“Öküz göz etmese tosun dellenmez”

Mayıs 8, 2007

Aziz Karaca

Otun, ekinin kağnı arabası ile taşındığı, tarlaların kara sabanla,
pullukla sürüldüğü, yani tarımın öküz gücü ile yapıldığı dönemlerde
boyunduruğa yeni yeni alıştırılan öküz adayları, genç tosunlar, önce
tecrübeli bir öküzün yanında boyunduruğa koşulur, hem yolu yordamı
tecrübeli bir eşin yanında öğrenmesi sağlanır, hem de bir delilik
yapıp arabayı, çifti, çubuğu alıp kaçması önlenirdi.

Tecrübeli bir çiftçi, tecrübeli öküzünün yanına koştuğu tosunu,
araba çekmeye, tarla sürmeye alıştırmaya çalışıyor. Tosun yaramazlık
yaptıkça, yoldan dışarı kaçmaya çalıştıkça çiftçinin kamçısı “paat”
diye öküzün sırtına iniyor. Bir, iki, üç… Çokça tekrarlanınca
başından beri gözetleyen ve meseleyi anlamayan biri yaklaşıyor.
Çiftçiye hemşehrim, diyor, epey zamandır seni izliyorum, yaramazlık
yapan tosun, sen ise sürekli öküze dayak atıyorsun, bu ne iş?

Tecrübeli çiftçi, tam çerçevelik bir cevap veriyor.

Sen anlamazsın evlat, öküz göz etmese tosun delilik yapamaz! Yani
bunun gönlü olsa, o tosunu yolda ip gibi dümdüz götürebilir, öküz
istemese tosun yaramazlık yapamaz, yoldan çıkmaya teşebbüs edemez.

Şimdi epey zamandan beri çok garip şeyler oluyor. Tarih sahnesine
çıktığı günden beri, özellikle Anadolu’yu vatan edindiğinden beri,
her fırsatta Müslüman Türk Milletini ısıran bilcümle yılanlar,
çıyanlar tekrar iş başı yapmış durumda. Söz birliği, ağız birliği
etmişçesine “uzun yıllardır beklediğimiz iktidar bu iktidar idi”
dercesine hepsi son yumruğu vurmanın gayreti içinde.

Otuz seneden beri, kenarda, köşede, sinek vızıltısı gibi Kıbrıs
dedikodusu yapan çevreler, AKP iktidarı ile birlikte, Kıbrıs
tarafımızdan öyle bir yakaladılar ki, timsahın dişleri arasında can
havliyle çırpınan av misali, bitap bir vaziyette şimdilik kendimizi
kıyıya atabildik ama tehlike bölgesinden bir türlü uzaklaşamıyoruz.
Kıbrıs seçimleri, Kıbrıs referandumu sırasında, otuz yıl devlet
hayatında çok uzun bir zamanmış gibi, otuz yıllık problemi çözdü,
çözüyor diye hükümeti alkış yağmuruna tutanlar bile,
Rumlar’ın “hayır”ı sayesinde geçici de olsa bir nefes alındığını
kabul etti ve sustular. Şimdi “Evet derseniz, ertesi gün yollara
düşüp KKTC’nin tanınması için gereken her şeyi yapacağım” diyen
başbakandan bugün de bir ses, soluk çıkmadığı gibi, Çandargiller,
Birandgiller ve Ilıcakgillerden de bir “çıt” yok.

Biz Kıbrıs yanımızın yaralarını sarmakla meşgulken, bir de duyduk
ki, yetmiş iki buçuk millet, cennet vatanımızdan dönüm dönüm arazi
satın almış, tapularını da ceplerine koymuşlar.

Bir avuç vatansever “vah, eyvah” derken, yeni çıkan maden yasası
ile, ehl–i salibin dev şirketlerinin çekirgeler gibi ülkemize
üşüştüğünü öğrendik. “Ayıptır, yapmayın, etmeyin, vatan topraklarını
satmayın” demeye kalmadan Yunanlı papazın sesi yükseldi: “Ayasofya
kilise olarak açılsın”. Yedi yerden hançerlenmişçesine yüreğimizin
sızısını dindirmeye çalışırken, Harran ovasının Yahudilerin eline
geçtiği haberi geldi.

Söyler misiniz ey akıl, iz’an ve vicdan sahipleri, bu leş
kargalarına içimizden bir göz eden, bir davetiye çıkaran mı var?

Millet olarak, tez zamanda bu “öküzü” bulmalıyız.

http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?
sayfa=yazarlar&haberno=6301&tarih=2004-08-01

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: