Anılar

Mayıs 8, 2007

Çocukluğuma dair bir yılımın anılarıdır.Şinasi Şenel

(1970 li yılları)

Biz toplumsal olarak iki ay çok sıkı çalışıp, kışın dirliklerimizi temin ederiz. Geriye kalan aylarlarda günün akışına göre zamanımızı öldürmeyi pek de iyi başarırız. Ne bir tarla çapalamayı, nede bir bahçede sebze ekmeyi, asla aklımıza getirmeyiz. Bu bizimle özdeşleşmiştir, Bizde buna pek alışık ve memnunuzdur.

Memleketimizin soğuk kışlarından birini yaşıyorduk, yine günlerden bir gün, her taraf bembeyaz karlarla kaplıydı, tipinin esmesi karın boranın içinde kalınması, elbette bizleri kara, kara düşündürüyordu, çünkü zorunlu beslemekte olduğumuz hayvanlarımızın, yiyeceklerini temin etmek oldukça zordu. Cemrenin havaya, suya ve toprağa düşmesini dört gözle bekliyorduk.

Mart ayına da girmiştik. Nenenin dağda gıdıkları boğması, kayanın hesabı gibi süreçleri takip ediyorduk. Kaz ve tavukların yumurtlayıp yumurtaya pinin de oturması bir başka hayatı anlatıyordu. Yirmi bir gün sonra civcivlerin çıkmasını beklerken, yumurtaların bazıları çılğ bazıları ise civcivliydi. Civcivlerin cucul olması ineklerin dana koyunların kuzu doğurması bir geleceği simgeliyordu. Fakat henüz kış idi. Avrel ayı ise çok korkutucu bir aydır. Çünkü Avrel ayında ekinlerin çıkması, ot ve samanın durumu ise cabasıdır. O yaşlı büyüklerin, herkesin bildiği atasözünü, herkes övüne, övüne anlatır. Korkma Martın kışından, kork Avrel in beşinden, öküzü ayırır eşinden. Fakat kimsede hiç nedense tedbirini almazlardı, böylelikle bir kışı geride bırakmış olurduk. Bahar ayı da kendini iyice göstermeye başlamıştı Ekin hazırlıkları için, Kotanımız demir olduğu için hazırdı. Ama biz çift ile ekini ekmekle kararlıydık. Çünkü büyüklerimiz çift ile ekilen ekinin bereketi çok, mahsulü ise tok olur diye söylerdi. Çiftimizin okunu, maçası, kılıcı, enek i ve kotasını bakım onarımdan geçirdikten sonra, sıra kağnı arabamızı hazırlamaktı. Kağnı arabası geçen yılın yorgunluğuyla, bir daha hiç kullanılmayacakmış gibi düşünülerek altı ay, kışın içinde dışarıda karda tipide kalması. Ne bir şin ne bir buli ne bir diş nede bir yalama kalmamıştı. Kağnı arabamızı yapmak üzere oradan oraya koşardık. Diş için mökgem ağaç, maluğ için idare eder toruğ ağaç, buli için kavak ağaç, komşuları arar dururduk. Bir şekilde eksiklerimizi temin etmek için, zayıf atımıza binip. Dağları aşarak Şavşat tan mökgem ağaçlar getirmek içim giderdik. Dişlik ağaç bulur alırdık. Mazi için ödemeye, yaylada peynire söz verirdik. Dere tepe dinlemeyip biran önce köyümüze dönerdik. Artık ekini ekmeye arabamız hazır, çiftimiz hazırdır.

El becerisi olan tapan yapmak üzere, dere çayırlarında henüz filizlenmeye başlayan söğüt ağaçlarını keserdi. Torbasında bir kırık ekmek biraz peynir koyarlar. Oturur birde tütün sigarasını yakardı. Artık her şey hazırdır dercesine derin, derin çeker nefesini. Baharda azgın sularının dere yataklarını değiştirmesinin hiçbir önemi yoktur. Çünkü bu çayır bizim çayırımız değildir düşüncesi kafamıza yer etmiştir. Söğütleri de keseriz yarları da bozarız. Deli kanlı ağabeylerimiz şosa da volta atıp gezerler. Bir taraftan top oynarlardı. Bir taraftan da bacalarda aşığı olan âşık oynardı. Aşığı olmayanda pelük veya çayırlarda mille oynarlardı. Hele pelük oynarken kazandığımız taşa birde enekeme teper der ve nahre atardık ya bütün güzellikler sanki bizim olurdu.

Ekine her şey hazır ama hottak yok ortada. Okuldaydık elbette, ekinin okuldan daha önemli olduğunu düşünen büyüklerimiz, bizleri hottak yapmak üzere okuldan alırlardı. Öküz ve camuşları nalbantçı Mevlüt ustaya şadıvana götürürdük, Mevlüt ustanın keyifi iyiyse sorun yoktu, keyfi kötüyse bütün hayvanları mığa düşürürdü. Sadıvana sağlam giden hayvanlar, köye dönüşümüzde köy önü çayırlarından gelirken sanki dans figürleri yapıyorlar gibi aksamaya başlardılar. Kor arabamıza sekiz kodluk telis çuvallarımızı, çiftimizi koyarak tarlaya gitmek için harekete geçerdik.

 Boyunduruğun samisi eksik sambağısı eksik. Böyük meşeden kesmiş olduğumuz cinav ağacını sami yapar keçilerin kıllarından ördüğümüz çatilerdende sambağı yapardık. Nihayet tarlanın başına gelmiştik. Bahar ayının güzelliği büsbütün sarmıştır her tarafı Kar sularıyla ıslanan topraklardan çıkan buharlar. Canlanan böcekler, dağlara yayılan sürülerse bir güzelliğin simgesiydi adeta.

Ekini ekip bitirmiştik, herkes bostanda kartopileri ekip bir taraftan da basmayı kesip tezekleri kalak yapıyorlardı. Kadınlar, kızlar ve çocuklar. Erdenekten atdol, yelmik ve kımi toplamaya giderler. Genç delikanlılar ise uzaktan uzağa dolaşır dururlar. Bunların hepsi de pek mutludurlar, pekte, ahenklidirler. O sırada eğri gölde istihsal olacağını söylediler. Kooperatif var mı yok mu hayal meyal hatırlıyorum. Birileri şu kadar çam, bu kadar siter yaparız derlerdi. Harıl, harıl öküz camuş ile çalışıp, yarı para alır yarı alamazlardı. Bu sendrom hep böyle geçerdi. Kadınlar ise, mal ve davarla uğraşırlardı. Sekizinci çocuğunun dişleri çıkmış diye hedük dağıtırlardı. Öte yandan bazı kadınlarda eh ana benim şu kadar oğlum var gibi şeyler söylerdiler ve övünürlerdi. Hâlbuki memleketimizin beş yılda onbeş milyon insan düşüncesinin Türk ekonomisini nedenli zarar verdiğini hesaplamaması ne kadar kötü bir şey bilinemezdi. Bir taraftan da zenneler Cecim örerlerdi. Artık cucullar ferik olmuş, hindilerse gulu, gulu şarkılarını söylüyorlardı.

Lodos rüzgârları yerini, meltemli rüzgârlara bırakmış, sam yelinden ise eser kalmamıştı. Her kes mutlu ve duyguludur. İşte bunun ismi ise bence, baharın insanların kanın kaynaması olmalıdır. Güneşin sıcaklığı tüm doğadaki canlıları canlandırarak, bitki örtüsü de iyice canlanmaya başlamıştır. Tabiatın güzelliği muhteşemdir. Büyükbaş hayvanların ağılda yatması, koyun sürülerinin dağlarda yatması. Buzağı ve kuzuların çevrede otlaması ne güzeldir bilemezsiniz. Bu serüven de insanın duygulanmaması elinde değil.

Güneşin kızgın kızıllığına özenen insanlar. Nedense ayın hep matemini düşünürler. Oysa ay ne kadar şeffaf değil mi. Bütün çiçekler, bitkiler güneşe yönlenerek. Kendilerini doğanın harikası haline getirirdi. Ay ise hep matemlidir. Halbuki aya özenen Gece sefa’sı çiçeği akşamları çiçeklerini açarlar. Tan’ın ağarışıyla, güneşe küsercesine çiçeklerini kapamaya başlarlar.

Bu çiçekler öylesine o yaratan tarafından tasarlanmıştır ki, gökyüzünün kararması bile etkiler. Bunlar karanlıklara özenen çiçektir. Bir sessizliğin müjdesini veren bu çiçekler. İnsanları duygulandırıp derincesine, farklı bir atmosfer yaşatırlar. Yaşamış olduğumuz bu kainatın güzelliklerini yaşamaksa elbette hakkımızdır. Bu mevsimde düğünler çok olurdu. Davul ve zurnanın sesi yüreklere huzur ve mutluluk verirdi. Gelinin başında al vala, atın üstüne binmesi, damat evine gelince attan inerken tabak’ı kırması ise hiç unutulmaz. Damat (yani enişte) bacadan paltonun arkasından kanfet atması, onun için bir geleneğin simgesidir. Düğünler tatlı olmasına tatlı olurlar ama ergişiler zenneler bir arada oynayamaz. Asayiş düzenleyen kişiler adeta bir kraldır sanki. Muhtarından almıştır emrini. İnsiyatif kullanmaksa asla yoktur. Dediğim dedik çaldığım düdüktür anlayışı hâkimdir. Gerekirse infaz babinde de kullanabilir. Elektrik olmadığından, gençlere löküs söndürmek, gaz lambasını söndürmek asayişi durduramazdı. Düğünün, ahengin anlamı da ergişiler için kalmazdı. Bahar ayı henüz bitmemiştir. Çayırlar koruk edilip tarlalarda yeşermeye başlamıştır. Bahar kargını dediğimiz sel ise yavaş, yavaş azalmaya başlamıştır. Gündönümü ne az kalmış yayla hazırlıkların da kıpırdamalar olmaya başlamıştı. Bir buram, bir yaşam halini ancak anlamaya başlamışızdır. İneklerin ve koyunların kuşluğa gelmesi, kuzuların akşam şivine çıkması da, ailenin çocuklarını ilgilendirir, çünkü kuzuların çobanları henüz yoktur. Buna da fiili olarak ailenin en küçük çocukları destek verecektir. Artık yayla vakti gelmiştir. Büyüklerimiz şeher den öteberi alarak gelirlerdi. Biraz parça, biraz urba, biraz gıda malzemeleri, gaz yağı, yedi veya beş numara lamba alırlar. Yaylamıza çıkmak için önce gidip bakarız. Uçmuş duvarları çamur ile yaparız. Yaylanın ağırlığını öküz arabasına koyarak, gece saat 04 oo sıralarında öküzleri arabaya koşarız. Gecenin soğuk oluşu titretircesine dondurur. Kor arabalarla diziliriz peş, peşe. Pireli çoç da dinlenir, araba düzünde nefes alır, uzun viraj da dayanır, sallıkta yolu yarı ederdik. Kor arabaya dayağı veririz. Mazi ve yalamaları sabunlayarak, uzun bir dinlenmeden sonra gökyüzü aydınlanmaya başlamıştır bile.

Oradaki atmosferi yaşamaksa bir harikadır. Güneş ufuktan doğmaya başlamış, gökyüzü demir renginden, bakır rengine dönmeye başlamıştır, bizde eski yaylaları geçip, tahta tarlalardan sazlığa ulaşmıştık. Yaylalara çıkıp evleri hazırlamaksa yorgunluğumuzu unutturmaya değerdi. Herkes bir birilerine seslenerek, işlerini bitirmenin moduna girmişti. Erken işini bitirenler elleri arkasında dolaşmaya başladılar bile. Şaka şamata alabildiğine devam ediyordu.

 Biz çocuklar ise morbet işleri yapıp, öküzleri otarmayı, su taşımayı yapıyorduk.

Gökyüzü yeryüzüyle adeta bütünleşmişti. Her tarafın kır çiçekleriyle kaplanması, yumak otun, altta, çalı otlarında yer, yer uzantılarıyla bütünleşmişti. O doğa harikası yaylalarımız da rakım tahmini olarak üç bin iki yüz. Deniz seviyesinden bu kadar yüksek bir dağda, almış olduğumuz oksijen, yaşamış olduğumuz hayatsa bir başka güzeldi.

Ertesi gün aynı serüven aynı rotayla yaylalarımızı çıkartmıştık. Sanki mahşerdeymişiz gibi insanların, hayvanların bir birine karışması farklı şeyleri anlatıyordu. İnek ve koyunların dağlara yayılışı, yoz malın kurrenin tepesinde otlayışı, ılğı atların koşuşu, çok hoş bir görüntüydü. Kuymak ve gevreğin yapılışı, hele birde sarı yağı pağaçanın ortasına koyup yediğimiz soğuk suyu içtiğimizi unutamam. Yavaş, yavaş kuşluk için sağın mal gelmeye başlamıştı. Biranda her tarafı sis basmıştı. Göz gözü görmüyordu ama hemen ortalık açıldı. Birkaç gün sonra her şey normale dönmüştü. Kimisi mantar düzüne, kimisi kurt kayalarına gezmeye başlamıştı. Kadınlar çeçil peynir, lor ile tuluma teperdi. Önünden atılmış ve çürük peyniri ise meyveye almaya hazırlamışlardı. Şavşat tan kiraz henüz gelmeye başlamıştı. Taze kiraz berabere, kurtlu kiraz ise ikili satılırdı. Biz çocuklar ise gurup halinde almış olduğumuz top ile futbol oynamaya başlardık. Fakat ekinde hottaklık, şivde kuzu çobanlığı, her yerde mor betlik rahat bırakmazdı. Kızlar çeşmeye giderdi. Çeşmede laf bol olduğundan kızlar sırasını küçük çocuklara verirdi. Bir ahenk bir mutluluk yaşanırdı. Hafta sonu Cuma pazarımız bülbülan yaylasındaydı.

Aylardan Temmuz ayıdır. Bülbül ana gitmek için atları, ılğı dan veya gece ağıldan tutarak alırdık. Bülbülan yaylasına gece yarısı çıkar, yaya dört saatte giderdik. Bülbülan yaylası muhteşem güzelliktedir. Hayvan Pazarının olduğu yer görmeye değer bir yerdir. Kâinatın güzelliklerini yaşamaksa buna demeliyiz. Sabahları dondurucu soğuk yerini sıcak bir havaya bırakmıştır, bizlerde paltolarımızı çıkarmaya başlamıştık. Hayvan alım satımı bitince pazardan ihtiyaçlar alınır etler kavrularak. Çağ şiş yenilerek, ancak kendimize gelmişizdir. Erzurum, Artvin, Kars ve birçok bölgeden gelen tüccarlar, pazarcılar hep ordadır. Ziraat zamanı başladı, örs ve çekiç hazır değil, bir baş koş nahyeye, demircide örs ve çekici yaptır. Tırpan hazır nat yoktur Elcek ise ziyaret deresinden getir, koştur babam koştur. Tırpanı kuracak koca köyde üç kişi vardır. Kendisine tütün sigarası ustaya’da birinci sigarası götürür. Ustamız tırpanı kurar. Haroslara girdik, çayırları biçmeye başladık. Çekirgelerin sesleri vızıkları sokması, boruların dağlaması. Birde şıratın üstümüze sinen kokusu elbet gitmez bu sinekler.

Büyük meşede durna gülünde bölgü yapılacaktır. Herkes ayrı, ayrı gurup halinde, eğri göl bayırdır, sallıelenk kıraçtır, peşonunun elengi otlu, yazılı taş Türkmenlerindir diye konuşurlardı. Kura çekimleri bu boş lafların hepsine radikal bir çözüm getirirdi, tüm herkesin sesi kesildi. Modugam olma planları başlamıştı, atı olan atıyla olmayansa tırpanı omuzlayarak biçmeye giderdiler. Ertesi günü bizde öküz arabasını hazırlamış, üstüne eğrilerini koymuş, alt ve yanlarına da beş adet sırık keserek kor arabamızı hazırlamış tık. Kor arabamızın yapımı merak ettim. Gözümle şahit oldum tek, tek saydım Toplam yirmi beş ağacı acımadan keserek kor arabamızın yapıldığını tespit ettim. Durna gölüne yığmaya gidecek tik. Dirgeni, tırmığı, biraz ekmek biraz peynir hazırlayarak, gece 03 00 gibi yola çıkmak için öküzleri boyunduruğa koşarak ho demeye başladık. Hesabımıza göre yolun kısası çançala yala düzü dana düzü, küfar yolu, satarın başı, ama yol yokuş ve yenişidi. Dere çayırı, muruyan, alabalık ise, düz yol ama uzun yol idi. Nihayet durna gölüne gelmiştik. O güzelim ormanın içinde herkes ekmek yiyip işe başladık. Büyüklerimiz orman içinde kenar köşelerde keğan ederlerdi. Zoğlar yaş olmasına rağmen pululları yapıp. Yığın haline getirmiştik. Bir taraftan da horozgözü, kulluk, çilek, meğsal ve kara üzüm tuplayıp yiyorduk. İyide bir kavlak ağacı kesip otun arasına sarmıştık. Yola çıkacağız ama Orman bakı memurları Bedel bakı ile Yakup bakı dere çayırlarında bekliyorlardı. Çaresiz gidecektik. Ziyaret deresi ve kapanların yolu bozuktu. Mahandisin bizi yakalamasının kaçışı da yoktu. Kor arabamızı koştuk, yükümüz çok ağır olduğundan mazilerin kırılması, şinin atması, dişlerin sıyırması, öküzlerin çekmemesi ise bir başka maceraydı. Aylardan Kağoz ayının başları gelmişti. Havalar soğukluğunu his ettirme ye başlamıştı. Yaylaların inmesinin habercisi olan kar çiçekleri çıkmıştı. Kar çiçeğinin, bizim oralar da çok önemli bir özelliği vardır. Bir gün kalktığınızda bakarsınız ki yaylaların her tarafı alabildiğine bembeyaz kar çiçeği ile bezenmiştir. Bu çiçekler bir gecede çıkar. Bunun anlamı da bizlerde, karın tipinin geldiğini söylüyor. Eğer yaylalardan inmezseniz, olacakları bilirsiniz. Çayırlar biçildi tarlalar biçildi sıra geldi harmana.Gemimizin dişlerini kara taşla yapıp, ara sıra da yoldan bulduğumuz eski öküz ve camuş nallarını da toplayıp bileyerek gemin altına çakarak hazır hale getirdik. Atı olan hamut ve parsunkalarını, öküzü olansa boyunduruk, kulan ve zincirini alarak harmana başladık.

Saman hazır çeten e.
            Amber bekler tahıla.
            Rüzgâr çıksa hayır a.
            İş biterse çayırda.

Ziraat işlerimiz nihayet bitti. Şimdi sıra kışlık odunumuzu hazırlamaktadır.

            Baltasını alana çıkar ormana.
            Kavlak çıra ras gelirse şansıma.
            Biraz dolaş biraz ara tabyada.
            Bulamadım inerim ben doruğa.

Diyerek bütün ormanları kırıp fidanları keser getirebildiğimiz kadar gözümüz dönmüş cesine odunları getirirdik. Sıra değirmene gelmişti. Kadınlar tahılları yıkar, erkekler odunları kırarlardı.

            Değirmenci taşı dişle.
            Su sardı unu işte.
            Peri durdur değirmenci usta.
            Gitti iki teneke kırmızı buğday işte.

Yarı şaka yarı ciddi konuşarak bazen de bağırarak nöbetlerini beklerdiler.

Okulumuz başlamıştı öğretmenlerimiz okulda ders verirdi eğitimimiz o şartlarda iyi olduğunu hatırlıyorum. Elektrikler yoktu gaz lambası veya löküsle aydınlatma yapılırdı. Gaz lambası olmasına rağmen kümeler halinde geceleri ders çalışırdık. Sınıflarımız soğuk olduğundan her sabah bir yarma odun herkes evinden koltuğumuzun altında okulumuza götürüp, hademe amcamıza teslim ederdik. Koç ayı yaklaşmış, kış hazırlıkları da bitmişti. Yerküresi iyice soğumaya başlamıştı. Kimsenin bile farkında olmadığı. Bir yaz, bir son bahar geride kalmıştı. Kara kışın ürkütücü soğuklarına girmedik ama zemheri ayı da kapıdaydı.29 EKİM Cumhuriyet bayramında çobanlar çobanlığı bırakırdı. Koçu katmak için koçumuzu elma, incir, püskül ve bazı şeylerle süsleyerek davara katardık. Hayvanlarımız ahırlara soğuk ve karın başlamasıyla girerdi. Hayvanlara alaf verip koyunların alaflarından çıkan kırçonlarıda ata vermeye başladık. Hayvanları çeşmede suya götürmek için karları yararak, buzları kırarak götürürdük. Suların buz tutması, kapıların önünün tipinin karla doldurması bizleri durduramazdı. Kazları kesip, kazların gaçını kuçunu yemeye başlardık. Kazları sırıklara dizerek kış boyu yemek için mereklerdeki koşatla, kaşın arasına asardık. Kadınlar kızlar halı örmeye başlamışlardı. Kar yağmaya başladı, her tarafı bembeyaz kardı. Pencereden karın yağmasını izliyordum, sayısızca yağan karlar, birbirine değmeden yağıyordu. Biranda tüm her şeyin kar ile kapandığı gördüm. Tüm yaşanılanlar bir an da unutulmuştu. Büyüklerimiz At ile kızakla odun satmak üzere aşağı köylere giderlerdi. Odun karşılığında para, veya tahıl alırlardı. Arkadaşlar ile birlikte okula giderdik. Okul dışında hayvanlara bakar ahırı siler malları kaşevi yapardık. Gizli gizlide kızak binip kayardık.

Böylesin e yaşanan bir hayatın içinde sonra. Tam otuz altı yıl geçti. Globalleşen yenidünya düzeninde ise, teknolojinin had safhada olması sebebiyle bu yaşadıklarımız bir hayal oldu.

Bunları geri getirmek gibi bir misonumuz asla olamaz. Yaşanılan güzellikler yaşandığında güzeldir. Sevgi ise kimsenin yok edemeyeceği kadar yücedir. Dostluk ise paylaştığın da sır saklamakla ve saygı ile özeldir.

Saygıdeğer dostlarım. Bu yazmış olduğum üslubumu, biraz mizah, biraz duygulu, biraz etkili, biraz hüzünlü birazda düşündürsün diye yazdım. Çünkü yeni nesil kökümüzü tam manasıyla bilmiyorlar. Belki nostalji ama gerçekten hepimizin yaşadığı şeyler. Geçmişimizdeki yaşadıklarımıza, geriye dönüp o pencereye tekrar bakmalıyız. Bakmalıyız ki kendi portremizi görelim. Tekrar bakıp görmek istediğimiz şeyleri görüyorsak, konuya vakıf olmuş oluruz. Eğer görmek istemiyorsak, akil insanlar bunları görür ve değer yargılarını zaten verir.

Şimdiyse böylesine yaşanan bireysel topluluğumuzun değer yargılarını bırakıp paylaşımcı bir toplum olalım. Özümüzdeki olan şeyler yüzümüzde olsun ki, Bir birimize güven duygumuz artsın. Birtakım ideallerimizi gerçekleştirmenin temelinde, gerçekçi olmamız gerekir diye düşünüyorum. Saati ters yöne çevirmenin mümkün olmayacağı hepimiz için malumdur. O halde bazı değerlerimizi yargılamayalım yargısız infaz etmeyelim. Sevgi ve sayıyla bütünleşelim.

SAYGILARIMLA
Şinasi Şenel.

Saygıdeğer okuyan dostlarımız aşağıdaki yöresel kelimeleri bilmeyen insanlar için Türkçe karşılıklarını yazdım, lütfen yanlış değerlendirmeyiniz.
Köyümüzde kullanılan şiveler.(Bu yazıda kullanılan şiveler)

Pin-Tavukların kuluçkaya oturduğu yuva (saman dolu sepet)
Çılğ-Tavukların kuluçkaya oturduğu boş çıkan yumurta (Çürümüş yumurta)
Cucul-Kaz ve Tavuk civcivi
Şin-Kağnı arabası tekerleğinin, çember demiri
Buli-Kağnı arabası tekerleğinin çıkmaması için ağaç dan yapılmış pim.
Mazi-Kağnı arabası tekerleklerin bağlandığı aks.
Maluğ-Kağnı arabasına kayışla boyunduruğun bağlanan( çıkmaması için ağaç aparat.
Ok-Çiftin boyunduruğa bağlanan aparatı.
Enek-Çiftin toprakta ekini sürme aparat.(toprağı yırtarak ekin ekmek)
Maça-Çiftin ok ile eneki son kısımdan bir birine bağlayan aparat, yön veren, (kumanda etmek)
Kılıç-Çiftin ok ile eneki orta kısımdan bir birine bağlayan ağaç aparat.
Kota-Çiftin el ile tutulan aparatı.
Toruğ-Fidan şeklindeki ağaçlar.
Avrel-Nisan ayı.
Şosa-Yol.
Pelük-El ile nişan alınan taş (taşlarla oynanan oyun).
Enekeme-Nişan almak.
Hottak-Sürülen çiftin önünde öküzlere yön veren kişi.
Sami-Boyunduruğun kenarlarından öküzleri bağlayan demir veya ağaç aparatı.
Sambağı-Boyunduruğun kenarlarından bağlanan demir veya ağaçların ipi.
Erdenek-Bir semt (Çatal köprü köyü).
Atdol-Yer elması.
Böyük-Büyük.
Çati-Kıldan örülmüş ip.
Yemlik-Pampara (insanların yedikleri ot).
Kımı-Yer elmasının toprak üstündeki otları (turşu suda olur).
Camuş-Manda.
Siter-Ağaçtan yapılan bir metre küplük istif.
Hedük-Buğdayın kaynatılmışı (haşlanmış).
Al vala-Kırmızı eşarp (başörtüsü).
Cecim-Keçi kılı ile örülen sergi örgüsü (kilim).
Löküs-Lüks (Gazyağı ile yanan lamba).
Şiv-İkindi ile akşam arası.
Çoç-Bataklık.
Morbet-Morvet. Her işe bakan (Ofis boy).
Kurre-Dağlarda bir semt (Bağdaşan ve Hasköy sınırı).
Bülbülan-Yalnız çam Bağdaşa köyü dağlarında alış veriş semti (yayla Pazar).
Ilğı-Baş ı boş atlar (Dağlarda boş arazilerde otlaması).
Haros-Ekilmemiş tarlaların biçim zamanı.
Vızık-Sivrisinek.
Şırat-Peynir ve yoğurtun suyu.
Elenk-Orman içinde açık düz çayır.
Durnagölü-Turna kuşu yaşayan yer. Ormanda çayırlar (bir semt).
Peşo-Eski atalardan birisinin ismi.
Türkmen-Orman da çayırlar (bir semt).
Zoğ-Tırpanla biçilen otun yerde kesilmiş halde kalması.
Pulul-Otların küçük yığınlar halinde olması.
Kavlak-Kesilmemiş kuru ağaç.
Mahandis-Mühendis (orman muhafaza memurlarının şefi).
Kağoz-Ağustos ayı.
Çeten-Samanın taşıdığı kağnı arabasının tahtalarla mini ambar şekli.
Alaf-Hayvanlara kışın ot vermek.
Kırçon-Koyunların yediği otun dan kalan kalın çalıları.

 http://www.ardahanychaskoy.com/pages/yaFEanan-anFDlarFDmFDz.DEinasi-DEenel.php

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: