Çavdır Masalları

Mayıs 10, 2007

www.cavdir.gov.tr

FATMACIK İLE SÜLEYMANCIK

 

 

            Bir zamanlar anaları ölmüş ve üvey analarıyla birlikte yaşayan Süleyman ile Fatma varmış. Babaları tarlaya gidince üvey anaları çocukları çok dövermiş. Bir gün çocukları çok dövmüş. Fatmacık ile Süleymancık kaçmışlar, gitmişler gitmişler bir nineye rastlamışlar. Bu nine bir kara makara ve ak makara vermiş. Üvey ananız gelince kara makarayı atınca dağ, ak makarayı atınca deniz olacak demiş. Tam üvey anaları yaklaşacağı sırada kara makarayı atmışlar, kocaman dağ olmuş. Üvey ana dağı geçmiş, yine yaklaşacağı sırada ak makarayı atmışlar. Kocaman deniz olmuş üvey ana bunu geçememiş. Gide gide Süleymancık abla ben susadım demiş. Fatmacık olmaz bunda inek izi var inek olursun demiş. Gide gide Süleymancık aba ben susadım demiş. Olmaz bunda keçi izi var keçi olursun demiş. Gitmişler gitmişler Süleymancık tekrar aba ben susadım demiş. Olmaz burada geyik izi var geyik olursun demiş. Süleymancık ablasının sözünü dinlememiş ve sudan içmiş. Kocaman boynuzlu geyik olmuş. Fatmacık çok üzülmüş ve ağlamış Süleymancık olsun abla sen şu kocaman söğüdün başına çık ben seni korurum demiş. Çeşmenin başına beyaz atlı yakışıklı bir oğlan gelmiş. At Fatmacığın güzelliğinden ürkmüş. Oğlan Fatmacığı görünce aşık olmuş, evlenme teklif etmiş. Fatmacık kabul etmemiş, oğlan ağacı kesmiş. Süleymancık diliyle ağacı yalamış, ağaç yine büyümüş oğlan gitmiş. Fatmacık susamış ve su içmeye gittiğinde kocaman bir balık Fatmacığı yutmuş. Oğlan gelmiş Süleymancığa niye ağlıyorsun diye sormuş. Ablamı şuradaki kocaman balık yuttu demiş. Oğlan balığın karnını yarmış. Fatmacığı çıkarmış, üçü birlikte mutlu yaşamışlar.

 

SÜLEYMANCIK İLE FATMACIK

 

 

            Eski zamanlarda anaları ölmüş üvey anaları ile birlikte yaşayan Süleymancık ile Fatmacık varmış. Bunlar bir gün çok acıkmışlar ve yağı ekmeğe sürüp yiyeceklermiş. Bilmeyerek yağın hepsini dökmüşler. Üvey anamız bizi döver diye oracıkta Allaha dua etmişler. Allah’ım bizi şuracıkta guguk kuşu yap demişler. Allah onları oracıkta guguk kuşu yapmış ve onlarda uçmuş ve mutlu yaşamışlar. Ondan sonra hep şöyle derlermiş. Guguk guk yağ döktük. Ben dökmedim Fatmacık döktü. Ben dökmedim Süleymancık döktü derlermiş.

 

ŞAMDANDAKİ KIZ

 

            Bir zamanlar bir ailede güzeller güzeli bir kız yaşarmış. Bu kızın anası ölmüş. Babası bu kızı istemediği biriyle evlendirecekmiş. Kız babasından düğün hediyesi olarak bir şamdan istemiş. Kız şamdanın içerisine kırk gün yiyebileceği bir azık hazırlamış, sonrada şamdanın içerisine girmiş. Babası kızının kaçtığını sanmış ve yaptığına çok üzülmüş. Babası şamdanı yoldan geçen eskiciye satmış. Padişahın oğlu pencereden bakarken bu güzel işlemeli şamdanı görünce almış ve odasının bir köşesine koymuş. Kızın kırk günlük azığı bitmiş ve padişahın oğlunun odasına gelen bütün yiyecekleri yiyormuş. Bir gün prens merak edip uyuyormuş gibi yapmış. Şamdanın içerisinden güzeller güzeli bir kız çıkmış. Prens bu kızın kolundan tutup başından geçenleri anlatmış. Prens uzun bir yolculuğa çıkacakmış. Prens saraydaki hizmetçilere odasına her gün yiyecek götürmelerini söylemiş. Prens yola çıkınca odasına her gün yiyecek gitmiş. Saraydaki hizmetçilerden biri bunu merak etmiş ve seyretmiş. Kızı görünce saraydan kovmuş. Sonra yerine kendisi geçmiş. Kız çocuğu olmayan bir ailede yaşamaya başlamış. Prens gelip şamdanı açınca hizmetçiyi görüp çok şaşırmış ve hizmetçi,yi kovmuş. Prens çok üzülmüş, sonrada aklına bir fikir gelmiş. Ülkedeki her evden bir çorba istemiş. Bunu duyan kız bir çorba pişirmiş ve prensin hediye ettiği yüzüğü çorbanın içine atmış. Prens gelen çorbaları içmiyormuş, sadece karıştırıyormuş. O evden gelen çorbayı karıştırmış ve yüzüğü görmüş. Kızı bulmuş ve evlenmiş mutlu yaşamışlar.

 

ODUNCUNUN KIZLARI

 

            Eski zamanlarda oduncu ile üç kızı yaşarmış. Bunların anaları ölmüş, babaları kestiği odunlarla evin geçimini sağlarmış. Bir gün padişah ve veziri ülkeyi sessizce gezerlerken oduncunun evinin yanına vardıklarında bir ses duymuşlar. Padişah vezirine sormuş. Bunlar kimin kızları neden böyle şarkı söylüyorlar diye. Vezir bunlar oduncunun kızları, babaları para kazanır, bu kızlar evde hiç iş tutmazlar ve şarkı söylerler demiş. Babaları odundan gelince büyük kız, ah kasap bir et gönderse demiş. Babası büyük kızını kasapla evlendirmiş. Ortanca kız ah bakkal bir lokum gönderse demiş. Babası ortanca kızı bakkalla evlendirmiş. Sıra küçük kıza gelince onu da padişah istemiş. Padişah evlenmeden önce bana bir erkek çocuk doğur demiş. Bunun üzerine küçük kız, “padişahım denizde maydanoz,karada balık biter mi” demiş. Padişah bitmez demiş. O zaman ben kız halimle nasıl çocuk doğurabilirim demiş. Padişah küçük kızı akıllı görünce hemen onunla evlenmiş, mutlu bir hayat sürmüşler.    

   

MASAL

 

Bir varmış bir yokmuş köyün birinde 8 tane kardeş varmış. Bunların biri kız, yedisi oğlanmış. Kızın yengeleri denizden, gölden su doldurup gelmişler. Bu suyu kıza içirmişler. Gün geçtikçe kızın karnı şişmeye başlamış. Gelinler beylerine kız kardeşiniz hamile kaldı demişler. Oğlanlar ne yapalım diye düşünmüşler, küçük kardeşlerine sen bunu götür dağda kes gel demişler. Ertesi gün ablası ile yola koyulmuşlar. Az gitmişler uz gitmişler dere tepe düz gitmişler. Yorulmuşlar bir çeşmenin başına varmışlar. Dinlenirken küçük oğlan abla dizime yat demiş. Ablasını kesmeye kıyamamış, Ablası uyuduğunda yavaşça dizinin üstünden indirmiş. Oraya koymuş, kaçmış. Yolda giderken bir kuş tutmuş bıçağa kuşun kanını silmiş, abilerine abamı kestim diye ,kuşun kanını göstermiş. Kız orada uyurken kızın ağzından yılanlar, çıyanlar çıkmış. Oraya bir oğlan gelmiş kızın ağzından çıkanları bütün öldürmüş. Kız uyandığında bir bakmış kardeşi yok. Bir başka oğlan var yanında. Sen ne yapıyorsun burada benim kardeşim vardı diye sormuş oğlana senin kardeşin yok. İçinden bunlar çıktı. Oğlan kıza senin kimsen yokmu diye sormuş. Kız başından geçenleri oğlana anlatmış. Oğlan kızı evine götürmüş, evlenmişler, çocukları olmuş. Koyup giden kardeşi

Köye varmış. Kız çocuğunun eline top vermiş. Karşıdan gelen senin dayın demiş. Bu topu git dayına götür demiş. Yedi kardeşin yiğeniyim şu kadının doğanıyım de topu dayının önüne at demiş. Çocuğu kucaklamış sen kimin oğlusun amcam demiş. Anamın adı şeri demiş. Eviniz nerede diye sormuş. Ben sizi evimize götüreyim demiş. Dayısını evlerine götürmüş. Oraya gittiğinde iki kardeş sarılmışlar ağlaşmışlar. Seni buraya kim getirdi. Ben koyduğun yerde ağzımdan çıkan yılanlar öldürmüş. Kardeşi olanları abilerine anlatmış. Abileri  karılarını dövmüşler atların kuyruğuna bağlayıp karılarını sürmüşler. Sekiz kardeş birleşmişler  mutlu yaşamışlar.

          

 

 

MASAL

            Bir varmış bir yokmuş eveli birinin dokuz çocuğu varmış. Çocuklarını dağa götürmüş. Oraya iletmiş. Armut ağacını çırpmış dokuz çocuğun hepsine bir sepet vermiş. Armutları toplan demiş. Sepetin altı delikmiş. Siz bunu toplan ben de odun edeyim demiş. Eline bir nacak almış, odun etmeye başlamış. Topladıkları armut sepetten dökülmüş. Akşam olmuş babaları ardıca kabak asmış. Ses çıkaran kabakmış. Akşam olmuş karankı çökmüş. Çocuklar baba diye ünneşmişler. Babaları ses vermemiş. Büyük kardeş haden babamın odun ettiği yere gidelim demiş. Gitmişler. Etrafta babaları yokmuş,ardıçta kabak asılıymış. Çocuklar kabağa :”tık tık kabacım hani benim odun eden babacım? “ demişler. Çocuklar gece yola düşmüşler. Giderken dağda ocak yanıyormuş. Ocağın yanını varmışlar. Orada bir dev kadın yaşıyormuş.”Gelin, gelin geçin, geçin yavrularım “demiş. Çocuklar içeri girmiş, yatmışlar. Sabah olurken çocuğun biri çığırmış. Ablası “ niye çığırıyorsun” ? demiş. Dev karısı “bit mi yedi , pire mi yedi “ demiş. Sabahleyin kalkmışlar. Çocuğun kemikleri kalmış. Sekiz günde sekiz kardeşi yemiş. Sıra büyük  kardeşe gelmiş. Büyük kardeş şişi kızdırmış  koyun derisi yorganına bürünmüş. Gece çocuğu yiyecekmiş çocuğun yatağını aramış. Çocuk koyunların arasına girmiş. Çocuk kızgın şişi dev kadının gözüne sokmuş. Soktuğunda “Türk korktu, Türkmen korktu, ayağımın altında çörek otu koktu, seni ben yememiyim“ demiş. Çocuk koyunların arasına saklanmış,. Koyunları yoklamış, çocuğun çıktığını bilememiş. Çocuk, bir bölük koyun almış, koyunları bir çeşmeye iletmiş. Koyunları sularken bir ağa oğlu ata binmiş, çeşmeye atının sulamaya gelmiş. Kıza “Sen ne yapıyorsun burada?” diye sormuş. Kız da başından geçen olayları anlatmış. Anlattıktan sonra oğlan kızı köylerine götürmek için yola koyulmuş. Kızı atının arkasına koyunları önüne koymuş. köylerine varmışlar. Oğlan ile kız evlenmişler, mutlu mutlu yaşamışlar. 

 

MASAL

         Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken develer tellal iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken köyün birinde iki kardeş varmış. Bunların ismi Mıdık ile Goduk imiş. Dağa oduna gitmişler. Dağda geceye kalmışlar. Ortalığı seyretmişler, duman tüten yere mi gidelim diye düşünmüşler. Duman  tüten yere misafir olmuşlar. Burada yedi başlı dev yaşarmış. Dev gece bunları yemek için bir torbaya bağlamış. Dev sabahleyin yiyecek aramaya gitmiş. Mıdık ile Goduk uyanmışlar. Torbadan zorlukla çıkmışlar. Devin malzemelerini iki torbaya doldurmuşlar. Kendileri kavak ağacına çıkmışlar.  Dev gelip topuç ile onlara vurmaya başlamış. Onları öldürüp yiyecekmiş. Torbadan sesler gelmeye başlamış. Torbayı açıp baktığında kendi malzemelerini  görünce “Gabacım tobacım” demeye başlamış. Dışarıya aramaya çıkmış, kafasını kaldırdığında kavağı görmüş. “Nasıl çıktınız oğlum? “ demiş. “Derman taşını giydik öyle çıktık” demişler. Dev derman taşını giyip ağaca çıkarken derman taşı ağır gelmiş. Dev ağaçtan düşüp ölmüş. Mıdık ile Goduk devden kurtulmuşlar. Hayatlarına devam etmişler.

MASAL

 

           Bir varmış bir yokmuş, bir ananın üç oğlu varmış. Oğlanları sırayla evlendirmiş. Üç tane gelini olmuş. Uslu ana öyle cadı bir kaynana olmuş. Bir gün gelinler ekmek yapıyorlarmış.  Kaynana gezmeye gitmiş.  Kaynana yokken katmar yapıp yiyelim diye  katmar yapmaya koyulmuşlar. Kaynana karşıdan katmarın kokusunu almış. Gelinlerin yanına yaklaşırken, gelinler katmarı şişman gelinin karnına saklayarak “Kaynanamız görmesin” demişler. Kaynana “Ne yapıyorsunuz?” demiş. Gelinler de “Ekmek yapıyoruz.” Demişler. “Benim gittiğim yerde gelinler hep oynuyo. Kalkın siz de” demiş. Küçük gelin kalkmış oynamaya “Elamattır elamattır” diye oynamaya başlamış. İkinci gelin kalkmış. “Hindicek kıyamet” demiş. Büyük gelin de “Sıkı sıkı sardım, hiç korkman” demiş. Kaynananın gönlü olmuş. Katmarları görmeyince. Cadı kaynana geçinmeye devam etmiş. Böylelikle bir kaynana, üç gelin, üç oğlan geçinmeye devam etmişler. Bir zaman buradan geçeceklermiş.

 

 MASAL

 

      Bir zamanlar dağların tepesinde bir krallık varmış. Kral bir gün hastalanmış. Bilgin kişilere çaresini sormuş, bilginler “Denizin içinde yarı balık yarı insan bir canlı yaşıyor, canlı vurulup, öldürülüp kanı krala getirilirse kralın iyileşeceğini “söylemişler. Kral oğluna ve tüm adamlarına onu vurup getirmelerini emretmiş. Tüm saray halkı denize inmiş. Balığı aramaya koyulmuşlar. Ararlarken kralın oğlu balık ile karşılaşmış. Tam balığı vuracağı sırada “Git buradan seni vuracaklar” demiş. Bütün gün aramışlar, bulamamışlar. Kralın adamları oğlunun balığı gördüğünü ve kaçırttığını anlatmışlar. Bunun üzerine kral oğlunu öldürtmeye karar vermiş. Hanımı yalvarmış, yakarmış razı etmiş ve evden kovmaya karar vermiş. Oğlu evden giderken annesi yanına üç ekmek vermiş. “Oğlum!”demiş. “Yolda gördüğün kimselerle ekmeğini paylaş. Küçük parçasını kendine alıp, büyük parçasını sana verirse onunla ölünceye kadar dost ol.”demiş. çocuk yola çıkmış. Yolda bir çiftçi ile karşılaşmış. “Hey kardeş gel senle öğle yemeği yiyelim “demiş. Ekmeği önüne koymuş. Bakmış ki büyük parçayı kendine alıp küçük parçayı çoçuğa veriyor. “Tamam arkadaş”demiş yoluna devam etmiş. Yolda bir başkasıyla karşılaşmış. Ona da yemek teklif etmiş. O da ekmeğin büyük parçasını kendine alınca ondan da ayrılıp, yoluna devam etmiş. Derken çeşmenin başına gelmiş. Çeşmenin başında su içerken bir atlı gelmiş. Atlıya “Gel şu ekmeği paylaşıp da senle bir ekmek yiyelim”demiş. Atlı ekmeğin küçük parçasını kendine alınca “Seninle anlaşma yapalım. İşte çeşmenin başına yazıyoruz. Bundan sonra hayatımızı birlikte geçircez. Mal bulursak ortak, can bulursak ortak.”. bunlar dağlar taşlar aşmışlar, zengin bir krallığa gelmişler. Bu yerde kralın çok güzel bir kızı varmış. Oğlan kızı görünce evlenmek istemiş. Ancak kızla evlenmek isteyen herkes düğün gecesi ölüyormuş.”Hâlâ evlenmek istiyor musun?” demiş. “Evlenmek istiyorum” demiş. Düğünleri yapılmış. Gece olunca atlı oğlanı gözetlemiş. Tam uyuyacakları sırada  kızın ağzından yılan çıkıp oğlana saldırmış. Atlı bıçağı alıp yılanı öldürmüş. Sabahleyin uyanmışlar kahvaltı yapmaya başlamışlar. Anahtar deliğinden gözetleyen hizmetli krala müjde vermiş. “Yaşıyo yaşıyo!” demiş. yıllar geçmiş. Mutlu hayat sürmüşler, çok zengin olmuşlar. Bir gün oğlan sıkılmış. Krala “Babacım izin verirsen başka diyarlara gidip yerleşmek istiyoruz.”demiş”. kral izin vermiş. Yola koyulmuşlar, az gitmişler uz gitmişler. Yıllar önce buluştukları çeşmenin önüne gelmişler. Atlı yaptıkları anlaşmayı göstererek “Artık senle ayrılalım. Mallarımızı canlarımızı paylaşalım.”demiş. oğlan kabul etmiş. Deve yüklerini ayırmışlar. Sıra eşine gelmiş. Kılıcını çekmiş, tam eşini ortadan ikiye böleceği sırada kızın ağzından yılan çıkıp saldırmış. Atlı bir hamlede yılanı yine öldürmüş ve sonra “Bak kardeş! Sınavı geçtin, hanımın da malların da senin olsun. Ben senin yıllar önce denizde bulup da canımı bağışladığın balık adamım.” demiş. Sonra atlı ile oğlanın yolları ayrılmış. Mutlu hayatlar sürmüşler.

 

 

 MASAL

 

       Bir zamanlar bir yaşlı adamla yılan çok iyi arkadaşlarmış. Bu yaşlı adam çok hastalanıyormuş. Yataklara düşüyormuş. Yaşlı adam, hiç parası olmayan fakir, yoksul biriymiş. Yoksul olduğu için ilaç parası bulamıyormuş. Bunun en iyi arkadaşı yılan bir kuyuda yaşıyormuş. Bu yaşlı adamın bir de erkek çocuğu varmış. Bunu yılanın yaşadığı kuyunun başına göndermiş.“Kuyunun başına git otur. Karşına bir yılan çıkacak. Sakın korkma o benim arkadaşım, benim hasta olduğumu ona anlatırsan o sana bir altın verecek“demiş. Ertesi gün çocuk kuyunun başına gitmiş ve oraya oturmuş. Yılanın geleceğine inanmayan çocuk orada otururken yanı başına yılanın geldiğini fark etmiş. Derdini anlatmış. Buna inanan yılan ona bir altın vermiş. Bunu gören çocuk kafasında bir şeytanlık düşünmüş. Bu kuyunun içinde altın dolu olduğunu, yılanı öldürürse altınları kuyudan alıp, babasıyla birlikte zengin olacaklarını zannetmiş. Yerden bir taş alıp yılana fırlatmış ve yılanın kuyruğu kopmuş. Yılan can havliyle çocuğa saldırmış ve ısırmış. Çocuk zehirlenerek ölmüş. Aradan haftalar geçmiş yaşlı adam iyileşmiş ve çok sevdiği arkadaşına gitmiş . Kuyunun yanına oturmuş ve sonra yılan ortaya çıkmış, yılandan özür dileyen yaşlı adam şöyle demiş:”Bizim çocuğun aklından kötü şeyler geçmiş bunun için özür dilerim” demiş. Yine eskisi gibi arkadaşlığa devam edebiliriz diye söylenmiş. Yılan bu söze sokulmamış kabul etmemiş şöyle söylemiş:” Sende evlat acısı bende kuyruk acısı olduktan sonra arkadaşlığımız hiçbir zaman bir daha sürmez “demiş      

 

 TARLA   KUŞU VE YAVRULARI

 

Bir tarla kuşu varmış. Buğdaylar yeşerirken kendine bir yuva yapmış. Her gün birer yumurta yapıp üzerine yatmış. Bir süre sonra yavrular çıkmış. Başaklar olgunlaşmış, saplarından dökülmeye başlamış. Yavrular daha yeni yeni uçmayı öğreneceklermiş. Tarla kuşu yavrularının uçmayı öğrenmediği için çok üzgünmüş. Yiyecek armaya giderken yavrularına sık sık tembih ediyormuş: ” Aman yavrum gözünüzü dört açın, yarın tarla sahibi gelince iyice kulak verip dinleyin,biz de ona göre davranalım.”dermiş. Tarla kuşu yiyecek aramaya gittiği zaman tarla sahibi oğlu ile birlikte gelmiş. Tarla sahibi oğluna ”buğdaylar olgunlaşmış,yarın komşularla birlikte biçmeye gelelim “ demiş. Tarla kuşu yuvasına dönünce yavrularının telaş içinde olduklarını görmüş. Yavrular olan biteni anlatmışlar. Tarla kuşu yavrularına telaşlanmamaları gerektiğini yuvayı değiştirmek için daha vaktin olduğunu söylemiş. Ertesi gün tarla kuşu tekrar gitmiş. Tarla sahibi  oğluyla birlikte yine erkenden gelmiş. Fakat önceki gün ayarladıkları komşuları ekin biçmeye gelmemiş. Tarla sahibi ertesi gün için akrabalarını getirmeye karar vermiş. Bu olup biteni yavrular duymuşlar ve anneleri gelince olup bitenleri annelerine haber vermişler. Tarla kuşu yine aldırış etmemiş. Yuvamızı değiştirmemiz için daha vakit var demiş. Ertesi gün tarla kuşu tekrar yuvasından ayrılmış. Çiftçi ile oğlu tekrar tarlaya gelmiş. Akrabalarının ekin biçmeye gelmediğini görünce oğluna dönerek;”biz hata ettik oğlum ,komşuya akrabaya güvenilmeyecekmiş, yarın çoluk çocuk orakları alıp işe kendimiz başlayalım, iş ne zaman biterse bitsin işin en iyisi bu  “demiş. Bu olup bitenleri duyan kuşun yavruları, anneleri gelince olup bitenleri annelerine anlatmışlar. Akşam yuvasına dönen kuş bu haberi duyunca “şimdi iş ciddi,açalım kanatları buradan gidelim “ demiş.

 

 TAK TAK TABACIK

 

              Bir zamanlar anası ölmüş bir erkek çocuk varmış. Çocuğun babası başka kadınla evlenmiş. Üvey anası bu çocuğu istememiş. Kocasına çocuğu  ormana bırakıp gelmesini söylemiş. Babası oduna giderken çocuğu da götürmüş. Çocuğu ormanda bırakıp eve kaçmış. Akşam olmuş.  Çocuğun babası gelmeyince çocuk bir ağaca çıkıp “tak tak tabacık şimdi gelir babacık” demiş. Kurtlar ağacın etrafına toplanmışlar. Çocuk uyumuş ve ağaçtan düşmüş. Kurtlar çocuğu parçalamışlar. Yaptıklarından pişman olan babası sabah erkenden ormana gitmişe çocuğun parçalanmış giysilerini ve yerdeki kanı görmüş.

 

AĞANIN OĞLU

         Eveli bir zamanda bir ağnın bir oğlu varmış. Bu oğlan, anasını gösterdiği hiçbir kızı beğenmemiş. Bu oğlan her gün tüfeğini alır ava gidermiş. Ogün bu gün derken birgün tekrar ava gitmiş. Bu sefer önüne bir tilki çıkmış. Tilkiyi yaralamış. Yaralı tilki bir mağaraya sığınmış.  Avcı da arkasından mağaraya girmiş. Mağara aydınlık bir oda  imiş. Mağarada iki kişi varmış.  Bunlar çöpleri kırıp bağlıyorlarmış. Oğlan adamlara “selamün aleyküm ağalar “demiş. Ağalar,  akılları karışır da yanlış yaparız diye cevap oğlana  vermemişler.  Ağaların işleri bittikten sonra oğlan ,ağlara sormuş:”Ağlar, bu çöpleri niçin bağlayıp bağlayıp atıyorsunuz “ demiş. Ağalar  bu çöplerle kimin kiminle evleneceğini belirlediklerini söylemişler. Bunun üzerine oğlan kendisinin kiminle evleneceğini sormuş. Adamlar oğlana, bir köydeki sığır çobanının kızı ile evleneceğini söylemişler. Oğlan, adamların yanından ayrılmış¸ve o adamların dediği sığır çobanının evine konuk olmuş. Sığır çobanı, yiyecek fazla bir şeylerinin olmadığını söylemiş. Oğlan karnının fazla aç olmadığını söylemiş. Sığır çobanı “kuru katı bir şeyler yeriz” demiş. Yemişler. İçmişler. Oradan buradan konuşmuşlar. Oğlan, sığır çobanına evde kaç kişi olduklarını sormuş. Sığır çobanı evde ; kendisinin karısının ve de kızlarının olduğunu söylemiş. Gece herkes yatınca oğlan kız için şöyle söylenmiş.” Bu benim nasibim olacağına olmayıversin “demiş ve kızın boğazını kesmiş. Oradan kaçmış. Aceleyle kestiğinden kız çocuğunun boğazı tam kesilmemiş. Kız çocuğu ölmemiş Ve yaşamış. Gel günler git yıllar sonra bu sığır çobanı köyünü değiştirip ; ağanın bulunduğu köye gelmiş. Bu köyde de sığır çobanı olup; sığır gütmüş. Bu çobanın kızı büyümüş serpilmiş. Bu çobanın kızını gören konu komşu kızı çok beğenmişler. Konu komşu  ağanın karısının yanına gelerek kızı övmüşler. Ağanın karısı da kızı merak etmiş ve gizlice kızı bakmaya gitmiş.  Ağanın karısı kızı çok beğenmiş. “Bu kız gül gibi . eğer benim oğlum bu kızı da beğenmezse hiçbir kız beğenmez .“ demiş. Ağanın karısı ,oğluna bu kızdan bahsetmiş. Oğlan anasının bahsettiği kızı görmeye gitmiş. Gerçekten de anasının söylediği gibi kız güzelmiş. Oğlan, anasına hemen kızı istemeye gitmelerini istemiş. Ağa, ağanın karısı ve oğlu kızı istemeye gitmişler. Allah’ın emri peygamberin kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz demişler. Sığır çobanı ,kızını istemeye elen ağlara, kızını vermiş. Kız eve geldiği zaman  oğlan kızın boynunda yara olduğunu fark etmiş. Oğlan ,kızın boynundaki yaranın sebebini sormuş. Kız olup bitenleri bir bir anlatmış. Oğlanın aklı dan etmiş.  Oğlan evleneceği kızın daha önceden boğazını kesmiş olduğu kız olduğunu anlamış. Olup bitenleri hacılara hocalara söylemişler. Hocalar  oğlana kırk deve kurban edip öyle evlenebileceğini söylemişler. Oğlan kırk deve kurban ettikten sonra; kırk gün kırk gece düğün etmiş ve evlenmişler.       

 

  TİLKİ İLE ÇAN

         Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir tilki varmış. Bir çan bulmuş. Gezdirmiş, gezdirmiş gezdirmekten üşenmiş. Bir çam fidanının başına asmış. Ben gelesiye kadar burada dursun demiş. Tilki yıllar sonra gelmiş. Çam ağacı büyümüş. Tilki ağcın başına astığı çanı yetişip alamamış. Çam ağacına ; “eğil çam çancazımı alayım “demiş.         Çam  eğilmemiş. Tilki çanını alamamış. Tilki çam ağacına:”nacağa diyeyim de seni kestireyim “demiş. Tilki nacağın yanına gitmiş. Nacağa çamı kesmesini söylemiş. Nacak önündeki kuru yarmaları bile kesemediğini  çam kesmeye gitmeyeceğini söylemiş. Tilki nacağa : “ateşe söyleyeyim de senin saplığını yaktırayım “ demiş. Tilki ateşten nacağın saplığını yakmasını istemiş. Ateş , önündeki yağlı yarmaları bile yakamadığını nacağın sapını yakamayacağını söylemiş. Tilki ateşe;”çaya gidip söyleyeyim, seni söndürteyim” demiş. Tilki çaydan ateşi söndürmesini istemiş. Çay tilkiye; kendi yönünden bile zor aktığını gidip de cehennem ateşini söndüremeyeceğini söylemiş. Tilki çaya koca öküze söyleyip kendisini içtireceğini söylemiş. Koca öküzün yanına gitmiş. Koca  öküz çayın yanına gidip çayı içemeyeceğini söylemiş. Tilki de koca öküze:” o zaman seni canavara yedirteyim” demiş. Tilki canavarın yanına varmış. Canavardan koca öküzü yemesini istemiş. Canavar taze taze kuzuları yiyemediğini ; koca öküzü yiyemeyeceğini söylemiş.  Tilki canavara :” köpeklere deyip seni öldürteceğim” demiş. Tilki köpeklerden canavarı öldürmelerini istemiş. Köpek:”canavar önüme gelirse yerim” demiş. Tilki köpeğe :”kemelere diyeyim de senin kepeneğini deldireyim “demiş. Tilki kemeden köpeğin kepeneğini delmesini istemiş.  Keme :” köpeği nereye aramaya gideyim” demiş.            Tilki; “ kemeyi,  kediye öldürteceğini” söylemiş. Tilki, kediden kemeyi öldürmesini istemiş. Kedi kemeyi tutmuş. Nacak çama tüğmüş.  Çamı kesmiş. Tilki tüğmüş çanını almış. Ocak nacağın saplığını yakmış. Çay akmış, ocağı söndürmüş. Koca öküz çayı içmiş. Canavar koca öküzü yemiş. Canavarı çoban köpeği  tutmuş. Tilki çanı almış. Bu masal burada bitmiş.      

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: