Çocuk Oyunları

Haziran 23, 2008
  • Taş Oyunları :   Üç daş, dört daş,  Beş daş
  • Gırni, 
  • Kiremit,
  • Gıçgıç gonduragıç,
  • Köroğlu,
  • Kortik
  • Yumruk Oyunu,
  • Kale Kapmaca,
  • Çelik Çomak
  • Güvercin Oyunu
  • Uzun Eşek,
  • Ayak Karış,
  • Sirim Çekme,
  • Köşe Kapmaca,
  •   Büyük Ceviz
  • Tamzara
  • Norey
  • Delilo
  • Dut Ağacı
  • Çayda Çıra
  • Üç Ayak
  • Karaçor
  • Bahçeye İndimdiki
  • Halay
  • Kol Oyunu
  • Zurna Havaları

ÇOCUK OYUNLARI

a) ATLAMA ve SIÇRAMALAR:

Bu oyunlar da bu günkü sıhhive terbiyeviatlama ve sıçrama oyunlarının bir nevi sayılabilir. Atlamalarda, yere yine bir ağaç parçasıyla derin bir çizgi çizilir. Ebe, (Kaptan) oyuncuların, bu hattın ilerisine basmamaları için hattın hizasında durur, oyuncuları kontrol eder.

Oyuncular, bu çizgiden istedikleri kadar geriye gidip hız almak üzere oradan süratle koşar, sol ayaklarının parmak uçları yerdeki çizgi hizasına gelince bütün kuvvetleriyle bir., iki., üç., adım attıktan sonra sağ ayaklarının isabet ettiği yere hususi bir işaret konulur, veya çizgi ile tespit edilir. Arkada kalan oyuncular, ilk oyuncuyu sıra ile takip ederler. Bir de hız almadan çizgi üzerinden bir., iki., üç., diye atlanır. Bunlara kısa veya üç ayak atlama derler, içlerinden hangisi en ileriye adım atmış ise birinci, ikinci, üçüncülüğü kazanmış olurlar.

Bir de çift ayak atlama vardır ki, bu da yine yerde tespit edilen çizgi üzerinden hız almamak suretiyle bulunduğu yerden birbirine bitiştirilmiş olan bacakları kırmak ve kolları sallamakla hız alınır ve ileriye atlanır.

Çemişgezek’de gençler arasında bu oyunlara çok rağbet vardı. Yerde muvaffakiyet kazanan oyuncular, sonra havalarda uçan kuşlar gibi atlarlardı. Buna da Damdan dama atlama derlerdi. Çemişgezek’in, bütün damları toprak ve sokakları da dar olduğundan oyuncular şehrin en yüksek noktası bulunan Örneğin : Meteris mahallesinde oturan herhangi bir arkadaşın damında beş on ve bazen daha fazla olarak toplanırlar. Hareket noktası burasıdır. Oyuncular, önce aralarında bir ebe seçerler, ebe,, gidecekleri istikameti tayin ederek oyunculara, Ulu cami mahallesinde falan arkadaşın damında toplanacağız diye güzergahı tayin eder ve gösterir. Başta kendisi olmak üzere damın öteki başından hız alarak kuvvetli’ adımlarla sokak tarafındaki süyünge (saçak) gelir, haydi oradan karsı dama., ve böyle damdan dama sıçrayarak giderken bakarsınız ki, oyuncular ortadan kaybolmuşlardır.

Damdan dama diyorum, bu ne demektir?.. Sayın okuyucularını!.. biliyor musunuz?.. Bu demektir ki, bir damla öteki damın arasında en az üç, dört metre mesafe vardır, işte bu atlamalar, bu sokakların havasında ve boşluğunda olur. Bazı geniş sokakları atlayamayanlar, yarı yolda kalır ve müsabakayı kaybetmiş olurlar. öncece tayin edilen hedefe hangisi daha önce yetişirse birinciliği o alır, sonrakiler sırasıyla ikinci, üçüncü gelmiş olurlar.

Bu oyun, cidden tehlikeli bir oyundu, sokağı altında bırakarak havadan karşı tarafa sıçrayamayanların en az on – on beş, bazen yirmi metre derinliğindeki sokakların taş kaldırımları üzerine düşüp param parça olmaları her An beklenebilirdi ve zannedersem bu uğurda birkaç kurban da verilmiştir,

Bu dam atlama ve sıçramaları, yaz günlerinde de bağlarda, bahçelerde ki gölleri (Havuz) atlama ile devam edip giderdi. Ancak göllerin üzerinden atlamak, dam atlamaları kadar tehlikeli değildi. Atlayamayanlar, nihayet göle düşer, ıslanır ve etrafındakiler tarafından alaya alınır ve havuz başları kahkahalarla çınlar dururdu.

b) SALLAMA:

Sallama, bu günkü gülle savurma oyununa çok benzer. Sallama oyunu 10-20 yaş arasındaki delikanlılar arasında oynanır. Şöyle ki: öncece tespit edilen bir noktaya odun veya bir taş parçasıyla bir hat çizilir. Oyuncular bu hat üzerinde durur ve bu hattı ileri geçemezler. Oyuncu bu hattın üzerinde ayakta ve iki bacağı 60 – 70 santim açılmış olduğu halde durur, sağ elinde oldukça büyük ve ağır bir taş vardır. Bu taşı, açık olan bacakları arasında bir ileri, bir geri sallamak suretiyle koluna lazım gelen hızı verdikten sonra ileriye fırlatır. Oyunculardan birisi karşı tarafta sallama taşının düştüğü yeri bir ağaç parçası veya renkli bir taş dikmekle tespit eder. Sıra ile oyuncular aynı taşı, aynı şekilde sallayıp atarlar. Kimin taşı en ileriye varmışsa birinci, sonrakiler ikinci, üçüncü sayılır ve oyunu kazanmış olurlar.

Sonra sallamanın, ikinci bir oyun tarzı daha vardı ki, bu birincisinden daha zordu. Sallama taşından daha ağır sıklette büyücek bir taşı, oyuncular sağ ellerinin içerisine alır ve parmaklarıyla kavrayarak sağ omuzları üstüne kadar kaldırırlar, kolun bütün kuvvetiyle ileriye fırlatırlar. Bu taşları da en ileriye kimler atarsa o birinci, sonrakiler ikinci, üçüncü gelmiş olurlar. Bu, adeta kolların kuvvetini ölçmek gibi bir müsabakadır, kimlerin kolları kuvvetli ise müsabakayı onlar kazanır.

c) TOP OYUNLARI:

Sevgili okuyucularım! sakın bu top oyunlarını bu günkü gençliği tashir eden futbol topu zannetmeyiniz. Bu top oyunları, Çemişgezek’in toprak damlarına mahsus bir oyundu. O zaman bugünkü gibi Avrupa malı lastik toplar da yoktu. Toplarımız da yerli malıydı ve bu topları para ile pazardan da almazdık, biz kendimiz yapardık., bakınız nasıl? Har put, soğuk bir memleket ve kışları da o nispette şiddetli olduğundan bütün halk hep yün çorap giyerlerdi, çocuklara varıncaya kadar… işte bu çoraplar, ayağımızda eskidi mi bizlere top olurdu. Çoraplarımız her taraftan delinip kullanılmayacak bir hale geldi mi, bunları hemen çözerek elimize hayli yün ipliği geçerdi. Fakat annelerimizin rızasını aldıktan sonra., anne olmaz yama yaparım veya deliklerini örerim derse bizde sukut-ı hayal baslardı. Muvafakat ederse sevinerek hemen ameliyeye başlardık. Çoraplardan çözdüğümüz bu parça yün ipliklerini birbirine düğümleyerek uzun ip haline getirdikten sonra elimizde ufak bir pamuk parçası üzerine yuvarlak bir halde ve intizamla büyük bir elma veya bir portakal büyüklüğüne gelinceye kadar sararak ve sonra, yine önceden hazırladığımız renkli yün ipliklerini bir kıyığa (Yorgan iğnesi) saplayarak hazırladığımız yuvarlağın üstünü çeşit çeşit renkler ve nakışlar yaparak diker ve süslerdik, iste bu ameliye bizlere gayet güzel bir top kazandırmış olurdu. İşte bu top, yere vurulunca bu günkü lastik toplar kadar havaya fırlayabilirdi. Erkek olsun, kız olsun her çocuğun, bu suretle yapılmış bir topu vardı ve bu çok kıymetli bir meta gibi saklarlardı.

Oyuna, topu el ile yere vurmak ve sayı saymak suretiyle başlanılır, topu, elden kaçırmadan sayılarını yüze çıkaranlar (Dalya) diye bağırır, tekrar birden başlarlardı, topu ellerinden düşürenler topu arkadaşlarına vermeğe mecburdurlar. Falsosuz beş (dalya) yapanlar birinciliği kazanırdı.

Top oyunlarında, enteresan bir hüner daha vardı ki, oyuncular, sayı sayarak oyuna devam ettikleri sıra topa kuvvetli vurup topu bir adam boyu ve daha fazla yukarı havalandırırken bir dönme hareketi yaparlar ve hemen top yere düştükten ve tekrar havaya fırladıktan sonra onu tekrar yakalayıp oyuna devam etmeleridir. Buna (kale) derler. Sayılar arasında bu hareketlerin de miktarı sayılır ve oyuncunun mahareti o nispette yükselmiş olur. Bilhassa bahar mevsiminde damların azıcık kurulmasıyla bu oyunlar başlar, Çemişgezek’in bütün damlan allı, pullu kız çocukları ve kaplarına sığmayan erkek çocuklarıyla hıncahınç dolardı.

d) DANKILA – FİSTO :

Bu oyuna, İstanbul’da ve sair birçok bölgelerimizde (Tahterevalli) diyoruz. Çemişgezek’de (Dankıla – fisto) denilirdi. Bu kelimenin manasını bilen varsa ortaya çıksın, alnından öpeyim. Çocukların ele geçirdikleri dört – beş metre uzunluğunda, oldukça kalın bir ağaç, bir tas yığınının veya yıkık bir duvarın, veya mahallede her hangi bir inşaattan aşırılıp getirilen beş-on kerpiçden yapılan ,bir tümseğin üzerine konulur. Çocuklar, ikiye bölünür, bir kısmı direğin bir ucunda, bir kısmı beriki ucunda yer alırlar. Bunlardan ya birisi veya ikişi üçü birden bu direğin uç taraflarına adet itibariyle müsavi olarak ata veya eşeğe biner gibi binerler. Direğin, -bir ucunun aşağıya inmesi diğer ucunun yukarıya çıkması, birisinin yukarıya çıkmasıyla diğer ucunun aşağıya inmesiyle çocukların ayaklarının arada yerden kesilmesi suretiyle bir inip bir havalanmalarından ibarettir. Oyun, saatlerce bu şekilde neşe ve kahkahalarla devam edip gider.

e) HAKKUL – HUKKUL :

Bu oyun bildiğimiz (Körebe) oyununun aynıdır, buna saklanbaç da diyoruz. Fakat hususiyeti bambaşkadır. Oyuna şöyle başlanır : Oyuncular bir araya gelip de oyuna karar verdiler mi?., ikişer, ikişer karsı karşıya gelerek şu kelimeleri birisi söyler ve eliyle de bir kendini, bir karşısındakini işaret eder. Örneğin : Hakkul dediği zaman kendi göğsüne. Hukkul diye de karşısındakinin göğsüne eliyle dokunur ve sonra aynı minval üzere şu kelimelerle devam edilir.

Kendisine

Hakkul

Çalı Miski Dazı Hafta Kalkan Bendii

Karşısındakine:                       

Hukkui

Çenber

Anber

Duzu

Nuzu

Kılıç

Peru:

Penç, en son kime isabet ederse o çıkar. Yerine bir başkası ^geçer. yiıif-aynı sistem dahilinde (Penç) e kadar aynı kelimeler tekrar edilir, (Penç) ; alan çıkar ve yahut başka bir düzme ile :

Cin tükürdü Köye  kaçtı Üç günden Büzüles,

Kim  tükürdü

Nere kaçtı

Kaç günden

Ezüesi

Büzüğünden

As

Dımbılik-Elek

 

Pis Tıs.

 

Bu defa da en son (Tıs) alan çıkınca karşısındaki (Kör Ebe) olur. Kör Ebenin yüzü bir duvara çevrilerek gözleri kapattırılır ve arkasına hafif surette vurularak şu kelimeler tekrar edilir.

Mağara, mağara Gözün açarsan Pamuk gibi ağara Tuz gibi kabara.

O sıra bütün çocuklar etrafa dalarak kendilerine bir izbe, bir köşe bularak gizlenirler, içlerinden birisi saklanmcaya kadar : olmadı olmadı diye bağırır, sesi kesilince kör ebe, arkasına saklanıp da hemen o anda (Pu.. u., u) diye kör-ebeye bir ceza daha yüklemek isteyen olursa bunun önüne geçmek için gözleri kapalı olduğu halde : Ardım, önüm, yanım, yörem (Pu.. u., u) diye bağırır ve gözlerini açar. Etrafa bir göz gezdirip, adım adım gizlenenleri aramağa başlar… Bu dakikalar çok heyecanlıdır, Ebenin merkezden uzaklaşmak işine hiç gelmez; Çünkü aksi taraftan herhangi bir oyuncu gelip kör-ebenin gözlerini yumduğu duvara elini dokundurarak (Pu u.u) diyebilir, onun için gayet tetiktedir. Saklananlar da, kör-ebe beni görmesin diye bulundukları yere mıhlanırlar. Ebe, (oyunculardan herhangi birini görse isim vererek hemen merkeze koşar, (Pu..u..u) diye bağırınca o arkadaş, oyundan çıkmış o-lur. Diğerlerini de bu suretle arar ve hepsini bulursa bu defa da ilk bulunan oyuncu (Kör-Ebe) olur. Bu arama sırasında oyunculardan herhangi birisi kurnaz çıkar da merkeze kör-ebeden’ önce koşar ve (Pu..u..u) derse Kör-ebenin gözleri tekrar kapattırılır. Kör-Ebenin çok ihtiyatlı, ve daima tetikte olması lazımdır. Aramada fırsat kaçırırsa oyun boyunca Ebe olarak kalır ve bu hal, o çocuğun biraz da aptallığına verilir. Gözü açık çocuklar, bir oyunda oyuncuların hepsini sıra ile birer birer bulur ve bunları oyun harici ederek kör-ebelikten kurtulur. Oyun bu suretle saatlerce devam eder, hareketli ve neş’eli olduğu gibi çocukları dikkat ve teenniye de alıştırır,

f) ÇORTUN EŞEK:

Bu oyunun ismi de tuhaftır. Oyuncular, birbirlerinin sıtlarma atlayıp uzun boylu sayı saydıklarından altta kalanlara Eşek deniliyor, bu oyunda haşa! Eşek olmayan da kalmaz. Çörtün da,  yağmur oluklarına denilir ki, Eşekle, oyunla, Çörtünün bir münasebetini doğrusu ben bulamadım; Fakat oyunun ismi sarihtir: Çörtün Eşek L

Oyuncular, iki posta olurlar, Ebeler, aralarında taş tutarlar, taşı bulamayanlar oyunu kaybeder, Eşek olur ve sıra ile şu şekilde yatarlar. Ebe sırtını bir duvara dayar, oyunculardan birisi karşısına- gelir, biraz eğilerek kollariyle Ebenin beline kuvvetlice sarılır ve başını muhafaza için de Ebenin koltuğunun altına saklar, ikincisi ise yine kollarıyla birincinin arkadan beline sörıİl-r ve başını öndeki arkadaşının koltuğunun altına saklar,   üçüncü,   dördüncü, ilh oyuncular, aynı biçimde diziye gırei- ve yatarlar.  Oyun başlıyor :

Karşı taraf oyuncuları, başta ebeleri olduğu halde beş altı metre geriden hız alarak bunların hizasına geldikleri zaman iki ayağını kuvvetlice yere vurarak yatanların üzerine ve en ileriye sıçrar, marifet birinci sıçrayan Ebenin önünde yatanın üzerine kadar atlamaktır… Atlamalar* bu suretle tamamlandı mı? Ebe on sayı saydıktan sonra üzerlerinden inerler ve ikinci atlamaya geçerler. Şayet ileriye sıçrıyamazlarsa kuyrukta yer kısalır, arkadan gelen oyuncular tutunamaz, yere düşer veya ayakları yere değerse oyunu kaybederler., yatanlar kalkar, bu defa da kaybedenler Eşek olur, yine aynı sıra ve biçimde birbirlerine bağlanarak, o bir taraf sıçramaya başlar. Hakikaten bazan o kadar güzel atlayıcı oyunculara tesadüf edilir ki, sıra ile gelir, baştan sonuna kadar boş bir sırt bırakmadan hepsi atlamış ve sayılarımı da muvazeneyi bozmadan sayarlardı ve böylece oyunu saatlerce lehlerine devam ettirebilirlerdi. Oyun, mukavemet ve aynı zamanda iyi bir atlama oyunudur.

g) HIRİK EŞEK:   (1)

Bu oyun, hemen hemen Çörtün Eşeğin bir başka şeklidir. Bu oyunda da Eşek olmayanlara ve sırtlarına birıilmeyenlere nadiren tesadüf edilir, isimde de münasebet bulmak mümkündür; Çünkü Hırik, Çemişgezek’de eski ayakkabıya denilir, bu oyunda bunların tamiri temsili olarak sırt üzerinde yapılır ve yumruklar birbirini takip ettiğine göre neş’e yerine oldukça mükemmel bir dayak faslıbaşlamış olur ki, bütün oyuncular, arzulariyle bu işkenceye Eyvallah der ve oyundan zevk alırlar. Şimdi gelelim oyunumuza :

Oyuncular, iki postaya ayrıldıktan ve aralarında birer Ebe seçtikten sonra, Ebeler karşı karşıya geçer, bunlardan birisi avcının içine ufak bir taş alark saklar ve karşı taraf Ebesine her iki eli kapalı olduğu halde : hangisinde? diye sorar, Taşı bulan Ebe, kendi tarafını kazandırmış olur. Diğer taraf, partiyi kaybettiği için hepsi birden Eşek olurlar ve birer metre aralıkla geniş bir daire halinde sıralanıp iki ellerini dizkapakları-na dayamak suretiyle öne doğru eğilirler, kazanan oyuncular, sıra ile bunların sırtlarına binerler. Ebenin elinde eski bir postal (Ayakkabı) vardır, bindiği oyuncunun sırtında, adeta ‘bir ayakkabı tamir eder gibi onu evirir çevirir, bu esnada güya elinde bir muşta varmış gibi yumruğuyla altındakinin sırtına bir .iki indirir, sonra elindeki Hıriği bazı tuhaf ve güldürücü sözler söyleyerek sağ , tarafındaki oyuncuya atar, Ebeden ge-

(‘!) Zaman itibariyle ben, bu oyunun adını unutmuştum, bazı arkadaşlara sordum, onlar da hatırlıyamadüar, yeniler bu ismi verdiler, yazdım; Fakat ben yine bu ismin üzerinde mütereddidimlen Hıriji tutamıyan oyuncu hemen kendisi yatar, altındaki üste ç.kar tutarsa aynı şekilde oyuna devam ederek o da altındkine bir iki yumruk indirdikten sonra sağ yanmdakine atar, Hırik bu suretle bütün dairevi dolaşır, tekrar Ebeye gelir. Hıriği tutamayanlar veya Ebenin tamir sırasında söylediği sözleri zihninde tutupda tekrar edemiyenler hemen alta geçer, yani Eşek olurlar. Üsttekiler dikkatli olup da Hıriği düşürmezlerse ve Ebenin sözlerini aynen tekrar ederlerse saatlerce üstte*kalabilirler, velevki, altta kalanların canları çıksın, işte bu oyun da böyle neş’e ve kahkahalar arasında devam edip giderdi.

h) MAM:

Bu oyun, çocuklar arasında çok sevilen, neş’eli ve hareketli bir oyundur, dikkat ve açıkguzlülüğü sağlar. En az 3-4, en fazla 6-7 çocuk arasında oynanır. Qyun malzemesi: Her çocuğa yassı bir sal (Taş) paf-çasiyle bir de yumurta büyüklüğünde yuvarlak bir taş tedarikinden ibarettir. Bunlar elde edilince düz bir saha seçilir ve bu saha üzerinde 50-60 s. kutrunda bir daire çizilir ve bu dairenin tam merkezine yuvarlak taş konulur. Sonra dairenin dış çizgisinden itibaren 3 m. uzakta yere bir metre uzunluğunda düz bir hat çizilir ki, buraya Kale denilir. Şimdi oyuncular, sıra ile ellerinin içine ufak bir taş alarak saklarlar, taşı bulanlar kazanır, en sonunda taşı kim bulamazsa o Marn bekçisi olur, dairenin başına geçer, Mamı merkeze kor ve vaziyet alır. Oyun başlıyor : Şimdi Kalede bir hizaya sıralanmış olan oyuncular, sıra ile ellerindeki salları merkezdeki Mamı hedef tutarak atarlar. Mamcmın vazifesi Mamı yerinde sabit tutmaktır. Oyuncular da ellerindeki salları atmak suretiyle Mamı daireden çıkarıp merkezden uzaklaştırmak isterler. Mam, ne kadar fazla uzaklaştırıhrsa oyuncular merkeze koşup dairenin etrafına serpilmiş olan sallarını hemen alıp tekrar kaleye varmaya ve ikinci oyuna başlamaya fırsat bulur ve oyuna hak kazanırlar. Mamcı, bu sırada çok tetikte olarak bir taraftan yerinden oynayan Mamı, daima yerinde tutmak ve b,u arada Mam yerinden oynadıkça sallarını almak açin merkeze hücum etmek isteyenlerin arasından birisini avlamak için koşarak eliyle omuzuna veya ensesine vurmak suretiyle yaka-hyarak kendi ağır vazifesini ona yüklemek!.. Mam yerinden oynadıkça ve hele uzaklara kaydıkça hücum çoğalır, çoğaldıkça da oyun kızışır. Bazan oyunun başından sonuna kadar bazı Mamcılar, bu ağır yükten kendi kendilerini kurtaramazlar, serseme dunerler.

Ancak muhacim oyuncular arasından daire etrafındaki sallarının bulunduğu yere koşarak sallarına ayaklarını bastılar mı vurulmadan muaf tutulurlar, yalnız ayağının altındaki salı, ellerini karıştırmaksızın sol ayağının parmaklarıyla diğer ayağının üstüne aldıktan sonra yukarıya fırlatıp elleriyle tutabilirse kazanır, Kaleye koşar ve oyuna tekrar devam eder. Şayet salı tutamaz da yere lüşürürse Mamcı onu yakalar ve merkeze götürerek Mamı ona teslim eder ve kendisi oyuncuların arasına girer, işte oyun, bu minval üzere saatlerce ‘devam eder.

i) KIÇ KIÇ:

Bu oyun bir kaç oyuncu arasında oynandığı gibi çok defa usulen iki çocuk arasında da oynanır. Oyun malzemesi: Mam oyunundaki melezi menin aynıdır. Oynayış şekli ise, Marndaki gibi yere aynı genişlikte bir daire çizilir ve bu çizginin ortasına yuvarlak taş konulur. Daire çizgisinden itibaren 3 m. ötede yere yine bir çizgi çizilir ki, buraya Kale diyoruz. Oyuncular, ellerinde sallan bu hattın üzerinde yerlerini alırlar. Oyunculardan hangisinin oyuna ilk defa başlaması için elde taş saklanır, taşı bulan oyuna başlar,

Oyuncu, her şeyden önce Kalede ileriye doğru  adını atmamak ve aynı zamanda 3 m. ileride daire içinde bulunan yuvarlak taşa, iyice nişan alarak elindeki sal parçasını savurur, burada  asıl marifet, salı yuvarlak taşa isabet ettirerek onu daireden   mür-.kün olduğu kadar uzaklara sürmektedir. Sürdü mü şimdi sayı başlar: Dairenin kenarına gidilir, oyuncu ayağım dairenin dış kenarına kıyar,     K:c kıç…    Kondura biç… On üç diye ayak saymağa başlar, on dört… on beş… illi. O sayısını tamamladıktan  sonra yu ” h k taş yine  merkeze  bırakılır, bu  defa diğer oyuncu,  elindeki salı  atar   Tesadüf ettiremezse o bir  tarafa koz vermiş olur, tesadüf ettirirse yine aynı ?ekilde : ayakla, Kıç kıç.:. Kon-dura biç,..  On üç diye sayıya başlanır. Du oyunculardan hangisi daha önce kırk sayıyı yaparsa oyunu o kazanmış olur. Ancak bu sırada oyunu kaybedene bir şans verilir ve bu oyunun ikinci kısmını teşkil eder. Mağlup oyuncu, elinde salı, dairenin üstüne gider ve yüzü Kaleye çevrili  olduğu halde bacaklarını dairenin açısı kadar  açar,  salı iki eliyle 1 kuvvetli   tutarak kollarını   ileri  ve   geri  sallamak     suretiyle hız alarak yerdeki  yuvarlak taşı aksi tarafa  fırlatmaya çalışır.  Bu defa kırkı yapan galip oyuncu, yine aynı  Kaleden, merkezden    uzaklaştırılmış olan yuvarlak taşı, hedef tutarak elindeki salı fırlatır, hedefe isabet ettirirse bir kız alır …aynı oyun tekrarlanır, isabet devam ettikçe üç kız… beş kız… On kız alır. Ta ki salı hedefe isabet ettiremesin. isabet etmeyince, oyun, aynı minval üzere yeniden başlar ve saatlerce bu şekilde devam edip gider.

j) KÖŞE KAPMACA:

Yurdumuzun uzak yakın her köşesinde oynandığı gibi Çemişgezek’de da aynı şekilde oynanır. Bundan sonra sıralıyacağım beş oyun, sokaklarda, kırlarda, bağ ve bahçelerde oynanan oyunlardır.

k) EBE BENiKURDA VI1ME:

Bu oyunda, ellerde taş tutulmak ve taşı bulanlar bir guruba, bulmayanlar diğer guruba ayrılmak suretiyle oyuna başlanır. Taş en son kimin elinde kalırsa o, kurt olur, diğerleri de içlerinden birisini ebe seçerler ve ebenin arkasına kuyruk halinde sıralanır, arkadan birbirinin eteklerini tutarlar. Kurdun gözlerine bir mendil bağlanır ve gözleri kapatılır. Ebenin karşısına geçer, başlar ebeyi sağından solundan sıkıştırmaya., ta ki, arka tarafa geçsin, oyunculardan ‘birisini yakalasın. Yakalananlar oyundan çıkarılır. Kurt ne kadar çevik harekette bulunursa yakalama o nis-bette çok olur, Ebe, hareketli ve açık göz olmassa az zamanda oyuncuları tamamen yakalanır ve oyunu kaybeder. Eski Ebenin ise gözleri bağlanarak kurt olur.

Ebenin, kurdun arka tarafa geçmesine mani olması için çok dikkatli ve tetikte bulunması lazımdır. Bunun için sağdan soldan koşarak oyuncuları müdafaa eder. Oyuncular ebenin arkasında uzun bir kuyruk halinde hep bir ağızdan — Ebe, beni kurda verme!., diye bağırarak sağa sola çalkanıp dururlar. Oyun bu suretle saatlerce devam eder. Neş’eli ve aynı zamanda çocuklara herhangi bir taarruza uğradıkları zaman, kendi kendilerini koruma ve müdafaa kabiliyetlerini artırır.

1) ÇINGÖR MINGIB TUT:

Bu oyun çok defa gece oynanır. Oyuncuların adedi ne kadar çok olursa oyunlar o nisbette heyecanlı olur.

Oyuncular, önce iki guruba ayrılırlar, her ıgurubun ‘bir Ebesi vardır. Ebeler yine ellerinde taş tutarlar, taşı bulan gurup yerinde kalır, diğer gurup ise Ebelerinin idaresi altında karanlık sokaklara dağılırlar. Ebe, bunlara lazımgelen direktifi verir… Gidenlerin sesleri kesilince berikiler hep bir ağızdan — Çıngır mıngır tut., orda burda yok!., diye yüksek sesle bağırarak harekete geçer ve ötekileri takibe başlarlar.

Hasını tarafı pusuda., berikiler bir keşif kolu gibi hassas ve tetikte., gecenin zifiri karanlıkları arasında bu iki hasım koldan herhangi birisi saklandığı yerde hissedilirse ariyan tarafın Ebesi: — Hış tut!., diye bağırır, bu kurnanda üzerine ortalık birbirine karışır, bunlardan her hangi birisi çevik davranarak karşı taraftan esir almağa çalışırlar, oyun bu suretle dakikalarca devam eder, sonunda esirler – syilır, hangi taraf daha fazla esir almış ise o taraf galip sayılır. Bu oyun, doğrudan doğruya bir harp oyunudur. Aynı zamanda çocukları geceye, karanlığa ve harekete alıştırmak bakımından çok faydalı bir oyundur.

m) HUCUR — MUCUR:

Bu oyuna   Anadolu’nun muhtelif yerlerinde  Birdir bir  deniliyor Çemişgezek’de da  (Hucur — Mucur) derler.

Oyuna başlamadan önce oyuncuların içerisinden iki kişi karşı karşıya gelir, ellerinde taş saklarlar, bulan oyuncular Ebe olur, bulamıyanlar ise ellerim diz kapaklarına dayar ve münasip bir noktada yere eğilir. Oyuncular, on on beş metre geriden, Ebe önde olduğu halde sıra ile hız alarak gelirler ve ortada yatan arkadaşın üzerinden atlayıp karşı tarafa geçerler. Her atlayışta Ebe bir şey söylemeğe mecburdur. Örneğin ilk defa: — Hucur — Mucur… Bundan geç, diye yüksek sesle söylenerek geçer, arkadaki oyuncular da hem atlar, hem de Ebenin bu sözünü yüksek sesle tekrar etmeğe mecburdurlar. Şayet içlerinden birisi unutup da söylemeden atlarsa yandı gitti; Çünkü derhal o yatırılır. Karşı taraftan yine başta Ebe ve bütün oyuncular bir biri arkasından hız alarak koşar ve ikinci atlamayı yaparlar. Bu defa da Ebe : Minarede abam kaldı… üçüncüde: Bunu bilmeyen bir dedem kaldı, diye söyler geçerler, dördüncü, beşinci atlamalar da bu suretle devam eder. Artık Ebenin insafına… Her atlayışta güldürücü bir cümle yaratarak oyunu istediği kadar uzatabilir. Bazan üç dört atlamadan sonra Ebe eline bir fes (O zamanlar hep fes giyerdik) alır, atlarken yatanın sırtına hem fesi koyar, hem de atlar… Arkasından gelenler bu fesi yere düşürmeden atlıyacaklardır. Fesi düşüren, oyunu kaybeder ve hemen yere o yatırılır. Oyuncular, birinci fesi düşürmeden oyunu tamamlarlarsa bu defa Ebe atlamayı daha zorlaştırmak için birinci fesin üzerine herkes kendi fesini koyarak atlıyacaktır, diye emir verir, iyi oyuncular bunu da muvaffakiyetle başarabilirler. Bakarsınız yatanın sırtı bir yığın fesle dolu… veyahut ikinci ve üçüncü festen sonra hepsi birden yere düşmüştür, düşüren yatar, yatan ise kurtulur.

Bazan da her atlayıştan sonra Ebe tarafından, yatanın biraz daha dikleştirilmesi ile de oyuncular arasından bir çoğu bu yüksekliği atlıyamazlar, oyunu kaybederler. Hatta bazan öyle bir raddeye çıkarılır ki, yatan adeta ayakta durur gibidir. Ancak başını saklamak üzere biraz boynunu eğmiştir, ivi sıçrayanlaı, bunu da muvaffakiyetle atlarlardı. Bu o-yun da çok neş’eli, hareketli, güldürücü bir oyundur. Hele bilhassa Ebelerin bin bir güldürücü cümle yaratarak otlamalara devam etmeleri çok enteresan ve çok neş’eli olurdu. Bu. oyun, mektep sahralarında oynanan oyunların arasında önemli yer alan bir oyundu.

n) ATEŞ — TURA OYUNU:

Bu ovun çok eğlenceli ve aynı zamanda biraz da can yakıcı bir oyundur. Çak defa havuz başlarında ve kış geceleri ise geniş sofralarda oynanır. Mevcut arkadaşların hepsi birden düz bir yere veya bir çayır üzerine, kış ise halı ve kilimler üzerine diz çökerek bir halka çevirirler önce bir tura yapılır, bu tura : Bir kuşak veya büyük bir mendilin bir ucundan bir kişi, diğer ucundan bir başkası tutarak ellerinde aksi tarafa bükerler, kuvvetli bükülünce ve ortadan ikiye kıvrılınca kendi kendine birbirine sarılır ve sertleşir, uçları ise düğümlenir, işte buna Tura derler.

Sonra oyuncular, avuçlarında bir yüzük veya ufak bir taş saklıyarak kapalı ellerini birbirlerine uzatır ve sorarlar… – Yüzük hangisin-de?., yüzüğü .bulan kurtulur, buna Ebe seçme denilir. En sona kalan Ebe olur. Ebe, dairenin ortasına girer, bir elinde yüzük, bir elinde tura… sıra ile yüzüğü herkesin koynuna veya avuçlarının içerisine koyar gibi sokar çeker ve birisine gizlice vermiş olur. Bu ameliye tamam olunca, Ebe ayakta herhangi ‘bir .oyuncunun önünde durur ve sırtına bir tura indirerek: — Yüzük kimde?., diye sorar. Turayı yiyen oyuncu, yüzüğün kimde olduğunu tahmin yollu bütün oyuncuların yüzlerine bakarak birini söyler, hakikaten yüzük o oyuncuda çıkarsa Ebe bir tura daha sırtına vurur ve turayı kendisine verir,turayı yiyen ayağa kalkar, Ebe olur, eski Ebe ise onun yerini alır. Şayet gösterdiği oyuncuda çıkmaz ise bu defa gösterilen oyuncunun önüne gider bir tura da onun sırtına vurur :— Yüzük kimde?., diye sorar o da başkasını gösterir, ta ki, yüzük bulunsun ve ebe değişsin. HulAsa yüzüğü bularak Ebe olmak isteyen iki, bulamayıp da başkasını gösterenler bir tura yerler, oyun saatlarca böyle güle söyliye devam edip gider.

o) ÇELİK — ÇUBUK:

Bu oyun da önemli bir oyundur. Oyunculardan birer Ebenin (Kaptan) idaresinde ikiye ayrılırlar, sonra ya elde ufak bir taş saklamakla, yahut bütün oyunlarda kullanılan şu usul ile: yassı bir taş parçasının bir yüzü su ile veya (biraz tükürükle ıslatılır, diğer tarafı kuru bırakılır, bu taşı elinde tutan Ebelerden birisi, diğer Ebeye sorar — Yaş mı, kuru mu? karşısındaki ya yaş der veya kuru., bunun üzerine taş parçası havaya fırlatılır, yere düştükten sonra tetkik edilir, karşı tarafın Ebesi, yaş demiş ise ve yaş da üste gelirse o taraf kazanarak çelik çubuğa sahip olur, kuru gelirse kaybetmiş olur ki, çelik çubuğu hasım tarafına bırakmış olurlar. Ve yahut ellerde saklanan taş, sağ elde mi, yoksa sol elde mi? diye Ebelerden birinin vaki olan sorusuna karşı diğer Ebe, eldeki taşı bulursa oyuna başlama şansını kazanır, çelik çubuğu alırlar.

Çubuk : Düzgün ve kuvvetli ağaçtan, yapılmış bir metre uzunluğunda bir değnek. Çelik ise; yine bu değnek kalınlığında 30 santimlik bir parçadan ibarettir. Oyunculardan bir gurup, meydanın bir tarafında, diğerleri de takribi en az 20, en çok 30 metre uzakta karşı karşıya sıralanırlar. Çelik çubuğu ellerinde tutan taraf, bulundukları noktada toprak üzerinde ufak bir çukur açarlar, çeliğin bir ucu, bu çukura konulunca diğer ucu topraktan 10-15 santim yüksekte kalır. Şimdi oyuncu, elindeM değneği çeliğe vurur, çelik bir metre kadar yerinden yukarı fırlayınca yine değnekle ve olanca kuvvetiyle ikinci defa çeliğe vurup çeliği, karşı hasım tarafına gönderir. Eğer bu ikinci vuruşu, havalanmış olan çeliğe tesadüf ettiremez de boşa vurursa oyundan derhal çıkarılır. Çelik, hasım tarafına gitti ise oyuncu değneği yerdeki çukurun hizasında yere koyar, kurşun gibi sür’atli havadan giden bu çeliği, karşı tarafın oyuncularından herhangi birisi sıçrayıp da elleriyle havada tutacak olursa o takım kaleyi ve çelik çubuğu elde etmiş olurlar. Tutamazlar da çelik yere düşerse en iyi oyunculardan birisi çeliği alıp düştüğü noktadan değneğin bulunduğu noktaya nişan alarak savurur, çeliği çubuğa isabet ettirebilenler de o oyuncuyu, oyun harici yapmış olurlar, ikinci* si gelir., isabet ettiremezlerse oyuncu devamlı oynar, ta ki, bütün oyuncuları iskartaya çıkarsınlar, böyle olunca karşı taraf kaleye gelir, çelik çubuğu kendileri alarak oyuna başlarlar. Guruplardaki oyuncuların her birisi bir vuruştan sonra yerlerini diğer arkadaşlarına terk ederler, o-yun bu suretle saatlerce devam eder, meraklı ve heyecanlı bir oyundur.

p) GÜREŞ:

Çemişgezekde güreş, çocuklar, gençler arasında yapıldığı gibi orta yaşlılar, hatta ihtiyarlar arasında bile yapılırdı. Herkes bu oyuna meraklıydı ve güreşirlerdi. Bı meraklılar arasındaki güreşler, ne kırkpmar güreşleri gibi yağlı, ne de bu günkü modern güreşler gibi mayolu güreşler değildi. Güreşler çok defa bağlarda, bahçelerde, kırlarda ve havuz başlarında yapılan eğlenceler sırasında büyükler arasında.. Bahar mevsiminde yapılan sahra günlerinde ise çocuklar arasında yapılırdı. Bunlar paltolarını veya ceketlerini bir anda çıkarıp attıktan ve entarilerinin eteklerini de bellerindeki kuşaklarının arasına sıkıştırdıktan -sonra birbirine sarılır, mücadeleye başlarlar. Kuvvetli olanlar, hasmını gelişi güzel ve belinden sarma veya ayağiyle bir çelme vurmak suretiyle yere atıp üstüne abandı mı galip sayılır. Sırtın yere getirilmesi zarureti yoktur.

Bir çiftin güreşmesi bitince bir başka çift ortaya çıkar, kuvvetler denk geldiği zaman güreş dakikalarca devam eder, soluk soluğa ve terler içerisinde, nihayet bunlardan birisi mağlup olur. Galip gelenler; — Aferin tosunum!.. — Yaşa aslanım!., diye etraftan takdir ve alkışlar kazanırlar. Esasen Çemişgezekli iklim ve hava., temiz ve bol gıda ile sıhhat-H ve çalışkanlığıyla da idmanlı olduğundan güçlü -kuvvetlidir. Bunu is-bat için de her zaman ve her fırsatta güreşirdi.

r) DEVECİ’LIBUBACI:

Bu oyun, sekiz-on-on beş ve daha fazla miktarda çocuklar arasın-da oynanır. önce iki Ebe (Kaptan) seçilir, sonra bu ebelerden biri bir başa, diğeri de öteki başa geçer ve oyuncular sıkı bir surette el ele tutuşur, ve sıralanırlar. Bu ameliye bitince sıranın solundaki Ebe, yüksek perdeden sağdaki Ebeye:

— DfevedL diye seslenir. Ebe:

— Leblibacı. diye cevap verir. (Bu kelime her halde Arapça Lebbeyk’den alınmış olsa gerek) Şimdi soldaki Ebe:

— Deve nerde?..

— Handa..

— Ne yiyi?..  (Yemekten)

— Arpa..

— Ne S., ?..

— Hurma…

— Yedi davul, yedi zurna nerden gelip geçecek?.. Bu sual üzerine ebe sol eli ile yanındaki oyuncunun sağ elini tutmakta olduğundan kollarını her ikişi birden yukarı kaldırarak aralarını açarlar ve — işte buradan! diye cevap verir, bunun üzerine kuyruğun sonunda bulunup da ilk defa söze başlıyan soldaki Ebe, önde olmak üzere oyuncular elleriyle birbirlerine kenttli olarak yürüyüşe geçerler ve hep bir ağızdan (Cankıl – Cunkul) diyerek yavaş yavaş yürür ve Ebenin bulunduğu noktaya doğru gelir, havaya kalkmış olan kolların altından -bir köprünün altından geçer gibi- geçerler. tabiibu geçişin sonunda yüzler aksi istikamete çevrilmiş olduğu halde aynı şekilde sıra muhafaza edilir.

Bu gösteriden sonra bir işaret üzerine zencirin baş taraflarında bulunan Ebeler, bütün kuvvetleriyle diziyi çekmeğe başlarlar ki, bu aynı zamanda bir kol kuvveti denemesidir. Oyun zencir kırılıncaya kadar devam eder, cankıl – cunkul nakaratı ise yüksek sesle tekrarlanır durur. Zencir kırıldıktan sonra her iki tarafın mevcudu sayılır, sayı üstünlüğü hangi tarafta ise o taraf galip sayılır.

 s) BEŞ TAŞ — DOKUZ TAŞ:

Yukarıda çeşitlerini yazdığım toplu oyunlardan başka Çemişgezek’de iki kişi arasında oynanan oyunlar da vardır. Örneğin : Beş taş — Dokuz taş denilen bir oyun vardır ki, bunlar Satranç oyununun bir nevi iptidai şeklinden başka bir şey değildir. Kafayı çalıştİran, dikkati artİran terbi-yevioyunlar sırasındadır.

t) CEVİZ ve AŞIK OYUNLARI:

Ceviz oyunu duvar dibinde açılan bir çukura bir, bir buçuk metre mesafede tesbit edilen yerden bir avuç ceviz atmakla oynanır.. Şöyle ki, oyun başlamadan karşı karşıya gelen iki çocuktan birisi tek, diğeri çift sayıyı alırlar, eğer cevizleri atan çifti almış ise ve çukura attığı cevizler de çift olarak çukura girerse karşı taraftan o kadar ceviz alır, tek düşerse kendisi o kadar ceviz vermek mecburiyetinde kalırdı. Bu suretle ceviz kaybedenler, ya evlerine gider analarından yeniden ceviz ister., alırsa ne AlA!., almazsa çalar ve yahut biriktirdiği beş on para ile bakkal-dan ceviz alır., oyuna tekrar iştirak eder, işte bu suretle oyuna devam edilir ve kazanan çocukların cepleri ve koyunları cevizlerle dolu olarak sevinçle evlerine dönerlerdi.

Bir de içerisi oyulmuş ve bu deliğe kurşun akıtılmış bir aşığın bir. bir buçuk metre mesafede ıbir başkası tarafından sıra ile dizilmiş cevizlere nişan alarak atılmasiyle başlanır. Aşığı, dizilmiş cevizlere isabet ettirip bir ikişini veya daha fazlasını cevizlerin bulunduğu yerin etrafına otuz veya elli santim kutrunda çizilmiş bir daireden dışarıya çıkaran cevizleri kazanır, tekrar atar., isabet ederse tekrar kazanır, şayet aşığı, cevizlere isabet ettiremez veyahut daireden harice çıkaramazsa kendisi ceviz dikecek ve aşığı karşıdaki oyuncuya verecektir. Kazanan veya kaybedenler yukarıki akıbetle yine karşı karşıyadırlar.

AŞIK OYUNUNA GELİNCE: Bu oyuna katılan çocukların ceplerinde avuçlar dolusu aşık vardır, malum ya, aşık et yemeklerinin içerisinden çıkar, çıkınca çocuklar bunları alır, yemekten sonra sabunla yıykar, temizler ve oyun için ceplerine dodururlar. Oyuncuların ellerinde yine içerisi oyulmuş ve kurşun akıtılmış bir aşık vardır ki, bu aşığın, dik tarafından çukur olan tarafına BEY., mukabil tarafa EŞEK., yan taraflardan çukur tarafa HIRSIZ., onun mukabiline de SOFU derler…

Bu aşığı, oyunculardan birisi, parmakları arasında tutup karşısındakine sorar: — Bey misin, sofu musun, eşek misin, hırsız mısın?.. Karşısnıdaki ise bunlardan birisini seçer., Örneğin, sofu der., atan ise başka tarafı seçer alır. Aşığı elinde tutan oyuncu olanca dikkatiyle aşığı yere atar, dediği çıkarsa bir aşık kazanır, çıkmazsa, ve karşısındakinin dediği çıkarsa ona bir aşık vermeğe mecburdur. Oyun böylece saatlerce devam ettirilir.

Bir de yine bu ana aşıkla oynanan bir mangır oyunu vardır.

Mangır : aşağı yukarı yarım asır önce ufak paraların en küçüğü., kırmızı bakırdan yapılmış on para büyüklüğünde; Fakat on paradan biraz daha kalınca 2,5 para kıymetindeydi, ve dört mangır bir arasa gelirse on para olurdu.

Düz ıbir yere otuz kırk santim kutrunda bir daire çizilir. Bu dairenin ortasına iki santim kalıncaya kadar demir bir çivi çakılır, bu çivinin başına bir mangır oturtulur, yine bir buçuk metre mesafede duran bir oyuncu bu mangıra nişan alarak elindeki aşığı atar, mangırı düşürüp daireden harice çıkarabildiyse o mangırı kazanır, aksi takdirde kendisi bir mangır verir. Oyun taraflar arasında böylece devam edüp gider.

Şu yukarıda saydığım oyunlar ise, çocukları kumara alıştırma bakımından makbul oyunlar değildi; Fakat bazı mahallelerde bir kısım çocuklar arasında iptila halinde oynanır ve baba analar tarafından men edildikleri halde yine önüne geçilemezdi.

u) BKBIK OYUNLARI:

Bu oyunlara Çemişgezek’de (Gelin) oyunları da denilir ve kız çocuklarına mahsustur. Konu komşu veya akraba çocuklarının bizzat kendi elleriyle yaptıkları çeşitli ‘bebeklerle ve bu bebekler için yine kendi elleriyle hazırladıklaıı yataklar, yorganlar, yastıklardan tutunuz da kilimler, halılar ve mutbak takımlarına kadar olan oyuncak eşyalariyle oynanılır. Bu kıs çocukları küme halinde her gün okullarından döndükten sonra veya Cuma günleri her gün sırasiyle bir evde toplanırlar, bebeklerini ve takımlarını da beraberce o eve taşırlar, her birisi bir köşeye evini kurar, bebekleri oturtur ve onları sırasiyle konuştururlar da… işte bu sıralanmış evler arasında misafirlikler, davetler, hatta düğünler bile yapılır. Bazan bu düğülere büyükleri de karıştırırlar. Ailelerin eğlenmeleri cin bunlar birer vesile olur ve bazan da hakikibir düğün mahir yetini alır. Tefciler ısmarlanır, mahalleden davetli bulunan komşu hanımlar giymiş, giyinmiş, takmış, takıştırmış oldukları halde bu çocuk düğünlerine istisnasız icabet ederler., şarkılar, Türküler oyunlar birbirini takip eder, misafirlere şerbetler, kahveler ve çok defa da yemişler.ve meyveler ikram edilir.

Hakikaten çok enteresan ve eğlenceli olan bu oyunlar yüzünden ben bil’akis ertesi günü babamdan yediğim dayakların tesiriyle mahv-ü perişan olurdum. Sebebi: Ablalarımın bu oyunlarına müdahale ve bunların kurdukları evleri bozup da kendi fikrimce tekrar yeniden kurduğum için çıkan gürültüden bizar olan annemin, akşamlan babama yaptığı şikayetler üzerine zavallı ben, dayak yemediğim hiç bir gün yoktu.

www.angelfire.com/country/cemisgezek/culture/games.html

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: