Kaybettiğimiz Çocukluğumuz Ve Çocuk Oyunlarımız

Haziran 12, 2008

“Yağ satarım
Bal satarım
Ustam ölmüş
Ben satarım”

Bu tekerlemeyi, okulun bahçesinde oynadığımız “Yağ Satarım Bal Satarım” oyununda söylerdik. Oluşturduğumuz dairede en az 25-30 öğrenci olurduk. Bazen teneffüste, bazen beden eğitimi dersinde oynardık. Bir oyuncu ebe olur, elindeki mendili gizleyerek grubun etrafında dolaşır, durmadan bu maniyi söyler, fark ettirmeden gruptan birinin arkasına mendili kordu. Arkasına mendil konan oyuncu mendili fark eder ve hemen mendili alarak ebenin arkasından koştururdu. Yetişebilirse elindeki mendille onu döverdi. Ebe ise koşarak halkayı dolaşır ve boşalan yere otururdu. Ayakta kalan oyuncu yeni ebe olurdu böylece. Oyun böyle devam eder dururdu… Zil çalınca derse gitmek istemezdi canımız. Ama olsun, belki sınıfta başka bir oyun bizi bekliyor olurdu.
Çocukluğumuzdaki oyunların en dikkati çeken yönü, paylaşımcı özellikleridir. Modern çocuk oyunlarının yarışmacı ve bireyselci özelliğinin aksine, geleneksel çocuk oyunlarının paylaşımcı özelliği baskındır. Oyunlardaki çocuksu amaç ise “oyun”dur, “zevk”tir, “eğlence”dir.

Saymaya Başlayın…

Zihninizi bir yoklasanız çocukluğunuzdaki oyunlardan kaç tanesini sıralayabilirsiniz ? İsterseniz beraber başlayalım: Birdirbir, Mendil Kapmaca, Uzun Eşek, Yakar Top, İp Atlama, Seksek, Saklambaç, Bezirganbaşı, Kutu Kutu Pense… Sonra taşlı oyunlarınız vardı. Üç Taş, Dört Taş, Dokuz Taş, Oniki Taş.. Hepsi bu kadar mı ?
Mevlüt ÖZHAN’ın kitabı (Mevlüt ÖZHAN, Türkiye’de Çocuk Oyunları Kültürü, Kültür Bakanlığı, Feryal Matbaası 1990)’nda yer alan Türk çocuk oyunlarının sayısı 76’dır. 1955 yılında Maarif Basımevince basılan Ferruh ARSUNAR’ın Türk Çocuk Oyunlarından Örnekler eserinde ise, 29 oyun detaylı bir şekilde anlatılır. Bu eserde yer alan oyunlar, ARSUNAR tarafından hangi yöreye, hangi aşirete ait olduğu ve hangi illerde çoğunlukla oynadığı da belirtilmiştir. Tahtacı, Avşar, Türkmen, Yürük, Beritan, Homamlı gibi. Örneğin değnek ve hedefe konulmuş taşlarla oynanan Kargı oyunu, eserde, Türkmen çocuk oyunu olarak tasnif edilirken oynandığı yerler olarak da, İçel, Silifke ve Toroslar gösterilmiştir. Yine, Musa BARAN’ın 1999 yılında Kültür Bakanlığınca ikinci baskısı yapılan Çocuk Oyunları adlı eserinde de 276 oyun anlatılmıştır. 16. yüzyılda yaşamış ünlü Hollandalı ressam Pieter Brueghel’in 1560 yılında yapmış olduğu ünlü “Çocuk Oyunları” tablosunda ise yer alan ve tüm dünyaya ait klasik çocuk oyunlarının sayısı ise 80’den fazladır.
Hep Oyun Hep Oyun…

Her ortama uygun oyunumuz vardı. Yani her mekana, her zamana; oyuncu sayısına, kız ay da erkeklere göre…
Evde başka, okul bahçesinde başka, harman yerinde, kırda başka oyunlar oynardık. Oyunlarımızda mekansal bir uyumluluk vardı. Çelik Çomak oyunu için çok geniş bir alana ihti-yacımız olurdu, genelde evsiz alanlarda oynardık. Saklambaç ise saklanılabilir yerlerde mümkündü, İp Atlama için ufak düz bir alan yeterken iki kişi ile oynanan el şaklatma oyunu içinse özel bir alan bile gerekmezdi. Sınıf içerisinde oynadığımız en zevkli oyun ise Eşya Gizleme-Bulma oyunuydu. Boş derslerde ya da dersten sıkıldığımız anlarda da öğretmene fark ettirmeden sıra arkadaşımızla Adam Asmaca, Boşluk Doldurma, İsim-Şehir, Tren oynardık.
Oyunlarımız mevsimlere göre de değişirdi. Kışları oda içinde, sınıfta, soba yakınında oynardık. İlkbaharda evimizin bahçesinde, sofada daha çok oynardık. Yaz gelince harman yerleri, boş araziler, kırlar, her yer oyun alanı olurdu.
İki kişilik oyunlarımız vardı, üç kişilik de. Otuz, kırk, elli kişilik grup oyunlarımız da. Mendil Kapmacayı iki eşit grup halinde oynardık, her grup hiç değilse 10-15 kişiden oluşurdu. Üç Taş, Dört Taş ve benzeri taş oyunları ile Sekseki en fazla iki kişi ile oynaması zevkli olurdu. Saklambaç ise hiç değilse üç – dört kişi ile oynanırdı.
Bazı oyunları kızlar daha çok oynardı. Seksek daha çok kızların oyunuydu. Çelik Çomak ise erkek çocukların. Üç Taşı hem kızlar hem erkekler oynarken, Beş Taşı daha çok kızlar oynardı. İp Atlamayı kızlar oynarken Halat Çekmeyi erkekler tercih ederdi. Mendil Kapmaca, Yağ Satarım Bal Satarım, İstop gibi oyunlar da karma gruplarca oynanırdı.

Oyun Varsa Tekerleme de Var

Çocukluğumuza ait oyunların en önemli unsurlarından birisi hiç şüphesiz mani şeklinde söylenen tekerlemelerdir. Çocuk oyunlarında tekerleme o kadar asli bir unsur ki, oyunun her aşamasına ait tekerleme örnekleri var. Ebe bulmak, eş seçimi, oyunun temposunu arttırmak, karşı grubu kızdırmak, oyunun bitişini ilan etmek için ayrı ayrı tekerlemeler vardır. Tekerlemeler, sözlü edebiyat geleneğinin ilk tatlarını çocuklara o oyun ortamında tattırmaktadır.
Sözgelimi, çocukların yağmur duası töreni anlamına gelen “Gode” oyunun her yöreye ait tekerlemesi farklıdır. Mesela Adana yöresinde gode oynayan çocuklar;
Hot bodi bodi/ Anan baban neden öldü/ Bir kaşıcık sudan öldü/ Tarlalar yarık yarık / Çiftçilerin beli bükük / Yerden bereket / Gökten Yağmur / Ver Allah’ım ver / Sicim gibi, sulu sulu yağmur”
Aynı oyunun Sinop Boyabat yöresindeki manisi ise şöyledir: “Gode gode göndere / Gökten yağmur indire / Ekinler sulu sulu / Ambarlar dolu dolu / Acımızdan kırıldık / Bük dibine koyulduk / Allah bize yağmur”.
Türk Cumhuriyetlerinin bazılarında ise bu oyunun tekerlemesi şöyledir.”Maysalar kulak yazsın / Sütünkatık mol bolsın / Yağmur yağdır köp bolsın / Kurakcılık yok bolsın”
Gode de olduğu gibi, bazı oyunların kendisine ait özel tekerlemesi var. Yağ Satarım Bal Satarım oyununun tekerlemesi de o oyuna özgü bir tekerlemedir. Eş seçimi, ebe bulmak gibi oyun başlangıcını sağlamak için söylenen tekerleme ler ise daha çok ve çeşitlidir.
İşte çok bilinen bazı oyun tekerlemeleri:

“İğne battı / canımı yaktı / tombul kuş / arabaya koş / arabanın tekeri / İstanbul’un şekeri /hop hop / altın top / bundan başka / oyun yok”.

“Mustafa mıstık / arabaya kıstık/ bir mum yaktık / seyrine baktık”

“Allah’tan başlıyorum / kim çıkacağını bilmi yorum / Bir çık, iki çık, üç çık, dört çık / beş çık, altı çık, yedi çık / sekiz çık, dokuz çık / On çık, mon çık / Kız sen çık”

“Oo.. piti piti / karamela sepeti / terazi lastik / jimnastik / biz size geldik bitlendik”

Oyun Oyuncak

Çocukluğumuzdaki oyunların bazılarında özel bir oyun aleti gerekmezdi. Saklambaç, Köşe Kapmaca, Birdirbir, El El Üstünde, Kutu Kutu Pense gibi oyunlar bunların başında gelir. Oyuncaksız / aletsiz oynanan oyunlarda daha çok yetenekler, el çabuklukları ve tekerlemeler oyunun unsurlarını oluşturmaktadır. Bazı oyunlarda ise günlük hayatta kullandığımız eşyalar oyun aletine dönüşüverirdi: İp, makara, kibrit kutusu, makas, değnek, lamba, yüzük, taş, mendil, bilye, kutu, çember, kalbur, şişe…. Bazı oyunlarda ise çocuk el becerisinin ortaya çıkardığı harika oyun aletleri ve oyuncaklar kullanılırdı. Ağaçtan topaçlar, çelik çomaklar, düdükler…
Bunların dışında daha iyi yöntemlerle yapılan, sanat işçiliğinin de yer aldığı oyuncaklar vardı. Her şehirde, her yörede bu tür oyuncak yapma yerlerine rastlamak mümkündü. Bu anlamda İstanbul’da bilinen en önemli tarihi mekan, Eyüp Oyuncakçılar Çarşısı’dır. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde bu çarşından uzun uzun bahseder. Deri, ağaç ve topraktan üretilen oyuncakların imalatının yapıldığı çarşıda 100 dükkan varmış. Buralarda çalışan işçi sayısı ise aynı kayıtta 105 olarak gözüküyor. Teknoloji ürünü oyuncaklar oyuncakçı dükkanlarının vitrininde yer almaya başlayınca geleneksel çocuk oyuncakları da yavaş yavaş tarihe karışmaya başladı.

Çocuklarımız Ne Oynuyor?

Çocukluğumuzdaki oyunlar böyleydi. Çoğunu unutsak da bir sohbette çoğunu hatırlayabiliriz. Tekerlemeler az zorlamayla da olsa birer ikişer dilimizden dökülüverir. Ama Brueghel’in Çocuk Oyunları tablosunda yer alan 80’den fazla, ÖZHAN’ın kitabında ya da BARAN’ın kitaplarında anlatılan yüzlerce oyunun kaç tanesini çocuklarımız biliyor. Acaba, Brueghel ya da çağdaş bir ressamımız Çocuk Oyunları tablosunu bugün yapmaya kalksaydı hangi oyunlar yer alırdı o tabloda? Saymayı deneyelim: Atari, pokemon, fifa, tetris…
İşte size iki öneri: Bir okulun bahçesinde bir günümüzü geçirelim, çocukları seyredelim. Akşama kadar hangi oyunları kaydederiz not kağıdımıza? Hangi tekerlemeler kulaklarımıza çalınır? Ya da akşam çocuğumuza “haydi gel seninle, postacı oynayalım” deyin. Veya çocuk parkındaki çocuklara “Hey, yağ satarım bal satarım oynamak ister misiniz, kazanana benden hediye” deyiverin…

Çocuklarımızın ne oynadığı, neden oynadığı; geleneksel çocuk oyunlarına ne olduğu, neden unutulduğu, neden dönüştürülemediği gibi konular elbette daha geniş bir yazının konusu.

Haydi hep birlikte söyleyelim.

“Üşüdüm üşüdüm
Daldan elma düşürdüm
Elmamı yediler
Bana cüce dediler
Cücelikten çıktım
Ablama gittim
Ablam pilav pişirmiş
İçine sıçan düşürmüş
O sıçanı na’pmalı
Minareden atmalı
Minarede bir kuş var
Kanadında gümüş var
Eniştemin cebinde
Türlü türlü yemiş var”

forumin.net/genel_kultur/kaybettigimiz_cocuklugumuz_ve_cocuk_oyunlarimiz-t986.0.html

Reklamlar

Bir Yanıt to “Kaybettiğimiz Çocukluğumuz Ve Çocuk Oyunlarımız”

  1. Bedirhan Says:

    Biraz kısa yazsaydı yazicaktik


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: