BİR TÜRKÜ DİNLEMEK

Aralık 19, 2008

Rıdvan ÖZTÜRK

 

Bir türkü dinlemek

 

Gönlümüzün derinliklerinden kıvrıla kıvrıla akıp gelen, insanı bütün zerrelerine
kadar saran sarmalayan bir türkü dinlemek. İliklere kadar işleyen duygunun
doruklarda gezindiği bir türkü dinlemek. Başka türlü türkü de olur muymuş
demek geliyor insanın aklına. Duygu olmadan şiir olmaz; şiir dediğimiz zaman
da, elbette duyguyu, düşünceyi aramamak olmaz. Şiirin Anadolu insanını, Türk
insanını kendi dilinden kendi gönlünden en iyi yansıtanı da elbette türkülerdir.

“Ah bu türküler köy türküleri

Ne düzeni belli ne yazanı

Altlarında imza yok ama

İçlerinde yürek var

Cennet misali sevişen

Cehennemler gibi dövüşen

Bir çocuk gibi gülüp

Mağaralar gibi inleyen

Nasıl unutur nasıl

Ömründe bir defa Kâzım’ın türküsünü dinleyen”

 

Bir türkü dinlemek

 

Bir türküde bulmak kendisini, bildiğini, sevdiğini, eşini,
dostunu, anasını, babasını… Hem de bütün gerçekliği ile, bütün canlılığı ile.
Bir “anam” sözünün yüreklerde uyandırdığı fersah fersah mana derinliğini ölçecek
bir cihaz henüz keşfedilemedi. Hele bir de”yar” deyince neler olmaz ki…. Kalem
mi elden düşmez. Göz mü görür, akıl mı şaşmaz. Sadece sevende mi olur böyle
olağan dışılıklar. Lambada titreyen alev bile üşür. Kazım’ın türküsünü dinleyip
de Kazım’a yanmayan, Kazım’ın kanlar içinde yattığını, kaytan bıyığının kanlara
battığını gözünde canlandıramayan, canlandırıp da ağıdına eşlik etmeyen olur
mu?

 

“ Ah bu köy türküleri, köy türküleri

Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak

Hilesiz hurdasız, çırılçıplak

Dişisi dişi, erkeği erkek,

Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara

Bıçağı bıçak”

 

Bir türkü dinlemek

 

İnsanın çevre ile içiçeliğini, çevreden ayrıştırılamazlığını
söz ile resmedebilmek için bir türkü dinlemek. Bir türkü mü sadece; beş, on,
on beş…. Gönül incilerinin, söz cevherlerinin pazarına ermiş gibiyiz. Söğüdün
yaprağının narinliği ile, söğüdün suya eğilişindeki iç yangını ile kendi iç
yangınını özdeşleştirmek; söğüdün dış görünüşündeki güzelliğine rağmen içindeki
göyünmesini, içten içe yanmasını “ha işte tıpkı öylece” diye kendi halini anlatmak
için bir ifade vasıtası olarak görmek, göstermek, sanat erbabının gıpta ile
bakacağı bir üstatlık olsa gerek:

 

“Söğüdün yaprağı narindir narin

İçerim yanıyor, dışarım serin”

 

Bir türkü dinlemek

 

Düşünce ile eylemi birleştiremeyip, düşünceleri boyunlarında
yafta gibi sallananlara inat, “green peas”, “ekolojik denge” gibi köprülere
takılıp kalmış, süslü salonlardan dışarıya hayatın kucağına, insanımızın aklına
ve gönlüne girememiş sloganları üretenler, türkülerimizin ne kadar insancıl,
ne kadar çevreci bir yönü olduğunu anladıkları gün, düşüncelerini bizim dilimizle
anlatmaya başladıkları gün, şikayet ettikleri konuların kendiliğinden kaybolduğunu,
hallolduğunu göreceklerdir. Çamlığın başında tüten tütünün, yüreği parça parça
olmuşluğu, acı çekmeyi yansıttığını gönülden yanık yanık söyleyen birinden daha
çevreci, daha doğaya saygılı kim olabilir ki..

 

“Ah bu türküler

Türküler

Ana sütü gibi candan

Ana sütü gibi temiz

Türküler tüter dağ dağ yayla yayla

Köyümüz köylümüz memleketimiz”

 

Bir türkü dinlemek

 

Bütün olumsuzlukları olumlulamak adına. Yardan geleni, Ondan
geleni hüsnükabulümdür, başım gözüm üstüne diyebilmek adına bir türkü dinlemek.
Derdimiz sermayemiz, servetimiz ahımızdır. Kara bahtımız karalandıkça karalansa
da. Umutsuzluğun en dip çukurlarına, gayyalara düştüğümüzde bile bir tesellimizdir
türküler. Göz yaşlarımız sele döndüğünde ilacımız, çaremizdir. Mırıldanır yüreğimize
su serperiz:

 

“Ne ağlarsın benim zülfü siyahım

Bu da gelir, bu da geçer ağlama

Göklere erişti feryad u ahım

Bu da gelir bu da geçer ağlama”.

 

Umutsuzluk bizim kitabımızda yazmaz. Ondan umut kesmek haşa
isyanla bir gibidir. İkna ederiz kendi kendimizi, en darda, en sıkıntıda olduğumuz
zamanlar bile. Her yokuşun bir inişi olduğunu düşünürüz. Yokuşun zahmetini bilmeyen,
inişin rahatlığını anlayamaz. Kolumuzun kuvveti, dizlerimizin dermanıdır türküler.
En yangın anımızda, en susamış anımızda pirin sunduğu bir bade, dosttan gelen
buz gibi bir bardak şerbet gibidir türküler. Umutsuzluğun umudun içinde eriyip
yok olduğu demlerdir türküler.

 

“Hey hey yine de hey hey

Salınsın türküler bir uçtan bir uca

Evvel Allah hepsinde varım

Onlar kadar sahici

Onlar kadar candan

Bana bir bardak su ver der gibi

Bir türkü söylemeden gidersem yanarım”

 

Bir türkü dinlemek

 

Sözün özünü, inceliğini, yalın anlatımına rağmen sanatkarane
oluşunu hangi şiirde bulmak mümkün. Şiiri küçümsemek değil elbette deyişimiz,
ama Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun dediği gibi şairleri utandıracak denli bir söyleyiş
hüneridir türküler:

 

“Şairim

Zifiri karanlıkta gelse şiirin hasını

Ayak seslerinden tanırım

Ne zaman bir köy türküsü duysam

Şairliğimden utanırım

 

Şairim

Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum

Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim

Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm”

 

Bir türkü dinlemek

 

Birde bir olmuş milyonlarca Türkü dinlemektir, bir türkü dinlemek.
Türkü bilmek, Türkü anlamak isteyen varsa türkü dinlesin. Onu anlamaya, onu
öğrenmeye gayret etsin. Türklüğün zırhı gibidir her türkü. Türküleri yok edemeden
Türkü yok etmek olmayacak duaya amin demektir. “Türkçem benim ses bayrağım”.
Bu bayrağı yücelerde nazlı nazlı dalgalandıran türküler alıp verdiğimiz nefesimiz.
Nefesimiz oldukça baki kalan bu kubbede hoş bir seda olarak yankılanacak sözümüz,
özümüzün sözümüze dönüştüğü ses bayrağı türkülerimiz.

 

Türküz Türkler yoldaşımız

Hesaba gelmez yaşımız

Nerde olsa savaşırız

Türküz türkü çağırırız

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: