YÖREMİZDEN DİLİMİZDEN SEÇMELER

Ocak 12, 2009

A
Abrul: Nisan
Abuş: Şapşal
Accuk: Azıcık
Aclanmak: Acıkmak
Adref: Etraf
Afkurmak: Havlamak
Ağanamak: İnlemek
Ağarlamak: Ağırlamak
Ağıl: Küçükbaş hayvan ahırı
Ağırşak: Eğerceğin yuvarlak parçası
Ağrı -den: doğru anlamında bir edat
Ağuşuk: Yarı açık
Ahaca: İşte burada
Akak: Ormanda artık suyu olmayan, dibi taş, eski su yolu
Akınmak: Kaymak
Alaf :Hayvana verilen bitki demeti
Alamuk: Yağmurdan sonra güneşin bulutların arasından tesirli bir şekilde vurması
Alemeşkere: Alenen, insanlar görecek-duyacak şekilde
Allahu Alem: Allah bilir (tahminlerde kullanılır)
Andır: İşe yaramaz, fena, kötü
Andır galsın: Yerin dibine geçsin
Angaz: Büyük, ağır ve hantal eşya
Anlak: Meydan
Annaklamak: Gözlemek, bakmak
Angıramak: 1) Avazı çıktığı kadar bağırmak
2) Eşeğin anırması
Aranko: Boş boş, serseri gibi gezen
Arkulu: Paralel
Arkurulamak: Yan tarafa doğru gitmek
Aşana: Geleneksel evlerde mutfak
Aşar: Turşusu kurulan madde
Aşki: Tevekkeli
Atlamak: Ayıklamak
Ateşlük:,Ateşlik Geleneksel evlerde ateşin yakıldığı kısım
Avara: Boş gezen
Avu: Ağu Zehir
Ayam: Hava, hava durumu
Ayama: Lakap
Ayu: Ayı
Azuk: Yiyecek
B
Bacca:bahça Bahçe, fındık bahçesi
Bad: Koyun geceleme yeri
Bardabaş: Çok gürültü yapan kişi
Başşak: Soğlama Fındık toplandıktan sonra geri kalan artıklar
Bayak: Az önce, demin
Bece: Bu gece
Bed: Kötü, çirkin
Bek: Sert
Belertmek:(gözünü) 1) Gözlerini iyice açmak
2) Gözünü açarak korkutmak
Bere,pere: Koyunların sağıldığı yer
Besbelli: Herhalde, belli ki
Beter: Çok, fena
Bezene: Bezelye
Bıldır: Geçen sene
Bibi: Büyük hala
Bileki: İçinde ekmek yapılan çamurdan kap
Bitduma,Citduma: Azıcık
Boydak: Tek başına, başıboş
Bozaltı: Alaca karanlık
Böce,Böğce: Fasülye
Böğün: Bugün
Bulaşuk: İspiyoncu
Buymak: Üşümek
Buzakluk: İnek rahmi
Büngüldemek: Yerinde duramamak, oynamak
C
Caht: Gayret, çaba
Camış: Bir büyükbaş hayvan türü
Caplama: Fraktıya yatay olarak çakılan çıta
Caranak: Sağanak yağmur
Caydak: Tek başına, yalnız
Cazı,Cazi: Cadı, fesat kadın
Ceccal: Çok yaramaz çocuk, deccal
Celecoş: Keş’ten yapılan bir tür yemek
Cenik: Giresun Dağlarının kuzeyinde kalan yöre ve bu yöredeki köyler
Cereme: Zahmet, eziyet, sıkıntı
Cıbban: Alkış
Cıbıldak: Çıplak
Cıdık: Tuzak
Cıftır: gibi Çok hızlı bir şekilde
Cılga: İnce su yolu
Cımbış: Komik, şaka
Cıngıl: Bir nevi tenekeden yapılmış kulplu su kabı
Cırıtta: Bir tür hamur kızartması
Cırıtta: gibi uşak Su gibi delikanlı
Cırmak,cıymak: Ağaç kökünün uzantıları
Cıscıbıl: Çırılçıplak
Cıvırtmak: İshal olmak
Cicük,Cicik: Meme
Cidduk, Cıddık, Cındık: Ufaklık, sevimli çocuk
Cinibiz: Keskin zekalı, hafızası kuvvetli
Citduma,Bitduma: Azıcık
Cilim: Çok yapışkan bir tür çamur
Cimbar: Harabe yer
Cimcük,Cimcik: Çimdik
Ç
Çakal: Yağmuru Aniden bastıran kısa süreli yağmur
Çakır: Bir bayan ismi
Çakır Gözlü: 1) Renkli gözlü 2) Ela gözlü
Çalpamak: Çalkalamak
Çangal: Fasülye sırığı
Çapula: Eskiden giyilen bir tür ayakkabı
Çaput: Eski elbise
Çara: İnekten gelen akıntı
Çaruk: Ayakkabı
Çatmak: Rastlamak, rast gelmek
Çavgun,Çağulgun: Esintili yağan yağmur
Çaytak: Bacakları dışa doğru eğri kimse
Çeç: 1) Ayıklanmış fındık 2) Madeni para
Çekek: Küçük gemi barınağı
Çencik, Çencük: Kapı mandalı
Çentiği: Dasdar’dan yapılan bir tür çanta
Çentik, Çentük: Çizik
Çepni Çepniler,: Türkiye Türklerinin ataları olan oğuzlar’ın 24 boyundan Üçoklar’ın Gökhan kolundan , dört oğuldan biridir. (Bayındır, Peçenek, Çavundur, ve Çepni)
Çettüğüm: Kördüğüm
Çerkez Bıçağı: Yöreye özgü hamsiye benzer küçük bıçak
Çıpırtlak: Çok renkli, rengi parlak, alacalı bulacalı
Çiğsenti: İnce yağan yağmur, çiğse
Çileklik Çalı çileği.: Yaprağından çorba yapılır
Çimmek: Yıkanmak, yunmak
Çitemek: Dikmek, tutturmak
Çivit: Limon, mandalina gibi meyvelerin çekirdeği
Çort: Dikenlik yer
Çotanak: Birkaç fındıktan oluşan fındık demeti
Çöğör: Mısırın biçildikten sonra toprakta kalan kısmı
Çölük: Küçük ağaç parçası
Çömen: Otluk
Çöten: Darı anbarı
Çömez: Ufak çocuk
Çükelik,Çükelük: Çökelek
Çürük Ayı :Temmuz ayı. Ağustos ve Temmuz çürüklük ayları olarak bilinir.
D
Da: Anlamı güçlendiren ek
Dadduk: Sevimli, tatlı
Danil: Geveze, dangalak
Darlanmak: Sıkılmak, bunalmak
Dasdar: Yün kilim
Davun: Kötü, andır
Debertmek: Debelenmek
Değermen: Değirmen
Depebızdık: Takla
Derbey: Bir tür lastik ayakkabı
Deydağa: İşte orada
Deyha: İşte şurada
Dibek: Tahıl tanelerini dövmeye yarayan taştan oyulmuş araç
Dibek,Depük: Kuru
Dibleğ: Giresun’a has bir yemeğimiz
Dişemek: Yontmak, keskinleştirmek
Divrin: Bir ağaç türü
Divron: Ucu V şeklinde uzun sopa
Dizlik: Uzun erkek donu
Dobuç: Sivriliğini kaybetmiş, körelmiş
Dodoli: Pipi
Dozik: Dangalak
Duman: Sis
Dundar: Üstü kapalı yer, sığınak
Düdek: Ham, olmamış meyve
Düşün: Mola, ara
E
Ebeguşağa: Gökkuşağı
Ebrimek: 1) Erimek 2) Eskimek
Efrini almak: Acıdan dolayı aklını almak
Eğercek: Yün eğirme aleti, kirman
Eğratlık: Bir tür imece
Ehel: Ehil, usta
Ekinci: Güneyli (Şebinkarahisar, Alucra, Çamoluk, Gümüşhane yöresi insanı)
Elçi: Evlilikte aracılık eden kişi
Elguvan: Mor renkli bir çiçek, ergüvan
Encamı: Topu topu
Enük: Kedi köpek yavrusu
Eşkere: Alenen, açıktan
Eteklik:, Eteklük Etek
Evlürmek: Yetmek
Evsi, Öğseğ: Bir kısmı yanmış odun parçası
Evşün: Ekmek çevirmeye yarayan alet
Evza: Kibrit
Ey: Bir seslenme edası
Ey vermek: Seslenmek, çağıran kişiye cevap vermek
Eyhe: Sana göre hava hoş
Eylenmek: Oyalanmak
F
Fagaz: Bir armut türü
Fanila: Kollu atlet
Farfara: Bir tür meşale
Farimek: Hafiflemek, rahatlamak
Faşırtı: Parazit, Cızırtı
Fayrap: Birden alevlenen ateş
Felfekiç: Paramparça
Fene: Çok
Fer: Derman, hal, kuvvet
Feşel: Yaramaz
Fetir: Sac üstünde yapılan bir çeşit kızartma
Fırfıkıç: Ağzına kadar dolu
Fırıç: Pişmiş meyve
Fırtana: Fırtına
Fışkı: Dışkı
Fışırtmak: Fırlatıp atmak
Follamak: Kabuğunu ayıklamak
Foni: Bir ucu geniş, bir ucu dar; kaplara su doldurmaya yarayan gereç, huni
Fosaldak: Suyunu çekmiş
Fösük: Dişsiz, dişleri dökülmüş
Fraktı: Örme çit
Fuzuli: Boşu boşuna
G
Gabalak: Galdiriğe benzer bir bitki
Gaban: Kaş, yamaç
Gaccuk: Kadar
Gacır: Yaş fındık kabuğu
Gagiliç: Biçimsiz, tipsiz
Gagit: Kuru, dölsüz
Galdirik: Dere kenarlarında yetişen, turşusu da yapılan bir bitki türü
Galemlik: Bacanın üstüne, kuşların yuva yaptığı bölüm, bir nevi baca kapağı
Gambak: Kel
Ganayaklı: Sakin, uysal
Gararbazar: Göz kararı, aşağı yukarı
Garcaşturmak: Tahrik etmek, karıştırmak
Garduf: Patates
Garer: Karar, tam kıvamı
Garsamba: Ev içindeki eşya kalabalığı
Gartobak. Patates
Gasavet, gasevet: Dert, sıkıntı
Gasmuk: 1)Kabuk 2)Kusmuk
Gasmuk: bağlamak Pislikten adeta katran bağlamak
Gavsak,Gavsun: Fındığın dışındaki yeşil kabuk
Gavun :Armudu Bir armut çeşidi
Gavunç: Hadım
Gaybana: Kahrolasıca, andır, hayrı dokunmayan
Gayda vurmak: Türkü söylemek
Gaydelenmek: Genellikle kendi kendine yavaş ritimli türküler söylemek
Gazel. Dökülmüş yapraklar
Gebiç: Kenarı olmayan
Gebiççi: Değirmenci
Gecin: Ayıklanmış fasülye kabuğu
Geçi, Ğeçi: Pis kötü şey, kötü insan, domuz
Gedik, Gedük: Oyuk
Gegecen: Bir çeşit orak
Gelçek. Merdiven
Gelincik: Kediden küçük, fareden büyük
Gerevi: Dal eğmeye yarayan ucu bükük sopa
Gıbrağa: Kurbağa
Gıdık: Küçük yumurta sepeti
Gıran: Köyün ya da mahallenin genellikle merkezine yakın, boş ve düz arazi
Gırnap:, Gınnap İp
Gırklık: Koyun kırpma aleti
Gırkmak: Kırpmak
Gışmık: Hayvan tekmesi, çifte
Gıynak: Tekleme fındık gavsağı
Girebi: Küçük balta
Glik: Sacda yapılan küçük ekmek
Gofil, Kofil: Fıçı
Goğoz, Goğuz: Aralı, hafiften açık(kapı)
Gogil: Saçların örülüp, başın arka tarafına 2 parça halinde toplanmasıyla oluşan saç demetinin her biri
Gohnik, Kohnik: Yaşlı kimse, moruk
Golan: Odun taşırken sırta sarılan ip
Goşmak,Goşama: İki eli birleştirerek yapılan büyük avuç
Got, Kot: Eski bir ölçü birimi
Gölük: Hayvan sürüsü
Güçük: Ayı Şubat Ayı
Göğnümek: Meyvenin kararıp yumuşaması
Göreslenmek: Göresi gelmek
Gumbul: Büyük sepet
Guruş: Taşı Evin ateşliğindeki çıkıntı taşı
Guvak: Kepek
Guytak: Çukur, kuytu
Güman: Umut
Gübür, Küpü:r Pislik ve toz kırıntısı
Güni: Güney
Güve :Tahtakurusu
Güvenek: Bir tür iri sinek
Güzine: Bir tür soba
G
Ğeçi, Geçi: Pis kötü şey, kötü insan, domuz
H
Ha: Anlamda kesinliği artıran bir nevi önek
Haböle,:Haşöle
Haole: Böyle, şöyle, öyle
Habu,Haşu,:Hau Bu, şu, o
Habura,:Haşura
Haura: Bura(sı), şura(sı), ora(sı)
Hacat: İhtiyaç
Haccak: Güzel
Haçan: 1) Madem 2) Ne zaman
Haçan ki: Ne zaman ki
Halefet: Muhabbet, sohbet
Halik: Küçük taş
Halpıtmak: Yoğurt yemek
Haltuk: Buzağının boynundaki ip tasma
Happak: Sade yoğurt
Harar: Büyük örme sepet
Harın: Dayanıksız
Harez, Harız: Boş bırakılan arazi
Hartama: Çatıyı kaplayan tahta
Haset: Kıskanç, fesat
Haşindi: Tam şimdi
Haşlak: Yakıcı, kavurucu
Hatça: Hatice adının yöresel söylenişi
Haus: Hafız adının yöresel söylenişi
Havse: Hafize adının yöresel söylenişi
Hayana: Önden
Hayat: Evin girişi, antre
Helenpi:r Külüstür, angaz
Helim: Halim adının yöresel söylenişi
Helle: Un çorbası
Henki :Yaşlı, ihtiyar
Henkimek: İhtiyarlamak
Hennük :Toprağı suya doyuran yağmur
Hepek: Gizli geçit kapağı
Heri
Herk: Tarlaların sürülmesi işi
Hers: Hırsla karışık sinir
Herslenmek: Sinirlenmek
Hevlane: Küçük tencere
Heysin: Hasan adının yöresel söylenişi
Hılli: Göründüğü gibi olmayan, sinsi
Hıntak: Gevşek, tıkız olmayan
Hınkırmak: Sümkürmek
Hırp etmek: Örtmek
Hırtlamak: Ezerek parçalamak
Hışır: Eski, kırık dökük
Hızan: Çocuk ve torunlar
Hızar: Büyük testere
Hızım: darı Zayır mısır
Him: Duvalın temelinin oturduğu çukur
Hirtik: Dirliksiz, fesat çıkaran
Holasa: Gelişigüzel yapılan iş
Hollama:k Ayıklamak, follamak
Honça:,Hemençe Küçük yün torba
Hopalak: Tombul
Hopçurmak: Bir şeyin içine zıplayarak atlamak
Hopul: Unun tortusu
Horon: Kemençe ve tulum(gayde) ile oynanan yöresel oyunumuz
Horsa: Heves
Horsasını almak: Hevesini almak
Horsası geçmek: Hevesi geçmek
Hortik: Ayı yavrusu
Hoşkil: Kumar
Hoşkuran,Hoşuran: Bir tür bitki
Hoşmak: Bir yemeğimiz
Hozan: Sık çalılık
Höl: Islak
Höldirik: Dandik, adi yapılı eşya
Hörelenmek: Kafa tutmak, dayılanmak
Höshöldüremük: Tadına varılamadan alelacele içilen çay
Höşül: 1) Bulanık sıvı 2) Çayın dip kısmı
Hulukçu gibi gezmek: Kalabalık bir halde ve çokça gezmek
I
Imımak: Isınmak
Imık: Ilık, ne sıcak ne de soğuk
Irgamak: Sallamak, hareket ettirmek
Irgat: Amele, işçi
Irıb: Yöntem, püf noktası
Istınka: Ağzına kadar dolu
Işgın: Fındık filizi
İ
İçlik: Gömlek
İğdiç: Eğri bacaklı
İkretmek: Tiksinmek, nefret etmek
İlekigün,Lekigün: Önceki gün
İlistir: Metal kevgir
İndem: O kadar da
İrepata: Ekmek yapmaya yarayan yassı alet
İsiyin: Hüseyin adının yöresel söylenişi
İşmar etmek: Baş, göz ve elle işaret etmek
İyicene: Hepten, iyice
İzavra: Köle, amele

Jile:Zile Pekmezi Bir pekmez çeşidi
K
Kabakçı: Ordulu
Kakmuklamak: Yumrukla itip kakalamak
Kaliser: Şebinkarahisar
Kapşon: Giyeceklerin başlığı
Karakış Ayı: Aralık ayı
Karalastik: Lastik ayakkabı
Karatağuk: Bir çeşit kuş
Karşılama: Kemençeyle oynanan bir Giresun oyunu
Katakulli: Oyun, üçkağıt
Katuk: Ayran
Kavuma: gitmek
Kaynarı :Ölmeyesice
Keçemen: Kertenkele
Keçibaş: Kafasının kenarları saçlı, ortası kel kimse
Kelçük: Meyve koçanı
Kelem: Karalahananın kökü, soyulup yenir
Keleplemek: Fırlatıp atmak
Kelif: Basit baraka
Kemçük: Biçimsiz, çukurca
Kemre: Hayvan gübresi
Kenef: Tuvalet
Kerenti: Tırpan
Kesek,Kötek: Kısa çubuk
Kesmük,Kösmük: Dövülürken savrulan tahıllar
Keşan: Yöreye özgü çubuk desenli şal
Keşgül: Su kabağı
Keşik: Sıra
Keşir: Meyvenin yenilmeyen kısmı
Keyfanı: Kocakarı, ihtiyar kadın
Kıble: Güneyden esen rüzgar
Kıymık: İnce odun parçası
Kile: Eski bir ölçü birimi
Kiraz Ayı: Haziran ayı
Kiraz Duzlusu: Kirazı soğanla kavurarak yapılan bir yemek
Kirko: Tirizme vurma aleti
Kittik: Küçük sabun parçası
Kodaman: Yaşlı ve zengin kimse
Kofil: Fıçı
Konuşuk: Laf, konuşulan şey, söz
Kopça :1)Düğme 2)Kısa bacaklı kimse
Kopuk. Serseri, it gibi gezen
Korgon çorbası: Mısır çorbası
Koruk: İçi boş fındık
Köm: Ağır
Kömeç. Kuru ağaç parçası
Köstü :Köstebek
Köstüre: Yuvarlak bileme taşı
Kuma: Aynı erkekle evli kadınlar
Küpbaş: Koca kafalı, kafası büyük
Küpü: Baltanın sırtı
Külek: kafalı Koca kafalı, kafası büyük
Kürtük: Dağlarda yazın bile erimeyen kar yığını
Kürün: Sulama amacıyla içi oyuylmuş ağaç
Küskülemek: Gaza getirmek
Kütmek: Küçük tahta tabure
Küveç:,güveç Ağaçtan yapılmış kap
L
Laz armudu: Giresun’a has bir armut türü
Lobya, Lomya: Fasülye
Lobut :1) Büyük değnek 2) Şişman ve iri adam
Löç: Çok ıslak, suya doymuş
Lülemek: Bir şeyin ucunu yontmak
M
Mabeyin: Oda
Macir: 1) Göçmen 2) Gürcü (Acaralı)
Macirce: Macirlerin konuştukları dil; Gürcücenin Acara şivesi
Mada: İştah
Mafir:Defa, kez, kere
Mahna: Sebep, semete
Mahnaliğin: Sebebine, sayesinde
Makluvat: Zayıf yabani hayvan
Makta: Orman kesim işleri
Mam: Bir tür oyun
Mandalin: Mandalina
Maslı: Sepet çubuğu
Maraz: Ruhi hastalık, sıkıntı
Marşaba: Su kabı, maşraba
Mavzer: Tüfek
Medek: Dişi manda
Meğel: Küçük geniş çapa
Meh: Buyur, al
Mendabur: Aşırı derecede pis insan
Merek :Serenti’ye benzer yapı, ot saklanan yer
Merulcan: Taze diken ucu
Miyese,: Meyse Miyase adının yöresel söylenişi
Mısgıç: Cimri
Mısmıl :Uyuşuk, tembel
Misir: Bir çeşit domates
Mamali,: Momuli Peynir kurdu, küçük böcek
Mudara: Sağlam olmayan kalitesiz
Mugalif: Zayıf, dayanıksız
Mundar: Pis
Mühkem: Sağlam
N
Nacak: Küçük et doğrama baltası
Namazlağ:, namazlık Seccade
Nene: Nine, babaanne ve anneanne
Nezük,Nezik: Güzel, tatlı
Nifi: 1) Eskiden açık saçlı, çember takmayan gayrimüslim kadınlarına verilen ad
2) Çok açık saçık giyinen kadın
O
Obuz: Büyük su arkı
Okaru,: Okarı Yukarı
Osmak: Kıyaslamak, vuruşturma
Oslama: Boşuna
Oyrak: Çukur arazi
Ö
Öğürsemek,Örsemek: İneğin boğa istemesi
Öklemek: Bağlamak
Örkenmek :Taklit etmek, özenmek
Ötürmek: 1) İshal olmak 2) Kötü kelimeler kullanarak konuşmak
P
Paçka: Küçük ev, serentiye benzer yapı
Paçuri: Paçavra
Padar: Çamın dış kabuğu
Pağaç: Külde yapılan ekmek
Pahal: Kıskanç, çekemeyen
Palak: Ayı yavrusu
Palan :İnce minder
Palaz: Bir fındık türü
Palas Pandıras: Apar topar, Patır kütür
Pancar: Karalahana
Pança: 1) Pençe 2) Çok kıllı erkek eli
Pantul,: Pontul Pantolon
Papara: Dayak
Parabelli: Bir tür silah
Pasa: Habire, devamlı
Pattangoç: Bir çeşit oyuncak silah
Patoz: Fındık çekme makinası
Payandura: Destek
Paykırtmak: Kaçırmak
Pee: Taş duvar
Pelit: Meşe ağacının meyvesi, palamut
Pere, Bere: Koyun sağma yeri
Pervaz: Kapı, pencere kenarları
Peş: Ek, yama
Pezük: Pazı bitkisi ve yemeği
Pıddak: Patlamış mısır
Picali: Bezelye
Poğol, Poğul :Suda pişmiş mısır
Pöstekisi Çıkmak: Pestili çıkmak
Pur: Sert kumlu toprak
Putana :Tahta turşu saklama kabı
Pür: Çamın iğne gibi olan yaprakları
R S
Sağrak: Yağ saklama kabı
Sahan: Bakır kap, tabak
Sakırca: Beyaz çiçekli, kökü yumurtayla kızartılarak yenen bir tür bitki
Sakırtlak: İnsana yapışan böcek
Sali .1) Salih adının yöresel söylenişi
2) Salı günü
Saplıyak: Metal yemek kepçesi
Sarıcalı. Balsız bir arı türü
Sasuk: Tatsız
Sazmak: Islak çimen, bataklık
Sef: Yanlış, hata
Seğiretmek: Fırlayıp koşmak
Semete: 1) Vasıta, sebep 2) Uyku mahmurluğu
Sepetbaş: İçi boş kafalı
Serenti: Yöreye has bir yapı, bir nevi kiler
Sıçan :Küçük fare
Sırappa: Sıraya dizili
Sırgan: 1) Isırgan otu ve yemeği
Sibek başlı: Gıcık, aksi, inat
Simelek: Uyuşuk
Sinmek: Saklanmak
Siron: Giresun’a has yufkadan yapılan yoğurtlu bir yemek
Sökütmek: Üstünü başını çıkartmak
Söykenmek: Yaslanmak
Sulu Sepken: Sulu yağan kar
Suluk: Süzme konulan yer
Süflü: Pasaklı
Sümüç: Parmak boyunda ölçü birimi
Ş T
Ta: Daha
Taflan: Kiraz’a benzer bir meyve, Karayemiş, Anadolu’da Laz kirazı olarak da bilinir.
Taflan: Tuzlusu Taflan’dan yapılan Giresun’a has bir yemek
Takkuma: Yöreye has bir kuş
Talanmak: Habire birşeylerle uğraşmak
Tam: Ahır
Taran: Sudaki taşın altındaki boşluk
Tasal: Takatsiz, tembel
Tasattuk etmek: Dağıtmak
Tay: Yük, parça
Taylanmak: Hazırlanmak
Tehin: Çok hızlı hareket eden küçük bir hayvan
Tehin gibi: Atik olmak, eli çabuk olmak
Tekne: Gazuntusu Son çocuk
Telaşa:Telaş
Telaşiya Kalmak: Telaşa düşmek, telaşlanmak
Telef: Canı çıkmışçasına yorgun
Telef Tasal: Yorgun argın
Telesimek: Susamak
Terek :Tahtadan raf
Tesbermek: Kurumak
Tesçe: Çok aceleci
Tevek: Asma dalı
Tevekkel: Sakin, ganayaklı
Tez: Çabuk, hızlı bir şekilde
Tezen Peyniri: Giresun’a has bir peynir
Tıkız: Sıkı sıkıya kapalı
Tıman: Don
Tırmıt :Mantar
Tibal: Giyiminde çok titiz olan
Tili: Yemek seçen
Tirizme vurmak: Toprağı kazarak kökleri çıkarma
Toklu :Kuzunun büyüğü
Topur :Çoklu fındık çotanağı
Tulum: 1) Bir tür peynir 2) Giresun’da da kullanılan bir çalgı aleti, Gayde
Töngel: Bir tür muşmula
Tüğüm: Düğüm
Tülemek: Oluşmak meydana gelmek
Tünek: Kuş tüyü
U
Uheym: Bir hayret ve şaşırma nidası
Ula :Bir hayret ve sesleniş nidası
Uluk: Pis, pasaklı,kötü kadın
Uruf: olmak Üzülmek
Uslu: Köyün ve ailenin büyükleri, sözü geçenle
Usulca: Yavaşça
Uşak: Erkek evlat
Uy: bir hayret nidası
Uyartmak: Uyandırmak
Ü  
Üğüm: Fındık dalı
Üşmek: Eşmek, eşelemek
Üveç: Yaşı gelmemiş erkek koyun
Üzüm Ayı :Ekim Ayı
V
Vire :Daima, devamlı
Y
Yağlaş: Muhallebi
Yal: İnek yemeği
Yalak: 1) Hayvanların su içmesi için çeşme altlarında oluşturulan çukur yer
2) İnsanın sırtının ortasındaki çukurluk
Yalavu: Alev, kıvılcım, ateşin sıcaklığı
Yalavuz,Yalağuz: Yalnız, tek başına
Yane: Ne sandın?
Yarmaça: Yarılmış odun
Yasan: Olmak Ortadan kaybolmak
Yaşmak: Başörtüsü
Yavşu: Mısır tarlasında yetişen bir tür ot
Yaykın: Kızılağaç
Yayuk: 1) Ayran 2)İçinde bu ayranın yapıldığı tahtadan ve uzunca eşya
Yenlik: Hafif
Yesir: Ebelemece türü bir oyun
Yitmek: Kaybolmak, gözle görünmez olmak
Yivtin: Bir bitki türü
Yolluk: Kilim
Yuka: Suyun derin olmayan kısmı
Yunmak: Yıkanmak, çimmek
Z
Zabacca: Sabahleyin
Zağar: Uyuz köpek
Zara: Un yapılan mısır ve buğday
Zatiberi: Zaten, eskiden beri
Zeğele: Akşam, akşama, akşamüstü
Zıbıç: Sebze ve meyvenin sap kısmı
Zıpçık: Taze daldan yapılan bir çeşit müzik aleti
Zıpka: Yöreye özgü paçası dar, üstü bol pantolon
Zivzik: Küçük fare
Zorlu, Zollu: Güzel, güçlü kuvvetli
Zorunan: Zorla
Zote :Saklambaç oyununun yöredeki adı
Zumbuk: Yumruk

Rafan gitmek: Çok hızlı ilerlemek

Şalak: Geçmiş salatalık
Şavgu :Şevki adının yöresel söylenişi
Şelek: Harar’ın küçüğü
Şenlik: Evin önünde yemeklik sebze yetiştirilen küçük bahçe
Şişek: Genç erkek koyun

Reklamlar

4 Yanıt to “YÖREMİZDEN DİLİMİZDEN SEÇMELER”

  1. okuz Says:

    — A —

    Abuu: Çok, aşırılığı ifade etmek için ünlem sözü.

    Aba: Çeket, abla, yağmurdan korunmak için koyun yününden çoban giysisi.

    Ababacık haa! : Büyüklüğüne hayret etme ünlemi.

    Aboo: Hayret etmek, şaşırmak.

    Ağınt: Dikkatli olmak.

    Ala: Alacalı.

    Ayazlık: Evlerin bir köşesine inşa edilen soğuk yer.

    Asar: Kale, hisar.

    Arğıç: Göçte erzak ve yiyecek taşımak.

    Abanmak: Yüklenmek.

    Aş: Bulgur pilavı.

    Anız: Biçilen buğdayın tarlada kalan köklü sapı.

    Ağıl: Etrafı çalılarla örülen koyun ve keçilerin barınma yeri

    Alama: Avuç içini dolduracak kadar büyükçe taş.

    Ahır: Hayvanların barındığı yer.

    Alaf: 1. – Hayvanların saman yediği yer

    2. – Ağaçtan yapılmış çeşme sularının toplandığı oyulmuş ağaç.

    Ağam: Kadınların kocasının erkek kardeşi.

    Anaz: Babanın annesinin ismini taşıyan kız.

    Alavırt: Su kabağından yapılan su kabı.

    Anay: Evin salonu.

    Ambar: Ağaçtan yapılan buğday gibi kuru bakliyat konulan yer.

    Alacık: Çobanların evleri.

    An: Tarla sınırı.

    Alabacak: Laf taşıyan, dedikoducu.

    Alan: uzak, arazi.

    Alata: Alışmış.

    Amaşmak: Sarılmak, sarılarak yukarı çıkmak, tırmanmak.

    Aran: Süt mamülü yiyecekler.

    Ağarantı: Süt mamülleri.

    Apışmak: Ayakları açmak.

    Ağdırmak:Yukarı sürmek.

    Abcallamak: Üstünden atlamak.

    — B —

    Boba: Baba

    Bağlama: Üç telli sazdan küçükçalgı.

    Bozçalamak: Hafif karıştırılarak az pişirmek.

    Böyün: Bugün.

    Beşik: Ağaçtan yapılan bebek yatağı.

    Bezirgan: Manifaturacı (Gezgin manifaturacı – yırtım malcı).

    Bılla: Kocanın kız kardeşi.

    Bizimoğlan: Küçük erkek kardeş.

    Bostan: Sebze.

    Barabar: Beraber.

    Beri: Yakın.

    Babıç: Ayakkabı.

    Borda: Burada.

    Birisi: Bir şahıs,bir kişi

    Börülce: Fasulye.

    Bakara: Herhalde, gibi.

    Boyunduruk: Çift süren öküzlerin sabanı çekmesi için boyunlarına takılan ağaçtan aygıt.

    Baça: Bahçe.

    Basma: Kumaş çeşidi.

    Bisel: Biraz.

    Boduç: Topraktan yapılan küçüksu kabı.

    Bisi: Kedi.

    Böğelek: Hayvanları sokan sinekten büyük böcek.

    Baldır: Bacağın dizden yukarı bölümü.

    Bülük: Küçük erkek çoçuğun erkeklik organı.

    Bızalamak: Sığırın doğurması.

    Bağırmak: Yüksek sesle seslenmek.

    Bide: Bir defa daha anlamında.

    Biyol: Bir defa.

    Böğülmek: Yüzü koyun eğilmek, yatmak.

    Bıdırsadır: Alçak sesle karşılıklı konuşmak.

    Bekitmek: 1. Yüklemek,

    2. Yavaş ve etkili bir şekilde vurmak, bastırmak.

    Banmak: Tadına bakmak.

    Bulamak: Karıştırmak.

    Bıdırış: Sessiz olmak.

    Beer: Zaman.

    Bıdıramak: Konuşmak.

    Beceviş: Değiştirmek, aynı değerde eşya değişimi.

    — C —

    Cıngırak: Yere çakılan kazık üzerine yerleştirilen uzun ağaç. İki tarafına binilerek döndürülür.

    Cura: Telli sazın küçüğü şeklinde çalgı aleti.

    Cibi: Tavuk ya da kuş yavrusu.

    Celep: Hayvan tüccarı.

    Cereme: Zarar etme, fazladan masraf etme, zarar ziyan

    Cırlak: Boşyere gereksiz konuşmak.

    Cozutmak: Saçmalamak, bunamak, mantıksız işler yapmak.

    Cıbıldak: Soyunuk şekilde.

    Cıngar çıkarmak: Olay, yada kavga çıkarmak.

    Cüdde: Vucüt.

    Caillik: Cahillik.

    Cuvap: Cevap.

    — Ç —

    Çörten Boğazı: Çörtenlilerin boğaz havası.

    Çökelek: Peynir Çeşiti, “deri peyniri”.

    Çilte: Oturmak için yapılan küçük yer döşeği.

    Çakı: Küçük bıçak.

    Çatma: Harman zamanı.

    Çomak: Bir metreden kısa ince uzun odun.

    Çıkı: 1. Ağızı lastikli bez torba 2. Ekmek sarılan bez parçası.

    Çırkık kapı: Ağaçtan yapılan bahçe kapısı.

    Çeç: Dövülen fakat ayıklanmamış buğday harmanı.

    Çarık: Hayvan derisi ve lastikten yapılan ayakkabı.

    Çapıttan: Eski bez parçalarından dokunan yazgı.

    Çulhalık: Çul dokunan taraklı tezgah.

    Çul: Keçi kılından dokunan yazgı.

    Çaal: Bahçe veya tarlaların sınırını taştan kuru yığıntı şeklinde örülen duvar.

    Çatmak: 1. Birleştirmek.

    2. Kavga etmek için sataşmak.

    Çepgen: Mintan içine giyilen giysi.

    Çınga: Çinko.

    Çuhadirlik: Dize kadar olan, pantalon şeklinde giysi.

    Çörek: Buğday ve mısır ekmeğinden yapılan hayır için dağıtılan yağlı dilim.

    Çaşır: Siyah koyun yününden yapılan pantalona benzeyen giysi.

    Çorap takka: Örgü iple yapılan şapka.

    Çücük: Buğday tohumunun fisillemesi.

    Çorak: Verimsiz sulanmayan toprak.

    Çiltim: Üzüm salkımının parçası.

    Çan: Metalden yapılan ve hayvanların boynuna takılan ses çıkaran alet.

    Çiğin: Omuz.

    Çer: Ticaretin takası, trampa.

    Çardak: Üzeri örtülü dinlenme yeri.

    Çilbir: Hayvanın Başına takılan yuların ipi.

    Çermenmek: Kadınların eteklerini beline dolaması.

    Çiğ: 1. Pişmemiş.

    2. Olgunlaşmamış.

    3. Sabahları yerde bitkilerde bulunan sulu rutubet.

    Çuh: Üzgünüm anlamında ünlem.

    — D —

    Daa: Uzaktaki yer tarifi.

    Dembel: Tembel.

    Dünne: Dünya.

    Dont: Esenkoy’ün eski adı

    Dadanmak: Alışmak, tatmak.

    Daramantoz: Dağınık parçalanmış,talaman yoz..

    Değidi de: Şaşırmak anlamını ifade eden ünlem.

    Dabıyat: Huy.

    Dınnak: Çok çok az.

    Dınnaçık: Olabildiğince az.

    Dılcık: Aklı havada, haylaz kız.

    Döğümlük: Sabır.

    Divit ambar: 80 mut buğday alan büyük ambar.

    Deste: Elin alabildiği kadar biçilen buğday.

    Döğecek: Ağaçtan yapılan sarmısak vs. ezen alet.

    Dimi: Lastikli pantolona benzeyen giysi.

    Dam: Ev, Cezaevi.

    Depmek: Bastırarak doldurmak .

    Darı: Mısır

    Doru: Atın genç olanı.

    Duroo: Dur bekle anlamında ünlem.

    Demi: Sözü onaylatmak anlamında kullanılan soru edatı.

    Deynek: Bir metreden biraz uzun, ince ağaç parçası.

    Deyi: Söyleyerek anlamında ünlem.

    Deyor: Söylüyor anlamında ünlem.

    Dipli: Eski, köklü.

    Döğen: Harman döverken hayvanların çektikleri üstü ağaç, altı çakmak taşı olan aygıt.

    Dıvan: Yemek pişirmeye yarayan tek kollu tencere, “tava”

    Düğer: Toprak evlerin çatısına boydan boya konulan ağaç.

    Dıka: Toprak kapların ağızlarını kapamaya yarayan ağaçtan yapılan veya çam kozağından kapak.

    Deştimen: Muhtarın hizmetindeki köy bekçisi.

    Döndüreç: 1. Saç ekmeğini pişirirken döndürmeye yarayan ağaçtan yapılan aygıt.

    2. İp eyirmeye yarayan ağaçtan yapılan aygıt.

    Dönüm:1000 m2 alanlı toprak.

    Dikelmek: Ayakta durmak.

    Değmek: Dokunmak.

    Dürge: Saçta yapılmış iki adet yufka ekmeğinin katlanmış şekli.

    Dastar: Özel olarak dokunan yöresel baş örtüsü.

    Dibek: İri tuz ve baharatları ezme işinde kullanılan kap.

    Dağarcık: Deriden yapılan içine ekmek türü yiyecek konan torba

    Dıllanmak: Sallanmak

    Dengilmek: Otururarak hafif yan yatmak

    Dul: 1. Eşinden boşanmış yada eşi ölmüş kişi

    2. evin arka ve yan dış duvarın dibi

    Duşaklamak: Hayvanların ön ayaklarının birbirine iple bağlanması.

    Diremlemek: Kapıyı içeriden sağlamca kilitlemek.

    Dangıramak: Yüksek sesle kalın ve zevksiz konuşmak.

    Dürm: Su içmeye davet anlamında çağrı ünlemi

    Dakmak: Bağlamak.

    Dıkım: Bir parça ya da, bir lokma yiyecek.

    Dımınmak: Çömelerek bekleme.

    Dıkamak: Kapamak.

    Dinmek: Vazgeçmek, bırakmak

    Da bısene: Geçen yıl

    — E —

    Ellik: Ekin biçerken parmaklara takılan ağaçtan yapılmış aygıt.

    Eğnel:Ekin biçerken iznenen yol.

    Enik: Köpek yavrusu.

    Ellikleşmek: Ekin biçerken birlikte ahenk içinde folklorik şekilde ekin biçmeleri.

    Evlek: Bir dönümün dörte biri, yani 250 m2 toprak parçası.

    Enek: Kısır hayvan.

    Eyer:Atın sırtına konan oturmaya yarayan semer.

    Emme: ” Ama ” anlamında kullanılır.

    Elti: Kocanın erkek kardeşinin karısı.

    Emik: Omurilik, beyin.

    Ekin: Buğday,arpa ekili yer.

    Eren: Ermiş,evliyaların mezarlarının konulduğu yer.

    Eyi: İyi.

    Elek: Unu elemeye ve başka bir malzemeyi ayırmaya yarayan gözenekli süzgeç.

    El: Yabancı, akraba olmayan.

    Entari: Üç eteğin altına giyilen ince elbise.

    Eğrek: Koyun ve keçilerin dinlendiği taş ağaç dipleri.

    Ece: Ağabey.

    Efem: Kadınlar kocalarının kardeşine derler.

    Ebe: 1.Nene 2.Doğum yaptıran.

    Eğirmek: Örmek, birleştirmek.

    Enleme: Mantar türü.

    Eltmek: Götürmek, Taşımak.

    Evmek: Acele etmek.

    Eyef: Ağaç dalı yaşken halka haline getirilip biçilen ekin

    destesini çekerken iple sıkıştırmaya yarayan alet.

    Eneme: Kısırlaştırmak.

    Ergen: Genç.

    Eşme: Bir yeri eşmek.

    — F —

    Falaka: Çift süren hayvanların boyunlarına geçirilen. hamıtlarla zencirinin sabana takılmasına yarayan ağaçtan aygıt.

    Fıçı: Bidon.

    Fistan: Basmadan yapılan kadın elbisesi.

    Fıydırmak: Elle uzağa atmak.

    Fakır: Fakir, fukara.

    Fena: Kötü.

    Fendi: Oyun kuralı.

    — G —

    Gatmar: Yufkadan yapılan saç böreği.

    Garga: Karga.

    Gam: Üzüntü.

    Gara: Kara.

    Gayda: Müzik aletinde düzen.

    Gebe: Hamile

    Gevşek: Sıkılmamış.

    Gidi: Tasdik için takı.

    Gırla: Hızlı, toplu hareket etmek.

    Gidişmek: Kaşınmak.

    Girişme: İşe başlama.

    Gök: Mavi , gökyüzü.

    Gömek: Koyu, sakız gibi sıvı.

    Gursak: Boğaz.

    Gücük: Küçük.

    Gücüle: Şimdi.

    Geriz: Suyun getirildiği sıvalı yol.

    Göynüm: Gönlüm.

    Gümül: Buğday destelerinin üst üste konması, susam demeti.

    Geren: Toprak evlerin üzerine dökülen su geçirmez toprak.

    Gebiz: Verimsiz toprak.

    Gebre: Atın tüylerini silmeye yarayan aygıt.

    Gene: Bir daha.

    Geloru: Gelebilir.

    Geliboturu: Geliyor.

    Gatıyan: Asla

    Gök: 1. Mavi,

    2. bitkilerin meyvalarının olgunlaşmayanı yeşili,

    3. Gökyüzü

    Görümce: Kocanın kız kardeşi.

    Gözel: Güzel.

    Golan: Yünden örülerek yapılan ip.

    Gem: At ve katırların ağızlarına kontrol etmek için kullanılan demir ağızlık.

    Geyin: Onun için anlamında ünlem.

    Güyüm: Topraktan yapılan büyükçe su kabı.
    Güveç: Topraktan yapılan tabak şeklinde kab.

    Görek: Anahtar.

    Geven: Yaylalarda olan bitki türü

    Gacara: Gürültü çıkaran ufak çocuk.

    Ganera: Görgüsüz yiyici.

    Gocunmak: Suçlu olduğunu hissetmek.

    Geviş getirmek: Çiğnemek.

    Göynek: Atlet.

    Gavaracı: Boş ve gürültülü konuşan.

    Gulyat: Ağır hareket eden üşengeç insan.

    Gıymana: Kadınların başlarına örtülen süslü yöresel dastarın örtünme çeşidi.

    Gatmak: Doldurmak.

    Göde: Kısa şişman.

    Gunnamak: Eşeğin doğurması.

    Gocili: Yakın arkadaş.

    Geremek: Kapamak.

    Ganırmak: Eğerek, Zorlayarak kırmak.

    Gıran: Salgın hastalık,Kenar

    Güverti: Yeşillik, havlu.

    Garanı: Karanlık.

    Gulin: Atın yavrusu.

    Garez: Kin.

    — H —

    Heybe: Kıl veya yünden örülen iki gözlü Ağzı açık torba.

    Havıt: Devenin üzerine oturmak ya da eşya sarmak için yapılan semer.

    Hatap ağacı: Deve havıdının ağaçları.

    Hindi: 1. Şimdi 2. Tavukgillerden kümes hayvanı.
    Hı: Al buyur anlamında davet sözü.

    Hadibakan: Hadi göreyim.

    Hani: Nerede?

    Hende: O, şu bu anlamında işaret zamiri.

    Haa: Hayır anlamında ünlem.

    Hasıl: Buğday veya arpanın olgunlaşmadan yeşil olarak biçileni.

    Husa: Dert, tasa.

    Harman: Buğdayın dövülmek için toplanması.

    Hiye: Öyle, evet anlamında onay sözü.

    Holuz: Buğday elemeye yarayan büyük gözenekli elek.

    Hırka: Kazak.

    Holluk: Tavukların yumurtlama yeri, “folluk”.

    Harım: Bahçenin etrafına çalıdan örülen çit

    Hergeleci: Köyün hayvanlarını otlatan sıyırtmaçı (Öküzcü) nün yardımcısı olan yavru hayvanları otlatan.

    Honu: Su kabı

    Hadi: Haydi.

    Halva: Helva.

    Ham: Olgunlaşmamış.

    Hangı: Hangi.

    Haranı: Büyük tencere.

    Hele: Öylemi sorusu.

    Hısım: Akraba.

    Hoppala: Olurmu şimdi?

    Halal: Helal.

    Hatır: İtibar.

    Hepten: Topyekün.

    Hırlama: Köpeğin saldırı öncesi sesi.

    Hodul: Kalın, kaba.

    Hoşbeş: Sohbet

    Höşmerim: Süt kaymağından yapılan yiyecek.

    Harar: Kıldan dokunan saman koymaya yarayan büyük çuval.

    Hasır: Kamıştan örülen yazgı.

    Hışılamak: Hafifce ince ses çıkarmak, hafif tazyikli ince akan su sesi.

    Höle: Şöyle.

    Hora: Şurası.

    Hötte: Orası.

    Halıberi: İdare eder anlamında söz.

    Höteki: O anlamında.

    Hiye: Evet.

    Hunevi: Yoksul ev, dağınık ev.

    — I — İ —

    Innak: Biraz.

    Innacık: Birazcık.

    Iradıya: Radyo.

    Ilıca: Kaplıca.

    Ilıcacık: Sıcacık.

    Irgat:Tarım işlerinde çalıştırılan amele, günlük işçi.

    İçgeçiği: Amel, ishal olmak.

    İcar: Toprak kirası.

    İskemle: Sandalye.

    İğdiş: Hadım edilen (Kısırlaştırılan) deve ve at

    Irham: Yünden dokunan kumaş.

    İlik: 1. Düğme 2. Kemik içindeki sıvı.

    İni: Kocanın erkek kardeşi.

    İhicik: işte anlamında.

    İilik: İyilik.

    İlik: Düğme.

    İlkin: İlk defa, önce, ilkönce.

    İşlemek: Çalışmak.

    İzmetçi: Hizmetçi.

    Irbık: Topraktan yapılan ümzüklü su kabı.

    Istar: Kilim dokunan tezgah.

    Isıran: Ocaktan kül almak için demirden yapılan alet.

    Irak: Uzak.

    İğlek: Hayvanların hastalıklısı, bakımsızı, zayıfı.

    Ingıl Çıngıl: Boncuk, Bujiteri vb.

    Işılamak: Parlamak.

    Irgın: Yorgun.

    Ivır Zıvır : Küçük önemsiz eşya.

    İspirte: Kiprit.

    İmece: Köylülerin yardımlaşarak toplu yaptıkları işçilik.

    İdare: Gaz ile yanan altı honi,üstü camsız,fitilli lamba.

    Islık: Sıklık.

    Iramak: Uzlaşma.

    – K –

    Kırkmak: Makasla kesmek.

    Karıye: Köy.

    Kepenek: Koyun yününden yapılan çoban giysisi.

    Keçe: Koyun yönünden yapılan sergi.

    Kuşak: Beyaz koyun yönünden örülen bel bağı.

    Köcek: Oyuncu.

    Kaynata: Kocanın babası.

    Kaynana: Kocanın annesi.

    Kırmandal: Tütün kurutmaya yarayan tezgâh.

    Kancık: Dişi.

    Külür: Mısır (Darı)’nın çekirdeklerini sardığı kısım.

    Külüstür: Çok eski.

    Koruk: Üzümün olgunlaşmayanı.

    Kesecek: Makas, bıçak.

    Köhün: Kargıdan veya hayıttan yapılan büyük sepet.

    Kupa: Su bardağı.

    Kep: Şapka.

    Kaba: Olgunlaşmamış, iri, cahil.

    Kapu: Kapı.

    Keerli: Kazançlı.

    Kere: Defa, kez.

    Kıt: Az.

    Kurdeşen: Allerji.

    Kızılayak: Düğünde yemekle taşıyan hizmet eden.

    Kabahat: Suç.

    Kalbur: Büyük gözenekli elek.

    Kancık: Dişi.

    Kamaa: Kaldırılmaz tek sıra dizilmesi.

    Katı: Sağlam.

    Katık: Ekmeğin yanındaki yiyecek.

    Keyifsiz: Hasta, iştahsız.

    Kil: Toprak çeşidi.

    Kültünk: Taş ağaç yarmaya yarayan alet.

    Küsme: Darılma.

    Köşek: Deve yavrusu.

    Kak: Erik,elma ve ayvanın dilimler halinde kurutulması.

    Karasaban: Öküzlerle çift sürmeye yarayan ağaç aygıt.

    Kasnak: Sofrada sini altına konan yuvarlak elek çerçevesi.

    Kor: Odunun yanmış fakat daha sönmemiş parçaları.

    Kulp: Tutulacak yer.

    Kaklık: Dağlarda, kayalardaki küçük su birikintilerine denir.

    Kıpçık: Çokhareketli, Yerinde duramayan.

    Kurnaz: Açıkgöz.

    Kopil: 5 ile 10yaş arası küçük erkek çocuk.

    Kızan: Aileden çocuklar.

    Kecek: Elbise, Giyicek.

    Kavul: Anlaşma, Sözleşme, Kavil.

    Kıt: Az.

    Kere: Defa.

    Küp: Topraktan yapılan ağzı geniş kab.

    Kumpir: Patates.

    Kaval: Ağaçtan yapılan uzun olan delikli nefesli çalgı.

    Kile: Buğday ölçülen 12-14 kilo alan kab.

    Kama: Ucu eğri ve sivri olan bıçak.

    Kepçe: Ağaçtan yapılan büyük kaşık.

    Kes: Buğday döküntüsü.

    Koşan: Koyun ve keçilerin sağıldığı yer.

    Kese: Bezden yapılan torba.

    Kuzluk: Koyun ve keçi yavrularının beklediği yer.

    Kalbır: Çok büyük gözenekli buğday eleği.

    Kımçı: Katır çiftinde katıra yürümesi için vurulan sopa.

    Kovuk: Ağaçların oyulmuş yeri.

    Keme: Fare.

    Kepez: Kadınların dastar altına giydikleri başlık.

    Kıyna: İnatçı.

    Küt: Keskin olmayan.

    Köşk: Balkonun yüksek bölümü.

    – L –

    Laf: Söz.

    Laf Ebesi: Çok laf bilen.

    Lüzger: Rüzgâr.

    Lata: Kalın tahta parçası.

    – M –

    Merilcen: Eylül ayındakı soğuk, sert, şiddetli rüzgâr.

    Murt: Mersin

    Mintan: Sırta giyilen kısa elbise.

    Mana Bulmak: Ayıplamak.

    Mezzet: Tellal ücreti.

    Mıh: Çivi.

    Mıy mıy etmek: Alınmak, hafif ağlamak.

    Mızıramak: Gözyaşı dökerek mırıltılı nazlanmak.

    Mahsul: Çiftçinin yetiştirdiği ürün.

    Melik: Saç örgüsü.

    Maşa: Kömür tutan demirden alet.

    Maar-Mıar: Çeşme.

    Mangöz: Ambarın küçüğü,tahtadan yapılmış kapaklı buğday kabı.

    Mera: Köyün otlak için kullanılan ortak malı.

    Merdek: Çam ağacından yapılan toprak evlerin düğerlerinin üzerinde bulunan ağaç.

    Mintan: Yelek.

    Mutaf: Yan duran kilim tezgâhı.

    Mıdıl: Çift sürerken hayvana yürümesi için kullanılan ucu çivili sopa.

    Mayışmak: Gevşemek.

    Milazım: Askeri rütbe. (Mülazım)

    Manaa: Kabahatli.

    -N-

    Nacap: Nasıl?

    Nadas: Toprağın sürülük biryıl bekletilmesi.

    Nışa: Nişa.

    Netcez: Ne Yapacağız?

    Nedecen?: Ne Yapacaksın?

    Neddin: Ne Yaptın?

    Ne Var-yok: Nasılsın gibi hal hatır sorma.

    Narasın: Yok olduğunu üzülerek söylemek.

    Nişleyon: Ne yapıyorsun?

    -O-Ö-

    Oba: Komşu

    Okka: Kilenin sekizde birini ifade eden ölçü kabı.

    Oban: Değirmenin su borusu.

    Okğa: Oldukça ağır avuç içinden biraz büyük taş. “400 dirhem.”

    Oluk: Ağaçtan yapılmış çeşme borusu.

    Örüm: Ekili Yer.

    Övendire: Öküz çiftinde öküzlerin yürümesi için kullanılan bir ucu sivri,hem de sabanın toprağının temizlenmesinde kullanılan diğer ucu yassı metal takılı sopa.(Mıdıl)

    Obaçana: Komşuya çok giden kişi

    Oklaç: Yufka açmaya yarayan silindirik ağaç parçası.

    Oku: Düğün davetiyesi

    Ölgün: Olgunlaşmış ekime hazır toprak.

    Örüm Bozumu: Mahsul’ün kaldırıldığı zaman.

    Ötebete: Küçük eşyalar

    Öte: Uzak.

    Örük: Hayvanı sikkeye bağlayan zincir.

    Ötebaşa kadar: Sonuna kadar.

    Örme: Harman döverken atların dizilerek kalın ve uzun iple bağlanması.

    Öndün: Geçen gün.

    -P-

    Peçe: Keçi kılından dokunan kumaş.

    Pak: Temiz.

    Pala: Eski bez parçası.

    Potur: Kıldan dokunan pantalon.

    Potin: Bot.

    Paldım: Eşeklerin semerinin ileri gitmemesini sağlayan arkadan bağlanan kayış.

    Pine: Golan dokumak için kurulan tezgâh.

    Peştemal: Kadınların önüne taktıkları yarım eteklik.

    Pardı: Toprak evlerin tavanına dizilen çam yarmaları.

    Payam: Badem.

    Palaz: Keklik Yavrusu.

    Poçu: Atkı, dolak.

    Paytar: Veteriner.

    Peşkir: Mendil.

    Paalı: Pahalı.

    Penir: Peynir.

    Rabaat: Rağbet.

    Raatlık: Rahatlık.

    -S-

    Sınaplı: Şeytanlı Yer.

    Seyil: Sahil.

    Seyitmek: Koşmak.

    Sele: Kargıdan veya hayıttan örülen orta boy sepet.

    Safa geldin: Hoş geldin.

    Sintireli: Sinirli.

    Secireli: Huysuz.

    Silbiş: Bebeklerin beşikte çişini yaptıkları toprak kab.

    Sibek: Bebeklerin beşikte çişini silbişe ulaşmasını sağlayan karğıdan yapılan boru.

    Semer: Eşşeklere binmek veya yük sarmak için deri, kamış keçe ve ağaçtan yapılan aygıt.

    Sini: Sofrada üzerine yemek tabakları konulan malzeme.

    Sayacak: Üzerine tencere konulan demirden yapılan alet, sacayak.

    Sefertası: Ağzı kapalı tencere.

    Söğen: Harım yapmada kullanılan bir ucu yere çakılan ağaç.

    Sındı: Makas.

    Saar: Tasdik etme anlamında ek.

    Sıyma: Kabuklarını temizlemek.

    Sancı: Ağrı.

    Semiz: Temiz, hastalıksız.

    Sıırtmaç: Sığırtmak (Öküz çobanı.)

    Serili: Yere sergi serilmesi.

    Serin: Sıcak olmayan.

    Sızıntı: Ağrı, suyun toprakta çıkması.

    Sökük: Elbisenin yırtık yeri.

    Sütsüz: Hayırsız.

    Susak: Ağaçtan yapılan su içmek için çeşme başlarına konan su kabı.

    Sındı: Makas, kesecek.

    Safa ırbık: Topraktan yapılan orta boy su kabı, genelde misafirlerin su içmesi için veya abdest alması için kullanılır.

    Sıyırtmaşçı: Köyün ineklerini, öküzlerini otlatan kişi.

    Sağan bakırı: Süt sağılan kab.

    Sağan: Süt

    Sülün: Uzun, zarif.

    Seren: Raf

    Sınıkçı: Kırık, çıkık işlerine bakan, olçum.

    Söbü: Enli, uzun, söbe.

    Samıt: Konuşamayan kişi.

    Sıyırmak: Temizlemek

    Sömürmek:Yiyeceği kaşıksız tabağından direk yemek.

    Savalamak: Uzaklaştırmak, defetmek.

    Sıvışmak: Usulce, sessizce kaybolmak.

    Sinavı: Kurnaz.

    Salmak: Bırakmak.

    Savul: Dağılma, vazgeçme.

    Sıybınmak: Sarılarak aşağıya inmek.

    Savak: Büyük arıktan küçük arıklara suyun dağıtıldığı yer

    Sırf: Devamlı.

    Şuul: Meşgul olmak.

    Şıllık: Ahlaksız uçarı kız.

    Şirlet: Şımarık.

    Şişek: İki yaşında küçük koyun.

    Şindi: Şimdi.

    Şööle: Şöyle.

    Şarşar: Gür ve sesli akmak.

    Şamar: Avuç içinle vurulan tokat.

    -T-

    Tacık: Yakın yer işareti.

    Tıkalı: Kapalı.

    Tılısım: Büyü.

    Tınaz: Buğday yığını.

    Tüüsüz: Tüyü olmayan.

    Taşyağı: Gaz.

    Toşur: Küçük iri anlamında.

    Tosba: Kaplumbağa.

    Tepelik: Başa giyilen süslemeli kadın giysisi.

    Tımar: Atın kıllarının temizlemesi ve atın masaj edilmesi.

    Turluk: Çoban çadırlarının üzerine örtülen koyun yününden yapılan örtü.

    Tozluk çorap: Koyun yününden örülen renkli çorap.

    Toy: Genç.

    Tecir: Pazar yeri.

    Tacir: Mal alıp satan seyyar esnaf.

    Tooz: Toz.

    Toy: Düğün.

    Tellal: İlan eden, halka duyuran

    Tas: Naylon veya metal bardak.

    Tuvalet: Apana, ayakyolu, hela, apteshane, kenef.

    Tokuç: Çamaşır yıkarken kirin iyi çıkması için çamaşıra vurulan ağaçtan yapılan aygıt.

    Tünek: Tavuk sığınağı.

    Tabla: Tahtadan yapılan sofrada üzerine tabak kaşık konan aygıt.

    Tengerek: Ağaçtan yapılan koyun yünü veya keçi kılından ip yapmaya yarayan aygıt.

    Tepit: Arpa ve buğday unundan yapılan köpek maması.

    Tokat: Cezalı hayvanların kapatıldığı yer.

    Tokatçı: Ovaları, evleri, bahçeleri bekleyen bekçi.

    Toğra: Yünden dokunan torba.

    Tırlak: Amel, ishal.

    Tıkırış: Gürültü çıkarmamak.

    Tırışcı: Yalancı.

    Toru: Genç ağaç fidanı (Çam, Ardıç).

    Tene: Buğday tanesi.

    Telbis: herkese karşı iyi görünmek isteyen yalancı.

    Ted: Köpeğe uzak dur anlamında.

    Tekelemek: Bakmak.

    Tak: Evlenmeden cinsel ilişkide bulunan kadın.

    Tarza: Tahra.

    Tek: Uslu.

    – U-Ü-

    Ufak: Küçük.

    Uçkur: Donun belde durmasını sağlayan ipten yapılan bağ.

    Uhraçana: Buğday ekmeği yaparken Yastacın üzerine konan unun kabı.

    Usul usul: Sessiz hareket etmek.

    Ufalama: İnceltme.

    Uramaz: Uğramak, hareket etmek.

    Upuzun: Çok uzun.

    Uzun oturmak: Yatarak durmak.

    Ümzük: Kabların ağzından ayrı açılan delik.

    Ünleme: Yüksek sesle seslenmek, bağırmak.

    Üyük: Tarihi şehir kalıntıları olan yüksekçe yer.

    -V-

    Voyn: Yakındaki kişiye seslenmek hitap etmek.

    Vıyn: Uzaktaki kişiye seslenmek. (hey anlamında).

    Velesbit: Bisiklet.

    Vınılamak: Havaya atılan maddenin ses çıkarma ölçüsü.

    Vakıt: Vakit.

    -Y-

    Yalık: Yağlık, mendil

    Yapağı: Baharda kesilen koyun tüyü.

    Yakım Yakmak: Başkası hakkında mani ve tekerleme söylemek.

    Yavhu: hayret etme anlamında ünlem.

    Yazmak : Yere sermek.

    Yayılmak : Hayvan otlaması.

    Yaa: Öyle mi?

    Yazma: Baş örtüsü çeşidi.

    Yaba: Harman döverken çeç savurmaya yarayan tahta aygıt.

    Yal: Hasta ve yavru köpeklere verilen çorba.

    Yalak: Köpeğin su içtiği yer.

    Ya’ar: Hayvan yarası, yağır.

    Yastaç: Üzerinde pişirilmeye hazır buğday ekmeği yazılan tahta aygıt.

    Yastık yamamak: Uzun süre hasta yatmak.

    Yeni: Hafif, Ağır olmayan yeğni.

    Yele: Atların boyunlarındaki uzun kıllar.

    Yığın: Buğday destelerinin çapraz olarak sıralanması.

    Yungu: Toprak evlerin üzerindeki geren toprağını sıkıştıran silindir biçimindeki taş.

    Yular: Eşşeği çekmek için başına bağlanan ip.

    Yumurtalık: Evleri yaparken yumurta koymak için duvarlara konan ırbık kabı.

    Yuluk: Lastik sapana taşın konulduğu yer, anası ölmüş oğlak ve kuzuları beslemeye yarayan emzik.

    Yün: Son baharda kesilen koyun tüyü.

    Yonga: odun parçası.

    Yoluk: Kızların yaramazı, şımarığı.

    Yavan: Tatsız.

    Yalabık: Parlak, yalbırak.

    Yumuruk: Yumruk.

    Yalınayak: Ayakkabısız.

    Yaar: Keskin dar, yamaç, sevgili, hayvan yarası.

    Yaslı: Ağlamaklı.

    Yatalak: Yatakta yatan hasta ayağa kalkmayan.

    Yayılmak: Hayvanların ot yemesi.

    -Z-

    Zaten: Yapılan işin tastiki için kullanılan edat.

    Zere: Buğday.

    Zapıramak: Hızlı koşmak.

    Zıbıdak: Çok ıslanmak.

    Zaamat: Zahmet.

    Zından: Hapis, karanlık.

    Zulum: Zulüm.

    http://www.niluferdagder.com/sozluk.htm için


  2. “Gabalak: Galdiriğe benzer bir bitki”
    G harfinde geçen yukarıdaki anlatımda bir hata olduğunu düşünüyorum.Şöyle kİ:
    Okuyucu GABALAK sözcüğünü zaten bilmiyor.Açıklamasında ise yine bilmediği GALDİRİĞE sözcüğü ile karşılık veriyorsunuz
    Bu konuda bir açıklama yaparsanız iyi olur.Böyle bir eleştiri yapıyorsam da bu çalışmanızdan dolayı sizi kutlarım.

    • okuz Says:

      Ben de bilmiyorum. Selamlar. Teşekkürler. Arslan

    • okuz Says:

      Mehmet Bey,
      Bu çalışmalar, sağda solda, çeşitli yarı amatör sitelerde bulunan derlemelerdir. Ben onları biraraya getirip bu konulara ilgi duyanlara şu fikri vermeye çalışıyorum: Bu konular araştırılmalıdır. Üzerinde çalışılmalı, bu hazineler bulunup, parlatılıp, yeniden hizmete sunulmalıdır. Dolayısıyla çalışmayı yapan arkadaşların eksiklikleri olabilir. Katkınız için teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.
      Arslan Küçükyıldız


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: