SİVEREK’TE ÇOCUK OYUNLARI

Haziran 23, 2008

Kaynak: http://sivereklilerdernegiizmir.com/index.php?option=com_content&view=article&id=26&Itemid=18

ÇOCUK VE OYUN ÜZERİNE

  Yaşı, otuzu-kırkı geçen pek çok kişi, yaşadığı günden şikayetle çocukluktaki renkli, neşeli, hayat dolu günleri özlediklerini dile getirirler. Hasretle o günleri ararlar. Geçmişe  hasretini dile getirenler genellikle bu günü kötüleyerek, geçmişin güzelliklerinden, temizliğinden, geçmişte yaşayan  insanların dürüstlüğünden velhasıl o günlerin her şeyinden sitayişle bahsederler. Bayram günlerinde, eski bayramlardan söz açıldığında artık klasikleşen cümleyi hepimiz biliriz. “Ahh, nerede o eski bayramlar! Nerede bizim çocukluğumuzdaki bayramlar!” derler. Sonra hasretle ve iştiyakla o bayramları anlatırlar.. Günümüzde her şeyin bozulduğunu, hayatın tadının kalmadığını söyler dururuz. Neden? Aslında çoğumuz bu günden şikayet ederken eski günlerimizin özlemini duyarız

Eski günleri, eski zamanı ve o zamanların hayal gibi oyunlarını özlüyor yaşı biraz geçkin olanlar. İnsanların eski zamanı aradıkları falan yok. Eski bayramları da arayan yok. Eski tozlu sokakları da. Peki insanlar geçmişte neyi arayıp bu günden şikayet ediyorlar. Kanaatimce insanlar geçmişte “çocukluklarını” arıyorlar. Ömrün en renkli, hayallerin en sırlı, yaşamın en canlı günlerini, çocukluk günlerini arıyor herkes. Şüphesiz şimdiki çocuklar da otuz yıl sonra bu günleri arayacaklar. Hayır, bu günleri değil, bu günlerde yaşadıkları ve bundan sonra hayallerinde yaşatacakları  “çocukluklarını” arayacaklar. 

“Nerede o eski bayramlar!” derken, “Nerede benim çocukken yaşadığım o eski bayramlar?” diyemiyoruz da, suçu bu günkü bayramlara yüklüyoruz. Bizim dedelerimiz de 50 yıl önce yaşadıkları günden şikayet ederken, aslında çocukluklarını arıyorlarmış. Şimdiki çocuklar da otuz kırk yıl sonra bu günleri hasretle arayacaklar. Bu günleri değil, bu günlerdeki çocuk ruhlarını arayacaklar. Şimdi orta yaşlıların şikayet ettiği bayramları, onlar bu gün dolu dolu, canlı ve renkli yaşadıkları için ve gelecekte bunu bir daha yaşayamayacakları için arayacaklar.

 

Ömrün en çok hasreti çekilen doyumsuz zamanları çeşit çeşit oyunlarda kendimizi kaybettiğimiz, üstümüzün başımızın paralanması pahasına kopamadığımız çamurlu, tozlu sokakların hakimiyetini elimizde bulundurduğumuz, renkli hayal bulutları içinde geçen çocukluk  günlerimizin en unutulmaz anları  oyunda geçen saatlerimiz değil miydi?

 Her dönemin , yaşın ve çağın kendine göre oyun çeşitleri vardır. Çocuk oyunları insanın toplumsallaşmasında ve topluma adapte olmasında en önemli görevi yerine getiren sosyal faaliyetlerdir. Kendiliğinden, doğal mecrasında oluşmuşlardır. Bu oyunlar zamanın biriktirdiği tecrübeler ile yaşamın ciddi sayılan olaylarını, çocuk ruhunun kirsiz, kinsiz ve temiz aynasında renklendirilerek sembolize edilişini anlatırlar. Büyüklerin kaygı ve korkuları ile adeta alay eder çocuklar. Yaşamın insanı ezecek, karamsarlığa itecek olaylarının aslında bir oyundan ibaret olduğunu ve yaşamın cilveleri olduğunu çocuk oyunlarında görmek mümkün. Çocuklar tarafından bu oyunlarda savaşlar, ayrılıklar, kin ve düşmanlıklar, sevinç ve üzüntüler, kötüler ve iyiler, tabiat olayları,  ölümler vesaireler  sembolize edilerek hayata ümit ve neşe ile bakılması belki de bilmeden büyüklere öğretiliyor. “Bakın sizin o kadar ciddiye aldığınız olaylar o kadar da abartılacak problemler değildir. Bunlar sizi üzmesin. Hayatta keyfinize bakın. Olaylardan korkmayın. Olaylarla dalganızı geçin.” diyorlar farkında olmadan.

             Siverek’te çocukların, bir kısmını geçmişte ve bir kısmını da günümüzde oynadıkları oyunlardan bazılarını anlatacağız. Bunları anlatırken biz de zaman zaman “Nerede o eski oyunlar!” dedik. Fakat sonra gördük ki, bugünün çocukları da kendilerine yeni oyunlar icat etmişler. Onlar da günün sosyal ve toplumsal bazı olaylarını sembolize eden çeşitli oyunlar bulmuşlar. Hatta teknolojiyi oyunlarda kullanarak artık bilgisayar çağının oyunları ile eğlenir hale gelmişler. Son iki yıl (2001-2002) içerisinde bütün dünyayı saran bir oyunu çocuklarımız Siverek’in sokaklarında oynamaya başladılar. Pokemon Taso denilen çizgi film kahramanlarının yuvarlak kartonlardaki resimleri şimdiki çocukların ceplerini doldurmuş bulunuyor. Artık oyunların yerel özelliği de kalmadı. Globalizm galiba çocuk oyunlarında da hükmünü icra edecek. Bu gelişmelere rağmen  biz yine de çocukken oynadığımız oyunları yazdık. Bir gün şimdiki çocuklar, “bizden öncekilerin oyunları nasıldı.?” dedikleri zaman onlara lazım olur diye düşündük.

              Ya da bir gün bilgisayar çağının çocuklarının oynadıkları atariler bozulur, elektriğin olmadığı zamanlar olur, veya “Bu elektronik oyunlardan bıktık, başka oyun çeşitleri yok mu? Tozun, toprağın içinde oynamak, çimenlerin, dikenlerin üzerinde koşmak istiyoruz.” dediklerinde, önlerine oynanmış oyun örneklerini sunmuş olalım dedik.

 Siverek’te Çocuk Oyunlarından Bazıları

 Siverek’te oynanan çocuk oyunlarının çoğunda, oyuna önce başlama kuralı  şöyledir: Oyuncular haydi başlayalım dedikleri anda peşingem (birinciyem), dukem (ikinciyem), kankır (Sona kalan zaten Kankır (Sonuncu) olur.) diye bağırırlar. İlk önce Peşıng diyen oyuncu birinci olur. Duk diyen ikinci, Kankır diyen de sonuncu olur.

Ayrıca iki kişi veya takım arasında oyuna önce kimin başlayacağını tespit etmek için bir başka yol; küçük bir yassı taş  alınır, bir tarafı tükürükle ıslatılır diğer tarafı kuru kalır. Biri taşı elinde saklayarak tutup diğer oyuncuya sorar:

-Yaş mı kuru mu?

oyuncu yaş veya kuru der. Taş havaya atılarak oyuna başlama sırası belirlenir

Oyun arasında yorulan, veya bir mazereti olan oyuncu şahadet parmağını ağzına alarak ıslatır ve “elim yaş” derse oyundan çıkabilir, “elim kuru daş”  deyinceye kadar oyuna alınmaz.

Oyunu kazanan kişi  zafer çığlığı  atarak ikinci oyuna  başlama hakkını aldığını duyururken  karşı tarafı kızdırmaya çalışarak “el bende kıllık sende”  diye bağırır. Bunlar tüm oyunların genel kuralları olarak herkes tarafından bilinirler. Oyunlarda ebe kandırılabilir. Ebe yanlışlık veya hata yaptığı zaman  diğer çocuk “çanak çömlek patladı”  derse  ebeliği devam eder. *        

SERÉ   SALÉ

(Yıl  Başı)

 

 Bu oyun yılbaşı gecelerinde, yaşı büyükçe çocuklar veya  gençler arasında oynanır. Belli bir oyuncu sayısı yoktur. En az 9-10 kişi bir araya gelerek bu gecede dolaşırlar.

Gençler yılbaşı gecesi bir araya gelerek, aralarından birine  gelin, diğerine damat elbisesi giydirirler. Toplu halde kendi mahallelerindeki evleri ziyaret ederler. Gittikleri evlerin kapısında  gelin ile damat başta olmak üzere karşılıklı oynarlar ve hep birlikte;

            “Seré Salé Bıné Malé

            Pir Kurbana Seré Kalé”

diye tempo tutarak bağırırlar. Ev sahibi kapıyı açıncaya kadar birkaç defa bu sözler tekrarlanır. Ev sahibinin kapıya geldiğini gören gelin  bayılıp yere yığılır. Ev sahibi

 -Ne istiyorsunuz? diye sorar.

             Damat, yerde yatan geline sorar;

            -Gelin senin canın ne istiyor?

Gelin, günün şartlarına göre, kuru yemişlerden, cevizli sucuk, bastık, kesme ceviz, kuru üzüm ya da para veya başka şeyler ister. Gelinle damadın istekleri biraz direnmeden sonra yerine getirilir. Bu arada çeşitli oyunlar oynanır. Ev sahibi istenenleri getirince gelin ayılmış gibi yaparak yerden kalkar ve başka kapıya giderek gece boyunca aynı oyunu tekrar ederler. Toplanan eşya ve yiyecekleri bir yerde toplanarak beraber eğlenerek yerler.

 

CIĞIZ  OYUNU

 

            İki kişi arasında oynanır. Her oyuncunun elinde 20-25 cm uzunluğunda birer büyük mıh (çivi) veya ucu sivri demir bulunur. 

Bu oyun genelde mıhın batması için yerin nemli olduğu mevsimde oynanır. İlk oyuncu elindeki  mıhı hızla yere saplar. İkinci oyuncu da demirini yere saplar. ilk oyuncu ikinci defa mıhını diğer oyuncunun sapladığı yerin çok yakınına vurur. Her vuruşta bir evvelki sapladığı yer ile daire oluşturacak şekilde  çizgi oluşturmaya çalışır. Hatta diğer oyuncunun hareket alanını daraltmak ve yok etmek için rakibinin sapladığı demirinin hemen bitişiğine saplamaya çalışır ki diğer oyuncu daire çizme alanı  bulamasın. Böylece  iki oyuncu demirlerini yere saplaya saplaya bir evvelki noktayla daire oluşturacak şekilde yerde çizgiler çizerler. Hangi oyuncu diğer oyuncunun ilk vuruş yerinin etrafını daire şeklinde çizgi ile kapatırsa bir puan alarak oyunu kazanmış olur.  Oyun yeniden başlar.

  

ARPA  ÇARPA

(But But Bu kadar )

             Oyuncu sayısı 5 ile 10 kişi arasında değişir. Çocuklardan birisi baş oyuncu  olarak seçilir. Diğerleri baş oyuncunun etrafında halka şeklinde yer alırlar. Oyuncu başının elinde, ucu düğümlü büyük bir mendil veya atkı olur. Mendilin düğümlü ucunu elinde tutar. Oyuncu başı, kafasında tasarladığı herhangi bir hayvanın şeklini elleriyle çeşitli işaretler yaparak tarif etmeye çalışır. İlk önce gövdeden başlar. 

-“Ik Ik  Uklican” veya “But But Bu  kadar”

–Ayakları buklican, (veya “Bu kadar.”) 

-Kafası buklican,

-Kanatları buklican,

-Ağzı buklican,

-Kolları buklican

-Gözleri buklican

-Kulakları buklican”

 

 Böylece  sözcükler ve işaretlerle soracağı hayvanın her yerini tarif eder. Baştaki oyuncudan başlayarak mendilin düğümlü olmayan kısmını oyuncunun eline verir ve

-Bu  hayvanın adı nedir ?

diye sorar. Eğer birinci oyuncu bilmezse mendilin ucunu ikinci oyuncunun eline verir.  O da bilmezse üçüncü oyuncuya geçer. Sıra ile bütün oyunculardan sorar. Hiç biri bilmezse yine başa gelir. Doğru cevap verildiği anda mendili bırakarak, bağırmaya başlar “Arpa çarpa , arpa çarpa, arpa çarpa”  der ve cevabı bilen çocuk düğümlü mendil ile önüne geleni vurmaya başlar. Onlar da kaçışırlar. Oyuncu başı Arpa çarpa demeye devam eder. Bu arada oyuncu başı birden Buğda (y), Buğda (y), Buğda (y) diye bağırır. Bunun üzerine elinde mendil olan çocuğun hızla koşup oyuncu başına elini değdirmesi gerekir. Çünkü  biraz önce kaçışan oyuncular “buğday” sözcüğünü duyar duymaz elinde mendil olan oyuncuyu yakalayıp oyun gereği vurmaya  çalışırlar. Mendilli ebe oyuncu,  baş oyuncuya dokununca kurtulur. Diğer oyuncular ebeyi, baş oyuncuya elini değdirmeden yakalarlarsa iyice hırpalarlar. Bu arada elinde mendil olan çocuk dayaktan kurtulmak için elbiselerinin yırtılması pahasına var gücü ile kurtulmaya çalışır.. Mendilli oyuncu yetişip elini baş oyuncuya dokundurunca baş oyuncu tekrar “Arpa çarpa, Arpa çarpa, Arpa çarpa, diye bağırınca  mendilli oyuncu tekrar diğer oyunculara saldırıya geçer ve diğer oyuncular kaçışıp düğümlü mendilin darbelerini yememeye çalışır. Böylece baş oyuncunun birkaç defa “Arpa çarpa, Arpa çarpa, Buğda (y), Buğda (y) bağırtıları devam eder ve ebe oyuncu, diğer oyuncular tarafından yakalanıp etkisiz hale getirildikten sonra oyuncubaşı oyunu yeniden başlatır.

 

 

GOG

 

            6-7 kişi tarafından oynanır. Her oyuncunun, ortalama 1 metre boyunda baş tarafı biraz yuvarlak  olan bir sopası bulunur. Oyunun asıl malzemesi olan ve oyuna adını veren, büyük baş hayvanların diz, omuz veya kol eklemlerindeki yumurtadan biraz büyük yuvarlak kemiklerinden meydana getirilen ve adına GOG denilen kemik parçasıdır. Bu yuvarlak kemik parçasının yerini bazen sert bir top veya bezden yapılan küçük toplar alırsa da bunlar dayanıklı olmazlar. Devamlı kuvvetli sopa darbelerine maruz  kaldıklarından çabuk kırılırlar. Belli bir noktada 15 cm. çapında bir çukur kazılır. Oyuncular kendi aralarında iki gruba ayrılırlar. Takımlardan biri aralarında sopalarıyla paslaşarak Gog ’u çukura atmaya çalışırken diğer takım ise, Gog’u yine sopalarıyla paslaşarak çukurdan uzaklaştırmaya çalışırlar. Oyunun kuralları vardır. Gog’u çukura götürmeye çalışan oyunculardan biri Gog sopasının kontrolündeyken, diğer grup oyunculardan biri sopasıyla veya  eliyle Gog’a dokunursa, o oyuncu oyun dışı kalır. Oyuncular, Gog’u çukura koymayı başarırlarsa oyunu kazanmış olurlar. Yine oyunda belli bir alan sınırı olur, diğer oyuncular, Gog’u  o sınırın dışına çıkarmayı başarabilirlerse oyunu onlar kazanmış olur.

  Golf’a benzeyen bu oyunu biz mi Amerikalılardan çaldık onlar mı bizden çaldı? Bilemiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var ki, Siverek’in  ve benzeri pek çok Anadolu kasabasının sokaklarında yıllarca çocuklar tarafından bilinen bu oyun, Amerikalılar tarafından oynanınca birden bire “entelektüel” ve üst sınıf sosyete oyunu oluverdi de koca koca adamlar bizim çocukların oynadıkları “gog”u oynayınca  “aaa golf da biliyor” dedirttiler herkese. Hatta devlet yönetimine aday siyasetçilerimiz şortlarını giyip “gog” pardon “golf” oynayamazlarsa kimseciklerden oy alamayacaklarını bildikleri için Avrupalara gidip golf  kurslarına katılmaktadırlar. Sen neymişsin be “gog”. Bizim sokaklarda seninle oynarken evdekilerden senin yüzünden ne azarlar işitmiştim. Zavallı annem nereden bilsin senin bir gün yıldız olacağını…..  

 

 KORTIKA KALÉ (Tol-Çelik)

 

Bu oyun en az 4 kişi arasında oynanır. Her oyuncunun elinde ucu sivriltilmiş ortalama 1 metre uzunluğunda  birer çubuk bulunur. Bir de, birer tane   “Tol ” veya “Çelik” denilen bir karış boyunda başka bir çubuk parçası bulunur. Oyuncular oyun alanında ortalama 3-4 metre aralıklarla yerlerini alırlar. Oyunculardan biri “Tol” denen küçük çubuğu birinci  oyuncuya yüksekten atar. Oyuncu kendisine atılan tol’ı elindeki çubukla havada vurarak alabildiğine uzağa atmaya çalışır. Tol’ı atan çocuk diğer oyuncu tarafından uzağa fırlatılan tol’ını almaya koşar. Bu arada  diğer oyuncular hızlı bir şekilde tol’ı getirmeye giden oyuncunun yerini ellerindeki  ucu sivri çubukla  çukur kazmaya başlarlar. Tol’ı getiren oyuncu gelinceye kadar kazmaya devam ederler. Oyuncu gelince diğer oyuncular yakalanmadan herkes yerine geçer. Eğer bir oyuncu yerine geçmeden ebe oyuncuya yakalanırsa bu defa o kişi ebe olur ve tekrar uzağa atılan Tol’ı getirmeye giderken bu defa onun yeri kazılır. Oyuncular bittiğnde çukuru çok büyük olan oyuncu oyunu kaybetmiş olur. Oyunu kaybeden oyuncunun çukuru çok büyümüşse kıç üstü çukura oturturlar. Çukuru fazla büyük değilse, bir ayağını kendi çukurunun içine koyar. Diğer çocuklar üzerine toprak doldurup basarlar. Böylece cezası verilmiş olur ve oyun yeniden başlar.       

 

 

ANCURO  DENDIK  HURO

 

            Beşer kişilik iki grup arasında oynanır. Ortalama voleybol sahası genişliğindeki oyun alanı ortasından bir çizgi çekilerek ikiye bölünür. Oyuncular alanın kendilerine ayrılan bölümlerinde  yerlerini alırlar. Oyunun kurallarını iyi bilen  bir hakem  seçilir. Her gruptan üçer kişi orta çizgiye paralel olarak dizilir. Diğer iki oyuncu ise, öndeki üç oyuncunun biraz aralıkla gerisinde dururlar. Grupların öne yerleştirdikleri öndeki üç oyuncularının  kuvvetli, çevik, nefeslerini uzun zaman tutabilen ve dayanıklı kişilerden seçilmesi gerekir. Oyun derin  nefes ve güç denemesi şeklinde geçer. Arkadaki iki oyuncu ise, öndeki üç oyuncuya güç takviyeside bulunacaklar.

            Gruplar arasında oyuna başlamak için kura çekilir. Oyunu başlatan gruptan bir oyuncu derin derin nefes aldıktan sonra orta çizgiyi geçerek yüksek sesle “Ancuro dendik Huro” tekerlemesini nefes almadan tekrarlarken karşı tarafa meydan okurcasına kabararak ve kollarını iki yana açarak rakip oyuncular arasında dolanır. Bu arada rakip oyuncular tekerlemeyi nefes almadan söyleyen çocuğun etrafında ona yakalanmadan dolanırlar. Tekerlemeyi çağıran oyuncu rakip sahada el vurduğu kişiler oyun dışı olur. Diğerleri bir taraftan kendisine yakalanmamak diğer taraftan nefesi tükendiği anda onu çabucak yakalamak için çok yakınında dolanırlar. Nefesi tükendiği anda rakip tarafın oyun alanından hızla kaçmaya çalışır.  Çünkü bu arada kendi oyun alanına varmadan nefes alırsa yanar. (oyun dışı kalır.) Yakalandığı anda kendisi ve rakip oyuncular arasında kıran kıran bir kurtulma mücadelesi yaşanır. Yerlerde sürünme pahasına tekerlemeyi söylerken kendi oyun alanına varmaya çalışır. Diğerleri onu engellerler. Nefesi

 

 

tükenmeden kurtulursa elinin değdiği karşı tarafın oyuncuları yanarak elenir. Bu arada nefes almadan sürekli aşağıdaki tekerlemeleri  bağırarak söyler.

“Ancuro Dendık huro  Hurbı Horo

  Ancuro Dendık huro  Hurbı Horo

  Ancuro Dendık huro  Hurbı Horo

 Dendık huro

 Dendık huro

 Dendık huro

 Huro

 Huro

 Huro

 Huro” diye nefesi tükeninceye kadar devam eder. Bu oyunda başka tekerlemeler de söylenir.

 

“Damançam dolu saçma

 Ben geliyem sen kaçma

 Damançam dolu saçma

 Ben geliyem sen kaçma

 Damançam dolu saçma

 Ben geliyem sen kaçma

 Ben geliyem sen kaçma

 Ben geliyem sen kaçma

 Ben geliyem sen kaçma

 sen kaçma

 sen kaçma

 sen kaçma

 sen kaçma

 kaçma

 kaçma

 kaçma”

 

Şayet hiçbir oyuncuyu oyundışı bırakmadan nefesi azalır ve kendi sahasına yakalanmadan dönebilirse aynı grubun başka bir oyuncusu onun yerini alarak karşıya saldırıya geçer.

 

 

 

 

        0                        0

 

 

                                   0

 

 

        0                        0

  

 

 

       0                       0

 

 

        0

 

 

       0                        0 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                            Ancuro dendık huro oyun sahasının şekli ve   oyuncuların dizilişi.

 

            Bu saldırı sırasında oyuncu, nefes alır ya da   kendi çizgisine yetişmeden nefesi tükenirse, oyuncu yanar ve saldırı sırası karşı tarafa geçer.      

            Oyun 3 set halinde oynanır. İki seti kazanan oyunun galibi sayılır.

Bu oyunda saldıran oyuncu tarafından sesli olarak tekrarlanan tekerlemeler, sadece 

-“Ancuro dendik Huro”değildir.

Bu tekerlemelerin en önemlilerinden biri ise; -Damançam dolu saçma ben geliyem sen kaçma” dır. Diğerleri ise ;  

“Ancur duğum nadım te dıdım jına apéte

Külawo gur ket nawo

Petéğo dendık réğo

Zebeşo dendık reşşo

Lengeri lınga heri

Devréşım Te Dı Kelléşım.” gibi bir çok tekerlemeler söylenmektedir.

                

 

“BIRRE”

 

Oyun, yedişer kişiden oluşan iki grup arasında oynanır. Her grubun içinden, oyunu çok iyi bilen, hızlı koşan ve becerikli bir oyuncu, grup başkanı seçilir. Oyuncuların rahat koşabilmeleri için ortalama 80 x 100 m. genişliğinde bir çim sahasının olması lazım. Bu sahanın tam ortasında 1,5 m. çapında oyuncuların “KOM” diye isimlendirdiği  bir daire çizilir.

            Oyun dört set halinde oynanır. Gruplar berabere kaldıklarında beşinci set’e geçilir. Oyunu çok iyi bilen  becerikli  ve akıllı bir hakem seçilir. Hakem tarafsız değilse oyuncular arasında istenmeyen tatsızlıklar çıkabilir. Tek hakem yetmediğinde bir ya da iki yardımcı hakem tayin edilebilir. Grupların yerlerini hakem kura ile tayin eder. Oyunculardan bir grup ortadaki dairenin hemen etrafında, daireyi arkalarına alacak ve yüzlerini dışa dönük şekilde yerlerini alırlar. İkinci grup ise 4-5 metre aralıkla birinci grubun etrafında, yüzleri onlara dönük olarak dizilirler. Hakemin işaretiyle oyun başlar. Oyun  şu şekilde oynanır:

Dış taraftaki oyuncular daireye(Kom) sırtı dönük olarak duran gruptan birine yakalanmadan kom’un (Dairenin) içine girebilirlerse oyunu kazanırlar. İçeri girme çabaları sırasında daireyi koruyanlardan biri tarafından ellenen oyuncu, yanarak oyundan çıkar. Birinci grubun görevi beş dakika içinde kimsenin daireye girmesine engel olmaktır. Beş dakika içinde daireye diğer gruptan giren olmazsa oyunu kazanmış olurlar. Beş dakika ara ile diğer setlere başlanır. Dört setten üçünü kazanan grup, dördüncü seti oynamaya gerek görülmeden galip ilan edilir ve set biter.

            Bu oyun genelde mahalle grupları arasında oynanır. Grupların yedek oyuncuları olur,gerektiğinde oyuncular değiştirilebilir.  

 

                                                 100 mt.-

 

                

 

 

           80 mt.   

  

 

“Bırre oyun sahası ve oyuncuların dizilişi

 

 

HAMAM PUŞO

 

            Siverek’te genel olarak on yaş altındaki çocuklar arasında, dört veya daha fazla  kişi tarafından oynanan bir oyundur.

            Üç dört avuç topraktan meydana gelen bir kümeciğin etrafında toplanan çocuklar, ağızlarına aldıkları suları hızlı bir şekilde toprak kümesinin üzerine püskürtürler. Bir taraftan da elleriyle toprak kümesini sıkıştırırlar. Birkaç defa ağızlarına aldıkları su ile sıkıştırdıkları toprak kümesi sertleşir. İnce dal parçalarıyla herkes kendi tarafındaki kısma delik açarak, suyla çamurlaşmış katı kabuğun altındaki kuru toprağı dikkatlice boşaltır. Sonra kubbe haline gelmiş toprak kümesinin üst bölümünün tam ortasında bir delik daha açılır. Bundan sonra  her çocuk kendi önünde açtığı deliğin önünde topraktan küçük bir havuz yapar ve kubbenin en üst deliğinden azar azar su bırakılır. Su hangi çocuğun havuzuna daha fazla akar ve daha erken  doldurursa o çocuk oyunu kazanmış olur. 

 

GÜLLE

 

           Bu oyun, hem büyükler arasında, hem de çocuklar arasında 9-10  metre  uzunluğundaki düzgün bir zemin üzerinde 4-5 kişi arasında oynanır.

            Oyun, gülle  denilen, düzgün,  yuvarlak çakmak taştan, camdan veya nadir de olsa demirden yapılmış bilyelerle oynanır. Gençler gülleleri genelde kendi elleriyle, sağlam çakmak taşlarından özene bezene yaparlar. Yumruk büyüklüğünde çakmaktaşı  denilen kristal ve mermerimsi bir kaya parçasını günlerce zeytin yağında demlendirerek, başka bir çakmaktaşı parçasıyla vura vura yuvarlatmaya çalışırlar. Gençler yaptıkları gülleleri nasıl yaptıklarını, çakmaktaşını nereden getirdiklerini ve ne kadar  emek verdiklerini, sıfır cam kağıdı (zımpara) ile nasıl parlattıklarını  anlata anlata bitiremezler. Bu güllelerin özel ustaları vardır. Meşhurdurlar. Onların ellerinden çıkan güllelerin ayrı bir değeri vardır.  

Yaşı biraz daha küçük çocuklar ise, daha basit kaba taslak taştan yaptıkları  veya hazır aldıkları  küçük cam  güllelerle oynarlar. Büyükler yere para dikerler. Küçükler ise genelde elbise düğmeleriyle cam parçaları veya gazoz kapaklarını yere dikip, bunları güllelerle vurarak oynarlar.

Gülleyi atış şekilleri vardır. 1-Yerden vurma. Şehadet parmağını orta parmağın üstüne getirlerek yerden yere nişan alınır. 2-Havadan vurma. Avuç içine alınan bilye orta parmağın kıvrımında baş parmak ile havadan yere nişan alınır. 3-Elle atma. Avuç içine alınan bilye parmakla nişan almadan avuç içi ile yerdeki hedefe atılır.

Düğmelerin büyüklüklerine göre değerleri vardır. Pardesü düğmeleri onluk, ceket düğmeleri beşlik, kol düğmeleri ise birlik düğmedir. Oyuna, başta da bahsettiğimiz gibi oyuncular arasında, çabuk davranarak yüksek sesle Peşing birinci, Duk ikinci, Kankır diyen ise üçüncü olur. Bundan sonrakiler oyunda en son sırayı alırlar.

Oyuna kimin önce başlayacağının başka yolları da vardır. Para, düğme veya bir tarafı kuru diğer tarafı yaş olan yassı ve küçük bir taş havaya atılıp kura çekilerek de oyuna başlanır. Oyun alanına 1,5 veya 2 metre aralıklarla, para, düğme, gazoz kapağı veya cam parçaları dikey olarak konur. Her oyuncunun bir “tek” dikme hakkı vardır. Yere dikey olarak konan ve  “tek” diye isimlendirilen hedeflere, ellerindeki güllelerle, yerde  belirlenmiş bir noktadan nişan alarak vurmaya çalışırlar. Bu hedefleri vuran oyuncu vurduğu cismi kazanmış olur. Vuramazsa sıra ikinci oyuncuya geçer, o da vuramazsa üçüncü ve diğer oyunculara sıra gelir. Oyuncu iyi nişancı ise, “Tek” ve diğer oyuncuların güllelerinden birini birlikte vurabilir. Bu nedenle sıra kendisine geldiğinde hem “teki” hem de gülleyi vurabilmesi için, “tek ile gülle  Tewlehew” (Tek ile gülleyi  birlikte vuracağım) dedikten sonra nişan aldığı tek’ı ve gülleyi vurursa hem tekı alır, hem de vurduğu güllenin sahibi oyun dışı kalır. Eğer “Tek ile Gülle Tewlehew”  demeden hem “tekı”, hem de gülleyi vurursa, oyuncu “tek”ı alır ama vurduğu güllenin sahibi oyun dışı kalmaz.   Tüm tek’ler yani hedefler vurulduktan sonra oyun yeniden başlar. Oyunda kaç oyuncu varsa, yere  o kadar tek (hedef ) dikilir. Oyunun sonunda her oyuncunun kazandığı tekler sayılır en çok tek kazanan oyuncu birinci olur. Oyunun belli bir süresi yoktur oyuncular yoruluncaya kadar devam eder. Siverek’te bu oyunu yaşı 30-40 civarında olanlar da oynamaktadırlar.

 

DELEME

 

Deleme,  Siverek’te “topaç”a verilen isimdir. Deleme ile oynanan değişik oyun çeşitleri vardır. 1-1,5 metre çapında bir dairenin içerisinde kınnap denilen kalın iple döndürülen delemeleri, yine aynı kınnapla deleme dönerken, yerden yine kınap ile (İple) alıp avuçlarında zıplatarak döndürebilen ikinci deleme atışı yapma hakkını kazanır. Yerde dönen delemenin  dönüşünü kesmeden avucuna alıp çeviremeyen kişi yenilmiş sayılır ve delemesini çizilen dairenin ortasına bırakır. Diğer oyuncular delemelerini çevirirken, dairenin ortasındaki cezalı delemeleri hedef alarak  cezalı oyuncunun delemesini dövmeye başlarlar. Yerdeki deleme dairenin dışına fırlar yahut kırılırsa o zaman oyuncu yeniden oyuna katılma hakkını elde etmiş olur. 

            Siverek’te delemeyi gösteri şeklinde oynayan çocukları seyre doyum olmaz. Çünkü burada adeta şov yaparcasına yerde dönen topaç defalarca hızını kesmeden iple havalandırılır. İpin üstünde defalarca aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya, oradan avuca, sonra tekrar yerde çevirerek dakikalarca zevkli bir gösteri sunarlar. Bütün bu hareketler yapılırken delemenin hızı kesilmez, aksine artar. Maharet kimin delemeyi daha çok oyunda tuttuğu ile ölçülür.

  

LAHTİ- KOZA

  4 ve daha çok oyuncu arasında oynanır. Belli bir uzaklığa  “koza” denen yumurta büyüklüğünde yuvarlak bir taş konur. Her oyuncunun özenle seçtiği 10-15 cm çapında yassı yuvarlak ve rahatlıkla atılabilen “lahd” denilen bir taşı olur.

 Oyuna başlamak sırasını belirlemek için yaklaşık beş metre mesafede çizilen oyuna başlama çizgisinden bütün oyuncular lahdlerini kozaya atarlar. Herkes lahdini fırlattıktan sonra ölçüm yapılır. Koza taşına yakınlık derecesine göre sıralama yapılır. Kozaya yakın olanlar sırayla 1.2.3’ncü olacak şekilde oyuna başlarlar. Taşı (lahdi) kozaya en uzak olan kişi ebe seçilerek kozanın başına geçer. Koza biraz yüksekçe bir tümsekte olan taşın üzerine konur. Oyuncular sırayla kozayı hedefleyerek lahdlerini fırlatırlar. Birinci sıradaki kişi kozayı isabet ettiremezse bekler. İkinci kişi atışını yapar. İsabet yoksa o da bekler. Bu arada ebe lahdlerin, sahipleri tarafından kaçırılmasını engellemek için tetikte bekler. Oyunculardan birisi kozaya lahtını isabet ettirdiği zaman, ebe kozayı almaya koşar. Koza ne kadar uzağa fırlatılırsa oyuncuların işi o derece kolaylaşır. Çünkü ebe kozayı almaya koşarken daha önce isabet  ettiremeyen oyuncular el çabukluğu ile lahdlerini ebeye yakalanmadan alarak başlama çizgisine ulaşarak kurtulurlar. Kurtulamayacağını anlayan kişi ayağını lahdinin üzerine koyarsa  kaçmak için bir fırsatını buluncaya kadar öylece  beklemek zorundadır.  Bu arada ayağı ile lahdi bir seferde havalandırıp alabilen kişi de kurtulmuş sayılır. Serbestçe başlama çizgisine gider. Tutturamazsa, ebeye yakalanmadan tekrar ayağını lahdinin üzerine koyarak bekler. Oyun bu şekilde devam eder. Ebe lahdini almaya gelen birisini yakalayıncaya eli ile dokundu mu yakalamış sayılır) kadar değişmez. Oyun çizgisinin dışında ellenen kişi ebe olur. 

 

Lahdi Koza  Oynayan Çocuklar

  

DELLO

(Beş taş)

 Daha çok ev ortamında kızlar tarafından oynanır. Nadir de olsa küçük erkek çocukların da oynadığı olur. Pürüzsüz ve hafif yuvarlak, fındıktan biraz büyük beş adet taş ile oynanır. Oyuna başlama kurasından sonra taşları avucuna alan kişi bunları fazla dağıtmadan birbirlerine yakın gelecek şekilde hafifçe yere savurur. İlk oyuncu yerdeki beş taştan en uygun olanını eline alır. Hafifçe havaya fırlatarak taş havada iken yerdeki taşlardan birini alır. Bu şekilde yerdeki dört tane taşı avucuna alır. Taş havada iken yerdeki taşlar alınmalıdır. Birinci tur bu şekilde tamamlanır. Avuca alınan taşlar tekrar yere atılır.Yine yerden en uygun olan taş alınır ve taş havaya fırlatılırken bu sefer yerden ikişer tane taş alınır. Taşların kolaylıkla ikişer ikişer alınabilmesi için arada tek taş havaya atılarak yere düşmeden yerdeki taşlar birbirine yakınlaştırılır ve yerleri kolaylıkla alınabilecek şekilde düzeltilir. Havaya her taş fırlatmada yerden iki tane taş alınarak bu tur da tamamlanır. Üçüncü turda taşlar üçer üçer alınır. Daha sonra taşların dördü bir seferde alınır. Elindeki  beş taşı yere koymak için yine bir taşı havaya atarken onları yere koyar. Bu arada taşı yere düşürürse ikinci sefer oyuna başladığı zaman   baştan değil, kaldığı yerden oyuna devam eder.

 Dört taşı da birden alabilen oyuncu tüm taşları uygun şekilde  tekrar dağıtır. Sonra baş parmak ile işaret parmağını köprü yaparak yine bir taşı havaya fırlatma esnasında önce birer birer, sonra ikişer ikişer, üçer üçer ve sonunda  dördünü bir seferde parmak köprüsünden havadaki taşı yere düşürmeden geçirebilen oyuncu son olarak beş adet taşı iki avucuna alarak havaya fırlatıp ellerinin tersi ile onları yakalamaya çalışır. Ellerinin tersiyle tutuğu taşları tekrar havaya atarak iki avucuna birleştirerek içine alır. İşte bu son hamlede kaç tane taş yakalamışsa oyuncunun aldığı puan belirlenmiş olur. Oyun bu şekilde devam eder. Taşlar bir dahaki oyuna kadar özenle saklanır. Hemen hemen herkesin kıyıda köşede sakladığı temizlenmiş taşları vardır.

 

BEZIRGAN  BAŞI

  10 –12 kişi arasında oynanır. Üç aşamalı bir oyundur. Birinci aşamada takım kaptanları belirlenir. İkinci aşamada oyuncuların takımlara dengeli dağılımlarını sağlamak için seçmeler yapılır. Oyunun en neşeli aşaması bu kısımdır. Üçüncü aşamada takımlar belirlendiğinden, oyuncular başta oyuncu başları olmak üzere biribirlerinin bellerinden tutarak takım kaptanları el ele vererek takım halinde birbirlerini, çekerler.

Birinci aşama; Kaptanlar kendiliğinden veya istekliler  kura ile seçilirler. Kaptanlar seçildikten sonra bir köşede gizlice diğer çocukların duymayacakları şekilde  sadece her ikisinin bileceği birer şifre isim seçerler. Bu şifreleri kaptanlardan başka kimse bilmeyecek.

İkinci aşamada; oyuncuların takımlara dağılmaları için yapılır. Oyunun son kısmı güç denemesi olduğundan güçlülerin bir tarafta toplanmasını engellemek için yapılır. Kaptanlar ellerini kavuşturarak çocukların altından geçebileceği kadar bir köprü oluştururlar. oyuncular iki kaptanın ellerinin altından geçmek için sıraya girerler. Kendisine sıra gelen çocuk şu tekerlemeyi  makamla  söylerler.

 

-Bezırgan başı , bezirgan başı

-Aç kapıyı

-Bölük başıyam 

-Girım içeri                 

 

Köprüyü kuran grup başkanları ise şu tekerlemeyi yine makamla söylerler.

 

-Vallahi açmam

-Billahi açmam

-Bölükten korkmam

-İçeri almam

Kaptanlar bu tekerlemeyi söylerken  kollarını sağa sola ritmik bir şekilde hareket ettirirler. Bu arada sırası gelen oyuncu köprünün altından karşı tarafa geçer. Son oyuncuya kadar tüm oyuncular bu şekilde geçerler. Son oyuncuya sıra gelince, o da  aynı tekerlemeyi söyler ancak oyuncu başları;

 

-Vallah açarım

-Billah açarım

-Eğer geçmesen

-Alır kaçarım  

 

Deyip son oyuncuyu kollarının arasına alarak hapsederler ve yüksek bir sesle oyuncuya belirledikleri şifreleri  sorarak hangisini seçmek istediğini sorarlar. 

-Sen yıldız mı istisen, yoksa ay mı?

Oyuncu, yıldız derse şifresi yıldız olan kaptanın takımına dolayısıyla onun arkasında dizilir. Ay isterem derse, ay şifresini seçen kaptanın arkasına geçer. Seçmeler sıradaki tüm oyuncular bitinceye kadar devam eder. Bu şekilde takımlar belli olur.

Üçüncü aşama; Oyuncular zaten kaptanlarının arkasında sırayla dizilmişler. Bu aşamada her gruptaki oyucular birbirlerinin bellerinden  sıkı sıkı tutunurlar. Karşı karşıya gelmiş  takımlar başta kaptanları olduğu halde kuvvet denemesine başlayacaklar. Kaptanlar birbirlerine ellerini uzatıp var güçleri ve arkalarındaki oyuncuların da desteklemesiyle birbirlerini çekerler. Hangi grup diğer grubu yere yıkar veya kendi çizgisine çekerse, oyunu kazanmış olur.

  

KELANKUSİ

  

            Yağışların olduğu ve yağmura ihtiyaç duyulan mevsimlerde gençler veya çocuklar tarafından yağmurların yağması için, oyunla karışık bir çeşit yağmur duasıdır. Katılanların sayısı sınırsızdır. İki metrelik bir sopaya, artı şeklinde bir metrelik başka bir sopa  bağlanır ve bu sopaya kadın veya erkek elbisesi giydirilir. Çocuklar bu kuklayı ellerinde taşıyarak kapı kapı dolaşırlar. Önüne geldikleri kapıları çalarak aşağıdaki tekerlemeyi hep bir ağızdan makamlı bir şekilde tekrarlarlar;

 

“Kelan kusi  geldi geldi kapıya      

Ne ister

Allah’tan rahmet ister

Keçkuli kurban ister

Yek Ali Yek Ömer

Ser Doşega peğamber

Amin”

 

Ev sahibi kapıya gelinceye kadar bu tekerlemeler devam eder. Ev sahibi kapıya gelince elinde bir tas veya kova suyu damın üzerinden ya da kapıda kuklanın üzerine döker ve çocuklara çeşitli yiyecekler verir. Çocuklar bu defa başka bir kapıya giderler ve topladıkları yiyecekleri  hep birlikte yerler.

 

 

GOŞTEK

 

             Geniş ve düz bir sahanın içinde oynanır. Oyun keçi kılından yapılmış 3-4 metre uzunluğunda kalınca bir şeritle  oynanır. Oyuncular arasından biri çok zayıf diğeri güçlü iki kişi seçilir. Zayıf olan oyuncunun adı, et anlamında  “goşt”, diğer kuvvetli oyuncu da onun sahibi ve koruyucusu olur. Oyunda bir canlıya (burada goştek sözcüğü et anlamıyla canlıyı anlatmaktadır.) saldıran yırtıcı hayvanlar ve onu korumaya çalışan sahibi temsil edilmek istenir.

 

Keçi kılından yapılan kalınca bir şerit goştek adı verilen çocuğun ayağına bağlanır. Sahibi düğümlü ucu elinde tutar.           

             Goştek  denilen çocuk sahanın ortasında oturtulur. Goştegin sahibi ise şeridin düğümlü olan  ucunu elinde tutarak goştegın etrafında dolanır. Goştegi diğer oyuncuların saldırılarından korumaya çalışır. Goştege saldıranlar  akbabaların bir leşe saldırdığı gibi yaklaştıklarında çimdik atarlar. Adeta vücudundan et koparıyormuş gibi hareketler yaparlar. Canını acıtmaya çalışırlar. Goştegin sahibi elindeki ucu düğümlü şeritle goşteki korumaya çalışır. İpin ucu düğümlü olduğu için kime isabet ederse vücudunda morarma olur. Dışardan saldıranlar, hem kendilerini korurlar, hemde goştek’e çimdik  atamaya uğraşırlar. Her çimdik atıklarında: “Oh be ne güzel et”, diye seslenirler. Oyuncular bir taraftan goşteke saldırırlar, bir taraftan da kendilerini darbelerden korurlarken goştekin sahibini yakalamaya çalışırlar. Çünkü o daha önce onların canını çok acıtmıştır. Goştek sahibi ipi onların elinden kurtarmaya çalışır. Bu arada ipi birbirlerinin elinden çektikleri zaman goştek yerde sürüklenir. Bu çok tehlikeli bir durumdur. İp goştekın ayağına bağlı olduğu için sakatlanma ihtimalı bile vardır. Fakat goştek hızlı davranır ipi hemen ayağından çözerse kurtulur. Saldıran oyuncular ipi alırlarsa iple goştek sahibini iyice döverler. Goştek sahibi kurtulursa kaçar.

 

KIRIM

 

Yaz mevsiminde akşamları 7-8 kişi ile oynanır. Bir kişi kale olarak belirlenen duvar ya da herhangi bir direk önünde durur. Bu kişinin görevi oyuncuların kale olarak belirlenen bu yere yaklaşmalarını engellemektir. Diğer çocuklar kaleye saldırırken onları yakalayarak saf dışı eder. Oyun bu şekilde devam eder.

Oyun alanına sınır çizilebilir. Bu durumda oyun çabuk biter. Ancak kaçan oyuncuların alanına sınır konulmadığı durumlarda oyun gecenin yarısına kadar kovalamaca şeklinde devam edebilir. Artık iki kişi arasında uzak sokaklara iş uzadığından diğer oyuncular da dağılırlar.

 

KOLÇI   KAÇAKÇI

 

Bu oyun 4 ile 7’şer kişilik gruplar halinde  oynanır. Grupları  belirlemek için önce bir hakem seçilir. Hakem oyuncuların kollarını uzattırarak parmaklarından omuz hizalarına kadar karışla ölçer. Karışları sayarken, birinci karışta Kolçı, ikinci karışta Kaçakçı der, üçüncüde yine kolçi diyerek oyuncunun omuzuna kadar devam eder ve  karıçlar kolçıda biterse o oyuncu kolçı grubuna gider, kaçakçıda biterse kaçakçı grubuna dahil olur. Böylelikle “Kolçı ve Kaçakçı” diye iki grup belirlenmiş olur. Oyun gereği kaçakçılar, kaçıp saklanırlar. Kolçılar da kaçakçıları arayıp bulurlar. Kolçılar, arayıp buldukları kaçakçılara ellerini vurmaları gerekmektedir. El vurulmayan oyuncu oyun dışı olmaz. Kolçılar, bütün kaçakçılara el vurup onları oyun dışı bırakıncaya kadar oyun devam eder.

 

                     

                      x                               x

                                   o

      x     o          o             x

                    o            O              o

                      

                          o                 o

                                                         x

         ”                 x                      

 

Reklamlar

3 Yanıt to “SİVEREK’TE ÇOCUK OYUNLARI”

  1. aylin Says:

    bence cok güzel şeyler var

  2. huseyn Says:

    Kaynak nerde beyfendi


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: