Gitme Yemen’e…

Mayıs 8, 2007

Sennur Sezer / sezer@evrensel.net

Bilmem hiç dinlediniz mi, Sony (Türkiye) Müzik ve Sanat A.Ş. “Seferberlik ve Yemen Türküleri ” adlı bir CD yayımlamış. Biraz dinleyince bu çalışmada kimlerin emeği var diye meraklandım. Kapakta bir radyo resmi var yalnızca. Kapaktaki üst başlık: Bağlama Takımı’ndan Türküler ve Oyun Havaları 1, altta yalnızca Seferberlik ve Yemen Türküleri adı.

CD’nin iç kapağında çalışmanın açıklaması olarak özetle şu bilgiler yer alıyor: “Bağlama Takımı,1950’li yıllarda, merhum Muzaffer Sarısözen’in kurduğu, yalnızca bağlama çalanlardan oluşan, saz çalanların türküyü de söyledikleri bir grubun adıymış. Önce Ankara sonra İstanbul radyosunda çalan bu müzikçi arkadaşlar, repertuarlarına her yörenin tipik ezgilerini, ender söylenen türkülerini, eski ustaların yapıtlarını almakla tanınırmış. Bir grup bağlama sanatçısı da bu örnekten yola çıkarak saz, ses ve gönül birliği yapıp, benzer bir repertuar anlayışıyla, yurdun çeşitli yörelerinden derlenmiş türküleri otantik biçimde çalmak, böylece eski ustaların unutulmamasını sağlamak üzere yola çıkmış, Seferberlik ve Yemen Türküleri Bağlama Takımı’nın ilk çalışmasıymış”. Ömer Akpınar imzalı bu bilgi beni radyo günlerine götürüverdi. Erzurum’dan Trabzon’a Birinci Dünya Savaşı’nın acılarını dile getiren bu türkülerin nasıl savaş karşıtı bir hava taşıdığını farkedip etmediğimizi düşündüm. Trabzon’un işgaliyle yollara düşenlerin yaktığı türküde yurtsuz kalış yinelenir: ”Muhacirlik büktü belimi.”

Aynı yılları anlatan bir Bayburt türküsünde, savaşın bozacağı düzen anlatılır önce:

“Bir sandığım vardır sırmadan telden / Bir çift yavrum vardır tomurcuk gülden / Nasıl ayrılayım gül yüzlü yarden”.

Sonra durumu kendi kendisiyle tartışır türküyü yakan:

“İşte böyle böyle hal deli gönül İster ağla ister gül deli gönül”

Direnmek, savaşmak kaçınılmazdır… Özellikle işgale karşı durmak gerekmektedir: “Bir yanım Erzincan vermem Bayburd’u / Yıkılsın düşmanın tacıyla yurdu”

Bağrı yaralı askerler

Savaşın anlatımı türküde “vurun kardaş vurun”u izleyen gece, göç için yüklenen arabalarla, sabah öküzlere ho deyişle sürer. Bu türkünün kimi söylenişlerinde mermilerle parçalanmış arabalardaki yaralıların görüntüsü yansır

“Faytonlar geliyor üstü pareli / Askerler geliyor bağrı yaralı”

Türkünün bağlantılarında (nakarat) barış dileği olayları anlatanın, savaşı lanetlemesiyle dile gelir: “Sene gardaş sene ille bu sene / Gide de gelmiye bu hain sene”

Birinci Dünya Savaşı’nın acıları, savaşa katılanlar kadar arkada kalanlarca da dile getirilmiştir. Ben hep düğüne gider gibi savaşa giden kardeşine, oğluna, kocasına çıkışan bir kadın görürüm şu türküde :

“Mızıka çalındı düğün mü sandın / Al yeşil bayrağı gelin mi sandın / Yemen’e gideni gelir mi sandın?”

Türküler eşlerin, anaların, kızkardeşlerin “Dön gel ağam dön gel” çığlıklarıyla bölünür.

Bir Yemen türküsündeki ihtiyarın “gelinlerin ağlamasından uyuyamadığını” söyleyişini anımsayabilirsiniz. Analar askerlik çağına getirene dek verdikleri emekleri dile getirirler.

Gidip de gelmeyen oğullarına ağlarken. Biliyorum sözünü ettiğim CD’de yok ama çoğunlukla “bedel” dile gelir bu türkülerde. Bedel vermeye parası olmayan anababa kimi kez gelinininin üzüntüden hastalanışını, torunlarının öksüz yetim kalışını anlatır. Kimi kez ana, “babası evin hayvanlarından birini bedel versin diye oğulcuğum boynunu bükmüştü” diye ağlar.

Askerimiz fakirdendir

Asıl suçluyu, savaşı, savaşı çıkaranları, isteyenleri değil, kendi kadar çaresiz olan kocasını suçlar. Asıl gerçek bir başka türküdedir:

“Gittiği yol takırdandır / Karavana bakırdandır / Zengin olan bedel verir/ Askerimiz fakirdendir.”

Birinci Dünya Savaşı/Seferberlik boyunca savaşın getirdiği yoksunluk ve yoksulluğun acılarının, gencecik kocasının askere gidişine eklenen “iş mükellefiyeti” yükünün köydeki kadın kadar şehirdeki kadını da etkilediği bir gerçektir.

Adnan Özyalçıner’in halası Samiye Çelik “Çanakkale İçinde” türküsünü ne zaman dinlese ağlardı. İlk eşi yazdığı mektuplardan birinde yazmış “Gençliğim eyvah” çığlıklı dizeleri. Sonra şehit düştüğü haberi gelmiş. O sıralar askeri dikimevinde mükellef olarak çalışan Samiye Hanım, inanamamış öldüğüne kocasının. Hep dönüp geleceğini sanmış. Anılarını anlatırdı bazen. Bir seferinde hem ağlayıp hem gülerek, “Çanakkale Savaşı’nın filmi yapıldığında gerçekten savaşanları gösterecekler sandım,” demişti. “Arada ben de kocamı görürüm diye gittim sinemaya. Cahillik işte.”

Anlayana…

Profesyonel asker olan Mustafa Kemal Atatürk, yurt tehlikeye düşmedikçe, ulus yaşam kaynakları tehtid altında olmadıkça savaşı cinayet sayar. Haklıdır da. Kuşkusuz onun bu bakış açısı hem savaşı iyi bilmesinden hem halkı iyi tanımasındandır. Doğuda, galiba Bitlis’te, bir çocuğun savaştan kaçanların arabalarının arkasından koşup ağlayışına dayanamaz.

Arabadakilere “Neden bu çocuğu almıyorsunuz ?” diye sorar. Arabadakiler, kendi çocuklarına bakamadıklarını, tanımadıkları bir çocuğu alamayacaklarını anlatırlar. Mustafa Kemal’in kimi fotoğraflarında yerel Doğu kılığıyla yanında duran çocuktur bu.

Savaş, hele sınır ötesi savaş en çok karşı çıkılması gereken bir yıkım. Irak’a Memetçik’i göndermeye çalışanlar, “Asker ettiler beni, kıdemli çavuş / Kore dağlarında oldum ben bir kuş / Uçun kuşlar uçun İzmir’e doğru”yu dinlememişlerdir. Dinleseler de anlamamışlar.

www.evrensel.net/03/09/13/kultur.html

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: