Mayıs 10, 2007

                        MASALLAR
                        Bilinmeyen bir yerde, bilinmeyen şahıslara ve varlıklara
                        ait hadiselerin macerası, hikâyesi manasına gelen masal
                        anonim halk edebiyatı mahsullerinin en yaygın olanıdır.
                        Masalcı insanlar, hayvanlar, bitkiler ve maddi
                        unsurlardan meydana gelen masal kahramanlarını, zaman
                        zaman eski inanç, din, kültür ve medeniyet unsurlarından
                        gelen malzemenin kompozisyonu içinde dinleyicisi ile
                        okuyucusuna “hikâye”, “dram”, “fıkra” biçiminde anlatır.
                        1-AYI İLE TİLKİ:
                        Bir ayı ile tilki arkadaş olmuşlar, beraberce bir
                        köylünün üzüm bağına üzüm yemeye gitmeye karar
vermişler.
                        Tilki: “Burnumuzdan gelinceye kadar yiyeceğiz” demiş.
                        Bağa girmişler, Tilki burun deliklerine iki adet üzüm
                        tanesi sokmuş.
                        —Benim burnumdan geldi, haydi gidelim demiş. Ayı da:
                        —Dur arkadaş, daha yeni başladık, demiş. Bunun üzerine
                        tilki de gidip bağın üst yanındaki bir tepeye çıkmış.
                        Beklerken bağın sahibi gelmiş. Ayıyı ya¬kalayıp başlamış
                        dövmeye. Bunu seyreden tilki de tepeden bağın sahibine
                        bağırmış; “Beline vur, beline vur.” Ayı da iyice
                        sinirlemiş “Ben bir kurtulursam sana gösteririm” demiş,
                        içinden. Bağ sahibinin elinden kurtulunca tilkinin
                        yanına varıp, -“Sana soracağım” demiş. Tilki de;
                        —Ne oldu arkadaş” deyince, Ayı “Sen niye beline vur”
                        diye bağırdın demiş. Tilki de sana “Beline vur” demedim,
                        sana “Belene vur, belene kaç” (tepeye yani benim
                        bulunduğum yere gel) diye bağırdım demiş.
                        2- BAHÇE MASALI:
                        Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir bahçe
                        varmış, ama ne bahçe imiş, bir ülke varmış ama ne ülke
                        imiş, ülkedeki bahçede türlü türlü yemişler, çiçekler,
                        ağaçlar dört mevsim açar, etrafı cennete çevirirmiş.
                        Çiçeklerin kokusu bir günlük yoldan alınır, bahçenin
                        güzelliği dillerde dolanırmış. Padişahlar, vezirler,
                        paşalar bu bahçeyi bilir, buraya gelip eğlenmek
                        isterlermiş. Öten binbir çeşit kuş varmış, ağaçların
                        dalında. Birbirini tamamlarmış sarkılan ama renkleri
                        birbirine benzemez, şekilleri binbir çeşitmiş.
                        Bu bahçenin tam ortasındaki bir küçük evde, bir baba-kız
                        yaşarmış. Annesi yıllarca önce ölen genç kızı babası
                        büyütmüş, bir dediğini iki etmemiş, varını yoğunu ona
                        vermiş, okutmuş, öğretmiş, iş için işçi, aş için aşçı
                        tutmuş. Türlü hocalardan binbir maharet öğretmiş. Bütün
                        bunları öğrenen kız ise, aşa gücü yetip, 14’ünde ceylan
                        gibi bir kız olunca bütün işçiyi, aşçıyı kovmuş, evinin
                        kızı olmuş. Öğrendiği her şeyi de bir güzel yapar olmuş.
                        Olmuş ya; ünü de yedi cihanda duyulur olmuş. Gitmiş ta
                        padişahlar padişahının oğlunun kulağına duyulmuş.
                        Padişahlar padişahının oğlu Şehzade Ömer rüyasında dahi
                        bu kızla uğraşır olunca, anasının, babasının elini
                        öpmüş, küheylana binmiş, sora sora Mekke bulunur hesabı,
                        gelmiş bu güzel bahçeye dayanmış. Lalası, askerleri,
                        altı aylık yolda kimi geri dönmüş, kimi ölmüş, kimi
                        kaybolmuş, derken kapıda yorgun küheylanla oğlan kalmış
                        yalnızca. Kuşların sesi, genç kızın neşesiyle karışıp
                        şarkı söylüyorlarmış. Kapının çalınmasını duymamışlar.
                        Ömer, öyle öfkelenmiş, öyle kızmış ki… Sonunda bütün
                        kızgınlığıyla bağırmış. O anda bütün kuşlar susmuş,
                        şarkı durmuş, genç kız sessizce kapıyı açmış. Ömer içeri
                        girmiş, ama girer girmez bayılmış. Kızı umduğundan da
                        güzel bulmuş çünkü.  Melekler bile kıskanırmış sanki. 
                        Kızcağız ne yapacağını şaşırmış. Genç bir delikanlı
                        dizlerinde mışıl mışıl uyuyor, herkes olacağı
                        bekliyormuş.
                        Dağlara ava giden baba, eve gelip de bahçe kapısında
                        küheylanı görünce, korkalamış. Heyecanla kapıyı açık
                        bırakıp kızının yanma koşmuş. Koşmuş ama yıllardır
                        kapıyı gözleyen çingene kızı da bahçeye girmiş. Başlamış
                        kızla oğlanı gözlemeye. Baba kızından durumu öğrenince
                        susan kuşlar öter, solan güller tüterse bu oğlan ayılır,
                        değilse kıyamete kadar uyur demişler. Kuşların ötmesi
                        genç kız oğlanın başını usulca çayırlara koymuş, eline
                        süpürgeyi almış bir yandan şarkı söyler, bir yandan da
                        ev süpürürmüş. O anda kuşlar ötmüş, güller tütmüş, sular
                        akmış. Akmış ama kızın meşguliyetinden faydalanan
                        çingene kızı oğlanın başını kucağına almışmış. Oğlan
                        güzünü açınca çingene kızını görmüş, “Eh benim gördüğüm
                        böyle değildi ama nasip” demiş razı olmuş. “Sultanım,
                        dileğin nedir?” deyince, çingene kızı: “Şu barakadaki
                        kızın kötüdür şehzadem” demiş. “Benim çocukluğumdan beri
                        düşmanımdır. Ne zaman yüzüm gülse beni ağlatır. Seninle
                        aramıza girer diye korkuyorum” demiş. O sırada oğlanın
                        uyandığını görüp koşan genç kız ne kadar dil döktü ise
                        de anlatamamış. Kızın babasının da laflarını ustaca
                        yalanla yan çingene kızı, genç kızı bağlattırmış.
                        Kız bağlanır bağlanmaz da, güller solmuş, kuşlar susmuş,
                        sular akmaz olmuş, genç Şehzade ne olduğunu anlayamamış.
                        Sanki her şeyin üzerine ölü toprağı serpilmiş. Günler
                        böyle geçmiş. Güzelim bahçe kurumuş yok olmuş. Bu durumu
                        açıklamak için çingene kızı: “Bu bahçe benim için yok
                        artık, ben senin olunca bahçe soldu. Hadi gidip senin
                        sarayında yaşayalım” deyip oğlanı kandırmış. Hazırlıklar
                        yapılmış, tam yola çıkacaklarında genç kız üzüntüsünden
                        hem ağlayıp, hem de hüzünlü bir şarkı söylemeye
                        başlamış. O anda olanlar olmuş, kuşlar ötmüş, güller
                        yeniden tütmüş, sular akmaya her yer şenlenmeye
                        başlamış. Şehzade Ömer de pek akılsız değilmiş hani.
                        Durumu anlayınca hemen koşmuş, genç kızı ve babasını
                        kurtarmış. Çingene kızı da bu durumda canını zor
                        kurtarıp kaçmış. Bu gençler ömür boyu mutlu bir şekilde
                        yaşamışlar. Darısı tüm sevenlerin başına.
                        
                        
                        3- TİLKİ MASALI:
                        Tilki, bir gün harman yerinde bir buğday tanesi bulur ve
                        değirmenciye götürüp öğütmesini ister. Kendide gezmeye
                        gider. Gelince değirmenciden öğütüp-öğütmediğini sorar.
                        Değirmenci de bir tanenin öğütülmeyeceğini söyler. Tilki
                        de ya buğdayımı, ya da bir çuval un verirsin diyerek
                        söyler. Bunun üzerine kavga ederler. Değirmenci bir
                        çuval un vermek zorunda kalır.
                        Tilki bir çuval unu alıp bir köye varır. Köyde nineye
                        misafir olur. Ninenin iki öküzü varmış. Un çuvalını
                        öküzlerin yanma koyar. Öküzler gece iplerinden boşanır
                        ve unu yerler. Sabah durumu görünce tilki ya bir çuval
                        un, ya da öküzleri verirsin der. Nine öküzleri vermek
                        zorunda kalır. Tilki öküzleri alıp gider. Tilki bundan
                        sonra bir köye varır. Burada da bir kızı olan ağaya
                        misafir olur. Tilki akşam gizlice kalkar, bir bıçakla
                        öküzleri keser ve kanlı bıçağı kızın elbisesinin cebine
                        koyar. Sabah kalkıp öküzleri almaya gidince kesildiğini
                        bağırarak ağaya söyler. Ağa mahiyetindekileri toplar.
                        Tilki kanlı bıçağı kimin cebinde bulursam, o benim olsun
                        der. Herkesi ararlar ama bulamazlar. Ağanın kızını da
                        ararlar ve kanlı bıçağı bulurlar. Tilki kızı alır gider.
                        Yolda bir çobana rastlarlar. “Çuvalımı açma ben dereye
                        tuvalete gidip geleyim” der. Çoban merak eder çuvalı
                        açar ve kızı görür, kızı alır heybesine koyar. Tilkinin
                        çuvalına da köpeği koyar. Tilki gelir çuvalı alır, yola
                        düşer. Kendi kendine bir buğday tanesine bir çuval un,
                        bir çuval una iki öküz, iki öküze bir güzel kız aldım
                        diyerek sevine sevine gider. Çuvalı açar, kız yerine
                        köpeği görünce başlar koşmaya, köpek de onu kovalamaya
                        başlar. Çobanla da ağa kızı evlenerek, muratlarına
                        ererler.
www.larende.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: