Fethiye

Şubat 9, 2009

— a —
abuu: çok, aşırılığı ifade etmek için ünlem sözü.
aba: çeket, abla, yağmurdan korunmak için koyun giysisi.
aboo: hayret etmek, şaşırmak.
ağınt: dikkatli olmak.
ala: alacalı.
ayazlık: evlerin bir köşesine inşa edilen soğuk yer.
asar: kale, hisar.
arğıç: göçte erzak ve yiyecek taşımak.
abanmak: yüklenmek.
anız: biçilen buğdayın tarlada kalan köklü sapı.
alavırt: su kabağından yapılan su kabı.
anay: evin salonu.
ambar: ağaçtan yapılan buğday gibi kuru bakliyat konulan yer.
alacık: çobanların evleri.
an: tarla sınırı.
alabacak: laf taşıyan, dedikoducu.
alan: uzak, arazi.
halata: alışmış.
aran: süt mamülü yiyecekler.
ağarantı: süt mamülleri.
apışmak: ayakları açmak.
ağdırmak:yukarı sürmek.
abcallamak: üstünden atlamak.

— b —

boba: baba
bağlama: üç telli sazdan küçükçalgı.
bozçalamak: hafif karıştırılarak az pişirmek.
böyün: bugün.
beşik: ağaçtan yapılan bebek yatağı.
bılla: kocanın kız kardeşi.
bizimoğlan: küçük erkek kardeş.
bostan: sebze.
barabar: beraber.
beri: yakın.
babıç: ayakkabı.
borda: burada.
birisi: bir şahıs,bir kişi
börülce: fasulye.
bakara: herhalde, gibi.
boyunduruk: çift süren öküzlerin sabanı çekmesi için boyunlarına takılan ağaçtan aygıt.
baça: bahçe.
basma: kumaş çeşidi.
biseel: biraz.
boduç: topraktan yapılan küçüksu kabı.
bisi: kedi.
böğelek: hayvanları sokan sinekten büyük böcek.
baldır: bacağın dizden yukarı bölümü.
bülük: küçük erkek çoçuğun erkeklik organı.
bızalamak: sığırın doğurması.
bağırmak: yüksek sesle seslenmek.
bide: bir defa daha anlamında.
biyol: bir defa.
böğülmek: yüzü koyun eğilmek, yatmak.
bıdırsadır: alçak sesle karşılıklı konuşmak.
bekitmek: 1. yüklemek,
2. yavaş ve etkili bir şekilde vurmak, bastırmak.
banmak: tadına bakmak.
bulamak: karıştırmak.
bıdırış: sessiz olmak.
bıdıramak: konuşmak.
beceviş: değiştirmek, aynı değerde eşya değişimi.
— c —
cıngırak: yere çakılan kazık üzerine yerleştirilen uzun ağaç. iki tarafına binilerek döndürülür.
cura: telli sazın küçüğü şeklinde çalgı aleti.
cibi: tavuk ya da kuş yavrusu.
celep: hayvan tüccarı.
cereme: zarar etme, fazladan masraf etme, zarar ziyan
cırlak: boşyere gereksiz konuşmak.
cozutmak: saçmalamak, bunamak, mantıksız işler yapmak.
cıbıldak: soyunuk şekilde.
cıngar çıkarmak: olay, yada kavga çıkarmak.
cüdde: vucüt.
caillik: cahillik.
cuvap: cevap.
— ç —
çörten boğazı: çörtenlilerin boğaz havası.
çökelek: peynir çeşiti, “deri peyniri”.
çilte: oturmak için yapılan küçük yer döşeği.
çakı: küçük bıçak.
çatma: harman zamanı.
çomak: bir metreden kısa ince uzun odun.
çıkı: 1. ağızı lastikli bez torba 2. ekmek sarılan bez parçası.
çeç: dövülen fakat ayıklanmamış buğday harmanı.
çarık: hayvan derisi ve lastikten yapılan ayakkabı.
çapıttan: eski bez parçalarından dokunan yazgı.
çulhalık: çul dokunan taraklı tezgah.
çul: keçi kılından dokunan yazgı.
çaal: çakıl.
çatmak: 1. birleştirmek.
2. kavga etmek için sataşmak.
çepgen: mintan içine giyilen giysi.
çınga: çinko.
çuhadirlik: dize kadar olan, pantalon şeklinde giysi.
çaşır: siyah koyun yününden yapılan pantalona benzeyen giysi.
çorap takka: örgü iple yapılan şapka.
çücük: buğday tohumunun fisillemesi.
çiltim: üzüm salkımının parçası.
çan: metalden yapılan ve hayvanların boynuna takılan ses çıkaran alet.
çiğin: omuz.
çer: ticaretin takası, trampa.
çilbir: hayvanın başına takılan yuların ipi.
çermenmek: kadınların eteklerini beline dolaması.
— d —
daa: uzaktaki yer tarifi.
dembel: tembel.
dünne: dünya.
dont: esenkoy’ün eski adı
daramantoz: dağınık parçalanmış,talaman yoz..
değidi de: şaşırmak anlamını ifade eden ünlem.
dabıyat: huy.
dınnak: çok çok az.
dınnaçık: olabildiğince az.
dılcık: aklı havada, haylaz kız.
döğümlük: sabır.
dimi: lastikli pantolona benzeyen giysi.
dam: ev, cezaevi.
depmek: bastırarak doldurmak .
darı: mısır
doru: atın genç olanı.
duroo: dur bekle anlamında ünlem.
deyoor: söylüyor anlamında ünlem.
dipli: eski, köklü.
döğen: harman döverken hayvanların çektikleri üstü ağaç, altı çakmak taşı olan aygıt.
dıvan: yemek pişirmeye yarayan tek kollu tencere, “tava”
düğer: toprak evlerin çatısına boydan boya konulan ağaç.
dıka: toprak kapların ağızlarını kapamaya yarayan ağaçtan yapılan veya çam kozağından kapak.
deştimen: muhtarın hizmetindeki köy bekçisi.
döndüreç: 1. saç ekmeğini pişirirken döndürmeye yarayan ağaçtan yapılan aygıt.
2. ip eyirmeye yarayan ağaçtan yapılan aygıt.
dönüm:1000 m2 alanlı toprak.
dikelmek: ayakta durmak.
değmek: dokunmak.
dürge: saçta yapılmış iki adet yufka ekmeğinin katlanmış şekli.
dastar: özel olarak dokunan yöresel baş örtüsü.
dibek: iri tuz ve baharatları ezme işinde kullanılan kap.
dağarcık: deriden yapılan içine ekmek türü yiyecek konan torba
dıllanmak: sallanmak
dengilmek: otururarak hafif yan yatmak
dul: 1. eşinden boşanmış yada eşi ölmüş kişi
2. evin arka ve yan dış duvarın dibi
duşaklamak: hayvanların ön ayaklarının birbirine iple bağlanması.
diremlemek: kapıyı içeriden sağlamca kilitlemek.
dangıramak: yüksek sesle kalın ve zevksiz konuşmak.
dürm: su içmeye davet anlamında çağrı ünlemi
dakmak: bağlamak.
dıkım: bir parça ya da, bir lokma yiyecek.
dımınmak: çömelerek bekleme.
dıkamak: kapamak.
dinmek: vazgeçmek, bırakmak
da bısene: geçen yıl
— e —
ellik: ekin biçerken parmaklara takılan ağaçtan yapılmış aygıt.
eğnel:ekin biçerken iznenen yol.
enik: köpek yavrusu.
ellikleşmek: ekin biçerken birlikte ahenk içinde folklorik şekilde ekin biçmeleri.
evlek: bir dönümün dörte biri, yani 250 m2 toprak parçası.
enek: kısır hayvan.
eyer:atın sırtına konan oturmaya yarayan semer.
emme: ” ama ” anlamında kullanılır.
elti: kocanın erkek kardeşinin karısı.
emik: omurilik, beyin.
ekin: buğday,arpa ekili yer.
eren: ermiş,evliyaların mezarlarının konulduğu yer.
eyi: iyi.
elek: unu elemeye ve başka bir malzemeyi ayırmaya yarayan gözenekli süzgeç.
el: yabancı, akraba olmayan.
entari: üç eteğin altına giyilen ince elbise.
eğrek: koyun ve keçilerin dinlendiği taş ağaç dipleri.
ece: ağabey.
efem: kadınlar kocalarının kardeşine derler.
ebe: 1.nene 2.doğum yaptıran.
eğirmek: örmek, birleştirmek.
enneme: mantar türü.
eltmek: götürmek, taşımak.
evmek: acele etmek.
eyef: ağaç dalı yaşken halka haline getirilip biçilen ekin
destesini çekerken iple sıkıştırmaya yarayan alet.
eneme: kısırlaştırmak.
ergen: genç.
eşme: bir yeri eşmek.
— f —
falaka: çift süren hayvanların boyunlarına geçirilen. hamıtlarla zencirinin sabana takılmasına yarayan ağaçtan aygıt.
fıçı: bidon.
fistan: basmadan yapılan kadın elbisesi.
fıydırmak: elle uzağa atmak.
fakır: fakir, fukara.
fena: kötü.
fendi: oyun kuralı.
— g —
gatmar: yufkadan yapılan saç böreği.
garga: karga.
gam: üzüntü.
gara: kara.
gayda: müzik aletinde düzen.
gebe: hamile
gevşek: sıkılmamış.
gidi: tasdik için takı.
gırla: hızlı, toplu hareket etmek.
gidişmek: kaşınmak.
girişme: işe başlama.
gök: mavi , gökyüzü.
gömek: koyu, sakız gibi sıvı.
gursak: boğaz.
gücük: küçük.
gücüle: şimdi.
geriz: suyun getirildiği sıvalı yol.
göynüm: gönlüm.
gümül: buğday destelerinin üst üste konması, susam demeti.
geren: toprak evlerin üzerine dökülen su geçirmez toprak.
gebiz: verimsiz toprak.
gebre: atın tüylerini silmeye yarayan aygıt.
gene: bir daha.
geloru: gelebilir.
geliboturu: geliyor.
gatıyan: asla
gök: 1. mavi,
2. bitkilerin meyvalarının olgunlaşmayanı yeşili,
3. gökyüzü
görümce: kocanın kız kardeşi.
gözel: güzel.
golan: yünden örülerek yapılan ip.
gem: at ve katırların ağızlarına kontrol etmek için kullanılan demir ağızlık.
geyin: onun için anlamında ünlem.
güyüm: topraktan yapılan büyükçe su kabı.

güveç: topraktan yapılan tabak şeklinde kab.
görek: anahtar.
geven: yaylalarda olan bitki türü
gacara: gürültü çıkaran ufak çocuk.
ganera: görgüsüz yiyici.
gocunmak: suçlu olduğunu hissetmek.
geviş getirmek: çiğnemek.
göynek: atlet.
gavaracı: boş ve gürültülü konuşan.
gulyat: ağır hareket eden üşengeç insan.
gıymana: kadınların başlarına örtülen süslü yöresel dastarın örtünme çeşidi.
gatmak: doldurmak.
göde: kısa şişman.
gunnamak: eşeğin doğurması.
gocili: yakın arkadaş.
geremek: kapamak.
ganırmak: eğerek, zorlayarak kırmak.
gıran: salgın hastalık,kenar
güverti: yeşillik, havlu.
garanı: karanlık.
gulin: atın yavrusu.
garez: kin.
— h —
heybe: kıl veya yünden örülen iki gözlü ağzı açık torba.
havıt: devenin üzerine oturmak ya da eşya sarmak için yapılan semer.
hatap ağacı: deve havıdının ağaçları.
hindi: 1. şimdi 2. tavukgillerden kümes hayvanı.

hı: al buyur anlamında davet sözü.
hadibakan: hadi göreyim.
hani: nerede?
hende: o, şu bu anlamında işaret zamiri.
haa: evet anlamında ünlem.
hasıl: buğday veya arpanın olgunlaşmadan yeşil olarak biçileni.
husa: dert, tasa.
harman: buğdayın dövülmek için toplanması.
hiyye: öyle, evet anlamında onay sözü.
holuz: buğday elemeye yarayan büyük gözenekli elek.
hırka: kazak.
holluk: tavukların yumurtlama yeri, “folluk”.
harım: bahçenin etrafına çalıdan örülen çit
hergeleci: köyün hayvanlarını otlatan sıyırtmaçı (öküzcü) nün yardımcısı olan yavru hayvanları otlatan.
honu: su kabı
hadi: haydi.
halva: helva.
ham: olgunlaşmamış.
hangı: hangi.
haranı: büyük tencere.
hele: öylemi sorusu.
hısım: akraba.
hoppala: olurmu şimdi?
halal: helal.
hatır: itibar.
hepten: topyekün.
hırlama: köpeğin saldırı öncesi sesi.
hodul: kalın, kaba.
hoşbeş: sohbet
höşmerim: süt kaymağından yapılan yiyecek.
harar: kıldan dokunan saman koymaya yarayan büyük çuval.
hasır: kamıştan örülen yazgı.
hışılamak: hafifce ince ses çıkarmak, hafif tazyikli ince akan su sesi.
höle: şöyle.
hora: şurası.
hötte: orası.
halıberi: idare eder anlamında söz.
höteki: o anlamında.
hiye: evet.
hunevi: yoksul ev, dağınık ev.
— i — i —
innak: biraz.
innacık: birazcık.
iradıya: radyo.
ilıca: kaplıca.
ilıcacık: sıcacık.
irgat:tarım işlerinde çalıştırılan amele, günlük işçi.
içgeçiği: amel, ishal olmak.
icar: toprak kirası.
iskemle: sandalye.
iğdiş: hadım edilen (kısırlaştırılan) deve ve at
irham: yünden dokunan kumaş.
ilik: 1. düğme 2. kemik içindeki sıvı.
ini: kocanın erkek kardeşi.
ihicik: işte anlamında.
iilik: iyilik.
ilik: düğme.
ilkin: ilk defa, önce, ilkönce.
işlemek: çalışmak.
izmetçi: hizmetçi.
irbık: topraktan yapılan ümzüklü su kabı.
istar: kilim dokunan tezgah.
isıran: ocaktan kül almak için demirden yapılan alet.
irak: uzak.
iğlek: hayvanların hastalıklısı, bakımsızı, zayıfı.
ingıl çıngıl: boncuk, bujiteri vb.
işılamak: parlamak.
irgın: yorgun.
ivır zıvır : küçük önemsiz eşya.
ispirte: kiprit.
imece: köylülerin yardımlaşarak toplu yaptıkları işçilik.
idare: gaz ile yanan altı honi,üstü camsız,fitilli lamba.
islık: sıklık.
iramak: uzlaşma.
– k –
kırkmak: makasla kesmek.
karıye: köy.
kepenek: koyun yününden yapılan çoban giysisi.
keçe: koyun yönünden yapılan sergi.
kuşak: beyaz koyun yönünden örülen bel bağı.
köcek: oyuncu.
kaynata: kocanın babası.
kaynana: kocanın annesi.
kırmandal: tütün kurutmaya yarayan tezgâh.
kancık: dişi.
külür: mısır (darı)’nın çekirdeklerini sardığı kısım.
külüstür: çok eski.
koruk: üzümün olgunlaşmayanı.
kesecek: makas, bıçak.
köhün: kargıdan veya hayıttan yapılan büyük sepet.
kupa: su bardağı.
kep: şapka.
kaba: olgunlaşmamış, iri, cahil.
kapu: kapı.
keerli: kazançlı.
kere: defa, kez.
kıt: az.
kurdeşen: allerji.
kızılayak: düğünde yemekle taşıyan hizmet eden.
kabahat: suç.
kalbur: büyük gözenekli elek.
kancık: dişi.
kamaa: kaldırılmaz tek sıra dizilmesi.
katı: sağlam.
katık: ekmeğin yanındaki yiyecek.
keyifsiz: hasta, iştahsız.
kil: toprak çeşidi.
kültünk: taş ağaç yarmaya yarayan alet.
küsme: darılma.
köşek: deve yavrusu.
kak: erik,elma ve ayvanın dilimler halinde kurutulması.
karasaban: öküzlerle çift sürmeye yarayan ağaç aygıt.
kasnak: sofrada sini altına konan yuvarlak elek çerçevesi.
kor: odunun yanmış fakat daha sönmemiş parçaları.
kulp: tutulacak yer.
kaklık: dağlarda, kayalardaki küçük su birikintilerine denir.
kıpçık: çokhareketli, yerinde duramayan.
kurnaz: açıkgöz.
kopil: 5 ile 10yaş arası küçük erkek çocuk.
kızan: aileden çocuklar.
kecek: elbise, giyicek.
kavul: anlaşma, sözleşme, kavil.
kıt: az.
kere: defa.
küp: topraktan yapılan ağzı geniş kab.
kumpir: patates.
kaval: ağaçtan yapılan uzun olan delikli nefesli çalgı.
kile: buğday ölçülen 12-14 kilo alan kab.
kama: ucu eğri ve sivri olan bıçak.
kepçe: ağaçtan yapılan büyük kaşık.
kes: buğday döküntüsü.
koşan: koyun ve keçilerin sağıldığı yer.
kese: bezden yapılan torba.
kuzluk: koyun ve keçi yavrularının beklediği yer.
kalbır: çok büyük gözenekli buğday eleği.
kımçı: katır çiftinde katıra yürümesi için vurulan sopa.
kovuk: ağaçların oyulmuş yeri.
keme: fare.
kepez: kadınların dastar altına giydikleri başlık.
kıyna: inatçı.
küt: keskin olmayan.
köşk: balkonun yüksek bölümü.
– l –
laf: söz.
laf ebesi: çok laf bilen.
lüzger: rüzgâr.
lata: kalın tahta parçası.
– m –
merilcen: eylül ayındakı soğuk, sert, şiddetli rüzgâr.
murt: mersin
mintan: sırta giyilen kısa elbise.
mana bulmak: ayıplamak.
mezzet: tellal ücreti.
mıh: çivi.
mıy mıy etmek: alınmak, hafif ağlamak.
mızıramak: gözyaşı dökerek mırıltılı nazlanmak.
mahsul: çiftçinin yetiştirdiği ürün.
melik: saç örgüsü.
maşa: kömür tutan demirden alet.
maar-mıar: çeşme.
mangöz: ambarın küçüğü,tahtadan yapılmış kapaklı buğday kabı.
mera: köyün otlak için kullanılan ortak malı.
merdek: çam ağacından yapılan toprak evlerin düğerlerinin üzerinde bulunan ağaç.
mintan: yelek.
mutaf: yan duran kilim tezgâhı.
mıdıl: çift sürerken hayvana yürümesi için kullanılan ucu çivili sopa.
mayışmak: gevşemek.
milazım: askeri rütbe. (mülazım)
manaa: kabahatli.
-n-
nacap: nasıl?
nadas: toprağın sürülük biryıl bekletilmesi.
nışa: nişa.
netcez: ne yapacağız?
nedecen?: ne yapacaksın?
neddin: ne yaptın?
ne var-yok: nasılsın gibi hal hatır sorma.
narasın: yok olduğunu üzülerek söylemek.
nişleyon: ne yapıyorsun?
-o-ö-
oba: komşu
okka: kilenin sekizde birini ifade eden ölçü kabı.
oban: değirmenin su borusu.
okğa: oldukça ağır avuç içinden biraz büyük taş. “400 dirhem.”
oluk: ağaçtan yapılmış çeşme borusu.
örüm: ekili yer.
övendire: öküz çiftinde öküzlerin yürümesi için kullanılan bir ucu sivri,hem de sabanın toprağının temizlenmesinde kullanılan diğer ucu yassı metal takılı sopa.(mıdıl)
obaçana: komşuya çok giden kişi
oklaç: yufka açmaya yarayan silindirik ağaç parçası.
oku: düğün davetiyesi
ölgün: olgunlaşmış ekime hazır toprak.
örüm bozumu: mahsul’ün kaldırıldığı zaman.
ötebete: küçük eşyalar
öte: uzak.
örük: hayvanı sikkeye bağlayan zincir.
ötebaşa kadar: sonuna kadar.
örme: harman döverken atların dizilerek kalın ve uzun iple bağlanması.
öndün: geçen gün.
-p-
peçe: keçi kılından dokunan kumaş.
pak: temiz.
pala: eski bez parçası.
potur: kıldan dokunan pantalon.
potin: bot.
paldım: eşeklerin semerinin ileri gitmemesini sağlayan arkadan bağlanan kayış.
pine: golan dokumak için kurulan tezgâh.
peştemal: kadınların önüne taktıkları yarım eteklik.
pardı: toprak evlerin tavanına dizilen çam yarmaları.
payam: badem.
palaz: keklik yavrusu.
poçu: atkı, dolak.
paytar: veteriner.
peşkir: mendil.
paalı: pahalı.
penir: peynir.
rabaat: rağbet.
raatlık: rahatlık.
-s-
sınaplı: şeytanlı yer.
seyil: sahil.
seyitmek: koşmak.
sele: kargıdan veya hayıttan örülen orta boy sepet.
safa geldin: hoş geldin.
sintireli: sinirli.
secireli: huysuz.
silbiş: bebeklerin beşikte çişini yaptıkları toprak kab.
sibek: bebeklerin beşikte çişini silbişe ulaşmasını sağlayan karğıdan yapılan boru.
semer: eşşeklere binmek veya yük sarmak için deri, kamış keçe ve ağaçtan yapılan aygıt.
sini: sofrada üzerine yemek tabakları konulan malzeme.
sayacak: üzerine tencere konulan demirden yapılan alet, sacayak.
sefertası: ağzı kapalı tencere.
söğen: harım yapmada kullanılan bir ucu yere çakılan ağaç.
sındı: makas.
saar: tasdik etme anlamında ek.
sıyma: kabuklarını temizlemek.
sancı: ağrı.
semiz: temiz, hastalıksız.
sıırtmaç: sığırtmak (öküz çobanı.)
serili: yere sergi serilmesi.
serin: sıcak olmayan.
sızıntı: ağrı, suyun toprakta çıkması.
sökük: elbisenin yırtık yeri.
sütsüz: hayırsız.
susak: ağaçtan yapılan su içmek için çeşme başlarına konan su kabı.
sındı: makas, kesecek.
safa ırbık: topraktan yapılan orta boy su kabı, genelde misafirlerin su içmesi için veya abdest alması için kullanılır.
sıyırtmaşçı: köyün ineklerini, öküzlerini otlatan kişi.
sağan bakırı: süt sağılan kab.
sağan: süt
sülün: uzun, zarif.
seren: raf
sınıkçı: kırık, çıkık işlerine bakan, olçum.
söbü: enli, uzun, söbe.
samıt: konuşamayan kişi.
sıyırmak: temizlemek
sömürmek:yiyeceği kaşıksız tabağından direk yemek.
savalamak: uzaklaştırmak, defetmek.
sıvışmak: usulce, sessizce kaybolmak.
sinavı: kurnaz.
salmak: bırakmak.
savul: dağılma, vazgeçme.
sıybınmak: sarılarak aşağıya inmek.
savak: büyük arıktan küçük arıklara suyun dağıtıldığı yer
sırf: devamlı.
şuul: meşgul olmak.
şıllık: ahlaksız uçarı kız.
şirlet: şımarık.
şişek: iki yaşında küçük koyun.
şindi: şimdi.
şööle: şöyle.
şarşar: gür ve sesli akmak.
şamar: avuç içinle vurulan tokat.
-t-
tacık: yakın yer işareti.
tıkalı: kapalı.
tılısım: büyü.
tınaz: buğday yığını.
tüüsüz: tüyü olmayan.
taşyağı: gaz.
toşur: küçük iri anlamında.
tosba: kaplumbağa.
tepelik: başa giyilen süslemeli kadın giysisi.
tımar: atın kıllarının temizlemesi ve atın masaj edilmesi.
turluk: çoban çadırlarının üzerine örtülen koyun yününden yapılan örtü.
tozluk çorap: koyun yününden örülen renkli çorap.
toy: genç.
tecir: pazar yeri.
tacir: mal alıp satan seyyar esnaf.
tooz: toz.
toy: düğün.
tellal: ilan eden, halka duyuran
tas: naylon veya metal bardak.
tuvalet: apana, ayakyolu, hela, apteshane, kenef.
tokuç: çamaşır yıkarken kirin iyi çıkması için çamaşıra vurulan ağaçtan yapılan aygıt.
tünek: tavuk sığınağı.
tabla: tahtadan yapılan sofrada üzerine tabak kaşık konan aygıt.
tengerek: ağaçtan yapılan koyun yünü veya keçi kılından ip yapmaya yarayan aygıt.
tepit: arpa ve buğday unundan yapılan köpek maması.
tokat: cezalı hayvanların kapatıldığı yer.
tokatçı: ovaları, evleri, bahçeleri bekleyen bekçi.
toğra: yünden dokunan torba.
tırlak: amel, ishal.
tıkırış: gürültü çıkarmamak.
tırışcı: yalancı.
toru: genç ağaç fidanı (çam, ardıç).
tene: buğday tanesi.
telbis: herkese karşı iyi görünmek isteyen yalancı.
ted: köpeğe uzak dur anlamında.
tekelemek: bakmak.
tak: evlenmeden cinsel ilişkide bulunan kadın.
tarza: tahra.
tek: uslu.
– u-ü-
ufak: küçük.
uçkur: donun belde durmasını sağlayan ipten yapılan bağ.
uhraçana: buğday ekmeği yaparken yastacın üzerine konan unun kabı.
usul usul: sessiz hareket etmek.
ufalama: inceltme.
uramaz: uğramak, hareket etmek.
upuzun: çok uzun.
uzun oturmak: yatarak durmak.
ümzük: kabların ağzından ayrı açılan delik.
ünleme: yüksek sesle seslenmek, bağırmak.
üyük: tarihi şehir kalıntıları olan yüksekçe yer.
-v-
voyn: yakındaki kişiye seslenmek hitap etmek.
vıyn: uzaktaki kişiye seslenmek. (hey anlamında).
velesbit: bisiklet.
vınılamak: havaya atılan maddenin ses çıkarma ölçüsü.

gibi bir yörük sözlüğüne sahip, yerli halktan olmayanların zor anlayacakları bir dilleri ve şiveleri olan aslında öztürkçeyi en güzel kullanan insanların olduğu yerdir

http://www.yildizsozluk.com/sozluk.php?do=word&q=fethiye

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: