Pazarcık’ta halk çalgıları ve oyunlar

Haziran 20, 2008
Yazar Asım ZİYA   
Pazar, 02 Mart 2008

HALK ÇALGILARI-OYUNLARI

HALK ÇALGILARI

Kültürel zenginliğimizin önemli ürünleri olan halk çalgıları bu zenginliğin bir göstergesidir.

Anadolu insanı türkülerle doğar, türkülerle yaşar. Acılarını, üzüntülerini, sevinçlerini, heyecanlarını, kahramanlıklarını hep türkülerle dile getirir. Delikanlılar genç kızlara olan tutkularını türkülerle ifade eder. Gurbette yaşayanlara özlemler türkülerle anlatılır. Ölen insanın ardından duyulan acı türkülerde kendini gösterir. Türküler çalgılarla dile getirildiğinde daha bir güzelleşir.

Pazarcık yöresinde kullanılan çalgılar:

Zurna : Düğünlerin, nişanların, eğlencelerin vazgeçilmez çalgısıdır. Şimşirden yapılır. Ucuna ince kamıştan yapılmış sipsi takılır. Zurnaya ötme özelliğini bu sipsi verir. Zurnayla bütün türkülerin ritmine ayak uydurulur. Zurnanın sesi oldukça gürdür. Zurna sesinin gelmesi orada düğün, nişan gibi eğlence olduğunu gösterir.

Davul : Söğütten yapılan kalınca bir kasnağın iki yüzüne keçi derisi geçirilerek yapılır. Bu deriler kasnağın etrafına takılan deri sırımlarla iyice gerilir. Davul çomak ve çubuk adı verilen araçlarla çalınır. Çomağın ucu topuzludur. Çomak özel bir ağaçtan yapılır.

Yörede davul çalana davulcu, zurna çalana zurnacı denir. Davulcu ve zurnacılar sadece çalmayla kalmayıp zaman zaman oyuna da eşlik ederler.

 Kaval : Yörede en çok kullanılan çalgılardan birisidir. Erik, ardıç, söğüt gibi ağaçlardan yapılır. Genellikle çobanlar kaval çalar. Kaval, yanık sesiyle zevkle herkese kendini dinletir.

Bağlama : Sadece yörenin değil, tüm Anadolu’nun vazgeçilmez çalgısı olan bağlama, daha çok saz olarak bilinir. Gövdesi dut veya ceviz ağaçlarından; kolu ise ardıç veya erik ağaçlarından yapılır. Telli bir çalgıdır. Yörede bağlama yapımında usta olmadığından bağlama daha çok  çevre illerden temin edilir. 

HALK OYUNLARI :

 Pazarcık ilçesi Osmanlı Dönemi’nden 1942 yılına kadar Gaziantep’e bağlı iken, 1942′ den sonra Kahramanmaraş’a bağlanmıştır. Bu nedenle folklorik yapısında Gaziantep ve Adıyaman esintileri hakim olmakla beraber kendine has folklorik özellikleri de taşır.

Yörede oynanan halk oyunları: tura, simsim (eski köy düğünlerinde), aşey (aşive).

Merik: Yine Pazarcık’a has sözlü halay oyunudur. Merik aslında bir ağıt türküsüdür. Fakat bazı çevreler bu türkünün aslını saptırarak  oynak- kırık havaya dönüştürmüşlerdir. Türkü, aslına uygun olarak ilk defa 1981 yılında Mustafa Kılıçlı tarafından figürleştirilerek halk oyunları ekiplerinde ağıt oyunu olarak oynatılmıştır.

Hadedi, , Kırıkhan, Demirci, Çamur Dökerek Sallama, Maraş Üçayağı, Meryem, Dokuzlu, Fatmalı, Mendil Oyunu, Konser, Solak İlçede oynanan diğer oyunlardır.  

YÖREDE OYNANAN EĞLENCELİK OYUNLAR 

Çifler (Yüzük oyunu) : Altışar kişilik iki grup halinde, sini içerisine dizilen 7 adet pelit çubuğu içerisinde birisine kömür parçası ile oynanan ( kış eğlenceleri ) oyunlarıdır.

Mello: Çelik- çomak oyunu

Kişkit oyunu : Çocuk oyunu, meşe sopalarla oynanan oyun.

Taş misket: Gülle. Eskiden özellikle uzun kış aylarında oynanan bir oyundur. Erkekler arasında oynanırdı. Oyunun başlıca aracı, adına gülle denilen, taştan yapılma miskettir. Bu gülleyi yapmak bir sanat işiydi. Önce uygun bir taş bulunur, sonra bu taş bir demir parçasıyla iyice yontularak yuvarlak hale getirilirdi. Yuvarlak hale getirilen bu taş, zımparayla iyice düzlenerek oynamaya hazır duruma getirilirdi.

Oyunun birtakım kuralları vardı. Oyun başlamadan önce dönemin en yüksek madeni parası belirli aralıklarla yere dikilirdi. Daha sonra “evelim” diyen elindeki gülleyle en önce atma hakkına sahip olurdu. Oyunun oyuncu kadrosu hakkında bir sınırlama olmazdı. Oyunda “kavalım” diyen en sona atar, “kaveloyum” diyen ise sondan bir önce güllesini atardı. Sıralama bu sözlere göre yapılırdı. Kavalım deyip de en sona atan kişi eğer yere dikilen madeni paralardan bir tanesini vurduğu zaman atmasına devam ederdi. Böylece bir avantaj elde etmiş olurdu. Bu oyun sırasında atıcı, güllesini atmadan önce atacağı yeri iyice ayağı ile düzler, atış psikolojisinin bozulmasını engellerdi. İyi atıcı, oynamaya başladığı zaman bütün enekleri (yere dikili madeni paralar) toplardı. Herhangi birisinin güllesini vurduğu zaman, güllesi vurulan oyundan çıkardı.   

Taş kızdırmaç: Eskiden televizyon gibi araçların olmamasından dolayı akşamları gençler bir araya toplanarak çeşitli oyunlar oynarlardı. Taş kızdırmaç da bu oyunlardan birisidir. Gençler önce ortaya bir ateş yakar, sonra bu ateşte yuvarlak, beyaz bir taş ısıtırlardı. Taş ısıtıldıktan sonra 8-10 kişi yan yana saf tutarak dizilirlerdi. Ortada duran kişi taşı olabildiğince uzağa atarak oyunu başlatırdı. Daha sonra dizili olan bu gençler etrafa dağılarak taşı aramaya başlarlardı. Taşı bulan kişi en yakınında kimi yakalarsa oyunun başlangıç yerine kadar onun sırtına binerdi..

Kıygo: Uzun kış aylarının vazgeçilmez oyunlarından birisidir. Bu oyunun en önemli kuralı, bir kişinin gözünün iyice bağlanarak ebe yapılmasıdır. Gözü bağlı ebeye oyunun diğer oyuncularından bir tanesi sert bir şekilde vurur ve ebeden kendisine vuran kişinin kim olduğunu sorardı. Ebe vuran kişiyi bilirse, ismi ebe tarafından söylenen bu kişi ebe olurdu. Bilemezse bilene kadar oyun bu şekilde devam ederdi.

Lölük (Lüle ): Bir  yassı taş üzerine dikilen yuvarlak taşın etrafında bir kişi ebe olurdu. Oyunun diğer oyuncuları belli bir mesafeye çizilen çizginin gerisinden, dikilen bu taşı vurmak için elindeki taşı atardı. Eğer bu taşı vurursa, ebe tekrar küçük yuvarlak taşı yerine dikmek zorundaydı. Ebe taşı dikmeye çalışırken, taşı vuran oyuncu da attığı taşını tekrar alarak oyun çizgisine ulaşmaya çalışırdı. Eğer bu işi yapamazsa, yani ebe taşı dikerek, kendisini çizgiye varmadan yakalarsa ebelikten kurtulurdu ve yakalanan kişi ebe olurdu.

Taş Dikme (Kürt Kalesi): Eşit sayıda iki grup arasında oynanan bir oyundur. Yaklaşık 50-60 m arayla iki tarafa üçer tane taş dikilir. Her oyuncu grubu kalesini seçerek, kalesinin tarafına geçerdi. Sırasıyla karşı tarafın kalesine taş atmaya başlarlardı. Üç taştan birsini yıkan oyuncu bir taş daha atma hakkına sahip olurdu. Eğer herhangi bir taşı yıkamazlarsa taş atma sırası karşı tarafa geçerdi. Bütün taşları deviren grup kale değiştirmek için karşı takımın oyuncularını kendi taraflarına çağırırdı. Herkes seçtiği bir kişinin sırtına binerek karşıya, yani yeni oyun tarafına geçerdi. Bu oyunun diğer bir kuralı ise, takım oyuncularından birisi taşlardan bir tanesini yıktığında, aynı takımdan bir başka oyuncu bütün taşlar yıkılmadan yıkılan bir taşı vurduğu zaman o taş tekrar dikilirdi. Yani hiç yıkılmamış hükmüne geçerdi. Oyunculardan biri bir taşla iki taşı birden devirdiğinde, rakip oyuncu “ikilik” dediği zaman taş tekrar dikilirdi. Eğer taşı deviren kişi, ikilik dediği zaman üç taş fazla atma hakkına sahip olurdu. Bu durumda taraflardan birisinin öncelikle ikilik kelimesini kullanması gerekirdi. Oyunun en zevkli tarafı ise yenen takımın, yenilen takımın sırtına binmesiydi.

Çelik: Yörede en fazla oynanan oyunlardan birisidir. Çok çeşitleri olmakla beraber en çok oynanan şekli şudur: Toprağa, yaklaşık 10 cm çapında, 7-8 cm derinliğinde çukur açılırdı. Oyunun araçları ise yaklaşık 40-50 cm’lik ve 15-20 cm’lik iki tane sopa idi. İki kişilik bir oyundur. Oyuna başlamadan önce “daraklama” denilen yöntemle, yani büyük sopanın üzerinde küçük sopayı saydırmakla, oyuna önce kimin başlayacağı belirlenirdi. Çok saydıran oyuna önce başlama hakkını elde ederdi. Oyuna başlayacak oyuncu, açılan çukurun üzerine çapraz olarak küçük sopayı yatırır ve büyük sopayı çukurun içine daldırıp bütün gücüyle küçük sopayı ileri doğru fırlatırdı. Diğer oyuncu ise küçük sopanın tahmini düşebileceği bir yerde beklerdi. Eğer küçük sopayı yere düşmeden tutarsa, oyun kendisine geçerdi. Tutamazsa düştüğü yerden, çukura çapraz yatırılmış büyük sopayı vurmak için küçük sopayı atardı. Büyük sopayı vurursa oyun yine kendisine geçerdi. Vuramazsa küçük sopanın düştüğü yerden, diğer oyuncu büyük sopayı alarak yerdeki küçük sopayı havaya doğru kaldırarak büyük sopayla üç defa vururdu. Küçük sopanın düştüğü yerden çukura kadar büyük sopayla ölçerdi. Kaç boy gelmişse, o kadar sayı almış olurdu. Sayma işi bittikten sonra tekrar daraklama denilen yöntemle üzerine sayı eklenirdi. Oyun bu şekilde devam eder, en çok sayıyı alan oyuncu oyunu kazanırdı.  

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: