana)

Uzaktan baktım bi çok, yanına gittim hiç yok? Duman, sis

Uzaktan baktım hiç çok, yanına gittim bi çok? Karınca

Uzar uzar ip gibi, geri döne küp gibi? Balgabağı

Yer altında tüylü dömbelek? Töngel

Yer altında yağlı gayış? Yılan

 

DEYİMLER – ATASÖZLERİ:

Yurdumuzun her yöresinde olduğu gibi, Kaynarca’mızında kendine has deyim ve atasözleri bulunmaktadır. Bu deyim ve atasözlerinin çok büyük bir bölümüne, Adapazarı’nın diğer yörelerinde rastlamak mümkün değildir. Öncelikle bu atasözleri ve deyimlerde Anadolu insanının Allah – kader inancı, öz be öz tertemiz Türkçe’miz dikkati çeker.

Yöreden derlediğimiz bazı deyim ve atasözlerini alfabetik halde birlikte sunuyoruz:

Allah kimseleri yerinden yurdundan yaynıtmasın

Allah’a şükür, yiyoz içyoz, ganımız doyuyo…

Allah’dan bi şaşgınnık omazsa geliriz

Ali evlendi Güllü görücüye gitti

Altgıya oturulmadan üstgıya oturulmaz (Hiyerarşi ve sabrın önemine işaret edilmektedir.)

Anasının vurdi sibinen duryo gız ta u (Kişinin henüz çok genç olduğuna işaret edilmektedir.)

Aşadan (aşağıdan) yer yakdı, yukadan gün yakdı

At gibi beygir gibi gız oldu (Kızın güçlü kuvvetli olduğuna işaret edilmektedir.)

Atlamadan atlim duz gibi çatlim… (yemin ederken söylenir.)

Böle darak dişi gibi insan (Kişinin düzgün ve ahlaklı olduğuna işaret edilmektedir.)

Bi ağaçtan keş küri de olu, b.k küri de…

Cınganın yançinde gözleme galı mı?(Kişinin savurganca harcamasına işaret edilmektedir.)

Çükü çıkmaz buva (boğa) gibi… (Kişinin kararsız ve yavaşlığına işaret edilmektedir.)

Damat misafilliye (misafirliğe) geldiğinde af(h)ırda goca öküz titremiş. (Damatlara karşı cömert davranıldığına işaret edilmektedir.)

Davulun sesi uzaktan goygun gelir

Deri depi bört böci salliyen cenabı Allah

Dim diyenin dim guyri

Dışadan sen ben diyola ki…

Ekmek kesenin gızı olumuş

Elham dürüsünnen gızla sürüsünnen

Elimi yüzüme aldım…

Evde çorba yok daşacak goca yok boşicek

Ganım (karnım) yandı…. (Çok üzüldüm anlamındadır.)

Goca öküz otluk yığınının devrildi gün doya(r)

Gocaguş (Huluguş-Baykuş) ötdü Şükürü ölecek… (Baykuşun uğursuzluk getirdiğine inanılır..)

Gonşula razı gelise (Bayanın kocasından izin almasına işaret edilmektedir.)

Gelinen yere gidili(r)

Gurumuş gabine girmiş (Kişinin çok zayıfladığına işaret edilmektedir.)

Has gızdan has gelin olu(r)

İğde de olu, arşakda da olu, dokiyen galtakda da olu(r) (Kötülüğün herkeste olabileceğine işaret edilmektedir.)

Kel yavrusu gibi ne coruduyon? (Kara kara ne düşünüyorsun anlamındadır.)

Kırk gurda bi hurda. (Kişinin çok, yemeğin az olmasına işaret edilmektedir.)

Mal saybisine çekemiş

Mertmenin alt başı dövüş, üst başı seviş (Evlilerin kavgasına işaret edilmektedir.)

Misefiri atlamalara gada geçirmesey tavıkla kurklamaz (Misafire çok hürmet gerektiğine işaret edilmektedir.)

Misafirin sevileni ekmek yapildi gün geli(r)

Namuslu adamdır; gursandan haram lokma geçmemişdir

Naış (nakış) örnine göre işleni(r)

O ede, sen dinesin

Onda çüke sürüm akıl yoktur be (Kişinin akıl-fikirsizliğine işaret edilmektedir.)

Ön teker nerden gidese, gıç teker de urdan gidemiş

Pis günahları boynuna…

Sen bilisin dince dövüş gavga omaz

Sen söle sen dine (Kişinin söz dinlemezliğine işaret edilmektedir.)

Sensin selensin dövüşe dutuşyola

Sofranın sınırı yok, tokadın yuları yok

Ver Allah’cim ver ver..(yağmur yağarken)

Yavrılı kurkin ibi gızamaz (Annelerin cömertliğine işaret edilmektedir.)

Yirik at kendi yemini kendi artırı(r), yirik omyan at kendi yemini kendi bitiri(r) (Kişinin çalışkan ve dürüst olması durumunda zamanla ona sahip çıkılacağına, tembel ve geçimsiz olması durumunda herkesin ondan uzak duracağına işaret edilmektedir.)

 

LAKAPLAR:

Kaynarca yöresinde lakaplar ana hatlarıyla ikiye ayrılır:

1) Aile lakapları, Garaoğulları, Göbezler, Ali Çavuşlar, Şaştıoğulları, Manavoğulları, Okçuoğulları, Donlular, Sarılar, Aydınlılar, Usta İsmailler, Çakıroğulları, Gebeşler, Binbaşılar, Saka Mustafalar, Yolcu Raifler,

2) Şahıs lakapları: Şahsın beş farklı özelliğine göre takılır:

a) Fizyolojik bir özelliğine atfen takılmıştır: Kara, sarı, çakır, dikbasan, bıyıklı, topal gibi,

b) Ruhsal özelliklerine göre takılmıştır: Aç, düzenbaz, şeytan, püspüs,

c) Mesleki vasıf veya yeteneklerine göre takılmıştır: Usta, nalbant, ipçi, demirci,

d) Askerlikle ilgili bir özelliğinden takılmıştır: Onbaşı, çavuş, koreli, kıbrıslı, askerağa, topçu, piyade

e) Göç edip geldiği yöreye göre lakap takılmıştır: Aydınlı, Tunuslu, Mısırlı, Ağvalı, Kandıralı, Geredeli.

Alfabetik olarak yöreden derlediğimiz bazı lakapları sunmak istiyoruz:

Aç ismet, ağustos memet,aliçavışın necmi, altın zinep, almanyalı mıstafa

Bayrambaş salim,bıyıklı kezban, bici ısmayıl, boşnak memet,

Canavar fahriye,

Çakal murat, çakıl emnesi, çakıldak, çakır mıstava, çavuş mıstava, çevirgen, çöp, çorbacı izzet

Deli gadir, dikbasan memet, dıngız memet, düzenbaz raif

Elagöz ibrahim, ellibinlik halit,

Fıstıkçı ısmayıl,

Garabacak şevket, garagabak halil, garagodeleş Mıstava, gayık gelin, gazozcu memet, gırkık gaşlı adil, goca gırtlak mıstava, göbez halil, gökgöz memet, gübüllü hamit,

Hampır dize, hanım zera, horoz memet,

Karadonnu aziz, kefli ramise, keşa, killi şükürü, koreli mustafa, kosti Ismayıl, kör hafız, kuru fari, küpenli ismayıl,

Lillom alesman, löngür memet,

Melek memet, moşe ısmaıl

Onbaşı ısmayıl,osuruklu remzi, oturak fasille necmiye,

Palpal memet, perişan zera, pettele aliye, püspüs mıstava

Şitan(şeytan) arif,şüfer naim,şüfer ısmayıl

Topal şevket,topçu dayı, töngel vayde, tülü saniye,

Varyimez Sülüman,

Yalıbaş memet, yanbasan memet, yanıkg.t İbram, yorgansız cevdet, yüzbinnik gadir,

Zivlom necmiye, zonga halil

—————————————————————————————————————————————————————————————–

*: Sınıf Öğretmeni

KAYNAK KİŞİLER:

1) İsmail ALTAY, 1936 Kaynarca Kızılcaali doğumlu, ilkokul muzunu, esnaf, 4 çocuk babası, Adapazarı’nda oturmaktadır.

2) Mahmure ERDOĞAN, 1934 Kaynarca Dedeler Köyü doğumlu. Çiftçi, çocuk annesi, halen Müezzinler Köyünde oturmaktadır.

3) Faize USTA, 1938 Kaynarca Mehter doğumlu, ilkokul mezunu, çiftçi, 4 çocuk annesi,Mehter Köyü’nde oturmaktadır.

4) Mahmure ERDOĞAN, 1933 Kaynarca doğumlu, okur-yazar, çiftçi, dört çocuk annesi, Müezzinlerde oturmaktadır.

5) Rafiye TUNA, 1942 Kaynarca doğumlu, okur-yazar, dört çocuk annesi, halen Okçularda oturmaktadır.

6) Nadir GÜREL, 1957 Kaynarca Kızılcaali doğumlu, yüksek okul muzunu, öğretmen, 3 çocuk babası, Adapazarı’nda oturmaktadır.

7) Ramis MEMİŞ, 1948 Kaynarca Sarıbeyli doğumlu, yüksek okul muzunu, emekli öğretmen, 2 çocuk babası, Kaynarca’’da oturuyor.

8) Fahri TUNA, 1959 Kaynarca doğumlu, yüksek okul mezunu, Adapazarı B.Ş. Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanı, 2 çocuk babası, halen Adapazarı Beşköprü Mahallesinde oturmaktadır.

9) Kadir TUNCA, 1962 Kaynarca doğumlu, lise mezunu, İzmit B.Ş.Belediyesinde işçi, 2 çocuk babası halen İzmit Gültepe Mahallesi’nde oturmaktadır.

 www.irmakdergisi.net/2006___ekim_Bilmeceler-Atasozleri-Deyimler-MustafaERDOGAN.html

 

Ordu

Mayıs 10, 2007

ATASÖZLERİ

               Atasözleri, insanlara öğüt veren bir hayat gerçeğini anlatan uzun gözlem ve tecrübelerden sonra varılmış hükümleri hikmetli bir tarzda kısa olarak ifade eden, ve kimin söylediği belli olmayan anlamlı sözlerdir.

            Her yörede olduğu gibi ilimizde de gelişen olaylar ve durumlar karşısında yöremizde sıkça söylenen atasözleri:

                        Dokuz kere ölç bir kere biç.

                        Yavuz itin yarası eksik olmaz.

                        Dokuz kişi bir ambarı soyamaz.

                        Kapıyı karumayan köpege yal verilmez.

                        Karga Allah rızası için manda bitlemez.

                        Yılan bile toprağı tarta tarta yer.

                        Elde kalan elli gün kalır.

                        Yumurtadan yün kırkılmaz.

                        Akıllı düşünürken, deli köprüyü geçer.

                        Elini verirsen kolunu alamassın.(arsızlar için)

                        5 kuruş verirsin konuşturamassın, 10 kuruş verirsin susturamassın.

                        Tok doyurması zordur.

                        Her horoz kendi çöplüğünde öter.

                        Kız evi dambur dambur, oğlan evinin haberi yok.

                        Bekara karı boşamak kolay gelir.

                        100 gün tavuk gibi yaşayacağına bir gün horoz gibi yaşa .

                        Taş attın da belin mi ağrıdı?

                        Hırsız bir şey bulamayınsca kendi malını çalar.

                        Darı unundan baklava, inçir ağacından oklava olmaz.

                        Eşeğin kuyruğu ne uzar ne de kısalır.

                        Dereyi görmeden paçayı sıvama.

                        İki karış bayu var türlü türlü huyu var.

                        Can çıkmayınca huy çıkmaz.

                        Huylu huyundan vazgeçmez.

                        Kedi ete uzanamayınca mundar dermiş.

                        Çocuğun kol mesafesinden uzak dur.

                        Sakin duran atın tekmesi pek olur.

                        Akşamın hayrından sabahın şerri iyidir.

                        Hırs gelir göz kararır, hırs gider yüz kararır.

                        Öküz büyük olsunda çekmesse çekmesin.

                        Gaybete yumurta pazarlığı olmaz.

                        Müslüman pazarında salyangoz satılmaz.

                        Arpa ekmeği yellemeyen bahane değildir.

                        İt ite buyurur it kuyruğuna buyurur.

                        Elin işte gözün oynaşta olmasın.

                        Ne verirsen elinle, o gider seninle.

                        Hırs, baldan tatlıdır.

                        Tarlanın taşlısını, kızın saçlısını al.

                        El yanında atın kuyruğu kesilmez.

                        Köpek yatağında ekmek ufağı aranmaz.

                        Ağaç devrilmeyince boyu ölçülmez.

                        Yel esmeyince yaprak ırganmaz.

                        Sabahtan kalkan yol alır, Küçükten evlenen döl alır.

                        El ağızı ile yol ağızı tutulmaz.

                        Ağlamayana meme verilmez.Eşek hoşaftan ne anlar.

                        Elinin hamuru ile erkek işine karışma.

                        Köyü dileneceğine evini dolan.

                        Öküze baba der, eşeğe dayı, hatırdan ne bilir ayı oğlu ayı.

                        Sen işten değil iş senden korksun.

                        Yel kayadan ne alır, vurur vurur havasını alır.

                        El atına binen köy ortasında kalır.

                        Öküz eşi ile çifte gider.

                        Hanım gider bey doğursun.

                        Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış.

                        Kancık köpek kuyruk sallamayınca erkek köpek yanaşmaz.

                        Anan Gibi saç büyüteceğine baban gibi bıyık büyüt.

                        Vur dedik de öldür demedik ya…

                        Evinde başını bağlamayan düğünde gelin başı bağlar.

                        Körle yatan şaşı kalkar.

                        Gıç öpmeyle ağız pis olmaz.

                        Isıracak köpek dişini göstermez.

                        Isıracak köpeğin ağzı sivri olur.

                        Sır etme dostuna, sır eder dostuna, ikisi bir olur saman doldurur postuna.

                        Köpek dosttur. ürdüğünden belli olmaz, kadın düşmandır güldüğünden belli olmaz.

                        Yarası olan gocunur.

                        Fare girmediği deliğe birde sabun kalıbı sokar.

                        Kargaya pisin ilaç demişler, gitmiş denizin ortasına yapmış.

                        Altta kalanın canı çıksın.

                        Ateş olsan düştüğün yeri yakarsın.

                        Atta alın yiğitte burun.

                        Armudun iyisini ayı yer.

                        Keçinin yemediği ot, başını sişirir.

                        Dertsiz baş, yarasız ağaç olmaz.

                        Hediye atın dişine bakılmaz.

                        Ucuz etin yahnisi yenmez.

                        Ağzında eski çırak ıslanmaz.

                        Sabırsız keçi, boynuzlu oğlak doğurur.

                        Huylu huyunu teneşirde bırakır.

                        Atın depmiyeni köpeğin kapmıyanı olmaz.

                        El ile düğün bayram edilir.

                        Sonradan görme gavurdan dönmeden beter olur.

                        Depme elin papısını deperler kapını.

                        Sırtında yumurta şeleği yoksa dönersin bu tarafa.

                        Ayranı yeyip küleği arkana tutma.

                        Ayranı yok içmeye at ile gişder s….

                        Keçinin uyuzu suyu gözünden içer.

                        Eşeğin semeri eşeğe yük olmaz.

                        Kurnaz tilki tuzağa iki ayağı ile düşer.

                        Borç bini aşınca pirinç pilavı yenir.

                        Olmayacak duaya amin denilmez.

                        Kamaz karganın konacağı yer kazık başıdır.

                        Doğacak çocuğa don biçilmez.

                        Kızım sana söylüyorum gelinim sen işit.

                        Öküzün altında buzağı aranmaz.

                        Atın ölümü arpadan olsun.

                        Zorla köpek ava gitmez.

                        Köprüyü geçene kadar eşğe dayı derler.

                        Davulculuğu da öğren yanıbaşına bırak.

                        Bir elin nesi var iki elin sesi var.

                        Byram geçince kınayı kıçına yak.

                        Kör körle arkadaş olmuş birbirlerini kaştan atmışlar.

                        El, eli elde kalkar yüzü yıkar.

                        Arap ayranı çok bulunca yüzüne çalarmış.

                        İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü karaymış.

                        Alçak eşeğe binmek kalaymış.

                        Bal tutan bal parmağını yalar.

                        Pireye kızıp yorgan yakılmaz.

                        Taşıma su ile değirmen dönmez.

                        Kendi başına gelin güvey olunmaz.

                        Akıl akıldan üstündür.

                        Borç yiyen kesesinden yer.

                        Yüz versen astar ister.

                        Sana taş atana, sen ekmek ver.

                        Kelin ilacı olsa başına sürer.

                        İmanla parnaın kimde olduğu belli olmaz.

                        Sağır işitmeyince uydururmuş.

                        Güzele göz ağrısı da yakışır.

                        Dost acı ama doğru söyler.

                        Para isteme benden buz gibi soğurum senden.

                        Eşeği süren osuruğuna katlanır.

                        Bedava sirke baldan tatlıdır.

                        Elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz.

                        Bir adamın kendi kendine yaptığını bir köy biraraya gelse yapamaz.

                        El mi yamandır bey mi , daima el yamandır.

                        Ebe çok olunca çocuk ya kolundan gelir ya bacağından.

                        Bir alaca dana bir ahırı pok eder.

                        Komşunu tavuğu komşuya kaz, kocakarısı kız görünürmüş.                              Şaşkın ördek tepeüstü yüzer.

                        Kuru bok çantaya yapışmaz.

                        Eceli yaklaşan köpek pancar başına pisler.

                        Kedi yavrusunu yerken fareye benzetirmiş.

                        Davulun sesi uzağa bek gelir.

                        Anamın ekmeğine kuru, ayranına duru demem.

                        Çiğ yemedim ki karnım ağrısın.

                        Elinde kolan olmadan , dağa oduna gidilmez.

                        Kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur.

                        Vakitsiz öten horozun başı erken kesilir.

                        İğne ile kuyu kazılmaz.

                        Suyun yavaş akanından adamın yere bakanından kork.

                        Irmaktan geçerken at adeğiştirilmez.

                        Sayılı kaoyunu da kurt yer.

                        İtin ayağı taştan esirgenmez.

                        İki kişi konuşurken üçüncüye halt etmek düşer.

                        Su içene yılan bile dokunmaz.

                        İçi beni yakıyor, dışı seni yakıyor.

                        Yangına körükle gidilmez.

                        Fesatın işi her zaman rast gelmez.

                        Fırsatı her zaman ganimet bilme.

                        Kestane çıkmış, potunu beğenmemiş.

                        Anası olmayanın babası da olmaz.

                        İmam osurursa cemaat s………

                        Hocanın dediğini yap, gittiği yola gitme.

                        Fukaranın düşkünü, naylon gömlekle gezer kışgünü.

                        Erindiğin eşeğe dayı deme.

                        Yenice eleğim seni nereye asayım.

                        Beş parmağın beşi bir olmaz.

                        Ekmeği fırıncıdan alda beş kuruş fazla ver.

                        Senin dediğin asma kabuk, o da bu mevsimde yetişmez.

                        Al malın iyisini çekme kaygusunu.

                        Adam olana bir söz yeter.

                        Öküz boynuzlarından, adam sözlerinden- dilinden yakalanır.

                        Çağrılan yere erinme çağrılmayan yerde görünme.

                        At ile kızın dizginleri bırakılmaz.

                        El adama öğüdü verirde yoğurdu vermez.

                        El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanır.

                        Cimri, bedava mezar bulursa akşamdan ölür.

                        Bu zamanda ya ayağa ya da dayağa yaslanacaksın.

                        Önce can, sonra canan.

                        Mendilin ipeklisini karının göbeklisini al.

                        Aç maymun oynamaz.

                        Gün doğmadan neler doğar.

                        Gönül bu.. ota da konar B..konar

                        Armut piş ağzıma düş.

                        Köpeğin hatırını saymassan, sahibinin hatırını say.

                        Fasulye gibi kendini nimetten sayma.

                        Her taş yerinde ağırdır.

                        Hazıra dağ bile dayanmaz.

                        Düğün evinin haberi yok samanlığa keşkek taşıyor.

                        Dibini görmediğin göle dalma.

                        El adama avuy verirde, teryeki vermez.

                        Kendi göbeğini kendin kes.

                        Uzaktan bakana göreş kolay gelir.

                        İki ayak bir pabuca sokulmaz.

                        Alışmış kudurmuştan beterdir.

                        Gelin kocaya giderken ağlar… ama olsun “ağlaya ağlaya giderim der”

                        Avare durmaktan bedava çalışmak daha iyidir.

                        Yatan aslandan gezen tilki daha iyidir.

                        Korkulu rüya görmektense hiç uyumamak daha iyidir.

                        Hacı hacıyı Mekke’de, hoca hocayı tekke de, meletli meletliyi bir dakikada bulur.

                        Ne olursa ölene olur, kalan bir şey olmaz.

                        Eve lazım olan camiye haramdır.

                        Çarşıya pirince giderken evdeki bulgurdan olma.

                        Acı patlıcanı kırağı çalmaz. (dokunmaz)

                        Acele işe şeytan karışır.

                        Deniz ateş alır mı? almaz ama yine de bir ihtimal.

                        Ölmüş koyun kurttan korkmaz.

                        Akıllı sürücü atına göre çubuk vurur.

                        Hesapsız kasabın elinde kalır masaı.

                        Köpek bir öğün yal yemekle üllenmez.

                        İki çıplak hamama yakışır.

                        Doğru söyleyeni kırk köyden kovarlar.

                        Yiğide mekan sorulmaz.

                        Kaşınan keçi, çobanın deydeğine sürtünür.

                        Evlek evlek satan, böyle böyle batar.

                        Aç köpek hırtık olur.

                        Ağustostan sonra ekilen darıdan, oğul vermeyen arıdan, sabah kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez.

                        Kazın civcivi gözü sayılır.

                        Dokuz kurt bir kaşıkla yemek yer.

                        Soyu soya, bulgur suya.

                        Bostanın çili dikene kadar büyür.

                        El adama dokuz toklunun doymadığı yerde bir samanlık ot yoldurur.

                        Kel aynaya bakmış ayıbını ele takmış.

                        Cıbır beyaz gömlek giymiş acısından akşamdan yatmış..

                        Köpekler dolaşmayınca dilencinin işi rast gelmez.

                        Irmak kenarında tarlam var diyen, arbadan sermayem var diyen, dul karıdan karım var diyen aptaldır.

                        Hatayı bir kere yapan eşşek, iki kere yapan eşoğlu eşşek

Hayvanların sağlıkta kullanımı

Mayıs 10, 2007

Hayvanlar indeksi

Ayı yağı

***Ayı yağı***
Sedef hastalığında cilde sürmek sureti ile kullanılır .Saç dökülmesinde başa sürülür. Mafsal ağrıları siyatik romatizma ve sırt ağrılarında ayı yağı ile devamlı ovulursa şifalı olur.

***Balık***
Tansiyonu düşürür,kolesterolde faydalıdır, mide ülserini ve kalp krizini önler cilt hastalıklarında ve romatizmada faydalıdır. beyni güçlendirmek için, (Tonik olarak) baş dönmesinden hafıza zayıflığından şikayet eden kimseler balık suda pişirilip suyu içilir.

***Balık yağı***
Raşitizm, osteomalazi, nekahet halleri ve lenfatik çocuklara verilir. Balık yağı yaşlılıkta bunama riskini azaltır. sinir sistemi kireçlenmesini ve kalp krizi riskini önler. Vücut hücrelerine tazelik ve canlılık verir. iştahı açar kemikleri kuvvetlendirir,vücutta biriken zehirlerin atılmasını yardım eder. sinirleri güçlendirir, hastalık sonrası hallerde balıkyağı çok faydalıdır.
İçimini kolaylaştırmak için meyve suları ile alınabileceği gibi acı badem yağı ilede içilebilir, acı badem kokusunu ve tadını değiştirir.Ayrıca sütle kahve ilede alınabilir.

Balık yağının kullanılış miktarı;
1 yaşından 5 yaşından kadar sabah akşam 1 çay kaşığı.
5 yaşından 10 yaşına kadar 1 çorba kaşığı sabah akşam.
10 yaşından 20 yaşına kadar 2 çorba kaşığı sabah akşam.
30 yaşından yukarısı için tercihen yemek esnasında veya yemekten sonra içilmelidir.

Haricen; Kaşıntılarda balık yağı cilde sürmek sureti ile kullanılır. Puririgo yara, yanık ve bacak ülserinde skatrizan olarak tatbik edilir.
ciltteki büzüklerde alabalık yağı ile hafif masaj yapılır.

***Beyin
Küçük baş Büyük baş hayvanların beyni****

Beyinde choline adında kimyevi bir madde vardır. choline daha birçok gıda maddelerinde bulunur. Haftada bir adet dana veya koyun beyni yenildiğinde kolesterolü tedavi eder. Kara ciğerde yağ toplanmasını önler.

***Saksağan beyni***
İdrar yollarında taş varsa idrarı zorlaştırıyorsa , saksağan beyninden bir arpa miktarı ezilip içilmelidir. aynı anda faydası görülür. Taşı toz gibi eritip çıkarır.

***Bıldırcın***
Mafsal ağrılarını iyi eder. Mesane taşlarını parçalar ve çıkarır, idrar yollarını açar ve cinsi gücü artırır. Ateşli kimseler bıldırcını az yemelidir.

***Bıldırcın yumurtası***
Bıldırcın yumurtası: astım bronşit nefes darlığı ve altını ıslatan çocuklar için sabahları aç karna 2 adet içilir. Çocuklarda yaşa ve bünyeye göre 1-2 adet içilir. En az iki ay ara vermeden kullanılmalıdır. yumurtaların bilhassa teze olmasına dikkat edilmelidir.

***Deniz kaplumbağası***
Fıtıkta; Deniz kaplumbağasını Kabuğu beyazlaşıncaya kadar yakılır toz haline getirilip elenir Bu toza elde edilin miktarın yarısı kadar badem yağı ilave edilir. Dört misli balla macun yapılır 24 saat beklenir, gece yatarken bir ceviz büyüklüğünde yenir.
Deve beyni
Sarada: Deve beyni kurutulur sirke ile içilir.

***Deve kuşu***
Deve kuşu eti, zeytinyağı ile pişirilerek yenilirse veya uzuvların üzerine konulursa, vücuttaki yelleri giderir. Bacak sırt, mafsal siyatik ve felç hastalıklarına iyi gelir. Soğuktan meydana gelen bütün hastalıklarda faydalıdır.yürümeyi ve konuşmayı kolaylaştırır.

***Fildişi***
Üzerinde fildişi taşıyan kimseye cinler musallat olmaz. O kişi veba hastalığına yakalanmaz.

***Gözsüz (Köstebek)***
Siğilleri gidermek için gözsüz yuvasından alınan toprak ( gözsüzün çıkardığı toprak) çamur haline getirilir siğillere sürülürse siğilleri kurutur. Toprağın 3 gözsüzün yuvasından alınması söylenir. denenmiştir. Gözsüz hastalığında kanı içilir eti yenir, eti yaraya sarılır.

***Güvercin kuşu***
Rahim kanserinde güvercin kuşunun kursağında biriken taş faydalıdır. Rahim kanserinde bundan iyi ilaç yoktur.
Kullanılışı; Taş ezilir toz haline getirilir, bal mumu ile fitil yapılır. Rahme konulur.
Cilt kanserinin başlangıcında yaraların üzerinde yakı gibi konulursa faydalı olur. ( taş toz haline getirilir, zeytinyağı ile karıştırılıp yaralara konulur. Migrende güvercin gübresi başa sürülür.
Sirozda güvercin gübresi sirke ile karıştırılır. Hastanın vücuduna sürülür.
Böbrek ve mesane taşında güvercin eti, susam yağı ile pişirilir yenirse taşları eritip çıkarır.
Konuşamayan çocuklarda güvercin yumurtasının sarısı ile çocuğun dilinin altı ovulursa çocuğu konuşturur.
Yürek çarpıntısında güvercinin yüreği parçalanıp yutulur.
Korkma hallerinde güvercin kanı içilir.

***Horoz***
Altını ıslatan çocuklara horozun .b.ğ. pişirilip yedirilir.
Çeşitli sebeplerle münasebette bulunamayan (cinsi iktidarsızlık) kimseler için horozun hayaları kurutulur.32 gr toz haline getirilir, 8 gr kebabiye 8 gr havlıcan toz halinde beraberce karıştırılır. Bir miktar şeker ilave edilir, sabahları 4-5 gr yenilir üzerine bir miktar süt içilir.
Horozun hayası kurutulur, toz haline getirilir, zeytin yağı ile karıştırılır,cinsi münasebetten evvel penis başına sürülürse kadın için çok sevkli olur.

***Kan***
Tavşan kanı vücutta meydana gelen kırmızı veya beyaz lekelere sürülürse iyi gelir.
Yeşil kurbağa kanı tüy biten yerlere sürülürse bir daha tüy bitmez.
Güvercin kanı burun kanamalarında buruna damlatılırsa kanamayı keser.

***Kaplumbağa***
Şeytan uğramasında kanı vücuda sürülür.

***Kara karga ödü***
Bağlı olan erkek için, Kara karganın ödü yasemin yağı ile karıştırılır, Tenasül uzvun içerisine akıtılır.

***Keler-Yeşil keler ***
Başta saç bitirmek için yakılır. Külü saf zeytin yağı ile merhem haline getirilip sürülür.

***Kirpi***
Kirpi yağı yüze sürülürse yüzü güzelleştirir. Urlar üzerine sürülürse şişlikleri eritir. Ağrıyan uzuvlara yağı ile masaj yapılırsa faydalı olur. Çocuk düşüren kadınların beli ovulursa çocuk düşürmeyi engellediği söylenir.

***Koyun ödü***
Basurda koyun ödü arpa unu ile karıştırılır, küçük haplar haline getirilir sabah akşam içilir. Şişmanlamak için koyun ödü içerisine karabiber konur. 1 gün bekletilir, günde 3 adet karabiber yutulur.
Haricen; Kesiklerde boş safra kesesi kesik üstüne konulur.

***Kurbağa***
Bezelerde kurbağa yakılır, külü ile sabahları bezeler ovulur.

***Kurt***
Kötürüm olmuş kimse için taze derisi çıplak olarak vücuda sarılır.

***Leylek***
Göz lekesinde (kataraktta) leylek yumurtasının kabuğu inci ile dövülür, Toz haline getirilip elenir, sabah akşam göze bir miktar konulur.

***Oğlak (keçi yavrusu)***
Oğlağın ödü gözün üzerine konulursa kataraktı giderir Ciğeri yenilirse gece körlüğünde çok iyi netice verir.
Gece körlüğünde ciğer, ızgarada pişirilir, Üzerine biraz darı fülfül konularak kaynatılır, Kaynarken üzerinde meydana gelen köpüğü göze sürülürse gece körlüğünde faydalı olur.

***Orman horozu (Yaban tavuğu-bednos)***
Bu hayvanın ibiği kurutulur toz haline getirilir, su ile içilirse yatağına işeyen bir kimse bir daha yatağa işemez.

Öküz
Öküz iç yağı eritilerek içilirse öksürüğü keser, Böbrek zafiyetini , yemek borusu ve mide iltihabını giderir.İdrarın yanarak çıkmasını önler.
Haricen; Cilt vereminde öküz boynuzu yakılarak külü yaraya serpilir. Sara hastalığında sol boynuz dan yapılan yüzük sol elin parmağına takılırsa faydası görülür.
Öküz eti fazla yenildiğinde mafsallarda ağrı yapar, kaşıntı meydana getirir.

***Ördek***
Dahilen; Sedef ve zeytin yağı ile pişirilip konuşamayan çocuklara yedirildiğinde çocuğun konuşabilmesini çabuklaştırır. Eti yenildiğinde şişmanlatır, kanı çoğaltır. Yağı içilirse öksürüğü keser Sesi ve rengi güzelleştirir. Cilde güzellik verir.
Haricen; Yağı bakla unu ile merhem yapılır, şiş göğüsler üzerine konursa iyileştirir.

***Saka kuşu***
Saka kuşunun yağı vücutta ağrı olan yerlere sürülürse ağrıyı derhal geçirir. Kulunç ağrılarına iyi gelir.
***Salyangoz***
Gözsüz hastalığında ezilir lapa şeklinde bağlanır. 3 gün tekrar edilir. Memeli basurda ezilir lapa halinde memelerin üzerine konulur.
***Serçe***
Kadın tenasül uzvunu daraltmak için : ( fercin gevşekliğini gidermek, daraltıp kız gibi yapmak için ) Serçe boku toz haline getirilir, bir tülbent arasına konulur. Fercin içerisine sokulur, bir saat kadar bekletilir.
***Sinek***
Saçkıranda sinek ezilir lapa şeklinde konulur.

guvercin02.jpg

Horoz

***Horoz***
Altını ıslatan çocuklara horozun .b.ğ. pişirilip yedirilir.
Çeşitli sebeplerle münasebette bulunamayan (cinsi iktidarsızlık) kimseler için horozun hayaları kurutulur.32 gr toz haline getirilir, 8 gr kebabiye 8 gr havlıcan toz halinde beraberce karıştırılır. Bir miktar şeker ilave edilir, sabahları 4-5 gr yenilir üzerine bir miktar süt içilir.
Horozun hayası kurutulur, toz haline getirilir, zeytin yağı ile karıştırılır,cinsi münasebetten evvel penis başına sürülürse kadın için çok sevkli olur.

***Kan***
Tavşan kanı vücutta meydana gelen kırmızı veya beyaz lekelere sürülürse iyi gelir.
Yeşil kurbağa kanı tüy biten yerlere sürülürse bir daha tüy bitmez.
Güvercin kanı burun kanamalarında buruna damlatılırsa kanamayı keser.

***Kaplumbağa***
Şeytan uğramasında kanı vücuda sürülür.

***Kara karga ödü***
Bağlı olan erkek için, Kara karganın ödü yasemin yağı ile karıştırılır, Tenasül uzvun içerisine akıtılır.

***Keler-Yeşil keler ***
Başta saç bitirmek için yakılır. Külü saf zeytin yağı ile merhem haline getirilip sürülür.

***Kirpi***
Kirpi yağı yüze sürülürse yüzü güzelleştirir. Urlar üzerine sürülürse şişlikleri eritir. Ağrıyan uzuvlara yağı ile masaj yapılırsa faydalı olur. Çocuk düşüren kadınların beli ovulursa çocuk düşürmeyi engellediği söylenir.

***Koyun ödü***
Basurda koyun ödü arpa unu ile karıştırılır, küçük haplar haline getirilir sabah akşam içilir. Şişmanlamak için koyun ödü içerisine karabiber konur. 1 gün bekletilir, günde 3 adet karabiber yutulur.
Haricen; Kesiklerde boş safra kesesi kesik üstüne konulur.

***Kurbağa***
Bezelerde kurbağa yakılır, külü ile sabahları bezeler ovulur.

***Kurt***
Kötürüm olmuş kimse için taze derisi çıplak olarak vücuda sarılır.

***Leylek***
Göz lekesinde (kataraktta) leylek yumurtasının kabuğu inci ile dövülür, Toz haline getirilip elenir, sabah akşam göze bir miktar konulur.

***Oğlak (keçi yavrusu)***
Oğlağın ödü gözün üzerine konulursa kataraktı giderir Ciğeri yenilirse gece körlüğünde çok iyi netice verir.
Gece körlüğünde ciğer, ızgarada pişirilir, Üzerine biraz darı fülfül konularak kaynatılır, Kaynarken üzerinde meydana gelen köpüğü göze sürülürse gece körlüğünde faydalı olur.

***Orman horozu (Yaban tavuğu-bednos)***
Bu hayvanın ibiği kurutulur toz haline getirilir, su ile içilirse yatağına işeyen bir kimse bir daha yatağa işemez.

Öküz
Öküz iç yağı eritilerek içilirse öksürüğü keser, Böbrek zafiyetini , yemek borusu ve mide iltihabını giderir.İdrarın yanarak çıkmasını önler.
Haricen; Cilt vereminde öküz boynuzu yakılarak külü yaraya serpilir. Sara hastalığında sol boynuz dan yapılan yüzük sol elin parmağına takılırsa faydası görülür.
Öküz eti fazla yenildiğinde mafsallarda ağrı yapar, kaşıntı meydana getirir.

***Ördek***
Dahilen; Sedef ve zeytin yağı ile pişirilip konuşamayan çocuklara yedirildiğinde çocuğun konuşabilmesini çabuklaştırır. Eti yenildiğinde şişmanlatır, kanı çoğaltır. Yağı içilirse öksürüğü keser Sesi ve rengi güzelleştirir. Cilde güzellik verir.
Haricen; Yağı bakla unu ile merhem yapılır, şiş göğüsler üzerine konursa iyileştirir.

***Saka kuşu***
Saka kuşunun yağı vücutta ağrı olan yerlere sürülürse ağrıyı derhal geçirir. Kulunç ağrılarına iyi gelir.
***Salyangoz***
Gözsüz hastalığında ezilir lapa şeklinde bağlanır. 3 gün tekrar edilir. Memeli basurda ezilir lapa halinde memelerin üzerine konulur.
***Serçe***
Kadın tenasül uzvunu daraltmak için : ( fercin gevşekliğini gidermek, daraltıp kız gibi yapmak için ) Serçe boku toz haline getirilir, bir tülbent arasına konulur. Fercin içerisine sokulur, bir saat kadar bekletilir.
***Sinek***
Saçkıranda sinek ezilir lapa şeklinde konulur.

***Tavuk***
DAHİLEN:İshal kesici olarak taşlık iç zarı kurutulur,toz haline getirilir,yemeklerden önce bir taşlık zarı miktarı 1 fincan ılık su ile içilir,2-3 gün devam edilir.Penisteki taşları eritmek için tavuğun taşlığı kaynatılır,suyu soğuduktan sonra içilir.İdrar zorluğunda ve böbrek taşlarını dökmek için taşlık zarı toz haline getirilip içilir.
HARİCEN: Tavuk ödü.cinsiyet uzvunun başına sürülürse cinsiyet uzvunu gayet güçlendirir.Bu esnada cinsi münasebette bulunulursa kadın gayet fazla zevk alır.Bademcikte taşlığın içi temizlenir,sıcak olarak boğaza sarılır,mankafa hastalığında kara tavuk karnı yarılır başa konulur.Yılancıkta piliç karnı yarılır,hasta bölgeye sarılır.Tavuk yağı sıcak olarak basura sürülürse iyi gelir.Soğan suyu ile karıştırılıp,parmak arası mantarına sürülürse iyi gelir.Taze tavuk zeytinyağı ile kızartılıp,altını ıslatan çocuklara yedirilirse altlarını ıslatmalarını önler ve öksürüğü giderir.Tavuk eti,vücudu şişmanlatır,yağlandırır,sinirlere kuvvet verir,sesi açar,meniyi çoğaltır,dimağı güçlendirir.

***Tavus Kuşu**
Ödü içilirse müzmin dizanteriyi geçirir,karın ağrısını giderir.
***Terrac Kuşu***
Eti yenildiğinde meniyi çoğaltır,cinsi gücü artırır,dimağı,anlayış kabiliyetini ve zihni geliştirir.Hastalıktan kalkanlara ve nekahet devresinde çok faydalı olur.
***Tilki***
Göz tansiyonunda (göze kara su inmesinde) tilki ödü sirke ile karıştırılarak sürme gibi göze çekilirse şifalı olur.
Tilkinin iç yağıyla el ve ayaklarını ovan kimse soğuktan fazla rahatsız olmaz. Tilki eti zeytin yağıyla pişirilir elde edilen yağ ile mafsallara masaj yapılırsa mafsalları yumuşatır. Fıtıkta tilki yağı sürülür. Sara- da kanı içilir.

***Yengeç***

Dahilen;kemik hastalıklarında gözü kurutulur suya,ıslatılır azar azar içilir.
Haricen:Göz inmesinde ezilir başa konulur.Vücuda batan herhangi bir şeyi kapatmak için,yengeç ezilir lapa halinde konulur.

***YILAN***
Kel-de gömleği toz haline getirilir , ardıç katranı ile kaynatılır .Sara-da yılanı baş ve kuyruk kısmı atılır.Ortası yakılıp kül haline getirilir,leblebi unu ile hap yapılır Sabah-akşam yutulur.Saç çıkartıcı yılan gömleği yakılır.Külleri zeytin yağı ile merhem haline getirilir,saç dökülen yerlere sürülür.

ismim@benimadresim.com

GENEL

Mayıs 10, 2007

 A 

* Alan memnun, satan memnun; tellala halt etmek düşer.
* Abanın kadri, yağmurda bilinir.
* Açın koynunda ekmek durmaz.
* Aç ölmez, gözü kararır; susuz ölmez, benzi sararır.
* Adama dayanma ölür, duvara dayanma kurur.
* Ağanın alnı terlemezse, ırgatın burnu kanamaz.
* Ağustosta beyni kaynayanın, zemheride kazanı kaynar.
* Akara kokara bakma, çuvala girene bak.
* Akıllı köprü arayıncaya kadar , deli dereyi geçer.
* Akrep etmez akrabanın ettiğini, kimse bilmez akrabadan çektiğini.
* Acemi nalbant; kâh nalına vurur, kâh mıhına.
* Al atın iyisini, yiyeceği bir yem; al avradın iyisini, giyeceği bir don.
* Alıcı aslan, borçlu sıçan gibidir.
* Allah’ın ondurmadığını, peygamber sopayla kovalar.
* Ananın çıktığı dala, kızı salıncak kurar.
* Ana ölünce, baba amca olur.
* At elin, eğer elin; arada bizim de dahdah’ımız var.
* Almadığın hayvanın kuyruğundan tutma.
* Allah uçamayan kuşa alçacık dal verir.
* Apdessiz sofuya namaz dayanmaz.
* Ağılda oğlak doğsa, ovada otu biter.
* Ağır yük altına girenin beli incinir.
* Ağzı eğri, gözü şaşı olan ensesinden belli olur.
* Ak bacak, kara bacak; geçitte belli olur.
* Ayı inine sığamamış, bir de kuyruğuna kalbur bağlamış.
* Aptal yağı çok bulunca; kâh borusunu yağlar, kâh gerisini.
* Adam yanıla yanıla alim olur, pehlivan yenile yenile galip olur.
* Ağız büzülür, göz süzülür; ille de burun ille de burun.
* Ağzına bir zeytin verir, ardına bir tulum tutar.
* Ağzının domalmasından, Ömer diyeceği belliydi.
* Akçan gitti mi demezler, işin bitti mi derler.
* Akıllı bizi arayıp sormaz, deli bacadan akar.
* Ak köpeğin pamuk pazarına zararı vardır.
* Akşam olunca kuzu anasını, kuş yuvasını bulur.
* Ağa güçlü olunca , kul suçlu olur.
* Acemi nalbant işi, gâvur eşeğinde öğrenir.
* Acıkan yanağından, susayan dudağından belli olur.
* Acırsan şehirli sığırına acı; tok gider, aç gelir.
* Acı soğan yiyen, ağzının kokusundan belli olur.
* Aç açla yatarsa, arada dilenci doğar.
* Aç köpeğin kursağı dar olur.
* Açlıkla tokluğun arası, yarım yufkadır.
* Adam adamdır, olmasa da pulu; eşek eşektir, atlastan olsa da çulu.
* At yedi günde, it yediği günde belli olur
* Adam kıtlığında keçiye “Abdurrahman Çelebi” derler.
* Adam sandık eşeği, çifte serdik döşeği.
* Adımız kasap ama, evimizin et yüzü gördüğü yok. * Afyonun keyfini tiryakiden sormalı.
* Ağzı büyük olana, kepçe kaşık gibi gelir.
* Akça( Para ) , akıl ; don, yürüyüş öğretir.
* “ A kız! Kocan ne çirkin!”
“Olsun! Babamın evinde o da yoktu. “
* Ağızla pilâv pişmez, yağla pirinç gerek.
* Aklını eşeğe verme; çeker, arpa tarlasına gider.
* Alacağın bir fitil, pamuğun batmanını sorarsın.
* Alışmadık k.çta don durmaz.
* Al kaşağıyı gir ahıra, yarası olan gocunur.
* Altı aylık seyislikle, kırk yıllık b.k karıştırılmaz.
* Alışmadık g.tte don durmaz.
* Altmışında zurna çalmayı öğrenen, artık mezarda da çalar.
* Ağaca çıkan keçinin, dala bakan oğlağı olur.
* Ağustostan sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez.
* Aşık; herkesi kör, etrafını duvar sanır.
* Ayağında donu yok, başına fesleğen takar.
* Ayı eniğini okşarken öldürüvermiş.
* Ala keçi, her zaman püsküllü oğlak doğurmaz.
* At’a nal çakıldığını görmüş , kurbağa da ayağını uzatmış.
* Adam desem ünü yok, koyun desem yünü yok.
* Adam hacı mı olur varmakla Mekke’ye; eşek evliya mı olur, taş çekmekle tekkeye.
* Adam adama gerek olur, iki serçeden börek olur.
* Aç adam, gökteki ay’ı yufkaya benzetir.
* Akılları pazara çıkarmışlar, herkes yine kendi aklını satın almış.
* Alçalma basılırsın, yükselme asılırsın.
* Allah, fakir kulunu sevindirmek isterse; eşeğini kaybeder, üç gün sonra buldururmuş.
* Amcam, dayım; herkesten aldım payım.
* Arı gibi eri olanın, dağ gibi yeri olur.
* Arpa unundan kadayıf olmaz.
* Atın ölümü, itin bayramıdır.
* Atın iyisi yedi günde; it, yediği günde belli olur.
* * Arpacıdan borç alan, ahırını tez satar.
* Ata da soy gerek, ite de.
* Atlar tepişirken arada eşekler ezilir.
* Avcı ne kadar hile bilirse, ayı da o kadar yol bilir.
* Azıksız yola çıkanın gözü el torbasında kalır.
* Baktın kar havası, eve gel kör olası.
* Bekârın parasını it yer, yakasını bit yer. 
 Baldırımın etini yerim, gene kasaba minnet etmem.
* Berk kaçan atın b.ku, seyrek düşer.
* Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır, bir at bir yiğit kurtarır.
* Borçlunun duacısı, alacaklısıdır.
* Azası eksik olanın kazası eksik olmaz.
* Azdan azdan, çok olur birazdan.
* Az’ı çocuğuna, çoğu kocana gösterme.
* Babası koruk yer, oğlunun dişi kamaşır.
* Bağlı aslana tavşanlar bile saldırır.
* Bakkal, ölülerin borcunu dirilere yükler.
* Baş ağır gerek, kulak sağır gerek.
* Bedava şarabı kadı da içer.
* Bekâr gözü ile kız alma, yaya gözü ile at alma.
* Ben tuttum turnayı o çalar zurnayı.
* Beşyüz karga umurumda değil, uçururu da seyrine bakarım.
* Bezir yağından pilâv pişer ama, yenmez.
* Bildik kasap, et yerine kemik verir.
* Bir tilkinin derisi iki kere soyulmaz.
* Bizim topraktan testi olur da kulpu olmaz.
* Borç bini aştıktan sonra, her gün baklava , börek yenir.
* Boru çalmaya dudak ister.
* Bozuk saatin varsa köylüye götür, çavdar sapından zemberek taksın.
* Budala küser, öğününü keser.
* Buğday başak verince orak pahaya çıkar.
* Buğdayın iyisini komşuna sat, gider de bazlamasını yersin.
* Burnunun bokuna bakmaz, kimyonlu kebap yer.
* Bok yiyecek pezevenk, kepçesini yanında taşır.
* Başındaki fese bak, girdiği kümese bak.
* Bayramda borç ödeyecek olana, ramazan kısa gelir.
* Bir dirhem gümüşün üstünde oturmak için, kantar gibi g.t gerek.
* Boklu, çamurluya gülermiş.
* Bokla yapılan, sidikle yıkılır.
* Bakkal fındığıyla yar sevilmez.
* Bıçak keser ama, arada masat lâzım.
* Bir ağaçtan hem camiye direk olur, hem kenefe kürek olur.
* Bal tattırma ayıya, pekmez tulumunu yırttırırsın.
* Başını acemi berbere emanet eden, pamuğu cebinden eksik etmesin.
* Bir arap için bir Arabistan yakılmaz.
* Bir çocuğun kırk ebesi olursa; ya kör olur, ya topal.
* Bir çıplağı, kırk harami soyamaz.
* B.k böceği misk kutusunda ne anlar!
* Bir kuş, bir ağaca kırk yılda bir konar; bir daha konuncaya kadar ya dal kurur, ya kuş ölür.
* Boşboğazı cehenneme atmışlar, “Odunlar yaş.” demiş.
* Bağdan üzüm çalan, s.ıçtığı pekmezden belli olur.
* Bakmakla öğrenilseydi, kediler kasap olurdu.
* Baş ağrıyınca, sivrisinek davul olur.
* Bektaşiye “ Namaz kıl.“ demişler; “Kılarım ama okumam.-“Demiş.
* Belinde bir tabancası var, boynu kayıştan görünmez.
* Benim derdim inekle dana, karının derdi sürmeyle kına.
* Bıldırcının beyliği, yığınlar (harman ) kalkana kadardır.
* Bir akçe ile, dokuz kubbeli hamam yapılmaz.
* Bir kere insanın ters gitmesin işi; muhallebi yerken , kırılır dişi
 

C 

* Cami dururken mescitte namaz kılınmaz.
* Canı yanan eşek, attan berk kaçar.
* Can yediğini, ten giydiğini ister.
* Cemal gider ama, kemal seninle kalır.
* Cennete gitse fidan kırar, cehenneme gitse kazan devirir.
* Canı yana eşek, atı geçer.
* Canı kaymak isteyen, mandayı yanında taşır.
* Cömert derler, maldan ederler; yiğit derler, candan ederler.

Ç

* Çoklukta (Kalabalıkta ) eşek kuyruğu kesme; kimi kısa der, kimi uzun.
* Çobana verme kızı; ya koyun güttürür ya kuzu.
* Çarşı iti, koyun beklemez.
* Çağrılmayan yere, çörekçiyle börekçi gider.
* Çanağına ne doğrarsan, kaşığına o çıkar.
* Çıngıraklı deve kaybolmaz.
* Çingene; erişemediği harmanı, zekâtına sayarmış.
* Çirkin karı evi toplar, güzel karı düğün gezer.
* Çok gezenin ayağına b.k bulaşır.
* Çingeneye cellâtlık vermişler, önce babasının başını kesmiş.
* Çingeneyi paşa yapmışlar, “Şu ağaçlardan ne güzel kasnak olur!” demiş.
* Çavdar unundan baklava olmaz.
* Çekirge ne ki budu ne olsun.
* Çengi ölüsü çalgıyla kalkar.
* Çıkacak can yorganda da çıkar urganda da.
* Çiftçinin karnını açmışlar, kır tane “gelecek yıl” çıkmış.
* Çocukla yoğurt yiyen, ağzına yüzüne bulaştırır.
* Çubukken çıt demeyen, ağaçken küt demez.
* Çürük baklanın kör alıcısı olur.

D
* Dadandı dayım köfteye, yine gelir haftaya.
* Değirmencini evine hayırlı haber gelmez.
* Değirmenden gelenden börek umarlar.
* Değirmenin sesini işitiyoruz, ununu gördüğümüz yok.
* Dilenciye hıyar vermişler, eğiri diye beğenmemiş.
* Deliye osur demişler, sıçıvermiş.
* Dervişe “Bağdat’ta pilâv var,” demişler;” Yalan değilse, ırak değil,” demiş.
* Devede kalıp var ama, katarını bir eşek çeker.
* Deve Kâbe’ye gitmekle hacı olmaz.
* Deveye “Bir çömlek yapıver,” demişler, yedi kazan sütü devirmiş;“Çok şükür kazasız çıktım,” demiş.
* Deveyi eşek yeder ama yükünü çekemez.
* Dokuz bacanak, bir çavdar gölgesinde eğlenir.
* Dolapta kurabiye var ama, senin ağzına göre değil.
* Dövüş, seyirciye kolay gelir.
* Dört paralık adamın, sekiz paralık keyfi olur.
* Düşmanın sözü kayar geçer, dostun sözü koyar geçer.
* Davetsiz misafir, mindersiz oturur.
* Deveye “Kalk oyna.” demişler; bir çam, bir çardak devirmiş.
* Dadıya dayanan, evlât yüzüne hasret kalır.
* Dağdaki tavşana, evde tencere hazırlama.
* Dalga boyu aşmış; ha bir karış, ha beş karış.
* Dağda gezen ayıya rastlar, dayıya da.
* Delinin getirdiği çalı üstünü kurutmaz.
* Deveyle tepiş olmaz.
* Doğru söyleyenin bir ayağı üzengide gerek.
* Don ıslanmayınca balık tutulmaz. Dilencinin hakkından dolandırıcı gelir.
* Deliye bal tattırmışlar, çarşıda katran bırakmamış.
* Değirmende doğan sıçan, gök gürültüsünden korkmaz.
* Denizi yakamazsam, cızlatırım ya!
* Dertsiz baş, bir tek bostan korkuluğunda bulunur.
* Düşün deli gönül düşün; beygir mi alınır kışın, onun da parası peşin.
* Devekuşu uçmaya gelince ayağını, yük taşımaya gelince kanadını gösterirmiş.
* Deveyi düğüne çağırmışlar; -“Tabanım yırtık, oynayamam, dudağım yırtık, yırlayamam. “ demiş. ·
* Donsuzun gönlünden dokuz top bez geçer.
* Dostu çok olanın postu çabuk eskir.
* Düğüne ses, ölüme yas yakışır.
* Deli deli akanı, bura bura tıkarlar.
* Deveci ile konuşan, kapısını büyük yapmalı.
* Dilenci bir tane olsa, şekerle beslenir.
* Dilenciliğin payesi düşüktür ama geliri yüksektir.
* Dinsiz, bektaşiye kızar da oruç yemeye yeltenir.
* Dokuz at, bir kazığa bağlanmaz.
* Dut kurusu ile yar sevilmez.
* Dünyayı sel bassa, ördeğe vız gelir.
* Düt demeye dudak gerek, kaşınmaya tırnak gerek.
 

E 

* Ekmeğin büyüğü, hamurun çoğundan olur.
* Ebe çok olursa, cenin sakat doğar.
* Eğri ağaca “yayım”, her gördüğüne “dayım” deme.
* El ağlarsa gözünden, anam ağlarsa özünden.
* Elekçiyi paşa yapmışlar, ille de “kasnak” demiş.
* El elin eşeğini türkü çağırarak arar.
* Ellere gözlük verir, kendi kamburunu görmez.
* Erkeğe yar ölüsü, yorgan yenisidir.
* Eşeği tımar eden, osuruğuna katlanır.
* Ettiğin hayır, ürküttüğün kurbağaya değsin.
* Eğer’le meğer’i evlendirmişler, “Keşke” adında çocukları olmuş.
* El ağzına bakan, sel ağzına yuva yapar.
* Eşeğe “Cilve yap.” demişler, tekme atmış.
* Eşeği düğüne çağırmışlar; “Ya odun lâzımdır, ya su.” demiş.
* Emanet eşeğin paldımı , yokuşta kopar.
* Ekleme kuyruk, tez kopar.
* Ekmeğini yalnız yiyen, yükünü kendi kaldırır.
* Ektiğimiz nohut, leblebi oldu da, başımızda şakırdıyor.
* Ehl-i keyfe zevk verir kahvenin kaynaması, eşeği baştan çıkarır sıpanın oynaması.
* Eşeğe rakı içirmişler, çulunu bahşiş vermiş.
* Eşeği kurt yemiş, sahibi “Düş olsaydı bari. “ demiş.
* Eşeğin ölümü, köpeğe düğündür.
* Eşek at olmaz,ciğeri et olmaz.
* Evinde karın çirkin ise,
Geçimin de bozuk ise,
Ne işin var ölü evinde;
Gir ağla, çık ağla.

Evinde karın güzel ise,
Geçimin de iyi ise,
Ne işin var düğün evinde
Gir oyna, çık oyna.

* El içinde vasiyet ettik, ölmemek olmaz.
* Eli hamur ovalar, gözü dana kovalar.
* Elin öldürüverdiği yılan; kafasını kaldırır kaldırır, bakar.
* El yumruğu yemeyen, kendi yumruğunu bozdoğan armudu sanır.
* El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu bozdoğan armudu sanır.
* Erkek kocarsa koç olur,- karı kocarsa hiç olur.
* Eski fener; kâh yanar kâh söner.
* Eski zaman atlarına eski Osmanlılar binip gitmiş.
* Eşeğine bakmaz da, Hasan Dağı’na oduna gider.
* Evi süsü gösterir, orospuyu düzgün gösterir.
* Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.
* Erkeğin kalbi enginar yaprağıdır, her katında bir kadın yatar.
* Eskiye rağbet olsaydı, bit pazarına nur yağardı.
* Ev sahibi kurnaz, pastırmayı ince ince doğrar; kurnaz misafir, ikişer – üçer yutar.
* Eşek çamura düşünce, sahibinden yavuz kimse olmaz.

F

* Fare düşmekle deniz mundar olmaz.
* Feleğin işleri, ayıya kaval çaldırır.
* Fukaranın çocuğu, zenginin malı kıymetlidir.
* Fırsat rüzgâra benzer; marifet, onu geçerken tutmaktır.
* Fili güdenden sor, deveyi yedenden.
* Fildişi tarak, seni başına göre değil, bırak.
* Fakir dost çabuk unutulur.
* Fareye rakı içirmişler; “Şu kediyi bana bir buluverin. “ demiş.
* Fakirin buğdayı çavdar, ineği keçidir.
* Fakir, zenginin malını hesabederken, bir kütük çıra yakmış.
* Fukara canına güvenir, zengin malına.
* Fukara canı için dua eder, zengin malı için.
* Fırın düzen alır, hamur biter; ev düzen alır, ömür biter. * Görmediğin oğlu olmuş; çekmiş, çükünü koparmış.
* Güzel görünür, çirkin bürünür.
* Gâvura kızıp da oruç bozulmaz.
* Girmediği bir Gerede zindanı kalmış, onda da altı ay eğlenmiş.
* Gönülsüz davara giden köpekten hayır gelmez.
* G.t kısmetten çıkınca, uçkur kudretten kırılır.
* Göz derya, seyir bedava.
* Güzellik on, gerisi don.
* Gâvura kızıp da oruç bozulmaz.
* Gece şarap, gündüz kumar; bu haliyle cennet umar.
* Gelinin güzelliği damadın harcıyladır.
* Gevşek tükürüğün sakala zararı vardır.
* Gitti ağalar, paşalar; kellere kaldı köşeler.
* Gurbette öğünmek, hamamda türkü söylemeye benzer.
* Güttüğümüz üç davar, ıslığımız dağlar aşar.
* Gözü tanede olan kuşun ayağı tuzaktan kurtulmaz.
* Gurbette taşa yaslanmayan , evdeki yastığın kıymetini bilmez.
* Gelinin güzelliği, damadın harcıyla.
* Gümbürtüden korkan, kazancı dükkânına girmez.
* Güzellik bir sivilceye, varlık bir kıvılcıma bakar.
* Güzellik on, dokuzu don.

H

* Hem çıplak, hem poyraza karşı gider.
* Her gün güzel giyenin, bayramda g.tü açık kalır.
* Herkesin aklı bir olsa, sığırı güdecek çoban bulunmaz.
* Herkes sepet örer ama, g.tünü geçiremez.
* Her sakaldan bir tel, köseye sakal.
* Hırsızlık bir ekmekten, kahpelik bir öpmekten başlar.
* Her hıyarım var diyene, tuz alıp seğirtme.
* Her aferin’e koşan tazının bacağı çabuk kırılır.
* Hacı hacıyı Mekke’de bulur.
* Hasta olan ölmez, eceli gelen ölür.
* Horoz ölür, gözü çöplükte kalır.

* Hac nasip olmayacak adamı, deve üstünde yılan sokarmış.
* Hak yoluna vermeyiz bir mangır, şeytan yoluna gider tangır tangır.
* Havlamasını bilmeyen köpek, sürüye kurt getirir.
* Helvayı yapalım ama; üzüm bağda, bağ da dağda, hadi tavayı komşulardan buluruz da, iş unla yağda.
* Herkese kendi osuruğu, ciğer kavurması gibi gelir.
* Hanımın hısımı gelince, oklavalar şıkır şıkır; beyin hısımı gelince, dişler şıkır şıkır.
* Hiç üzüm yoktur ki, g.tünde çöpü olmaya.
* Hacı’ya “ Tesbih alır mısın?” demişler; “ Ha biz buraya niye geldik!” demiş.
* Hak yardım ederse Abdi kuluna, kurt çoban olur koyununa.
* Hem karnın tok olsun, hem börek tepsisi bütün .( Nasıl olur bu.).
* Her eşek kendi makamıyla anırır.
* Herifin sakalı tutuşmuş, o , “Dur, şu çubuğumu yakayım,” der.
* Hesapsız kasabın masadı g.tüne girer.
* Hoca doyduktan sonra kırk armut yemiş, “Onun da yeri başka .” demiş.
* Hakaret muhayyerdir, sahibine iade olunur.
* Hamamda türkü çağırması, gurbette öğünmesi kolaydır.
* Hancının tavuğu, yolcu atının arpasıyla geçinir.
* Harmana giren öküzün ağzına sepet geçirirler.
* Helva helva demekle, ağız tatlanmaz.
* Hem dizime oturur, hem sakalımı yolar.
* Her düşen, kabahati pabucunda bulur.
* Herkes kendi kazandığını kendisi yese, karnı ambar olur.
* Hocam, güzel güzel okuyorsun ama hasta ölüyor.
* Horozla yoldaş olanın menzili çöplüğe kadardır.
* Horoz ölür, gözü çöplükte kalır.
* İç dedilerse çeşmeyi de kurut demediler ya.
*İ htiyar deme , genç deme;
evde karın bulunsun.
Arpa deme, buğday deme;
evde unun bulunsun.
Çalı deme, çırpı deme;
evde odun bulunsun.* İki analı çocuk sütten, iki karılı adam bitten ölür.
* İmama gelmişken nikahlar tazeleyelim.
*İ nek ayağı buzağı öldürmez.
* İniş aşağı kavga olmaz, atta duran var, duramayan var.
* İnsan gün gelir dağı kaldırır, gün gelir darıyı kaldıramaz.
* İşi işine denk olanın, götü dümbelek çalar.
* İt takkeyi neylesin, dingilderken düşürür.
* İki karılı, bitten; iki analı, sütten ölür.
* İnsan sümbül kokusundan, eşek sidik kokusundan hoşlanır.
* İmam yiyişli, muhtar duruşlu ol.
* İşleyen(çalışan) eşeğin boynu boncuklu olur.
* İt, kışı geçirir ama, gel de derisinden sor.
* İnsanın çok olduğu yerde, akla sıkıntı olmaz.
* İnsan şaşırınca, karısına “hala” der.
* İp, ince yerinden kopar.
* İt itle dalaşırken, koyunu kurt kapar.
* İyi at yemini artırır, kötü at kamçısını.
* İyini ekmeği gökyüzünde, kötünü ekmeği dizi dibinde.
* İyi peynir ama, köpek tulumunda.

K

* Kalbur kadar evin, deliği kadar derdi vardır.
* Kasap evinde her gün kurban bayramı.
* Kazan nerede kaynarsa, maymun orada oynar.
* Karanlıkta görülen iş, alaca olur.
* Karaya sabun, ölüye öğüt kâr etmez.
* Karga gül dalına konmakla bülbül olmaz.
* Karıncanın hediyesi, çekirge ayağıdır.
* Karıncaya tükürük göl gelir.
* Karpuz kabuğuyla büyüyen eşeğin ölümü sudan olur.
* Kazık yerini buldu, tokmağa ne hacet!
* Kırk yıllık çingeneye, maşa yapması öğretilmez.
* Kopacak kiriş, sesinden belli olur.
* Körler mahallesinde ayna satılmaz.
* Kendi hasırda, gözü Mısır’da
* Kılavuzu horoz olan, kümeste geceler.
* Kömürcünün evine giden, yüzü kara çıkar.
* Köpeğin ahmağı, baklavadan pay umar.
* Köre “Mum pahaya çıktı,” demişler, “O bizim harcımız değil,” demiş.
* Kurdun adı “yedi”, yese de, yemese de.
* Kaçan da “ Allah Allah “ der, kovalayan da.
* Karga güvercin gibi yürümeye kalkışmış, kendi yürüyüşünü de unutmuş.
* Karnımın penceresi yok ya; kuru ekmek yerim, kimseye eyvallah etmem.
* Kavak uzaya uzaya göğe değmez ya; elbet gir gün belinden kırılır.
* Kaymağı seven, mandayı yanında taşır.
* Kayserili’ye eşek boyaması öğretilmez.
* Kelle bizim olsa, gider Konya’da tıraş ettiririm.
* Kestirme yoldan giden, çok dolaşır.
* Kırlangıcın zararını biberciden sormalı.
* Kuraklık günde köpekle şaka yaparsan, çamurlu günde elbisenin berbat eder.
* Kurdun adı yaman çıkmış; tilki var, baş keser.
* Kaçakçıdan iyi tütün kolcusu olur.
* Kalendere “Kış geliyor.” Demişler; “Gelsin, ben titremeye hazırım.” Demiş.
* Kalın incelinceye kadar, ince koparmış.
* Kan kusana, altın leğenin faydası ne?
* Kargaların kurduğu dernek; “kışşşş” deyince dağılır.
* Katıra “Baban kim?” diye sormuşlar; “At dayım olur.” Demiş.
* Kaz değilsin, ördek değilsin; paçana kadar suda ne gezersin!
* Keçi kurttan kurtulunca, gergedan olur.
* Kılavuzu karga olanın, burnu b.ktan çıkmaz.
* Kelin yanında kabak anılmaz.
* Kel kız, ablasının saçı ile öğünür.
* Kedinin kanadı olsaydı, dünyada serçenin kökü kesilirdi.
* Kocakarıya zülüf yakışmaz.
* Kurtlar ihtiyarlayınca, köpeklerin maskarası olur.
* Kürsü dibinde ağlar, davul önünde oynar.
* Kadersiz köpek, kurban bayramından önce ölür.
* Karganın gönlünden şahinlik geçer.
* Katranı kaynatsan olur mu şeker, cinsine tükürdüğüm cinsine çeker.
* Kaynana pamuk ipliği olup raftan düşse, gelinin başını yarar.
* Kepenek altında er yatar, çul altında küheylan.
* Komşu boncuğunu çalan, gece takınır.
* Kötü komşu, insanı elek – tekne sahibi yapar.
* Köpeğe gem vurma, kendini at sanır.
* Kurt, eşek yediği dereye dokuz kere gider.
* Küçük idi kıyamadım, büyük oldu, yenemedim.
* Koyunun kuyruğu ne kadar büyük olursa olsun, ancak kendi k.çını örter.  

L 

* Lâkırdı bilmeyen hödükler, sönmüş ateşi körükler.
* Leyleğin ayağını kesmişler, uçuvermiş; “ Acısını konduğun zaman duyarsın.” demişler.
* Lâfla pilâv pişse, deniz kadar yağ benden.
* Leyleği kuştan mı sayarsın; yazın gelir, kışın gider.
* Leyleğin ömrü laklakla geçer.

M

* Mahallede biri ölür, herkes kendi ölüsüne ağlar.
* Malını yiyip de ölmüş var mı, kes avrat soğanın birini.
* Mekke’ye gitmişsin, misk sürünmedikten sonra neye yarar!
* Minareyi yaptırmayan yerden bitmiş sanır.
* Malın varsa, içinde bulun;
gemin varsa kıçında bulun.
* Mecliste elini, sofrada elini kısa tut.
* Misafir ev sahibinin danasıdır, nereye bağlarsa orda durur. · *Meyhanecinin şahidi bozacıdır.
* Misafir ev sahibinin danasıdır, nereye bağlarsan orda durur.
* Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz.
* Meyhanecinin yüzünü bayram topu güldürür.
* Mangal başı- kış gününün lâle zarıdır.
* Meyhaneci olur da şarap içmez mi!
* Misafiri horoz olanın ambarında buğday olmaz.
* Müflis aç kalınca, eski defterleri karıştırır.

N

* Nereye varsan, okka dört yüz dirhem.
* Ne benden sana bazlama, ne senden bana gözleme
* Nefesine güvenen borazancı başı olur.
* Ne Şam’ın şekeri, ne arabın yüzü.
* Ne verdin elime, ne çalayım yüzüne.
* Ne yedim pancar, ne yüreğim sancar.
* Ne zengine borçlu ol, ne züğürtten alacaklı.
* Nisan yağar mayıs öğünür, mayıs yağar ambar öğünür.
* Niyet etmiş yağmaya, kıyamette kalkmaya.
* Namaza meyli olmayanın, kulağı ezanda olmaz.
* Nefesine güvenen borazancıbaşı olur.
*Nerde çalgı, orda kalgı.”

O

* On paralık fener, ancak bu kadar yanar.
* Osuruklu g.te kepek ekmeği bahane.
*O ayıp, bu ayıp; ne yapsın bizim Şuayp!
* Oğlan aldı, oyuna gitti; çoban aldı, koyuna gitti.
* Oğlan doğur, kız doğur;seleyi yine sen götür.
* Oğlum olsun da meyhanede olsun; bir gün olmazsa, bir gün ayılır.
* O hacı bu hacı; kim olacak boyacı?
* Okumak bilmez, gözü defterdarlıkta.
* Olgun kızılcık diş istemez.
* Olsa ile bulsa, ikisi bir araya gelse; neler olur neler!
* Omzuna bir çuval somun yükletsen, ardına düşecek bir köpek bulunmaz.
* Osurukla boya boyansa, her yer fıstıki olurdu.
* Oturduğu yer ahır eskisi, çağırdığı İstanbul türküsü.
* Olsa ile bulsa’yı ekmişler, “hiç” çıkmış.  

Ö 

* Öldüğüne bakmaz da, ceviz ağacından tabut ister.
* Ölem desem ecel yok, kalkam desem mecal yok.
* Ölümü bilmeyen, bayılmaya razı olmaz.
* Öpmeye meramı yok, yanağın nerde diye sorar.
* Öğe öğe öküz ettiler, boynuzunu dokuz ettiler.
* Öd ağacı yanmayınca kokusu çıkmaz.
* Öfke gelir, göz kararır; öfke gider, yüz kızarır.
* Öküz yem yiyince, çifte gideceğini bilir.
* Ölecek karga, kırılacak dala konar.
* Ölme eşeğim yaz gelir; çayır, çimen tez gelir.
* Ölüsü olan bir gün ağlar; delisi olan her gün ağlar.
* Önümüz darı kavurur, arkamız harman savurur.
* Öyle buğdayın böyle ekmeği olur.
* Öksüz çocuğu dövmesi kolay, alçacık eşeğe binmesi kolay.

P

* Pamuk çuvalının ha altında kalmışsın , ha üstünde.
* Parasız meyhaneye gidenin, okka çömleği başında patlar.
* Pehlivana “tut” demişler, -Elimden gelse canını alacağım,” – demiş.·
* Pabuç emanet, sokak elin; gez babam gez.
* Papaza kızıp, oruç bozulmaz.
* Para akıl öğretir, don yürüyüş.
* Paranın gittiğine bakma, işinin bittiğine bak.
* Para tutmakla birikir, yutmakla değil.
* Pazardaki ete soğan doğranmaz.
* Pişirdiği çoktur, hiç birinin aklı yoktur.

R

* Rençperin karnını yarmışlar, kırk tane “gelecek yıl “çıkmış
* Pek kirlenme sabuna zarar, pek acıkma ekmeğe zarar.
* Raftan sünger düşmüş, hanımın başını yarmış.
* Rüya ile hülya olmasa, züğürtlerin canı çıkar.
* Ramazanda borç alana, bayram çabuk gelir.
* Rüzgâr kayadan ne alır!
* Rüya ile hülya olmasa, züğürtlerin canı çıkar.
* Rüya, boş gezenin sermayesidir.
* Rüzgârına ardı yağış, sevincin ardı dövüş. S 

·        Sabır ile koruk helva olur, dut yaprağı atlas.
* Saç tava gelir hamur tükenir, insan tava gelir ömür tükenir.
* Sağılan ineğin altına otururlar.
* Sağmadı sütünü, kör inek koydu adını.
* Sakla beni var iken, bulunayım san yok iken.
* Saman pazarında cevahir satılmaz.
* Sanatına hor bakan, boynuna torba takar.
* Sana vereyim bir öğüt.Ununu kendi elinle öğüt.
* Sarhoşun mektubu, meyhanede okunur.
* Satılmadık ziftim olsun, Selânik’ten kel gelir.
* Sekiz günlük ömür, dokuz günlük nafaka ister.
* Senin gözün ayranda, benim gözüm Meryem’de.
* Sıçan demiş ki:İnci dişlerime kıysam, demiri dişlerim.
* Sirke ne kadar keskin olsa, kendi küpünü çatlatır.
* Soydur çeker, b.ktur kokar.
* Sakalı gür olan, köselere eğlence olur.
* Sarı öküzün yanında duran, ya huyundan, ya tüyünden.
* Sekiz olur, dokuz olur; tosun büyür,
öküz olur.
* Sen ağa, ben ağa; bu ineği kim sağa?
* Sen pekmezi getir de, sinek Bağdat’tan gelir.
* Sırtı kaşınan köpek, çobanın değneğine sürtünür.
* Sivrisinek kavağın arkasına gizlenmiş; “Ne yapıyorsun?” diyenlere, “Kavak bana yaslanıyor.” Demiş.
* Sen çakıya sap takıncaya kadar, hıyarın vakti geçti.
* Serçeden korkan darı ekmez.
*Sokak elin, pabuç emanet; gez babam gez.
*Serçe küçük bir kuştur ama, zararını git çiftçiden sor.
* Serçe filin kulağına konmuş da; “Acıttım mı?” demiş.
* Sevilmeyenin sesi dangıldak, yürüyüşü zömbüldek gelir.
* Sade pirinç serde olmaz, bal gerektir kazana; baba malı tez tükenir, meğer evlât kazana.
* Sirkeyi, sarmısağı hesabeden paça içemez.
* Sen bir garip çingenesin, nene gerek gümüş zurna! * Sultanahmet’te dilenir, Ayasofya’da sadaka verir.
* Suç, iğde de var, yünde de var ; çıkrıkta da var, yünü eğiren kancıkta da var.
* Sarı ineği gören, içi dolu yağ sanır.
* Sakala itibar olsaydı, keçi peygamber olurdu.
* Sakal ile kâmil olsaydı işi, keçiye danışırlardı her işi.
* Samanlıkta yatar ama vezir rüyası görür.
* Sarı samanın altından su yürütür, üstüne çıkar vaaz verir.
* Senin aradığın kantar, Bursa’da kestane tartar.
* Serçenin kantarı da kendine göredir.
* Sıçanın boynuna çıngırak takınca, kısmeti kesilir.
* Sırça köşkte oturan, komşularına taş atmaz.
* Soğanın acısını yiyen bilmez, doğrayan bilir.
* Söylemeyip kulunç olacağıma, söyleyip gülünç olayım.
* Söyleme arsız olur, saklama arsız olur.
 

Ş
* Şaşkın ördek götün götün yüzer.
* Şalgam , kazana girince et oldum sanır ; arap, ata binince bey oldum sanır.
* Şehire bir hasta geldi: Derdi börek, virdi çörek.
* Şişman incelinceye kadar zayıf koparmış.
* Şahin için tuzak kursam, karga çıkar bahtıma.
* Şaşkın ördek başını kor da kıçında suya dalar.

T

* Tahtadan çuvaldız; ne kaybeden üzülür, ne bulan sevinir.
* Tatlı tatlı yemenin, acı acı o.urması olur.
* Tavşanı tazı tutar, çalımı avcı satar.
* Tahsil, cehaleti alır ama, eşeklik baki kalırmış.
* Tazının topallığı, tavşanı görünceye kadardır.
* Tembel badem yemek ister, kabuğunu soymaya üşenir.
* Tilkiye, “Tavuk eti sever misin?” diye sormuşlar, “Adamın güleceğini getirmeyin.” demiş.
* Tabut arayanın gözü yaşlı olur.
* Tarlada darım yok ki, serçeyle kavgam olsun.
* Taşı düşünce, yüzük de kıymetten düşer.
* Tavuğum yumurtladı deme, kümese hırsız dadanır.
* Tazısız ava çıkan, tavşansız eve gelir.
* Toklu bizim olsun da, kuyruğunu yoklarız.
* ”Tuna taştı,” demişler, “Çeviriverin eve” demiş.
* Tarlasında çalışmadım, işine karışmadım.
* Tas anma, evde kabak var.
* Taş atacak zaman var, taş toplayacak aman var.
* Tatlıya yakışmaz soğan, dayısını beğenmez yeğen.
* Tavuk kaza özenirse, g.tü yırtılır.
* Tek kürekle sandal sefasına çıkılmaz
* Tepe mahsulünü yel alır, dere mahsulünü sel alır.
* Terziye “göç” demişler, “iğnem yanımda” demiş..
* Tilki demiş ki: Kendim için demem ama, üzümsüz bağın kütüğü kurusun.
* Tutamadığımız kuş azadımız olsun.

U
* Uyuyanın oturana, dokuz osuruk borcu var.
* Unun yoksa bazlamaya, yağın yoksa gözlemeye özenme.
* Ulu ağacın başından yel eksik olmaz.
* Uludağ, heybe dolusu azıksız geçilmez.
* Usta maymun kamçı istemez.
* Uzunlarda hüner olsa, kavakta hıyar biter.
* Uyuz eşeğe gümüş semer yakışmaz.
* Ummadığın delikten
tilki çıkar.
* Urganda da ölüm, yorganda da.
* Ustanın malını bir horoz götürür, keyfini bir katar çekemez.
* Uygun tedbir, takdire kıç attırır.
Ü* Üç gecelik ay’ı kim olsa görür.
* Ürkütme kurbağayı, yiğit edersin.
* Üstü açık yatarsan, altı batman kar yağar.
* Üstünün ununu görüp de, değirmenci sanma.
* Üvey ana ekmeği, demirden tokmağı.
* Üzüm hırsızı güzün belli olur.
* Üzümü yiyen başka, kütüğünün dibinde yatan başka.
 

 

V

* Vakit gelir, tilkinin kuyruğu kendine yük olur.
* Vurdun mu öldür, yedirdin mi doyur.
* Veysel Karani’den yumurta esirgeyen, sansar karaniye tavuğunu kaptırır.
* Vursan ölür, vurmasan ekmeğini elinden alır.
Y  

* Yan gelip yatan da bir, k.çını yırtan da bir.
* Yaz’a çıkardık danayı, beğenmez oldu anayı.
* Yazın araması, kışın taraması olmasa, herkes manda besler. 

   

 

 
·        Yağ bulamazken aşına, fesleğen takar başına.
* Ye yağlıyı, iç suyu, donarsa donsun; ye tatlıyı, içme suyu, yanarsa yansın.
* Yağmur yağsın da varsın kiremitçi ağlasın.
·        Yalan dokuzmuş, sekizi avcının torbasından çıkmış.
* Yalan katmayınca lâf artmaz, hama katmayınca mal artmaz.
* Yangını körükleyen sakalından tutuşur.
* Yarım hekim candan eder, yarım imam dinden eder.
·        * Yaya gözüyle at, bekâr gözüyle it alınmaz. ·        * Yavaş tükürüğün, sakala zararı vardır.
* Yaz diye yola çıkarken, kışı gözüne al.
* Yedeği olan şey, çabuk kaybolur.
* Yengece “Niçin yan yan gidiyorsun?” diye sormuşlar; “Serde kabadayılık var,” demiş.
* Yiğitliğin dokuzu kaçmak, iri vurmak.
* Yoldaşın iyiyse, Bağdat yakındır.
* Yorgun eşeğin “çüş” canına minnet.
* Yükü görünce kaçar, lopu(yemek) görünce ağzını açar.
* Yüz verdik deliye, deli sıçtı halıya..
* Yük altında
öküz bağıracağına, kağnı gıcırdamış.

Z* Zengine şekerden helva basarlar, fakire pekmez bile bulunmaz.
* Zenginin yorganı kalın olur da, osuruğunun kokusu dışarı çıkmaz.
* Zenginlik, yürüyüş; fakirlik ,dövüş öğretir.
* Zaten sıska, ne yapsın muska.
* Zayıf ata, kuyruğu yüktür.
* Zemherinin, kışından, zamanenin puştundan sakın.
* Zengin buldu, “mübarek ola”; fakir buldu, “nerden bula?”.
* Zengine mal veren, denize su taşır.
* Zenginin ayıbı, fukaranın hastalığı ortaya çıkmaz.
* Zengini malı, fukaranın çocuğu kıymetlidir.
* Zenginin gönlü oluncaya kadar, fukaranın canı çıkar.
* Zenginin horozu bile yumurtlar.
* Zengini malı, züğürdün çenesini yorar.
* Zenginlik insan yürüyüş, fakirlik dövüş öğretir.
* Zerdaliden düdük olmaz,adan al haberi.
* Zurnacının karşısında limon yenmez.
* Züğürt olup düşünmektense, uyuz olup kaşınmak yeğdir.
 

Afyon Dinar Yüksel Köyü

Mayıs 10, 2007

YÜKSEL KÖYÜNDEN BAZI LAKABLAR
BU LAKABLAR YENİ NESİLLER İÇİN
HAZIRLANMIŞTIR ALINILMAMASINI
RİCA EDERİZ.

SAYGILARIMIZLA

Hacıbey
Gadirga
Annaziga
Hidayetga
Hüthütmemet
Çobanali
Çıldırınomar
Çıldırınellez
Masuruçcu
Garameyreminhalil
Seydininarif
Devhasan
Gülalininramazan
Gülalininmısdava
Gülalininnazif
Yamtıbayram
Yamtıbayramınrecep
Güdükmemet
Hacımamut
Cimbir
Hacıyen
Hacıyeninibram
Bakgalomar
Bakgalomarınabdullah
Hasdiler
Hacımusa
Hacarolu
Çakalmemet
Çakalmemedin hacıbayram
Gülali
Aygırdudu
Garadudu
Kerzi
Körebe
Hamitga
Berberibram
Oçcununomar
Halibramçavuş
Göbeklimamut
Haliçavuş
omarosmanga
şeeerebe
eşedeze
hacışık
Güdük dede
Kelgarı
Berberibraam
Halloca
Meneşebibi
Hasanefe
Amatefendi
ÇıldırHacı
Elifaşa
Efendiga
Fadımanınsüleemen
Omarosmangaa
Hapiligelinbacı
İbilidayı
Havızmeemet
Aamatemin

Çitili

forums.cjb.net/dost-ntopic3010.htm

Afyon Dinar civarından

Mayıs 10, 2007

DIĞAN (tava)
ELLEEN (leğen)
IRBIK (ibrik)
ŞAKALAK (bilye)
VELESBİT (bisiklet)
TAVIK (tavuk)
GANERE (avare,başıboş)
GIRANNIK (soyu kesilesiceler)
GUSGUNU GIRIK (muzdarip)
GAMRIK (hafif eğri)
TEVİK (tevfik)
ISMAYIL (ismail)
GARPIZ (karpuz)
TOMATİZ (domates)
GÜÇÇÜK (küçük)
TOKTİR (doktor)
BİBİ (hala)
BÜLÜÇ (piliç)
PARPI (fırça atmak)
PAPIÇ (ayakkabı)
PARDI (taraça)
PERTLEK (dışarı fırlamış göz)
DELA (delikanlı)
IRAF (raf)
BUDEY (buğday)
BIZAA (buzağı)
GA (abi)
GAYKILMAK (direnmek)
GERNEŞMEK (rahatlamak için gerinmek)
GUYAZ (kuytu)
DIRTLI (zayıf)
ÇIKLA (sadece)
ÖLÜZGER (rüzgar)

Ganel-Kanal<<<<<< Keşirotu-havuç
Buydey-buğday <<<< Pıransa-pırasa
Gelirik-geliriz <<<< Giderik-gideriz
Yaparık-yaparız <<<< Irbık-ıprık
Desti-testi <<<< Peşkir-havlu………!
Pambık-pamuk <<<< Kumpir-patates
Sındı-makas <<<< Mancar-pancar
Portekel-portakal <<<< Alma-elma
Beygir-at <<<< Lere-lira
Kütük-çalıkökü <<<< Kelek-kavun
Hıyar-salatalık <<<< İmine-emine
Amat-ahmet <<<< Havuz-hafız
Mezer-mezar <<<< Ezen-ezan
Hatıl-sumuhafaza edilenyer
Yalak-tavukların suluğu
Marıl-marul <<<<< Ellen-leğen
Deniz-köyünaşağısındaki çay
Gecene-ters atma aracı <<<<<<<<Laba-yaba
Öndere-öğendere(öküz için kul.şey)
Düven-döğen(harman için kul.şey)
İyde-iğde <<<< Bülüç-civciv
Harım-bahçe <<<< Pardı-bahçe duvarı
Tülütombak-şeftali <<<< Sabın-sabun
Böbek-bebek <<< Boba-baba
Gaga-abi <<<< Sallangıç-salıngaç+beşik
Geliyok-geliyoruz <<<< Gidiyok-gidiyoruz
Püsküt-bisküvi <<<< Iradıyo-radyo
Dambaş-çatı üstü <<<< Tavık-tavuk
Horuz-horoz <<<< Kupa-çaybardağı
Tas-su bardağı <<<< Aletdirik-elektirik
Fasile-fasulye <<<< Namazla-seccade
Göynek-gömlek <<<< Yazma-başörtüsü

GARİK (artık)
YA’A (hayır)
HA ZAAR (haa belki)

MIH: ÇİVİ
BÜSGÜÜT: BİSKÜVİ
GUMPİR: PATATES
BÖRÜLCE: FASULYE
DARI: MISIR
IRAPOZU: AHLAKSIZ KADIN

ZEERE (zahire)
ZIRTLAN (sırtlan)
KÜRS MARS (dengesiz düşmek)
HÜRÜSTEM (elit,üst düzey)
HORKUDUK (yaşlanmış,çökmüş)
BİREYNBİ (iyice)
ÖHENET (hınç)
MECİNİ ( zır deli)
BÖCÜK (böcek)
MILIĞI YIKIK (morali bozuk)
KERKİNMEK (belini ileri geri oynatmak)
BİRAA (kardeşim)
MENEVİR (sürekli ora bura bakan göz)
FICIMAK (çok hızlı)
GICIMIK (küçük parçalar)
GINCIFIRLANMAK (naz,işve)
FIŞGA (büyük hayvan pisliği)
GEŞDİK (sakın)
ZIRAVIT (iri yarı)
CILBAK (çıplak)
ZAAR (herhalde)
DE Mİ (öyle değil mi)
DİRGEZ (yenmesi zor,pişmemiş)
GİCİÇMEK (kaşınmak)
GIRANI (kenarı )
HORUZ (horoz)
BELERMEK (yorgunluktan gözleri dönmek)
ÇELERMEK (kızgınlıktan gözlerini büyütmek)
GÖDE (büyük,tombul)
MAYIŞ (maaş)
MAYIS (yaş hayvan pisliği)
YAĞIR (çok yağdalı , pis)
YAĞLIK (havlu)
YARN (sırt)
DEPİK (tekme)
DEPME (iç don)
İNNE (iğne)
ERNİK (er suyu)
SECİREKLİ (saralı,delişmen)
GADİT GALMAK (çaresiz kalmak)
DİREŞMEK (direnmek)

forums.cjb.net/dost-ntopic3010.html