Archive for the 'Nevruz' Category

Oğlak Oyunu

Haziran 6, 2008

Oğlak oyunu Türkmen’in milli oyunudur. Eskiden atalarımız savaşa hazırlık olarak oynarlarmış. En az 50 at ile oynanır, bu sayı 500 kadar da olur. Oğlak oyunu kışın oynanır, sıcak da oğlak oyunu oynanmaz. At üstünde oğlak oyunu’nu oynayana pehlivan veya Çapandozdenilir. Bu kişi oğlak oyununu oynayabilecek güç kuvvete sahip ve iyi binici olması gerekir.

Oğlak oyunu’nu Türkmenler genellikle bayramlarda, düğünlerde ve belli at sayısı bulunduktan sonra oynanır. Özellikle sünnet (sünnet düğününü yapan zengin ise) düğünlerinde Türkmenlerin yaşamış oldukları vilayetlere düğün sahipleri tarafından davetiyeler gönderilerek büyük bir organizasyonla en az üç gün oğlak oyunu oynanır. Düğün sahipleri tarafından oğlak oyunu’nu kazananlara büyük hediyeler (para, altın ve çeşitli hediyeler) verilir. Her vilayet’ten gelen oyuncuların olması ile birlikte büyük çekişme içersinde oynanır. Büyük düğünlerde yapılan oğlak oyunu’na bakan, milletvekili, vali gibi devlet erkanları da iştirak eder.

Oğlak Oyunu’na hazırlık;
“Oğlak” keçi yavrusuna denilir. Oğlak oyunu avlanmak ve avı almak demektir. Bu oyun Afganistan Türkmenlerine has oyun olup daha sonraları Afganistan’ın milli oyunu haline gelmiştir. Oğlak oyunu at ile oynanır. Bu oyun için en iyi cins ve güçlü 9 ile yukarısı yaşlarında genç atlar seçilerek yetiştirilir. Çünkü bu oyuna herhangi bir güçsüz ve yetiştirilemeyen at oğlak oyununu oynayamaz. Bu yüzden en az bir sene tecrübeli at seyis tarafından genç ve güçlü atlar yumuşak, düz, etrafı temiz kum olan yerde bağlanılır. Seyis, atın yemini, miktarını ve özellikle gün içersinde ne zaman yemi vereceğini iyi bilmesi gerekir. Atın kilo almasına ve kilo vermesine azami dikkat eder. At yedikleriyle daima enerji depolar ve güçlenir.

Mevsimin ilk baharında erkek at yeni doğan taylı yavrusu olan dişi güzel cinsli at ile çiftleştirilir. Bu çiftleşme hafta da bir kez olmak üzere üç veya dört defa olur. Bundan sonra erkek at bozkırların en temiz otlu yerine bağlanılır ve burada yaklaşık bir ay veya bir buçuk ay kalır. Üstü daima açık tutulur. Hava çok soğuk olduğu zaman bastırık (örtü) ile üstü kapalı tutulur. Havaların sıcak olması birlikte erkek at meydan yerden alınarak eve getirilir ve yerine bağlanılır. Havalar soğuk oluncaya kadar binilmez, yürütülmez, yumuşak yere ve uzun ipe bağlanılır. Yazın bol bol karpuz, yorunca otu ve diğer temiz yaş ot verilir. Gece atın üstü hafif örtüsü ile örtülür ve sıcak havalarda da güneş çarpmaması için örtüsü alınmaz. Sıcak havada bağlı olduğu yerde hiçbir yere götürülmeden bağlı kalır, ilkindi vakti üç saatlik zamanda atın üstü açılır ve temizlenilir. Eylül ayının 15’inde veya sonbaharın ortalarında at bağlı olduğu yerden ilk günde on adım gezdirilir. Daha sonraları günden güne adımlar arttırılır ve uzaklara götürülür. İlk beş güne kadar atın üstüne binilmez gezdirilir. Çünkü çalışmanın kademeli olması gerekir. Beşinci günden itibaren atın üstüne binilerek günden güne uzak yerlere götürülür. 20 ile 25 gün devam edilir. 26’ıncı gün at meydan yerde bir kilometre koşu yaptırılır. Bu koşuya “atın koltuğunu açma” denilir. Artık at oğlak oyunu’na hazır hale gelmiştir. At oğlak oyunu’na özel eyer ve örtüler kuşandırılarak sokulur.

Oyun Kuralları ;
İki yaşını dolduran buzağı bir gün önceden kesilerek kafası, iç organları alınır. İç organları alındıktan sonra yerine saman tıkılarak diğer etleri elenmemek üzere bir gece ayazda asılı bırakılır. Sabahleyin asıldığı yerden alınarak avlak oyununun oynanacağı alana getirilir.
Oyunun oynanacağı meydanda önce 10 – 15 metre kare daire çizilir ve içine saman atılır. Bu daire alanına “cür” denir. Cürden 500 ile 600 metre ilerde bir bayrak dikilir. Yüzlerce, binlerce seyirci iştirak eder. Her bölgeden gelen Türkmen, atı ve Çopandozu (oğlak oyununu oynayan) ile oğlak oyununun yapılacağı alana gelir. Aksakallılar ve ileri gelenler Çardak dedikleri oturum yerde yerini alır. Ortaya hakem heyeti seçilir. Hakemler, oğlak oyununun kuralına göre oynanmasına dikkat ederler. Ayrıca “Bargı” denilen çeşitli hediyeler (para, altın, halı ve tüfek) hazır edilir.


Çopandozlar, atlarına binerek çardak deki oturma yerinde bulunan aksakallılardan pata (dua) aldıktan sonra oyun yeri olan cürün yanına varırlar. Hakem tarafından carçıya (tellal) bağırttırılır. “oğlağı cürden bayrağa götürene filanca hediye “ denildikten sonra oğlak oyunu başlar. Çapondozlar, at üstünden cür içersinde (daire alan) bulunan öceği (buzağı) almaya çalışırlar. Öceği yerden kapan çapondoz “heyt” diyerekten nara atmasıyla birlikte bayrağa doğru atını son hızla koşturmaya başlar, ama diğer çopandozlarda öceği kaptırmamak için arkadan asılırlar. Cürden bayrağa götüren çopandoza hakem huzurunda bargıcı (hediyelerden sorumlu kişi) tarafından hediyesi verilir. “Carçı” denilen tellal bu çapondozun ismini ve atın sahibinin ismini tutarak hediyeyi aldığını bağırarak ilan eder. Oğlak oyunu bayrak’tan cür dairesine ve cür dairesinden bayrağa götürmeler ile devam eder.

Oğlak oyununu oynayan Çapondozların başında sümmen denilen kuzu tüyünden yapılmış Türkmen telpeki ve ayaklarında özel ayakkabıları olan Adik ve cübbe giyilerek oynanır. Bu oyunu herkes oynayamaz ve çok tehlikeli bir oyundur. Adeta bir savaşı andırır, ölümler, yaralanmalar, attan düşmeler olur. Oğlak, Türkmen’in milli oyunudur. Ahir oğlak adı verilen final nitelikteki en son oyunda büyük hediye verilir ve dualarla son bulur.
Türkmen’in milli oyunu olan oğlak Afganistan’ın diğer bölgelerinde de daha sonraları oynanmaya başlanmıştır. Oğlak oyununa Afganistan’da buzkeşi de denilir.

__________________
Belimizde kilicimiz Kirmani,
Tasi deler mizragimin temreni.
Hakkimizda devlet etmis fermani,
Ferman padisahin,daglar bizimdir.

afsharkizi is offline  

Bulanık

Mayıs 8, 2007

İLCEMİZDE NOYRUZ (NEVRUZ)

KUTLAMALARI

Nevruz denilince ilk aklımıza gelen mevsim değişikliğidir. Yani baharın geldiğinin bir habercisidir şeklinde düşünülür. Bulundukları yörenin özelliklerine göre isimler almışlardır. Toprağın uyanması, atların kişnemesi gibi.

Kutatko Bilikten Kaşgarlı Mahmuda kadar tüm coğrafyalarda baharın gelişini kutlama için yapılan eğlenceli şölenlerdir. Türk dünyasında ise Çin Seddi’nden, Adriyatik’e oradan balkanlara kadar geniş bir coğrafyada, her yıl kutlanmaktadır. Yöremiz de bazı yörelerin nevruzlarına benzerlik gösterse de Anadolu da ki nevruz kutlamaları ile aynıdır. Örneğin helva pişirilerek konu komşuya dağıtılır( GAPI PUSMA) ya da (BACA BACA ) dolaşarak dinlenilmesi bir adettir. Gençler de geceleri otları toplayarak yakma, tulum çalma, mahnı ve türkü söylüyerek karşılıklı atışmalar yaparlar.

Nevruz yöremizde kara ÇERÇENBE olarak bilinir Mart ayının ilk çarşambası olan bu günde çeşitli eğlenceler yörenin kendi kayış ve tekme atma oyunları oynanır. Son gün ise AHIR ÇERÇENBE dir. Bu iki ÇERCENBE arası mezarlıklar ziyaret edilir erkekler fatiha kadınlar kuranı kerim okurlar. Çeşitli dualar edilir.

Nevruzdan bir gün önce kapı kapı veya baca baca dolaşılarak suda pişirilmiş ve çeşitli renklerle süslenmiş yumurtalar dağıtılır. Çocuklarda bu arada mahnı ve türküler söylerler akşama doğru mahalleden , gırçlar,otlar çalı çırpı toplanarak damların üstün de açık alanlarda yakılır. Toplu veya tek tek üzerinden atlanır, uzun tuman ya da şalvarların yanmaması için özen gösterilir. Bazen bazen ucuz kahramanlık yapanlar çıkıp şalvar ve tumanlarını yakanlarda olmuyor değil. Bu konuda dikkat etmek gerekir. Şalvar yanarsa sen seyir et

Geceye doğru gençler iple bağladıkları mendil Çorap veya belindeki şalı bacadan aşağı sarkıtırlar kafasını bacadan ya da pencereden uzatan genç şöyle bir dize ile içeriye doğru seslenir. VERENİN OĞLU OLSUN VERMİYENİN KIZI OLSUN, ev sahipleri bunların kimler tarafından yapıldığını tahmin etmede geç kalmazlar ve hoşgörülü olmaya hazırdırlar. Sallanan ipin ucunda şala veya çoraba mendile çeşitli hediyeler. Konulur. Bazı dileklerde yazılarak iliştirilir torbayı yukarı çeken gençler hediyelerine kavuşup sevinç içinde başka bir malikâneye giderler o gece kaç yere giderlerse o kadar çok hediye sahibi olmuş olarak ayrılırlar ertesi günü bunu zula yerlerde saklarlar çoraba iliştirilen dileklerde o ev de kız varsa bu kızın nişanlanmaya niyeti var şeklinde yorumlanır. Bacaya giden genç bu kızın bende gönlü vardır düşüncesine kapılır uzaktan bazen ona işmar eder.(eğer cesareti varsa)

Nevruz günü çeşitli yemekler yapılır. 7 çeşit çerez alınır yemekler yenilir eğlenceler düzenlenir. Böylece nevruzun gelişi kutlanır.

Yurdumuzun çeşitli yörelerinde bunlara benzer konumda kutlamalar yapılır. Tüm insanların ortak değerlerli arasında olan nevruz baharın gelişinin müjdecisi olarak karşılanır ve çeşitli etkinliklerle yörenin özelikleri göz önüne alınarak kutlanır

NOYRUZ İÇİN:

Hoş gelsin

Gelen Noyruz olsun

İçimiz neşeyle dolsun

Köse çayırın Laleleri

Kilise çayırlarının sümbülleri

Hemeşe bizim olsun.

Her yıl seni özlemle beklerim

Sakın geç kalma ey nevruz

 

Yazı Sahibi :GÖKHAN GÜNEY

Bu da Türk Düşmanlarının Nevruz anlayışı

Mayıs 7, 2007
Nevruz’un sloganı Yaşar Kemal’den

Nevruz Tertip Komitesi, Yaşar Kemal’in “Ya gerçek demokrasi ya hiç” sözünü etkinliklerin sloganı olarak belirledi. Kamuoyu provokasyondan tedirgin, Diyarbakır sakin.

  
Nevruz'un sloganı Yaşar Kemal'den
İdris Saruhan‘ın haberi

Abdullah Öcalan’ın zehirlendiği iddiaları ve Demokratik Toplum Partisi (DTP) Diyarbakır İl Başkanı Hilmi Aydoğdu’nun da aralarında bulunduğu 45 parti yöneticisinin son bir ay içerisinde tutuklanması üzerine gözler Diyarbakır’daki Nevruz etkinliklerine döndü. Provokosyan olabileceği iddialarının ardından yerli ve yabancı yüzlerce medya mensubunun akın ettiği Diyarbakır, tahminlerin aksine bugünkü Nevruz etkinliklerine sakin bir biçimde hazırlandı. Nevruz kutlamaları ile ilgili tek belirti ilçe belediyelerinin “Nevruz kutlu olsun” şeklindeki Kürtçe ve Türkçe mesajlarıyla, Nevruz Tertip Komitesi’nin şehrin merkezindeki bilboardlarda yer alan kutlama programıydı. Komiteye ait bir minibüs de zaman zaman anonslarla Diyarbakırlıları programa davet etti. Ünlü yazar Yaşar Kemal’in Ocak ayındaki Kürt konferansındaki “Ya gerçek demokrasi ya hiç” şeklindeki sözleri büyük bölümü DTP’lilerden oluşan Nevruz Tertip Komitesi tarafından Nevruz etkinliklerinin sloganı olarak belirlendi.

KONFEDERALİZM PANKARTINA İZİN YOK

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ndeki izinler 5 gün öncesinden iptal edildi. Çevre illerinden de takviye ekipler bugün şehirde görev alacak. Savcılık, polise ev, iş, araba ve üst araması için genel yetki verdi. Demokratik Toplum Partisi’nin Nevruz kutlamalarına izin veren Diyarbakır Valiliği, “Ortadoğu’da çözüm konfederalizm”, “Yaşamı (Abdullah Öcalan) yaşamımız, sağlığı sağlığımızdır”, “Özgürlük bu bahar her bahardan daha yakın”, “Hepimiz Amedliyiz, hepimiz Kerküklüyüz” yazılı pankartlara ise izin vermedi. Nevruz Tertip Komitesi’nin verdiği bilgiye göre DTP’lilerden oluşan 3 bin kadar gönüllü de Nevruz’un etkinliklerinin yapılacağı Diyarbakır Fuar Alanı’nda görev yapacak. Etkinliklere katılmak isteyenler DTP’nin tahsis ettiği otobüs ve minibüslerle Elazığ yolu üzerinde şehrin 10 km kadar dışındaki fuar alanına taşınacak. DTP’liler fuar alanında 500 bin kadar kişinin bir araya geleceğini tahmin ediyorlar. Müzik ağırlıklı etkinliklerde önce geleneksel Nevruz ateşi yakılacak ardından DTP Başkanı Ahmet Türk ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir birer konuşma yapacaklar. Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin de aralarında bulunduğu bazı yabancı heyetler de Nevruz için Diyarbakır’a geldiler.

BAYDEMİR KONUŞMAK İSTEMEDİ

Bu arada Osman Baydemir’den röportaj talep eden çok sayıda basın mensubu bulunduğu bu nedenle Baydemir’in bir basın toplantısıyla gazetecilerin sorularını cevaplandıracağı belirtildi. Fakat daha sonra Baydemir’in Nevruz ile ilgili mesajlarını birkaç gün önce katıldığı bazı toplantılarda açıkladığı ve toplantıya gerek olmadığı bildirildi.

ÇANKAYA KAVGASI YANSIYABİLİR

Nevruz öncesi Diyarbakır’ın atmosferiyle ilgili olarak görüştüğümüz AK Parti Diyarbakır İl Başkanı Abdurrahman Kurt, çeşitli medya organlarında provokasyon olabileceğine dair çıkan haberlere rağmen önceki yıllara oranla daha az kaygılı olduğunu ifade etti. DTP dışındaki Kürtleri biraraya getirme iddiasındaki Kürt Ulusal Demokratik Çalışma Grubu Sözcüsü Av. Sebahattin Korkmaz da Abdurrahman Kurt gibi normal şartlar altında çok sakin bir Nevruz yaşanacağını ama bazı karanlık odakların planlayacağı bir provokasyon riskinin de her zaman mevcut olduğunu kaydetti. Korkmaz, Nevruz gerginliğinin en önemli sebebinin ise Cumhurbaşkanlığı seçimi olduğunu belirterek “Başbakan Erdoğan’ı zor durumda bırakmak istiyorlar. Provokasyonu Kürtler üzerinden yapmaya çalışıyorlar. 21 Mart’ta bir şey olacaksa Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle olacak” dedi. Diyarbakır’da görüştüğümüz birçok kişi de “Nevruz, Cumhurbaşkanlığı seçimini bir çatışma alanı olarak seçenlerin gözünü ne kadar kararttığının bir göstergesi olabilir” dedi.

Otobüsler çalışmayacak

Mersin’de, DTP tarafından düzenlenecek Nevruz mitinginde 2 bin 500 polis görev alacak. Ayrıca, herhangi bir olumsuzluğun takibi için de Emniyet Genel Müdürlüğü’nden bir helikopterin Mersin’de görevlendirildiği belirtildi. Nevruz kutlamaları çerçevesinde olabilecek provokatif eylemlere karşı, Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı toplu taşıma araçları sefer yapmayacak.

İKİ OKULA NEVRUZ TATİLİ

Silopi ilçesinde Nevruz Bayramı kutlamalarının yapılacağı alana çok yakın olan Koç ve Süleyman Demirel İlköğretim Okullarında güvenlik gerekçesiyle eğitime bir gün süreyle ara verildi.

‘AYRI KUTLAMAYA’ RET

DTP ile aynı alanı paylaşmak istemeyen Hak-Par’ın, Diyarbakır Valiliği’ne Nevruz kutlamalarını İstasyon Caddesi’nde gerçekleştirmek için yaptığı başvuru reddedildi. Valiliğin, güvenlik gerekçesiyle bu talebi geri çevirdiği ifade edildi.

VALİLİK YASAK KOYDU

Diyarbakır Valiliği kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personeli Nevruz etkinliğine katılmamaları konusunda uyardı. Vali Yardımcısı Erhan Koyuncu imzalı yazıda, personelin etkinliklere katılması halinde haklarında adli ve idari yasal işlem yapılacağı belirtildi.

Önlemler arttırıldı

Şırnak’ın Cizre ilçesinde Nevruz öncesinde güvenlik önlemleri arttırıldı. Jandarma ekipleri, Nevruz kutlamaları öncesinde ilçe giriş ve çıkışlarında yol kontrollerini arttırdı. İlçeye giriş yapan ve denetim noktalarında durdurulan araçlarda kimlik kontrolü yapılırken, durumu şüpheli bulunan araçlar ise titiz bir aramadan geçiriliyor. Bu arada, Cizre bölgesindeki askeri birliklerde de hareketlilik olduğu gözlendi. Kışladaki askerlerin arazi taramasına çıkarıldığı görüldü

————————————————————————————————————————————————————–

Adına nevruz denen bayram, Yalcin Bayer (Hürriyet)

21-23 Mart, güneşin Koç Burcu’na girdiği, yani baharın geldiği günler Bahar Bayramı’dır…

Bu jeofizik olay, tarihin karanlıklarından günümüze kadar tüm kıtalarda ve toplumlarda, yöreye uygun âdet ve şartlarda, masallara, yerel söylence bilimlere göre kutlanmış ve kutlanmaktadır.Asya’da, atalarımız bu bayramı Ergenekon destanıyla özdeşleştirmişler ve ona Ergenekon Bayramı demişlerdir. Fakat, ilerki yüzyıllarda İslamiyet’e geçişle söylence-bilimimiz terk edilmiş ve ona Sultan Nevruz adı verilmiştir.

Bilindiği gibi Acemce olan nev-ruz, ‘yeni gün’ demektir. Bu adlandırmadan faydalanan İranlılar, bu bayramın İran kökenli olduğunu iddia etmek hakkını kendilerinde bulmuşlardır. İran kültür tarihinde bu konuda var olan çeşitli ‘rivayetler’den en çok kabul edileni şudur:İran şahı Cemşit Mazenderan, ormanlarda tavşan avına çıktığında bir zehirli yılan görerek ona ok atmıştır… Ok, yılanın bulunduğu kayalara çarparak bir kıvılcım çıkmasına neden olmuş, kıvılcım otları tutuşmuş, ateşi ilk defa gören İranlılar korku ile ateşe secde etmişler ve onu kutsal saymışlardır. Bundan sonra da ateşin kalıcı olması için ateş-gedeler, ateş kuleleri yapmışlar, ateşin kutsallığı devamında Ahuramazda ve sonradan da Zerdüşt dininin geleneği haline dönüşmüştür. (Pof. A. Çay, TKAE, 1985)

ERGENEKON TARİHİAteşin kutsal sayılması, insanoğlunun, taş döneminin karanlıklarında, yaşamın devamını sağladığı için en kutsal icatlarının ilkleri arasındadır.Orta Asya’dan gelen bir büyük göç dalgasının ve Orta Asya kültürünün (henüz Türk değil) 35 binlerde Hindistan’a indiğini, 13 binlerde Orta Asya’dan Doğu Anadolu’ya gelen göçmen (göçebe değil) atalarımızın, Anadolu içlerine ve Mezopotamya’ya yayılışı (Prof.A.Erzen, TTK, 1984) 11 binlerde gene İran yaylası yoluyla Mezopotamya’ya uzanan bilinmeyen kişilerin (!) göçü (Cemşit Bender, Kürt Tarih ve Uygarlığı 1991)…

Daha yakın zamanda, 7-6 binlerde, kuraklık nedeniyle bu kere, Qurgan Halkı göçlerinin İran yaylasına indiğini ve oradan İndüs vadisine yerleştiğini görüyoruz (A.Martinet, d.Steppes aux Oceans, Payot, Paris,1986); Qurgan halkı adı verilen halkın atalarımız olduğunu söylemeye gerek yok… Hemen, yüzyılları atlayıp Ergenekon’un tarihini tespit etmeye çabalayalım, verilen tarih büyük çoğunlukla -1400-1300’dür.Part (Farisi) kültürünün doğuş tarihi ise -700’dür. Ve bu kültürün kökeninde, bilinmeyen bir dilin ve kültürün(!) bulunduğu son araştırmalarla ortaya konmuştur. (Doss.Archeo. No. 271/)

BATILI TARİHÇİLERİN BİLGİSİZLİĞİ

İran masalındaki Ateş ve Yılan motifini doğrudan ön-ata kültürüne bağlayabiliriz; ateş motifini ateş kültü olarak, ön-atalarımızın politik-sosyal organizasyonun temelinde görürüz.Yılan motifini ise Tanrı’nın, bereketini, yeryüzüne güneş ışınlarını temsilen yılan şeklinde gönderdiğini, Kazakistan’ın Tamgalı vadisindeki Kutsama Töreni adıyla kayaya işlenmiş olarak görürüz, tarihi -8 bindir. (Ön-Türk Uygarlığı cilt 1A, H. Tarcan/K. Mirşan).

Kutsama töreni ise 7 kişinin halay çekmesiyle ifade edilmiştir. Halay’ı, günümüzdeki oynanan şekliyle, ‘baştutgan kişi’nin elinde mendili ile görmekteyiz.

Bu bayram, yalnız Türk dünyasında değil, bu bayramı benimsemiş olan halkların hep birlikte kutladıkları bir barış ve neşe bayramı olmalıdır. Ve de… Türkçe bilmeden, Türk tarihi ve Ortadoğu tarihi yazan Batılı tarihçilerin, bu konudaki bilgisizliklerini yakıştırmalarla örtmeye çalışmalarına ve politikanın alçak oyunlarına cesaret etmelerine izin verilmemelidir. Halûk TARCAN

GÜNÜN ANLAMI

“HER milletin kendine mahsus gelenekleri, kendine mahsus adetleri, kendine göre milli hususiyetleri vardır. Hiçbir millet aynen diğer bir milletin taklitçisi olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne de kendi milliyeti içinde kalabilir.”(Gazi Mustafa Kemal Atatürk-1923)

——————————————————————————————————————————————————————————————

Nevruza sosyetik konuk (Ne alaka)

Efsane rockçı Mick Jagger’in eski eşi Bianca Jagger bugün nevruz kutlamaları için Türkiye’ye geliyor. Af Örgütü dahil birçok insan hakları örgütünün aktif üyesi olan 62 yaşındaki eski aktris, Diyarbakır’daki etkinliklere katılacak.
Nevruza sosyetik konuk
Efsane rockçı Mick Jagger’ın eski eşi Bianca Jagger nevruz için Türkiye’ye geldi. Uluslararası Af Örgütü’nün de aktif üyelerinden biri olan Jagger, Diyarbakır’daki nevruz kutlamalarına katılacak.
Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarına dünyaca tanınan sosyetik bir isim de katılıyor. Efsanevi rock grubu Rolling Stones’un solisti Mick Jagger’ın eski eşi, bir dönem dünya jet sosyetesinin gözde ismi olan Bianca Jagger, bugün Diyarbakır’a gelerek 10 yabancı konukla birlikte nevruzu kutlayacak. Aynı zamanda Avrupa Konseyi Onursal Elçisi olan 62 yaşındaki Jagger, koyu bir insan hakları savunucusu olarak tanınıyor.
ILISU’YU PROTESTO ETMİŞTİ
Jagger geçen yıl Strasbourg’da idam cezalarını protesto yürüyüşüne de katılmış ve Abdullah Öcalan’ın avukatı Doğan Erbaş’la omuz omuza yürümüştü. Nikaragua’dan Bosna Hersek’e kadar çok sayıda ülkede gösterilere katılan Jagger, Ilısu Barajı’na karşı olduğunu açıklamıştı. Diyarbakır’daki kutlamalara Jagger’ın yanı sıra Avrupa ülkeleri ve Japonya’dan gelecek konukların arasında Irak Kürdistan Bölgesi’nin Kültür Bakanı da var.

——————————————————————————————————————————————————————————————–

HAKKÁRİ’nin Yüksekova İlçesi’nde DTP öncülüğünde 1 gün erken başlayan Nevruz kutlamalarında teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın posterleri açıldı, destek sloganları atıldı. Öcalan posteri ve terör örgütünü simgeleyen bez parçaları taşıyan 3 kişi gözaltına alındı. Yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı kutlamalarda konuşan DTP’li Belediye Başkanı Salih Yıldız, Nevruz’u, “Gözü yaşlı asker anneleri ile gerilla annelerine” armağan ettiğini söyledi. Yıldız, barış anıtının birini Ankara’ya, diğerini de Diyarbakır’a dikeceklerini de ifade etti.

DİYARBAKIR Yaklaşık bin öğrenci Dicle Üniversitesi kampusunda Nevruz kutlaması yaptı. Ateş yakan öğrenciler, teröristbaşı Öcalan lehine sloganlar attı. DTP’den ayrı olarak İstasyon Meydanı’nda Nevruzu kutlamak isteyen Hak ve Özgürlükler Partisi’ne (HAK-PAR) bu alanda kutlama yapılamayacağı gerekçesiyle izin verilmedi. Diyarbakır’da bugün yapılacak kutlamalarda Hrant Dink’in anısına Ermeni soprano İlda Simonian da sahne alacak.

Nevruz

Mayıs 7, 2007

Nevruz “Sultanı Nevruz günü canlar uyanır
Hal ehli olanlar nura boyanır
Muhib olan bu gün ceme dolanır
Himmeti erince Nevruz Sultan’ın
Aşık olan canlar bu gün gelürler
Sultan Nevruz günü birlik olurlar
Hallak-ı cihandan ziya olurlar
Himmeti erince Nevruz Sultan’ın”
Pir Sultan Abdal
Nevruz ile İlgili Yayınlar
NEVRUZ
Prof .Dr. ABDULHALUK
M. ÇAY
 
 

Nevruz, Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı “ana” olarak vasıflandıran Türk’ün düşünce sisteminde “baharın gelişi” elbette önemli bir yere sahip olacaktı…
İnsanların hayatlarında takvim, gerekli bir kültür unsurudur. Günümüzde bu konu bir bilim, meslek haline gelmiştir…


Yeşil – Sarı – Kırmızı Renklerin Türk Kültür ve Tarihinde Yeri; Göktürklerde, Selçuklularda, Osmanlılarda Yeşil-Sarı-Kırmızı Renkler…Destanlar, milletlerin din, fazilet ve millî kahramanlık maceralarının şiirleşmiş hikâyeleridir. Destanlar, bir milletin bütün varlığını ifade ederler. Osmanlılarda Nevruz Kutlamaları
Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU
Türkler tarafından çok eski tarihlerden itibaren kutlanan ve genelde Yeni Gün olarak adlandırılan Nevruz…

Nevruz Nedir?

NEVRUZ
Avrasya’nın Ortak Bayramı

Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı “ana” olarak vasıflandıran Türk’ün düşünce sisteminde “baharın gelişi” elbette önemli bir yere sahip olacaktı. Nevruz, Türk dünyasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar uzanan engin coğrafyada yaşayan toplulukların pek çoğu tarafından yaygın olarak kutlanan bahar bayramıdır.Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiatın insanlara tesir eden bir olayından doğduğuna inanılır.

Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı “ana” olarak vasıflandıran Türk’ün düşünce sisteminde “baharın gelişi” elbette önemli bir yere sahip olacaktı. Çünkü insan vücudu, baharda uyarıldığı kadar kışta uyarılmaz. İç karartıcı, yeknesak günlerin ardından doğan hareketli, pırıl pırıl güneşli, kuş ve hayvan sesleriyle kurulmuş îlahî orkestranın musikisi insan hayatını canlandırır. Ayrıca ortaya çıkan rengârenk tablo kıştan bahara geçişi ne de güzel tasvir eder: “Bir yanda her tarafı kaplayan soluk, mat ve daha çok beyazın hakim olduğu renkler, diğer yanda yeşilin değişik tonları arasında baş veren binbir renk cümbüşü… Birisi hareketsiz, şekilsiz; diğeri kıpır kıpır, şekil şekil, çiçek çiçek… Kış, sağır ve dilsiz; ilkyaz duygulu, coşkulu, kulaklara fısıldadığı nağmelerle cazibeli… Birinde tabiat hayat dolu, diğerinde donmuş, yeniden doğmak üzere uyuşmuş kalmış…Genellikle Nevruz, yani Farsça “Yeni Gün” adını taşıyan bahar bayramı, insan ruhunun tabiattaki uyanışıyla birlikte kutladığı bir bayramdır. Böyle bir bayramın, yani mevsimlerin değişikliğinden doğan özel günlerin, başka başka adlar altında birçok milletin sosyal hayatında yer aldığı da bilinmektedir. Mesela, Hıristiyan âleminin dinî muhteva ile şekillendirerek ve Noel Baba sembolü ile karlar ülkesinden geyiklerin çektiği kızaklarla neşe ve ümitleri taşıdığı “Noel Bayramı” bunun farklı bir örneğini teşkil eder. Bu kutlamalarda yine bahara duyulan özlem “çam ağacı” motifi etrafında şekillendiriliyor. Aynı zamanda bir takvim değişikliğini de ifade eden bu kutlamalara baktığımızda Türk’ ün kutladığı “bahar bayramı”nın da bir takvim değişikliğini yansıttığı görülüyor. Burada dikkati çeken husus “baharın başladığı zaman”dır. Türk, bu takvim değişikliğini “toprağın uyandığı gün” ile özdeşleştirmiştir. Kışın ortasında baharı kutlamaz. Türklerde bir tabiat, varoluş, diriliş bayramı niteliğinde olan Nevruz’un ruhî atmosferini ve eskiliğini anlayabilmek için kültürümüzün yıpranmış, tozlu ve pek okunmayan eski sayfalarına bir göz atmamız gerekiyor. Bu coşkuyu Türk kamları dualarında, niyazlarında şöyle ifade ediyorlar: “… Yüce Göktanrı’nın ilk defa gürlediği, yağız yer, altmış türlü çiçeklerle ilk defa bezendiği, altmış türlü hayvan sürülerinin ilk defa kişnediği ve melediği zaman sen (Türk’ün Atası) yaradıldın!” Bu sözler Türk’ün yaratılış felsefesinin, inancının, hayat tarzının ifadesidir. Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiattan doğduğundan bahsetmiştik. İşte millî bir bayram olan Nevruz da Müslüman olan ya da olmayan çeşitli Türk toplulukları arasında kamların dua ettikleri asırlar öncesinden günümüze kadar farklı farklı şekillerde, ama aynı ruhla hâlâ kutlanmakta. Bu bayram İslâmiyet’i kabul etmiş olan ilk Müslüman konar göçer Türk topluluklarında; sürgün avı, toy, şölen, yuğ vb. gibi İslâmiyet’le çatışmayan âdetlerden biri olarak devam edegelmiştir. Böylece bu ananeler günümüz Türk dünyasına ortak kültür mirası olarak intikâl etmişlerdir. Gelenekler, tarihini kesinlikle tespit edemediğimiz dönemlerden kalmadır. Neden, niçin, nasıl gibi sorular sorulmadan atadan oğula kalmıştır. Gelenekler bu özelliğiyle millet bağını güçlendiren en önemli unsurlardan biridir. Baharın gelişinin kutlandığı bugün de böyle bir gelenektir.

Nevruz, çeşitli kültür çevrelerinde, farklı etnik gruplarda farklı bir muhtevaya ve anlama sahip olmuştur. Kültürler arasındaki iletişim sonucunda çeşitli kültürlere girmiş ve benimsenmiştir. Eldeki tarihi kaynaklardan hareketle en eski Türk adetlerinden, bayramlarından biri olduğu kesinleşmiştir. Yeni yılın başlangıcı, yenilik, coşku, canlanma gibi nitelikler hiç değişmeden günümüze kadar yaşadığı uçsuz bucaksız coğrafyalarda görülmektedir. Çin kaynaklarından Kutadgu Bilig’e, Kaşgarlı Mahmud’dan Bîrûnî’ye, Nizâmü’ı Mülk’ün Siyasetnâme’sinden Melikşah’ın takvimine kadar, Akkoyunlu Uzun Hasan Bey’in kanunlarına kadar gelen bir çizgide Nevruz ile ilgili kayıtlar eldedir. Diğer taraftan Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed, Safevi Türkmen Devletinin kurucusu Şah İsmail (Hataî), Osmanlılarda Sultan I. Ahmed ve Sultan Dördüncü Murad gibi hükümdarların, Mustafa Kemal Atatürk’ün; din adamlarımızdan Kazasker Bâki Efendi ve Şeyhülislam Yahya Efendilerin, şairlerimizden Kuloğlu, Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal, Şükrü Baba, Hüsnü Baba, Fuzulî, Nev’î Efendi, Nef’î, Nedim, Hüseyin Suad ve Namık Kemal gibi şairlerimizin Fatih devri vezirlerinden Ahmed Paşa’nın; büyük Azeri şairi Şehriyar’ın ve büyük Türkmen şairi Mahdumkulu’nun uzun bir tarih boyunca Nevruz bayramının gelişini “Nevruziye” veya “Bahariye” denilen şiirlerle kutladıklarını da biliyoruz. Ayrıca Nevruz’un Türk musikisinin en eski mürekkep makamlarından biri olarak da kültürümüzde yedi yüzyıldan fazla bir maziye sahip olduğunu da biliyoruz. Bu makam ilk defa Urmiyeli Safıyûddîn Abdulmü’mîn Urmevî (1224-1294) tarafından kullanılmıştır. Bu şekilde elimizde yirminin üzerinde makam bulunmaktadır. Nevruz geleneği ne Sünnilikle, ne Alevilikle, ne Bektaşilikle doğrudan doğuş bağlantısı olmayan, İslâmiyetten çok öncelere giden bir gelenektir. Yani bir dinin veya mezhebin bayramı değildir. Bu yüzden de herhangi bir şekilde bir mezhep adına, bir din adına, bir etnik menşe adına bağlı gösterilmesi, istismar edilmesi bir ayrılık unsuru olarak takdim edilmeye çalışılması yanlıştır. Tarihin ve kültürün bütün gerçeklerine aykırıdır. 1990 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri’nde Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan ile Rusya Federasyonu bünyesindeki Tataristan 21 Mart Ergenekon/Nevruz Bayramı’nı “Milli Bayram” olarak ilan etmişlerdir. Bu günün coşkuyla kutlanmasına büyük önem vermektedirler. Türk kültüründen kaynaklanan Ergenekon/Nevruz bayramı, her yönüyle Türk gelenek ve görenekleriyle zenginleşmiş ananevi ve temeli beş bin yıllık Türk tarihine dayalı milli bir bayramdır. Türkiye’de de 1991 yılında Türk Dünyası ile birlikte ortak bir gün olarak resmi tatil olmaksızın bayram ilan edilmiştir. Nevruz; Türk insanını birbirine kenetleyen, bağlayan, Ergenekon’dan demir dağları eriterek dirilen atalarının ruhlarıyla yanan bir ateştir. Bu ateş, hiç sönmeden binlerce yıl yandı ve gelecekte de kıvılcımlarından binlerce gönlü tutuşturarak “ortak kültür ocağı”nda binlerce ruhu ısıtacaktır. Avrasya’nın , Türk âleminin Nevruz toyu kutlu olsun,Nevruz gülleri geleceğe umutlar taşısın. Kaynak: Hatice Emel AŞA, Yeni Avrasya Dergisi, Mart-Nisan 2000

Nevruz’un Türk Dünyasındaki İsimleri

Türk dünyasında, Hunlardan bazen farklı isimlerle günümüze kadar ulaşan tabiatın ve millî uyanışın birleştirilmesi anlamını taşıyan Nevruz (Yeni Gün) şenliklerinin şu isimlerle kutlandığı biliniyor:

  • Nevruz,
  • Navruz,
  • Novruz,
  • Sultan-ı Nevruz,
  • Sultan-ı Navrız,
  • Navrez,
  • Nevris,
  • Naorus,
  • Novroz,
  • Navrıs Oyıx,
  • Nevruz Norus,
  • Ulustın Ulu
  • Küni,
  • Ulusun Ulu Günü,
  • Ulu Kün,
  • Ergenekon,
  • Bozkurt,
  • Çağan,
  • Babu Marta,
  • Kürklü Marta,
  • İlkyaz Yortusu,
  • Yeni Gün,
  • Yengi Kün,
  • Yeni Yıl,
  • Mart Dokuzu,
  • Mereke,
  • Meyram,
  • Nartukan,
  • Nartavan,
  • Isıakh Bayramı,
  • Altay Ködürgeni,
  • Bahar Bayramı,
  • Yörük Bayramı,
  • Mevris

Nevruz’un Fonksiyonları

Bu bayramdaki kutlamalar, Türk toplum hayatında farklı fakat bütünleştirici fonksiyonlara da sahiptir. Bunları şu noktalar etrafında toplamak mümkündür:

  • İnsanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygıyı kuvvetlendirme.
  • Dargınlıkları unutturarak insanları kardeşçe kucaklaştırma.
  • Milli birlik ve beraberliğin, birlikte yaşama isteğinin güçlenmesi ve dayanışmayı sağlama.
  • Geleneklerin, göreneklerin, inançların sergilendiği bir bayram.
  • Bolluk ve bereketin işareti, sembolü.
  • Huzur ve barış havasının evrensel ölçülerde geliştirilmesi.


Kaynak: Hatice Emel AŞA, Yeni Avrasya Dergisi, Mart-Nisan 2000

Türklerde Takvim İhtiyacı ve Nevruz


Türklerin kullandığı 12 hayvanlı takvim

İnsanların hayatlarında takvim, gerekli bir kültür unsurudur. Günümüzde bu konu bir bilim, meslek haline gelmiştir. Geçmişte ise bu ihtiyaç bugünden farklı olarak karşı karşıya kalınan şartlara göre şekillenmiştir. Türkler de konar göçer bir toplum olarak hayatlarını sürdürdükleri için kır ekonomisi yapısı içinde takvimi bilmek zorundaydılar.Böylece takvim ihtiyacı içinde bir kültür kalıbı olarak ortaya çıkmıştır.Geçimlerini toprağa bağlı olarak sürdüren Türkler, genellikle yazın, baharın başlangıcı ile hayvan sürülerinin otlağa çıkarılması, çiftçilik yapanların ekin döneminin başlaması için geleneklere uygun olan bir takvim kullanmışlardır. Bilindiği üzere, Türklerde yılların adları da, ayların adları da, hayvan isimlerine bağlı olarak söylenmiştir.

Yeni yılın başı ise 21 Mart’tır. Ancak Güneş Yılı ile Ay Yılı arasında 13 günlük bir fark bulunduğundan, 21 Mart tarihi, bazı topluluklarda Mart’ın 9’una, nadiren bazı topluluklarda 1 – 3 Nisan ve 21 Haziran’a tekâbül eden kutlamalara yol açmıştır.

Tabiat dinlerinin bu cins kutlamaları bünyesine alarak kutsallaştırdığı bilinmektedir. Hanifilik özelliği taşıyan, “Şamanlık” denilen Türklerin milli inanışında yer yer Türk destanlarının (Ergenekon, Göç, vb.), yer yer inanışların bünyesine karışmış olan “Yılın Başı” yahut “Yeni Gün”, Türklerin Müslümanlığa geçişi sırasında farklı anlayışlarla İslâmîleştirilmeye çalışılmıştır. Bazı Türk topluluklarında Hz. Ali’nin doğumu, bazı Türk topluluklarında Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın evliliği, bazı Türk topluluklarında isme Hz. Hüseyin’in hilâfeti almak üzere arkadaşlarıyla hareket edip, Kerbela vakasıyla, bazılarının ise Hz. Hasan veya Hüseyin’in doğum tarihi olarak kabul ettikleri “Mart Dokuzu”, destandan menkabeye, menkabeden efsaneye, efsaneden tevâtüre ve oradan da kültür tavrının görünüşü olmuştur. Nevruz, Yenisey-Orhun çevresinden, Altaylara, oradan da Hun Türkleri’nin Avrupa’ya yürümesiyle Macaristan’a ve Balkanlar’a ulaşmış, Milâttan sonra 800’den itibaren Hazar’ın güneyinden Anadolu’ya ve Mezopotamya denilen bölgeye taşınışla birlikte yeni bir coğrafyada yaşatılmaya başlanmıştır. Hatta son yıllarda yapılan ve yeni bir kıta da, Amerika’da yaşayan Kızılderililer hakkında yapılan karşılaştırmalı halk bilimi çalışmalarına göre bu coğrafyada da Nevruz aynı ruhla kutlanmaktadır. Geçmişten gelen bu bayramın Müslüman Türkler arasında sadece gerekçesinin İslâmîleştirilmeye çalışıldığı görülmüştür. Takvimin başlangıcı kimilerince Hz. Nuh’a, Hz. Yunus’a, kimilerince Hz. Ali’ye bağlı yorumlara sığınılarak fakat hep Şamanlık kalıntısı ile sürdürülmüştür. Kaynak:Hatice Emel AŞA, Yeni Avrasya Dergisi, Mart-Nisan 2000

Destanlarda Nevruz’un İzleri


Türkmenistan’da Nevruz şenliği

Destanlar, milletlerin din, fazilet ve millî kahramanlık maceralarının şiirleşmiş hikâyeleridir. Destanlar, bir milletin bütün varlığını ifade ederler. Gerek tarih, gerek fikir ve sanat bakımından büyük değer taşırlar. Destanlar tarihi aydınlatarak fikir ve sanat hayatına kaynak olurlar. Tarihleri bilinemeyecek kadar eskilere uzanan milletlerin ilk çağlarını bize bir takım mitolojik menkıbeler halinde anlatırlar.Bunlar gerçek olmasalar, hatta gerçeğe uymasalar bile, milletlerin kendi millî mazileri hakkında neler bilip neler düşündüklerini haber vermek bakımından önem taşırlar. Ancak destan, tarih demek değildir. Kökü tarihe dayanan, ilhâmını tarihten alan bir halk edebiyatı verimidir. Bazı milletler, millî mizaçları gereğince, destanlarında tarih gerçeklerinden uzaklaşmaz ve halk diliyle söylenmiş birer tarih gibi, destanlarını tarihe uyan bir ifade ile söylerler. Türk Milleti’nin destanlarında bu vasıflar üstündür. Türk destanlarının İslâmiyetten önce de, İslâmî devirde de öz bakımından aynı karakteri göstermeleri; İslâmî devirdeki Türk destanlarının, sadece değişen bir medeniyet ve yeni bir kültür anlayışının icabı olan değişikliklerin dışında bir farklılık getirmemesi, bütünlüğün bozulmamış olması destanlarımızın özelliklerindendir. Çeşitli ve farklı devirlere ait olmasına rağmen Türk destanları hiçbir zaman dağınık ve birbirlerinden uzak bir halde değildirler. Bu destanlar farklı zaman dilimlerinde hep aynı ülkünün peşindedirler: Dünya yaratılmıştır “Yaratılış Destanı”; insanların çoğalması için “Türeyiş Destanı”. Çoğalan insanlar nereye sığar dersek göç başlar “Göç Destanı”. Varılan ilde bazen de yok olma belası ile karşılaşılır. İşte bu anda “Bozkurt Destanı” doğar. Oğuz Kağan Destanı, bu yeniden dirilen milletin gelişmesi ve yayılışıdır. Ancak su uyur da düşman uyumaz. O zaman Türk, kabuğuna çekilir güç toplar. Şu Destanı ve Ergenekon destanı, bu ebedî gücün toplanışıdır. Toprağın önce yağmur sularıyla sulanarak ardından da karın beyaz örtüsü altında kısa bir ölüm uykusuna yatıp ilkyaz ile yeniden doğması , Türk destanları içinde karşılığını Ergenekon’da bulmuştur. Nevruz kutlamalarının bir diğer adı da “Ergenekon Bayramı”dır. Bu isim geçmişten günümüze kadar hâlen çeşitli Türk boyları arasında canlılığını koruyor. Bu bayram aynı zamanda milletin destanların gücüyle birbirlerine olan güven bağını güçlendiriyor. Ergenekon da böyle bir gelenektir. Ebulgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Türk’ünde naklettiği Ergenekon menkıbesi eski Çin kaynaklarının verdiği tarihî olayların bir yankısıdır. 400 yıl dört tarafı yüksek dağlarla çevrili bir vadide kalan Türk’ün yaşama kavgasıdır. Ergenekon’dan bir bahar günü tekrar ata yurduna döndüğünde hürriyetini, istiklâlini tekrar kazanmış dosta, düşmana Türk’ün varolduğunu tekrar duyurmuştur. İşte o gün 21 Mart günü, “İstiklâlin kazanıldığı” kurtuluş günü Türkler’de bir geleneğin doğmasına sebep olmuştur. Türk milleti için bu derecede önem kazanan destanı her Türk genci çok iyi bilmelidir. Çünkü geçmişten günümüze kalan bu miras, karşımıza aldatıcı maskelerle çıkacak farklı iddialara doğru cevaplar vermemize yardımcı olacaktır. Bu destan, Gök Türkler’in en büyük destanıdır. Türk destanları arasında müstesna ve çok mühim bir yeri vardır. Destana göre Ergenekon, Türklerin yüzyıllarca çift sürerek, av avlayarak, maden işleyerek yaşayıp çoğaldıkları; etrafı aşılmaz dağlarla çevrili, mukaddes bir toprağın adıdır. Ergenekon Destanı, çoğu kaynaklara göre Büyük Hun Devleti döneminde teşekkül etmiştir. Hatta, ÇianKen’in M.Ö. 119 yılında, Çin imparatoruna sunduğu bir raporda, bu destandan söz ettiği bilinmektedir. Ergenekon Destanı ile Gök Türkler’in tarihi arasında açık benzerlik vardır. Herşeyden önce Hun birliğinin dağılışından Gök Türk devletinin kuruluşuna kadar geçen 450 yıllık zamanla, destandaki 400 yıl birbirine çok benzemektedir. Büyük Hun birliğinin Çinlilerle birleşen bozguncu boyların hücumu ile dağılıp yok oluşu sırasında Altay Dağları çevresine göçen Gök Türkler’in hikâyesi, destanda Kayıhanlı ve Dokuz Oğuzların göçü olarak anlatılır. Ergenekon Destanı; bir bakıma, Gök Türkler’in doğuş destanıdır. Bu destan ilk defa 13. Asırda tarihçi Reşîdüddin tarafından yazıya geçirilmiştir. Yazarın “Câmiü’t-Tevârih” adlı kitabına kaydettiği bu rivayet, Farsça yazılmıştır. Destanların milletlerin şekillenmesinde önemli bir yere sahip olduğundan bahsetmiştik. Özellikle son yıllarda, Doğu ve Güneydoğu Anadolulu bir kısım kişiler Ergenekon destanında yansımaları olan Nevruz bayramını vesile ederek bölücülüğe yeltenmektedirler. Aslında Türk’ün dirilişinin ve milliliğinin ifadesi olan Nevruz’u Kürt bayramı gibi tanıtmaktadırlar. Bu iddialarında ise delil olarak “Demirci Kava Destanı”nı esas almaktadırlar. Onlara göre bu günde (21 Mart’ta) Demirci Kava’nın önderi olduğu Kürtler Dahhak’a karşı ayaklanarak istiklâllerine kavuşmuşlardır. Bu iddialarını sabitleştirmek için bazı piyesler de kaleme almışlardır. Mesela Kemal Burkay imzasıyla yayınlanan “Dehak’ın Sonu” bunun bir örneğidir. Bu destan Ergenekon Destanı ile paralel olarak düşünülerek Kürtlerin doğuşu için bir kaynak olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Kava Destanı’nın Ergenekon Destanı’nın değişik bir rivayeti olduğuna ise hiç dikkat çekilmemektedir. Ayrıca bu destanın bir benzerine de Dede Korkut’taki “Basat’ın Tepegöz’ü öldürdüğü Destan”da rastlıyoruz. Ergenekon Destanı’nın 13. Yüzyılda ilk defa Farsça olarak yazıya geçirildiğinden bahsetmiştik. Kava Destanı ile ilgili ilk yazılı rivayet Firdevsî’nin “Şehnâme”sinde ve Şeref Han’ın “Şerefnâme”sinde yine Farsça olarak yazılıdır. Peki Firdevsî kimdir? Şehnâme’yi niçin yazmıştır? Ve nasıl olur da kaynağını ancak XI. Yüzyıla indirebildikleri bir destan parçası ile Nevruz bayramı özdeşleştirilebilir? Bu soruların cevaplarını tarihin yazılı kayıtlarında kolayca bulabiliyoruz. Firdevsî dağılmaya yüz tutan Fars birliğini yeniden bir araya getirmek için, otuz yıl emek vererek manzum bir eser yazar. Bu eser Şehnâme (Şahnâme) adını taşır. Altmış bin beyit tutarındaki bu eser, İran’ın milli destanı olarak kabul edilir. Defalarca yayınlanır ve kısa zamanda dünyanın sayılı klasikleri arasına girer. Şehnâme’deki mücadele dışa dönüktür. Firdevsî, eserini bir çok tarihî olaya, efsane, menkıbe, rivayet ve hayal unsuru motiflerle süsleyerek, Fars ırkının, Arap ve daha ziyade Türk ırkından üstün bir ırk olduğunu ispatlamaya çalışır. Bu destanda mücadelenin büyük bir bölümü Türkler’e karşı verilmiştir. Nitekim bu durum, Türklerin “Buku” veya “Buka Han” dedikleri “Alp Er Tunga” destanda “Afrasyab (Efrasiyab)” adıyla karşımıza çıkar; İran Şahı Keyhüsrev tarafından tuzağa düşürülerek, hile ile öldürülür. Onun ölümüyle birlikte Farslar kendilerine göre dolayısıyla büyük bir belâdan kurtulmuş olurlar. Bu günü kurtuluş günü kabul edip, bayram yaparlar. Bu bayram bildiğimiz Nevruz bayramından başka bir şey değildir. Daha sonraki asırlarda tarihe mal edilecek olan Kava ve Dahhak gibi şahısların varlığı da yine bu eserdeki efsanelerden kaynaklanır.  


21 Mart’ta Nevruz’un semeni göğertmek en çok bilinen Türk âdetlerindendir.

Böylece Firdevsî Nevruz’u İran geleneğine bağlamaya çalışır. Ancak onun kaynağının tarihi ancak XI. Yüzyıla kadar inebilmektedir. Ayrıca Kava Destanı, Türk destanları ile çok benzerlikler göstermekte ortak noktalar taşımaktadır.  

Her iki destanda; müşterek olup önemli yer tutan unsurlar, şöyle gösterilebilir:

  1. Çadır hayatı
  2. Düşman saldırısı
  3. Esaret
  4. Esaretten kurtulmak
  5. Dağlara sığınmak
  6. Hayvan beslemek
  7. Çoğalmak
  8. Demircilik sanatı
  9. Ateş yakmak
  10. Yayılmak, göç etmek
  11. Bayrak dalgalandırmak
  12. Yeni bir hükümdarın başa geçmesi
  13. Düşmandan intikâm almak
  14. Huzura kavuştukları günü “bayram” olarak kutlamak.

Gerek Demirci Kava, gerekse Ergenekon Destanı’ndaki ortak noktalar içinde özellikle “Demircilik sanatı” üzerinde durulması gereken önemli bir konu olarak dikkatimizi çekmektedir. Bilindiği üzere demirin Türk kültür ve medeniyeti tarihindeki yeri, çok eskilere dayanmaktadır. En aşağı, M.Ö. 1400’lerde Altay’ların batısında bol miktarda demir elde edilmekte olduğunu söyleyen W. Ruben; “tarihî vesikalara dayanarak bu eski Türk sahasını demir kültürünün doğduğu yer kabul etmekte zaruret vardır.” Demektedir.M.Ö. 1022 yılına ait kayıtta, “lüks kılıç” anlamında bir “kingluk” kelimesi, “Hunların eski ecdadının sözü’ olmak üzere M.Ö. 47 yılında yazılan bir Çin kaynağında zikredilmiştir. Fr. Hirt, bu sözü Türkçe’de “iki yüzlü bıçak” anlamında, bugün dahi kullanılan “kingirlik” kelimesi ile birleştirmiş ve bunu “tarihte kayıtlı en eski Türkçe kelime” olarak kaydetmiştir.

Gök Türkler sahasından İran sahasına, mesela Horasan’a “demir levhalar’, “karaçori’ ve “bilgatekinî” denilen güzel kılıçların ihraç olunduğu bilinmektedir. İran destanı bile, Türkleri en eski zamanlardan beri bir “çeliğe bürünmüş” millet olarak anlatır.Ergenekon Destanı’nın en önemli motiflerinden biri de, kuşkusuz bu “demircilik geleneği’dir. Oğuz Kağan Destanı’nda; “canavar geyik yedi, ayı yedi. Çıdam onu öldürdü. Demir olduğundandır” diyen Türkler, insanı başka mahlûklara ve başka insanlara hâkim kılan silahın kıymetini elbette çok iyi biliyorlardı.

Gök Türkler’in demirden bir dağ eritmeleri, bunu yapan kahramanlarını da “demirci” sözüyle ebedîleştirmeleri bu yüzden önemlidir. O kadar ki Türkler, bu günü bayram bilmiş; Ergenekon’dan çıktıkları günün yıldönümlerini tiyatroyu andırır temsilî törenlerle kutlamışlardır. Bu törenlerde, ocakta kızdırılmış demirleri örs üstüne koyup iri çekiçle döverek asırlarca Avar’lara silah yapan ve bu silahlarıyla Türk illerinde büyük hakimiyet kuran atalarını, hep saygıyla anmışlardır. Nitekim, birçok Türk boyları demiri mukaddes saymışlar, üzerine and bile içmişlerdir.
Arapların “hakiki Türk” dedikleri Hakanlı Türkler, kendilerini soy itibarıyla bir “demirci millet” olarak tanımışlar, hükümdarları demirciliği kutlamışlar ve demircilik sayesinde esaretten ve zulmetten kurtulduklarına inanmışlar, onlara Çinliler de Cucen (Avar)lerin demircileri demişlerdir.
Gök Türk devletini kuran Bumin Kağan ile İstemi Kağan “demirci” idi. Özbek Türkleri’nin şahları arasında da demirciler vardır.Yukarıdan itibaren vermiş olduğumuz bu bilgiler ışığında Kürtleri Dahhak’ın zulüm ve esaretinden kurtaran Kava’nın da bir “demirci” olması, bu bakımdan önemlidir. Kava, sıradan bir demirci değil, tıpkı Gök Türkler’de olduğu gibi, demirden savaş araç ve gereçleri yapan bir sanatkârdır. Kava’nın kimliği hakkında Ferhengi Ziya/Gencine-i Güftar’da bu yönde bilgiler verilir. Bu isme ilk defa İranlı Firdevsi’nin “Şehnâme”sinde rastlanmıştır. Ondan önceki eserlerde bu isim yoktur. Şehnâme’de Kava’nın kimliği ve milliyeti hakkında hiçbir bilgi verilmediği halde bir takım Kürt kaynakları bu kahramanı sahiplenerek kendilerine uydurma bir tarih oluşturmaya çalışmaktadırlar. Ancak bu konuyla ilgili ilmî bilgiler de mevcuttur. Arthur Christensen’in öne sürdüğü iddia bir hayli ilgi çekicidir. Ona göre, Kava, Sasanîler (M.S. 226-642) döneminde ortaya çıkmıştır. Kava’nın adı bu devirde duyulmaya başlamış ve Dahhak Efsanesi’ne dahil edilmiştir. A. Christensen’in görüşü aslında bir gerçeği ifade etmektedir. Bu da şudur ki, Demirci Kava, Gök Türkler devrinde yaşamıştır. Bu bilgilere göre Demirci Kava’nın İran soyundan değil, Türk soylu bir kahraman olduğu ortaya çıkmaktadır. Kava, İran-Turan (Türk) savaşlarına sahne olan bir coğrafyada, zulme ve zorbalığa karşı direnen ve başkaldıran bir önderdir. Her iki destan da aynı coğrafyada kaleme alınmış, aşağı yukarı aynı asırlarda derlenmiş ve her ikisi de zamanın geçerli yazı dili olan Farsça ile yazılmıştır. Motifler hep aynıdır. Atatürk’ün huzurunda Ankara’da yapılan bir Nevruz Töreni – 21 Mart 1922

Aslında, Ergenekon Destanı, çok daha gerilere dayanmaktadır. Hunlar devrindeki bazı Çin kaynakları Ergenekon Destanı’ndan haberler vermektedir. Bu bilgilere dayanarak Demirci Kava’nın yaşadığı devri Hun’lar çağı olarak düşünebiliriz. Hun Türkleri’nin bir kahramanı olarak Kava, Türk boyları ve kavimlerinin muhayyilesinde hep canlı olarak yaşamış ve unutulmamıştır. Bu düşünceyi kuvvetlendiren bir diğer kaynak ise Hunlara ait Oğuz Kağan Destanı’nda, “Tömürdü Kağul” adı ile karşımıza çıkan kahramanda şekillenir.Destana göre; Oğuz Kağan, Çürçet Kağan üzerine yürürken, yolda bir ev görmüştü. Bu evin duvarları altından, pencereleri gümüşten, çatısı ise demirdendi. Bu demir çatıyı ancak, Oğuz ordusundaki Tömürdü Kağul adlı bir “demirci” açmıştı. “Tömür”, “demir”, “tömürdü” demirci demektir. Tömürdü Kağul da, Demirci Kağul anlamındadır.

Günümüze kadar gelebilmiş destan parçalarından hareketle Nevruz hakkında ortaya atılan iki görüşe rahatça cevap verebiliyoruz. Bu görüşlerden birincisi; Türklerde bahar bayramı (Nevruz), bilinebilen en eski zamandan beri Türklerin bayramıdır ve onlar vasıtasıyla bütün Asya’ya ve Avrupa’ya (Avrasya) yayılmıştır. İkinci görüş; bu bayram İran menşelidir, eski İran efsaneleriyle bağlantılıdır. Her iki görüşe Prof. Dr. Reşat Genç’in sözleriyle cevap vermek yerinde olacaktır: “Eğer İran’da da, Hunlarda olduğu gibi milattan önceki yıllarda Nevruz bayramı olsaydı, milattan sonra XI. yüzyıla gelmeden önceki İran metinlerinde de bunların izlerinin bulunması gerekmez miydi?”.Kaynak:Hatice Emel AŞA, Yeni Avrasya Dergisi,Mart-Nisan 2000

Nevruz’un Tarihi Kaynakları

En eski Türk bayramı olan Nevruz, Türkler aracılığıyla Avrasya’ya yayılmıştır. Eski Doğu geleneklerinin devamı olarak yaşamıştır. Çin kaynaklarına dayanarak Hunların milattan yüzlerce yıl önceleri 21 Mart’ta hazır yemeklerle kıra çıktıklarını, bahar şenlikleri yaptıklarını, bugün Nevruz kutlamalarındaki geleneklerin o zamanda da yer aldığını biliyoruz. Aynı gelenekler, Hunlardan sonra Uygurlarda da görülmüş ve bugüne kadar uzanmıştır. Çağdaş Uygur resminde Uygurların Nevruz kutlamalarını temsil eden tablolar yapılmıştır. Nevruz’u İran geleneğine bağlayan Firdevsi’nin Şehnamesi ve diğer kaynaklar yanıltıcıdır. Çünkü Nevruz hakkındaki bilgiler orada XI. yüzyıldan itibaren görülür. Milâttan önceki yıllarda Nevruz hakkında İran metinlerinde herhangi bir iz ve kayıt yoktur. Ancak Hunlarda bu kayıtlar mevcuttur. Nizamü’l-Mülk de XI. yüzyıl yazarı olarak Siyasetnâme adlı eserinde bu bayramdan söz eder. Bu bayramın aynı zamanda yılbaşı olduğunu belirterek Nevruz geleneklerini anlatır. Aynı zamanın yazarlarından Kaşgarlı Mahmut da Divân-ı Lügati’t-Türk’te Türklerde yıl başlangıcının Nevruz olduğunu ifade eder. Ayrıca, 12 Hayvanlı Türk Takvimi’nin başlangıcının da 21 Mart olduğu bilinmektedir. Selçuklularda Nevruz bayramı eğlencelerinin kutlandığı, şenlikler yapıldığı, özel yemekler pişirildiği, özel hediyeler alınıp verildiği de bilinmektedir. Selçuklularda yılbaşı, güneşin koç burcuna girdiği gün olan Nevruz günü olarak kabul edilmiştir. Osmanlı devrinde de Nevruz, çok canlı biçimde kutlanmaktaydı. Osmanlı ailesini çıkarmış olan Kayı Boyu’na mensup Karakeçililerin, Karakeçili aşireti mensuplarının 21 Mart tarihinde Ertuğrul Gazi’nin türbesi etrafında toplanarak burada bayram yaptıklarını biliyoruz. Bu bayramın bir diğer adı da “Yörük Bayramı”dır. Osmanlı Devrinde 21 mart günü özellikle padişahın yani sultanın nevruz tebriklerini kabul ettiği, halkın Nevruz’unu kutladığı, Nevruz şenliklerinde bulunduğu gün olmak hasebiyle, 21 Mart tarihinin Nevruz-ı Sultanî, yani sultana mahsus, sultan tarafından veya sultanın katılmasıyla kutlanan Nevruz günü olmak bakımından böyle bir isim aldığı söylenilebilir. Osmanlı devrinde kutlanan Nevruz kutlamaları Cumhuriyetin ilk yıllarında da resmî olarak devam etmiştir. Bu konuda Prof. Dr. Reşat Genç şu bilgileri veriyor: “Geri planlarda bırakılmış ve unutulmaya yüz tutmuş olan Türk insanına kendi kültür kimliğini, kişiliğini, benliğini, hüviyetini kazandırmak hareketi Atatürk’ün başlattığı bir hareketti. Bu ne ile mümkün olurdu? İşte bu, öze dönmekle, kendi kültürel değerlerimize, örfümüze, âdetimize, geleneğimize dönmekle mümkün olurdu. Bu yüzden Atatürk diyor ki “Bilelim ki, kendi benliğine sahip olamayan milletler başka milletlerin şikârıdır”, yani yaşayamaz. O yüzden, yine, Atatürk der ki, “Gençlerimize, çocuklarımıza görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun en evvel ve herşeyden evvel kendi geleneklerine, millî ananelerine ve Türkiye’nin bağımsızlığına düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.” Millî hareketin özü bu. Diğer taraftan kendi kimliği, kişiliği, millî benliği kazandırılmış olan millete çağdaş olma yolunu açıklamak da Atatürk hareketinin temellerindendir. İşte bu öze dönme, kendi tarihine, kültürüne dönme hadisesi millîciliğin özü idi. Bu yüksek idrakinin icabı olarak , O’nun milli kültür unsurlarının her biri üzerinde, en küçük ayrıntısına kadar çok büyük bir dikkatle durduğunu biliyoruz. Nitekim, Nevruz ile ilgili hassasiyeti bunun bir göstergesi olmuştur. Bilindiği gibi Atatürk 22 Mart 1922 tarihinde Ankara’nın Keçiören semtinde Nevruz şenlikleri düzenletmiş ve kendisi de bu şenliklerde hazır bulunmuştur. Netice itibariyle görülmektedir ki, kaynağı neresi olursa olsun M.Ö. 3. Yüzyıldan, Mete Han zamanından beri Türklerde var olan bir bayram, bir bahar bayramı geleneğidir. Özellikle 1200 yıldır öbür Türk gruplarının hemen hiç birisi ile ilgisi kalmamış olan Saha yani Yakut Türklerinde Nevruz geleneklerinin izlerinin kuvvetli bir şekilde bugün de var oluşu dikkate değer. Doğrusu, eğer Nevruz batı kaynaklı bir gelenek idiyse, bu, Nevruz bayramının Sahalara kadar nasıl gittiğini ve 1200 yıldır, diğer Türk boylarıyla ilgisi olmayan bu Sahalara nasıl etki ettiğini de tarihî olarak, kaynaklara müracaat ederek açıklamak gerekir. Değilse şimdi kaynak Hunlar olarak veya daha eski bir tarihte Türkler olarak ağır basar görülmektedir. Ama neticesi itibariyle bugün Afganistan’da da yaşatılmaktadır, İran’da da yaşatılmaktadır, Irak’ta, Suriye’de en azından belli kesimlerde ve bütün diğer Türk dünyasında; Çin Seddi’nden Adriyatik’e kadar, Hindistan’dan, Afganistan’dan, Yakutistan’a, Çuvaşistan’a, Tataristan’a, Moldova’ya, Macaristan’a ve Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada bugün canlı bir şekilde yaşamakta ve yaşatılmaktadır.Kaynak:Hatice Emel AŞA, Yeni Avrasya Dergisi, Mart-Nisan 2000

Nevruz Kutlamaları İle İlgili Adetler


Anadolu yaylalarında Nevruz’u karşılayan neşeli Türkmen kızı

Çeşitli adlarla ve yaygın olarak Nevruz adıyla kutlanan bu bahar bayramıyla ilgili olarak Türk topluluklarında çeşitli gelenekler meydana gelmiştir. Orta Asya’dan, Balkan Türkleri’ne ve hatta Amerika’daki Kızılderililerin yaşatılan âdetlerinde bu gelenekleri ve törenleri tespit edebiliyoruz. K. K. Yudahin’in eserinden Kırgız Türkleri’nde Nevruz gününün, Mart ayında olduğu ve yeni yılın ilk günü anlamına geldiği ifade edilir. Bu günde “Nouruz Köcö ” denilen özel bir yemek yaparlar. “Köcö”, darı yarması veya bulgur konulmak suretiyle yapılan bir nevi tirittir. Kazak Türkleri de Kırgız Türkleri’nin yaptığı aşı pişirirler. Ayrıca Nevruz törenlerinde mevlit okuturlar. O günü evler baştanbaşa temizlenir, yeni elbiseler giyilir. Nevruz törenleri sırasında ev duvarlarına veya çeşitli eşyaların üzerine kil kaplar atılarak parçalanır. Ateş üzerinden atlanır. Çadırlar kurulup sofralar açılır. Özbekistan’ın Semerkant, Buhara, Andican taraflarında, Nevruz günü başlayan törenler bir hafta kadar devam eder. Halk bu törenlerde çadır çadır gezerek birbirlerinin bayramını kutlar. Bu ziyaretlerde ikram edilen yemek “aş” adı verilen pilavdır. Köpkarı, güreş, at yarışları, horoz dövüşleri gibi gösteriler düzenlenir. Tacikistan’da Nevruz Mart ayının başından, 21 Mart gününe kadar baharın gelişini ve tabiatın canlanmasını karşılamak amacıyla kutlanır. Nevruzda yenilen “Ş” harfi ile başlayan 7 yiyecekten süt; temizliği, tatlı; yaşama sevincini, şeker; serinlik ve dinlenmeyi, mum; ateşe tapınmayı, tarak; kadının güzelliğini temsil eder. İslâmeyetten sonra İslâmî geleneklere göre “Ş” ile başlayan 7 nesne bunların yerini almıştır. Afganistan’da Nevruz, Türkler arasında doğum günü olarak kutlanır. Bugün herkes en yeni elbiselerini giyerler. Kabir ve akraba ziyaretleri yapılır, güreş tutulur ve oğlak oyunu oynanır. İnsanlar arasındaki dargınlıkların kaldırılmasına çalışılır. Yeni yıla nasıl başlanırsa, yılın öyle geçeceğine inanılır. Türkmenistan’da Nevruz bayramında halk gününü ülkemizdeki dini bayramlara benzer bir şekilde geçinmekte, karşılıklı ev ziyaretleri yapılmakta, tebrik mesajları gönderilmektedir. Nevruz kutlamaları basın yayın organlarında geniş bir şekilde yer almaktadır.
Türk Dünyası Nevruz’u yıllardan beri, renkli elbiseleri, coşkulu kutlamaları ve ümit bağladıkları dilekleriyle karşılıyorlar.
Azerbaycan’da her yıl Mart’ın 2123’ünde, Nevruz bayramı büyük törenlerle kutlanır. Mezarlık ziyareti yapılır. Bu ziyaretlerde hazırlanan helva pilav ve diğer yiyecekler fakirlere dağıtılır. “Gapı Pusma”, “Suya Yüzük Atma”, “Su Başı”, “Baca Baca” adetlerinde uzun yılların gelenekleri çeşitli motif ve oyunlarla sürdürülür. Semeni göğertilir. Yani tohum çimlendirilir. Nevruz; Karapapaklar’da Nevruz, Kırım Türkleri’nde Navrez, gündönümü; Batı Trakya Türkleri’nde Mevris, Makedonya ve Kosova Türkleri’nde Sultanı Navrız , Gagauzlarda İlkyaz bayramı adıyla yukarıda bahsettiğimiz ortak coşku ve geleneklerle kutlanmaktadır. Çok geniş coğrafyaya yayılmış olan topluluklarda Nevruz törenlerinde genellikle şu oyunların değişmeden devam ettiği gözlenir: Gökböri Oyunu. Türkistan’da oynanan milli oyunların başında yer alır. Bu oyuna “gökböri, köpkâri, oğlak/ulak, buzkaşi, kökpar, kükbar” gibi isimler de verilir. At yarışları, cirit oyunu, kılıç sallama, yamba kapma, güreş, at üzerinde güç gösterisi, sinsin oyunu, huntu oyunu. Bu oyunlar genellikle spora dayalıdır. Oyunların bir kısmı ise seyirliktir. Bunları halk tiyatrosu veya Orta oyunu şeklinde değerlendirebiliriz: Koskosa oyunu; deve oyunu; ekende yoh, biçende yoh, yeyende ortag gardaş oyunu; kış bovay; yolbars; argımak. Nevruz bayramında mahalli eğlencelere de yer verilir. Gençler aralarında mani ve şiir söyleyerek yarışırlar. Bunlardan bazıları:Halay oyunu, Yaşıl yarpag, Gızılgül, Hahışta, Benövşe, Bahtıyar ve atışmalardır. Anadolu sahasında da oynanan bu oyunların yanısıra 21 Mart’ta büyük bir coşkuyla kutlamalar yapılmaktadır. Geçmişte o güne has olarak macunlar, şerbetler, hediyeler hazırlanarak devlet erkanı büyükten küçüğe, bunları birbirlerine takdim ederlerdi. Bu adetler günümüzde Mesir Macunu Şenlikleri adı altında hâlâ devam etmektedir. Anadolu’da Yörük Bayramı günümüzde de kutlanarak bu adeti yaşatmaktadırlar. Anadolu’da “Sultanı Nevruz”, “Nevruz Sultan”, “Mart Dokuzu” ve “Mart Bozumu” gibi adlarla bilinen nevruz, gelenekleriyle bütün Türk toplumu içerisinde yaşamaya devam etmektedir. Tahtacı Türkmenleri’nde; Nevruz Bayramı eski Mart’ın dokuzudur ve Sultan Nevruz olarak adlandırılır. Nevruz, Tahtacı Türkmenleri’nin yaylaya çıkışında; 22-23 Mart tarihlerinde kutlanmaktadır. Tahtacı Türkmenleri’nde Nevruz; ölülerin yedirilip içirildiği gün olarak kabul edilir. Burada eski Türk inanç sisteminin atalar kültürü kendini gösterir. 22 Mart Nevruz’dan bir gün önceyi karşılamaktadır. Bu gün Nevruz hazırlıkları yapılır. Çamaşırlar yıkanır, yemekler hazırlanır Nevruz günü yenilen yemekler arasında ıspanaklı börek, soğan kabuğu ile boyanmış yumurtalar, yufka, sarı burma, şeker, leblebi, lokum sayılabilir. 23 Mart günü öğleden sonra kadınlar geniş bir tabağa çerezler koyarak “hak üleştirir”ler. Yiyecekler dağıtılarak “ölünün ruhuna değsin” dileğinde bulunurlar. Bu bayramda herkes güler yüzlüdür. Suçlar bağışlanır. Bayrama katılmak zorunludur. Katılmayanlar köy halkınca dışlanır. Yörükler arasında; Nevruz ile birlikte, kışın bittiği ve bahar mevsiminin başladığı kabul edilir. Köy ve yaylalarda 22 Mart’ta, şehirlerde ise Nevruz günü pazara rastlamazsa, bu tarihi takip eden Pazar günü kutlanır. Köy halkı 22 Mart sabahı yaylalara doğru yola çıkarlar. Daha önceden “davar evleri”ne yerleşmiş olanlar köylerden gelen akraba ve komşularına ev sahipliği ederler. Köylerden gelen grupla, yayladakiler karşılaştıklarında bir el silah atarak “Nevruzunuz kutlu, dölünüz hayır ve bereketli olsun” şeklinde selamlaşırlar. Gelen misafirler çadırlara yerleşir, kendilerine ikramlarda bulunulur. Sürü sahipleri tarafından kesilen kurbanlar birlikte yenilir. Sünni olan yörüklerde imamlar tarafından yapılan dualara halk katılır ve şükrederler. Gençler tarafından eğlenceler düzenlenir, yemekler yenir, şarkı ve türküler söylenir, oyunlar oynanır. Eğlenceler geç saatlere kadar devam eder. Güneydoğu Anadolu Bölgesi illerimizden Gaziantep ve çevresinde 22 mart gününe “Sultan Nevruz” adı verilir. Diyarbakır’da; Nevruz günü halk, eğlence ve mesire yerlerine giderek Nevruz’u kutlarlar. Kars ve çevresinde; bu tarihte kapı dinleme, baca baca adetleri görülür. Evde bulundurulan çeşitli meyvelerden baca baca gezenlere verilir. Tunceli ve çevresinde; bu gün erkekler alınlarına kara sürerek su kaynaklarına giderler. Bu karaları orada temizleyerek dua ve niyazda bulunurlar. Özellikle Orta Anadolu’da Nevruz, “Mart Dokuzu” olarak bilinir. Diğer bölgelerdekine benzer kutlama adetleri yapılır. Nevruzla ilgili Anadolu’da görülen diğer gelenekler arasında, ağacın güneşten etkilenmemesi için ağaca bez bağlanarak yapılan “Mart ipliği” adeti ve özellikle Giresun’da “Mart Bozumu” adeti önem taşır. Tekirdağ’da Nevruz soğukların sonu, baharın başlangıcı olarak kabul edilir ve “Nevruz Şenlikleri” adıyla kutlanır. İzmir, Uşak, Sivas ve Şebinkarahisar’da hemen hemen aynı geleneklerin devam ettiği görülür. Bilindiği üzere eski takvim Mart ayından başlardı. Mart ayının ilk on iki günü ayrı ayrı ayları temsil etmek suretiyle, o yıl içinde neler olacağı ilk on iki günden tespit olunurdu. O gün yedi çift, bir tek baş harfi “S” ile başlayan yiyeceklerden yenilmesi adettendir.


Kazakistan’da Nevruz sofrası

Altay Türkleri arasında 21 Mart’a tekabül eden günde kutlanan “Cılgayak” bayramı vardır. Bu bayram da Nevruz gibi baharın gelişi, tabiatın canlanması ve yeni bir yıla giriş bayramı olarak kutlanır. Bu bayramın hazırlıkları yaz mevsiminde başlar. Bir önceki yıldan toplanarak saklanmış yılın ilk çıkan bitkileri olan kandıklar ve onların sargay adı verilen kökleri çıkarılarak bunlardan çeşitli yiyecekler hazırlanır. Ayrıca bu bayram için bal katılmış yoğurt, dondurulmuş ve kurutulmuş et, koyun ve mal tırnaklarından yemekler yapılır. Dört tahıl hazırlanır. Güneş bayramının kutlandığı kır başına vurmaya başladığı zaman dört tahılın üzerine arçın bırakılır. Ateşle bu arçınlar alaslanır. Büyükler çocuklar gibi oyunlar oynar. Akşama doğru köye dönülürken hep bir ağızdan şarkılar söylenir.

Nevruz’un bir bahar bayramı olduğun ortaya koyan delillerden birisi de Saha Türkleri arasında yaşatılan Isıah Bayramı’dır. Bu bayram hakkında ilk bilgileri veren Dr. Yakup Deliömeroğlu şunları söylemektedir:” Göktanrı dini geleneklerinin hâkim olduğu Saha Türklerinde Isıakh bayramı, ilkbaharın gelmesi ve yılın bereketli geçmesi için Tanrı’ya bir şükür bayramıdır. Saha Türkologları ve halkı Isıakh bayramının Türkistan kökenli olduğunu bilmektedirler. 21-22 Haziran tarihleri de Nevruz’da olduğu gibi güneş sisteminin ayrıcalıklı bir dönemidir; çünkü bugün yılın en uzun günüdür. Diğer yandan Saha Türkleri’nin yaşadığı Sibirya’da bahar yeni hissedilmeye başlanır. Isıah bayramında törenlere, Akşaman’ın dualar ve kımızla tören alanını temizlemesiyle başlanır. Tören alanına yarım ay şeklinde genç ak ağaçlar dikilir. Alana ateş yakılır ve bu ateş törenler bitene kadar söndürülmez. Akşaman’ın yere kımız serpmesi, duaları ve dualarla yakılan ateşle geçmiş yılın kötülüklerinin kovulduğuna, yeni başlayan güzel günlere zarar vermelerinin önlenmiş olduğuna inanılır. Ak ağaçlara başta genç kızlar ve genç erkekler olmak üzere halk yeni yılda olmasını istedikleri dileklerini tutarak bez parçası bağlarlar. Bu inanış ve âdet dünyanın hemen her yerinde bütün Türk halklarında hâlâ yaşamaktadır. Isıah bayramı hakkında ilk belgelere Hollandalı gezgin İdesa’nın notlarında rastlanmaktadır. İdesa 17. Yüzyılda Sibirya’dan Çin’e yaptığı seyahatte Isıah bayramının Sahaların tek bayramı olduğunu yazar. Saha halkının İlkbaharın gelişini büyük bir coşkuyla kutladıklarından, ateş yakma ve ateşin törenler son bulana kadar söndürülmesi, bol miktarda kımız yapılması, yerlere kımız serpilerek “temizlenmesi” ve misafirlerin bu içki ile ağırlanmaları adetlerinden bahseder. Bugün de yaşayan bu geleneklerle Isıah, takvimî bir bayram olarak Saha halkının örf, adet ve tarım faaliyetleriyle kopmaz bir hal almıştır. Sahalar bu bayramı 2122 Haziran günlerinde yılbaşı olarak kutlamaktadırlar. Onlar bu bayramı yenilenme, tabiat ve insan doğasının kaynaşması, iyilik, temizlik ve aydınlığın başlangıcı ve geleceğe umutla bağlanmanın günü olarak kutlamaktadırlar. Uzun süren bir kışın ardından Saha halkı bir araya gelip eğlenir; eğlencelerde kımız içilmesi, bayram yerinde pişirilen şiş kebapların yenmesi, milli oyunların oynanması, güreş, at yarışları, Olonhosut yarışları ve vazgeçilmez olarak Osuohay dansı yapılmaktadır. Olonhosut yarışları kaya parçalarını kaldırarak omuzdan arkaya atarak yapılan güce dayalı bir Sibirya sporudur. Sibirya’da yaşayan Hakaslar ve diğer Türk halklarında da aynı spor yaygındır. Osuohay ise Isıakh törenlerinin vazgeçilmez kısmını oluşturmaktadır. Kımızlar içilip bazı yarışmalar, eğlenceler yapıldıktan sonra Anadolu halaylarında da bulunan, ellerin parmakların birebir kilitlenmesiyle yanyana dizilen insanlar Isıakh ateşinin etrafında dans veya halay çekmeye başlarlar. Bazı destanlarda bu halayın 9 gün sürdüğü yazılmaktadır.” Bugün de büyük coşkuyla kutlanan Isıah bayramı 1991 yılında Saha Cumhuriyeti kurulduktan sonra diğer Türk Cumhuriyetlerinde olduğu gibi resmi tatil olarak ilan edilmiştir. Son yıllarda Amerika’daki yerli Kızılderili Kabileleri’nin “soy kütüğü” ile ilgili çalışmalar Türk kültürünün yayıldığı sahalar hakkında bize ilgi çekici bilgiler vermektedir. Bu konuyla ilgili olarak Dr. Ahmet Ali Arslan şu bilgileri veriyor: ” Son yıllarda bağımsız araştırmacı uzmanların, Sibirya ve Alaska’da ve Alaska’nın daha güneyinde bulunan insan kemikleri ve toprağa yayılmış insan yağı kalıntıları üzerinde yaptıklan “gen” araştırmaları Amerika ve Asya kıtalarında vakti ile yaşamış bu insanların birbirleri ile yakın akraba olduklarını tespit etmesine rağmen, Amerika’ya Avrupa üzerinden gelenler bu gerçeklere sırt çevirmektedirler. Amerika yerli Kızılderili kabileleri ile Sibirya Saka, Altay, Hakas, Telvit ve Tuva bölgelerinde yaşayan eski Türk âdetlerinin ve mevsimlik dinî merasimlerin birbirine benzemesi ve paralellikler göstermesi oldukça ilgi çekicidir.
Baharda toprak, su ve hava, dostluklarının renklerini çiçeklere verirler.
Amerika’nın toprakla ve ziraatla uğraşan Kızılderili kabileleri arasında dinî ağırlıklı merasimlerle kutlanan mevsimlik bayramların başında Mart ayında “Yeni Yılın Başı” için yapılan kutlama törenleri ve şenlikleri gelir. Kaliforniya Eyaletinde geçimini topraktan temin eden yerleşik, şehirli Kızılderili kabileleri, göçebe bir hayat sürerek, yazın serin dağ yamaçlarına ve kışın ise daha ılık ve mülayim bölgelere göç eden ve geçimini avcılıkla temin eden Kızılderili kabilelerine kıyasla “Yeni Yılın Başı” kutlamalarına daha büyük bir bağlılık göstermektedirler. Bu kutlamalar, “Eski yıldan yeni yıla geçişi, ölümden sıyrılıp yeniden dirilişi, kısırlıktan kurtulup yeniden üremeye dönüşü kutlamak maksadıyla” yapılmaktadır. Kaliforniya ve etrafındaki topraklarda dağınık olarak yaşayan Amerika yerli Kızılderili kabilelerinden Yurok, Karuk, Hupa, Yuki, Pomo, Modoc ve Maidu kabileleri yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilen “Mart” ayında, bahar bayramını, tabiatın yeniden canlanması ve uyanmasına bağlı olarak “Yeniden Doğuş”un bir sembolü olarak kutluyorlar. Bununla ilgili dinî merasimlere diğer Kızılderili kabilelerinde olduğu gibi, yine kabilenin Şamanı öncülük etmekte ve yönetmektedir. Yeni yılın başlangıcı olan Mart’ta kutlanan “Diriliş” kutlamaları ile ilgili Kızılderililerin yaptığı merasimlerde kabilenin yaşadığı köy veya kampın tam orta yerine uzun ve düzgün bir “direk” dikilir. New Mexico, Arizona ve Kaliforniya eyaletlerinde yaşayan Kızılderili kabileleri köyün orta yerine dikilen bu “direğin” kâinatın “ekseni” olduğuna ve dünyayı yaratan “Bir”i temsil ettiğine inanırlar. Bu inanç yerleşik ve şehirli manasına gelen “pueblo” yerli Kızılderili kabileleri arasında da aynı şekilde yaygındır. Kızılderililerin yaptığı merasim ve kutlamaların en ilginç yanlarından birisi, kabilenin Şamanı’nın “Gök Tanrı” olarak kabul edilen “Ulu Ruh”a daha çok yaklaşmak ve kabilesi için O’nun yardımını ve rahmetini talep etmek maksadıyla, bu düzgün “direğe” tırmanmasıdır. Dinî maksatlı bu merasimi yöneten Şaman’ın bu direğe tırmanması, mensubu olduğu kabilesini kötü ruhlardan ve onların sebep olabileceği hastalıklardan koruması, yeni yılda kabilesine bol mahsul bahsetmesi konularında görüşme talep etmek maksadıyla “Gök Tanrı”ya daha yakın olma amacı taşır. Direğe tırmanma merasimi Kaliforniya eyaletindeki Camella Kızılderilileri arasında oldukça yaygındır.” Demirin Türk kültür tarihindeki yerinden yazımızda bahsetmiştik. Demir Türk’ün inanç sistemi içinde bütünleştirici bir unsurdur. Ergenekon destanının ana temasını oluşturan “demirin eritilmesi ve kutsallığı” motifleri Amerika’daki Kızılderililer arasında da yaygındır. Onlar da demire hürmet ederek özellikle yılbaşı kutlamalarında mutlaka demir uçlu silahlar itina ile taşırlar. A. Arslan araştırmasında bu konuyu şöyle anlatıyor: ” Türk kültür tarihinde ve önemli mevsimlik merasimlerde mühim bir yer tutan “demir”e Kuzey Amerika kızılderili kabileleri arasında da büyük önem verilmekte ve bazı kimselerin demirden yapılmış mukaddes sayılan “silah”lara dokunması katiyen yasaklanmıştır. Amerika Kızılderili kabilelerinden Algonquian Kızılderili kabilesinde, hamile kadının demir ve çelikten yapılmış silahlara dokunması yasaktır. Öldürücü gücü kaybolur ve düşmana tesir etmez korkusu ile özellikle hamile kadınların ve yetkili olmayan şahısların kabilenin saaşçılarının silahlarına dokunması yasaktır. Yaygın olan söylentilerin tam aksine, bu kadar tabu ve yasaklamaya rağmen, Kızılderili kabilelerinden hiç birisi, ne şekilde olursa olsun diktikleri toteme tapınmazlar. Amerika’da Alaska’nın Güneyinde yaşayan Yakutat ve Tlingit Kızılderilileri arasında “demir”e Sibirya Türkleri’nin verdiği değere eş bir hürmetle yaklaşılmaktadır. “Yakutat ve Tlingit Kızılderilileri de diğer Kızılderililer gibi çelikten yapılmış bıçak ve savaş baltaları veya sivri uçlu silahlar yapmak için kullandıkları demire büyük hürmet ve rağbet gösteriyorlar.” Ahmet Ali Arslan’ın yapmış olduğu bu araştırma şu sonucu ortaya çıkarıyor: “Türk Şamanizmi ile Amerikan yerli Kızılderili Şamanizminin izlerine “Yeni Yılın Başı” merasimlerinde yoğun bir şekilde rastlanmaktadır. Aynı zamanda paralellikler mevcuttur. Mart ayında kutlanan yeni yıl merasimleri Orta Asya Türk şamanizmine paralel olarak Güney Amerika’da, Bolivya’da yaşamakta olan “Aravak” ve “Manası” Kızılderili kabilelerinin varlıkları tespit edilmiştir. Ayrıca Amerika’nın Mexico eyaletinde yaşayan “Arıkara” Kızılderili Şamanı’nın ilkbaharda Türk Şamanlarının yaptığı ayinlerin aynısını yaptığına dair kayıtlar mevcuttur. Bütün bu kalıntılar Orta Asya’dan Amerika’ya geçen Şaman kültürünün dolayısıyla Türk kültürünün kalıntılarıdır.Kaynak:Hatice Emel AŞA, Yeni Avrasya Dergisi, Mart-Nisan 2000

Yeşil – Sarı – Kırmızı Renklerin Türk Kültür ve Tarihinde Yeri

GÖKTÜRKLERDE YEŞİL-SARI-KIRMIZI RENKLER


1935”de, Altay’larda; VII-XI. asırlarda yaşamış Türk beylerinin mezarlarında yapılan kazılarda; yeşil, sarı, kırmızı ipekli elbise giydirilmiş cesetlerin bulunması, bu üç rengin Türklerde milli olduğu kadar dini değeri de haiz bulunduğunu göstermektedir.(belleten Sayı 43, 1947)

SELÇUKLULARDA YEŞİL-SARI-KIRMIZI RENKLER
ABDÜLCELİL EL KAZVİNİ DİYOR Kİ:
Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun bayrağı de yeşil-sarı-kırmızı idi. 1110-1189 yıllarında yaşayan İranlı büyük alim Abdülcelil el Kazvini (Hicri 556-560) (Miladi 1161-1165) yıllarında yazdığı Kitab’un Nakz adlı eserinin konu ile ilgili 608. sayfasında söyle diyor:

YAZININ ASLI

YAZININ TERCÜMESİ: “Selçukluların melikleri ve sultanları eğer yüzbin asker toplarlarsa, siyah Sancak askerlerde bulunmazdı; yeşil, sarı ve kırmızı Sancak bulundururlardı.


 

OSMANLILARDA YEŞİL-SARI-KIRMIZI RENKLER Osmanlı İmparatorluğu ordularında da Sancaklar, Bayraklar ve Tuğlar Yeşil-Sarı-Kırmızı renkleri taşımışlardır.


Etkinlikler

KÜLTÜR BAKANLIĞINCA 2001 YILINDA NEVRUZLA İLGİLİ GERÇEKLEŞTİRİLECEK ETKİNLİKLER – Nevruz Genelgesi hazırlanıp Valiliklere gönderilerek, 21 Mart 2001 tarihinde Nevruz’un tüm yurtta Nevruz’un içeriğine yakışır bir şekilde kutlanması istenmiştir.– Nevruz konusunda hazırlanan afiş, broşür ve çizgi romanların dağıtımı yapılarak, halkın bilgilendirilmesi sağlanmıştır.

– Bakanlığımızca önce hazırlanmış olan Nevruz konulu çizgi ve spot filmler çoğaltılarak televizyon kanalları ve illere dağıtımı yapılmış olup TRT ve diğer televizyon kanalları ile yerel televizyonlarda gösteriminin gerçekleşmesi sağlanacaktır.

– Eğitim Dairesi Başkanlığı tarafından yurtiçi ve yurtdışında ilk ve orta öğretim okulları öğrencileri arasında Nevruz konulu resim, şiir ve kompozisyon yarışmaları düzenlenmiştir.

– Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü sanatçıları tarafından yurtiçinde (Adana, Mersin, Tarsus, Iğdır) ve yurtdışında (Belçika) konserler verilecektir.

– Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü sanatçıları tarafından 29 Mart 2001 tarihinde Bitlis ili Ahlat ilçesinde Milli Piyango İdaresi Başkanlığı tarafından gerçekleştirilecek Nevruz özel çekilişinde konser verilecektir.

– Ülkemizin farklı bölgelerinden 15 ilden (Adıyaman, Ağrı, Artvin, Bingöl, Gaziantep, Hakkari, Hatay, Mardin, Muş, Kahramanmaraş, Van, İçel, Kırşehir, Kırklareli, Manisa) öğrenci grupları Nevruz Etkinliklerine katılmak üzere Ankara’ya davet edilmiştir. Ankara’da gerçekleştirilecek etkinlikler çerçevesinde:

– Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü sanatçıları tarafından 20 Mart 2001 tarihinde “III. Selim” ve 25 Mart 2001 tarihinde “Bakhalar” adlı tiyatro oyunları sahnelenecek.

– Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü sanatçıları tarafından 19 Mart 2001 tarihinde “Florinda” adlı müzikal çocuk oyunu sahnelenecek.

– Kültür Bakanlığı Ankara Türk Dünyası Müzik Topluluğu tarafından 19 Mart 2001 tarihinde bir konser verilecek.

– Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 21 Mart 2001 tarihinde Nevruz konulu bir fotoğraf sergisi açılacak.

– 21 Mart 2001 tarihinde Hilton Oteli’nde devlet erkanı ve yabancı misyon şeflerinin de katılacağı Nevruz Resepsiyonu verilecek.

– Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi Genel Müdürlüğü (TÜRKSOY) tarafından 21 Mart 2001 tarihinde “Türk Dünyası Öğrenci Gençliği Nevruz Buluşması” adlı şenlik gerçekleştirilecektir.

– Nevruz Kutlamalarını geleneksel boyutuyla tespit etmek amacıyla Tokat ve Iğdır illerinde alan araştırmaları yapılacaktır.

İLLERDE GERÇEKLEŞTİRİLECEK 2001 YILI NEVRUZ ETKİNLİKLERİ

Gönderilen Nevruz Genelgesi doğrultusunda hazırlanan ve İl Kültür Müdürlükleri koordinasyonunda gerçekleştirilecek kutlama programları şu şekildedir:

– Nevruz konulu çizgi ve spot filmlerin, yerel televizyonlarda gösteriminin yapılması sağlanacaktır.

– Yerel basında Nevruz konulu yazılara yer verilmesi sağlanacaktır.

– Eğitim Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen Nevruz konulu resim, şiir ve kompozisyon yarışmalarına katılarak dereceye girenlere illerde gerçekleştirilecek törenlerle ödüller verilecektir.

– İllerde bulunan üniversitelerin öğretim üyeleri, bilim adamları ve uzmanlar tarafından Nevruz konulu konferans ve söyleşiler gerçekleştirilecektir.

– Yöre sanatçıları tarafından konserler verilecek, halk oyunları gösterileri yapılacaktır. – Nevruz konulu yayınlardan oluşan kitap sergileri açılacaktır.

– Kamu kurum ve kuruluşları işbirliğinde Nevruz Ormanı oluşturma amacına yönelik olarak ağaç dikimi çalışmaları gerçekleştirilecektir.

– Bakanlığımızca hazırlanıp gönderilen Nevruz afişleri ve broşürü dağıtılarak etkin bir biçimde duyurulması sağlanacaktır.

KÜLTÜR BAKANLIĞI İŞBİRLİĞİNDE DİĞER KAMU KURUM VE KURULUŞLARINCA GERÇEKLEŞTİRİLECEK 2001 YILI NEVRUZ ETKİNLİKLERİ

– Milli Piyango İdaresi Başkanlığı tarafından 29.03.2001 tarihinde Bitlis İli’nin Ahlat İlçesi’nde Nevruz Özel Çekilişi Yapılacak, bu çekilişte Bakanlığımız Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü sanatçıları tarafından bir konser verilecektir.

– Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından TRT 4 kanalında Diyanet Saati programında konuyla ilgili bir söyleşi yapılacak, Diyanet Aylık Dergisi’nde ve Diyanet Avrupa Dergisi’nde “Türklerde Nevruz Geleneği” konusunu işleyen yazılar yayınlanacaktır.

– Camilerde okunacak Cuma Hutbesi’nde Nevruz konusuna yer verilmesi sağlanacaktır.

– Posta İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından Nevruz konulu özel gün zarfları hazırlanacaktır.

Kaynak: http://www.kultur.gov.tr 

MAKALELER

  • Osmanlılarda Nevruz Kutlamaları

    Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLUTürkler tarafından çok eski tarihlerden itibaren kutlanan ve genelde Yeni Gün olarak adlandırılan Nevruz, Osmanlılarda da bahar bayramı ve yeni yılın başlangıcı olarak kutlanmıştır …


  • Nevruz Geleneği

    Prof. Dr. Abdulhaluk M. Çay.Bilindiği gibi milletleri meydana getiren en önemli unsurlardan birisi de kültürdür. Bir milletin bütün sanat faaliyetlerinin, inançlarının, örf ve adetlerinin, fikir, yaşayış ve davranışlarının tümü o milletin kültürüdür…


KAYNAKLAR

  • Nevruz ve Renkler
    Yayına hazırlayanlar: Prof. Dr. Sadık Tural, Elmas Kılıç.
    Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Sayı 116, Kongre ve Sempozyum Bildirileri Dizisi. Sayı 7, Ankara 1996
  • Nevruz,
    Yayına hazırlayan: Prof. Dr. Sadık Tural.
    Atatürk Kültür Merkezi Yay. No:100. Kongre ve Sempozyum Bildirileri Dizisi, Sayı 5, Ankara 1995
  • Türk Ergenekon Bayramı Nevruz,
    Prof. Dr. Abdulhaluk Çay, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları: 128, Seri IV, Sayı:B-5, Ankara 1993
  • Ergenekon Destanı ve Demirci Kava,
    Kemalist Atılım Birliği Yayını, No:13, Ankara 1992
  • Türk Millî Kültüründe Nevruz,
    Yard. Doç. Dr. Zeynelabidin Makas. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını:37, İstanbul 1987
  • Dehak’ın Sonu, Kemal Burkay.
    Deng Yayınları, Istanbul 1991
  • Türk Dünyasında Nevruz Bayramı (Broşür),
    Türk 0cağı Merkez Heyeti, Ankara 1994
  • Tarih ve Etnoğrafya Açısından Nevruz,
    (Rusçadan Türkçeye Tercüme: Yıldız Pekcan, Sevinç Oztürk), Boğaziçi İlmî Araştırmalar Serisi:l3, Ankara 1993
  • Nevruz-Yenigün (Broşür).
    TİKA , T.C. Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, Ankara 1994
  • Ulusun Ulu Günü Nevruz,
    Çeviren ve yayına hazırlayanlar: Süer Eker, Ahmet Abatoğlu, Ankara 1995
  • Nevruz (Yenigün) Özel Sayı, Bilge Dergisi,
    Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi, Ankara 1995
  • Nevruz Özel Sayısı,
    Anayurttan Atayurda Türk Dünyası Üç Aylık Bilim, Kültür ve Araştırma Dergisi, y.7, sayı:17, Ankara 1999
  • “Amerika Kızılderili Kabileleri ve Türk Dünyasında “Yeni Yıl Başı” Merasimlerinde Paralellikler”,
    Ahmet Ali Arslan.
    Nevruz (Sempozyum Bildirileri), Atatürk Kültür Merkezi,
    Ankara 1995, s. 251272
  • “Saha Türklerinde Bir Nevruz Versiyonu: lsıakh Bayramı”,
    Nevruz ve Renkler (Sempozyum Bildirileri),
    Ankara 1996, s.131-138

UYGURLARDA NEVRUZ KUTLAMALARINuraniye ve Erkin Ekrem
Hacettepe  Universitesi, Tarih bolumu

 Nevruz, M.O.VIII yy’dan gunumuze kadar cetin kis sartlarinin sona erip tabiatin uyandigi;kar, buz ve donlarin eriyip aktigi, nehirlerin cosup tastigi, ciceklerin actigi, agaclarinyeserdigi, gece ile gunduzun esit oldugu ve insanlarin kalbinde guzel duygularincanlandigi baharin mujdecisi olan 21 Mart gununde dogudan batiya, guneyden kuzeye butunTurk Dunyasi tarafindan buyuk bir coskuyla kutlanagelmektedir.Bilindigi gibi “Nevruz” OrtaAsya’da yasayan Uygur, Turkmen, Ozbek,Azeri, Kazak, Kirgiz gibi Turk topluluklari ileAnadolu ve Balkan Turklerinin ve de Iranlilarin “yenigun” veya”yilbasi” olarak kabul ettikleri gundur. “Nevruz’un ne zamandan beri vekimler tarafindan bir solen olarak kutlandigi meselesi hala tartisilan bir konudur.”Nevruz solenleri”nin su veya bu topluluga ait oldugunu ileri surmenin ilmi olmayacaginisavunan Nizameddin Huseyin, 21 Mart’ta Orta Asya’da ve Kafkasya’da yasayan Uygur, Turkmen,Kazak, Kirgiz, Ozbek, Tatar, Yakut, Teleot, Karakalpak, Sala, Baskirt, Cuvas, Macar,Kumuk, Karacay gibi Turk topluluklari yaninda Cinliler, Japonlar, Vietnamlilar, Iranlilar,Araplar, Hintliler, Mogollar gibi halklarin da cesitli kutlamalarda bulunduklarini ilerisurmektedir. Abdulhalik Cay’in Turk Ergenekon Bayrami Nevruz adli eserinde belirttigiuzere oniki hayvanli Turk takvimine gore “Nevruz” Turklerde cok eskiden beribilinmekte ve cesitli torenlerle kutlanmaktadir. Ancak bazi bilim adamlari, oniki hayvanliTurk takvimine ve bircok Cince kaynaga gore Turklerde Nevruz solenlerinin yapildigiyolundaki bilgilere ragmen, Nevruz kelimesinin Farsca kokenli olmasindan ve Firdevsi’ninSahname adli eserinde Nevruz kutlamalarinin Iran Sahi Cemsid doneminde basladigi yolundakimitolojik bilgilerden hareketle, Nevruz’un Iran menseli oldugu fikrini ileri surmeye devametmislerdir. (Islam Ansiklop. C.7 , 179).Ote yandan Nevruz’la ilgili en eski Cinkaynaklarini taradigimizda Do-you’nun Tongdian adli eserinde yer alan bilgilerdenPerslerin yilbasi kutlamalarini 3. ay olan Mart ayinda degil, 6. ay olan Haziran ayindayaptigi anlasilmaktadir (1935, 1042b). Bunun yaninda Firdevsi’nin Sahname adli eseri XI.yuzyilda yazilmis olup ozellikle milattan onceki olaylar rivayetlere dayanmaktadir. Ayrica Cemsid hakkinda(1) birbirinden farkli rivayetlerin olusubu kaynagin degerini azaltmaktadir. Oysaki Du-you’nun T’ong-dian adli eseri, VIII.yuzyilda yazilmis olup yazildigi donemin yani (618-907) Tong sulalesi doneminin belgeleredayanan bir tarihidir. Bu yuzden burada verilen bilgilerin dogrulugu tartisma goturmez.Diger taraftan Prof. Abdulkerim Rahman,Nevruz bayraminin Yunan menseli oldugunu ileri surmektedir. “Bu gun Eski Yunanlilarinicki ve eglence tanrisi Dionis serefine kutladiklari milli bir bayramken, Eramis’tenonceki IV. yuzyildan baslayarak Yunanlilarin Orta Asya’yi isgal etmesiyle birlikte bubolgelere yayilmistir. O bolgenin kultur unsurlariyla birleserek Nevruz olaraksekillenmistir.” diyen Prof. Rahman, bu iddiasina kaynak olarak Tirmiz’de bulunan birtabaktaki oyma resmi, Buhara’da bulunan ve simdi Berlin’de korunmakta olan diger birtabaktaki resmi, Bedehsan’da bulunan bir gumus tabaktaki resmi, Turkmenistan’in guneyindeki Nisa’da bulunan kemikten yapilmis bir kadehteki resmi ve ‘Karasuk Medeniyeti’diye adlandirilan Orta Asya Medeniyeti’ne ait arkeolojik kazilarda elde edilen cesitliresimleri gosterir (Rahman, 1989, s.415-422). Ayrica Prof. Rahman yukaridaki kalintilardatasvir edilen resimlerin Orta Asya halklarina ait oldugunun Prof. Dr. G.A. Pugacinkovatarafindan bir cok belgelere dayanilarak ispat edilmis oldugunu yine ayni kitabinda belirtmistir (Rahman, 1989, ss 414-422).   Prof. A. Cay’in yukarida belirtmisoldugumuz Turk Ergenekon Bayrami Nevruz adli kitabinda oniki hayvanli Turk takvimini vebazi kaynaklari esas alarak bu gunun “Turklerin Ergenekon Bayrami” oldugufikrini ileri surmektedir (Cay, 1985, 7-10).Bu konu ile ilgili Cince kaynaklar arastirildiginda A. Cay’in bu goruslerinin isabetli oldugu ortaya cikmaktadir.Tsi-ma-chian’in yazdigi Shih-chi adli kitabin “Hun Tezkiresi” bolumunde,”Her yilin 1. ayi olan (yilbasi) Mart ayinda Hunlarin butun beyleri Chan-yu ordugahina toplanip kendi adetlerine gore cesitli kutlamalar ve ibadetlerde bulunduklari 5 ayda (miladi takvime gore 8. ayda) Lung-ch’eng denilen yerde toplanip atalarina yer-sulara ve Goktanri’ya kurbanlar sunarak buyuk torenler yaptiklari ve sonbaharda atlar semirdigi zaman ordugahta bulunan kisilerin ve hayvanlarin sayilarinin tespit edildigikaydedilmektedir (shih-chi, Hsung-nu Chuan, 1975-2892: Han-shu Hstung-nu-chuan, 1962-3752). Fenye’nin yazdigi son Han sulalesi tarihinde yer alan “Guney Hunlari Tezkiresi” bolumunde kaydedildigine gore ise: “Hunlar orf ve adetlerine gore 1.5.9. aylar (miladi takvime gore 3,8, 12) olmak uzere yilda uc defa toplanip Tanri’ya kurbanlar sunup cesitli torenler yapiyorlar” (1965-2944).Chou Sulalesi tarihinin “Gokturk Tezkiresi” bolumunde “Gokturler yilnameleri bilmezler, ancak otlarin yesermesini yani bahari yeni yilin baslangici olarak
kabul ederler” diye kaydedilir (1971-910). Tu-you’nun yazdigi T’ong-dian adli eserin “Gokturk Tezkiresi” bolumunde ise Gokturklerin orf ve adetlerinin Hunlarla ayni oldugu kaydedilmektedir (1935-1068A). Ayni eserde, Gokturk hukumdarlarinin Gokturk Beyleri ile birlikte her yil “AtalarMagara”sinda anma torenleri duzenledikleri 5. ayda Yer-su ve Gok-Tanri’ya kurbanlarsunduklari kaydedilmektedir (1935-1068b).
Bati Gokturklerinin de her yil bahar aylarinda atalarinin oturduklari magaralara gidip cesitli anma torenleri duzenledigi ve 5. ayin 8’inde de bir araya gelip yine cesitli solenler duzenledikleri kaydedilmektedir.(1935-1077a). Tsui Sulalesi Tarihi’nin “Dogu Gokturkler Tezkiresi” bolumunde de bu tur kayitlar yer almaktadir (1973-1864). Prof Dr.Ch’in-chung-mian’in eski Cin takvimi hakkindaki bir arastirmasindan anlasildigina gore,Cinlilerin ilk takvimi olan ve Mart ayinin yilbasi olarak kutlandigi Nung-li adi verilenhem gunese hem aya gore duzenlenmis takvim Hsia Sulalesi (M.O.XXII yy M.O. VII yy.)doneminde ortaya cikmistir. Bu takvimde bu gune kadar bazi degisiklikler yapilmis olmaklaberaber Cinlilerce gunumuze kadar kullanilmistir. M.O.VIII yy.larda yasayan eski Turkkavmi “Ti”ler de bu takvimi kullanmaktadir (Ch’ing-chung-mian, 1982. 640-651).Bu kaynaga gore, eski Turklerde de yilbasi Mart ayi olup, Chou Sulalesi Tarihi (557-581)adli eserde yer alan “Gokturk Tezkiresinde”ki “Gokturkler bitkilerinyeserdigi zamani yilbasi olarak kutlarlar” seklindeki ifade bunu dogrulamaktadir. Yeni Tong Sulalesi Tarihi, Uygurlar Tezkiresi bolumunde belirtildigine gore”Uygurlarin atalari Kao-ch’e’lardir.1.(1975:611).   Kuzey devletleri Tarihi Kao-che bolumunde”Kao-che’larin atalarinin ‘Kirmizi Ti’ler oldugu yazilidir.  (1964:3270). Bu kaynaklaragore Uygurlarin atalari “Ti”lerdir. M.O. VIII yyda yasamis olan Uygurlarin atalari doneminde Mart ayi yilbasi olduguna gore M.S. VIII. yy.dayasayan Uygurlarda da Mart ayinin yilbasi olmasi muhtemeldir.Bilindigi gibi Hunlar Uygurlarin atalaridir. Hunlarin orf ve adetleri de Uygurlar ile aynidir. Buna gore Hunlarin her yilin birinci ayinda (yilbasinda) yaptigi kutlamalarin Mart ayinda yapilmis olmasi gerekir. Yani Hunlarin tum beyleri ile Ch’an-yu ordugahina toplanip yaptigi kutlama ve ibadetlerin “Nevruz Soleni”nin ilk sekli oldugu kanaatindeyiz.Ergenekon Efsanesine gore, her yilbasinda, Ergenekon’dan cikis gununde demir doverek cesitli kutlamalar yapiyorlardi. Bu da Cin kaynaklarinda yer alan “Gokturkler her yili Atalar magarasinda Goktanri ve Yersu’larakurbanlar vererek kutlama torenleri yapar” yolundaki gorus ile aynidir. Hun, Gokturk,ve Uygur orf ve adetlerinin ayni oldugu gorusunden yola cikacak olursak, Ergenekon Efsanesi ile Cin kaynaklarinda yer alan torenlerleGokturklerin her yil torenlerine ikisinin de her Mart ayinda yapilmis olmasigerekmektedir.Prof. Cay yukarida bahsedilen kitabinda,Ergenekon’dan cikis ile “Nevruz”un ayni gunde oldugunu ileri surmektedir. (Cay1985:7-11). Yani Cin kaynaklarinda yer alan Hun ve Gokturklerle ilgili bu bilgiler Nevruzgeleneginin ta o zamanlarda baslayarak var oldugunu ve milli motifler tasidiginigostermektedir. Ayrica, Orta Asya’da arkeolojik calismalardan elde edilen bazi tabaklarda ve comleklerde bulunan resimler de bu kutlamalarin cok eskizamanlarda sekillenmeye basladigini kesin olarak gostermektedir (Rahman, 1986:s.2).840 yilinda Turan bolgesine goc edenUygurlar, Wang-yen-te’nin anlattiklarina gore ilkbahar aylarinda cemaat halinde civardakimabedlere gitmekte idiler (Izgi, 1989, s.59-65). Kasgarli Mahmud’un Divanu Lugat’it-Turk adli eserinde, Turk boylarinin yeni yil (Nevruz)yerine “yenigun” ifadesini kullandigi gorulmektedir. Kasgarli eserinde”Yenigunden sonraki ilk bahar ayina oglak ayi denir. Cunku bu ayda oglaklar buyumusolur” der (Mahmud, DI.T, C.I, s.347). DLT’de belirtildigi uzere Uygurlar, XI yy’dadiger Turk boylarinda oldugu gibi “Nevruz” degil, “yenigun” teriminikullaniyorlardi.Ote yandan Uygurlarda “yenigun”terimi yerine “Nevruz” teriminin hangi tarihten itibaren kullanilmaya baslandigikesin olarak bilinmemekle birlikte, bu kullanima ilk Ali Sir Nevai’de rastliyoruz. Buyuk mutefekkir, Ali Sir Nevai, Car Divanadli eserinde “Nevruz” adi verilen muzik makamlarindan ve Nevruzda okunansiirlerden bahseder. Bunlar Noruz Huseyin, Noruz Kusek, Noruz Buruk, Noruz Bosbilla, NoruzRast, Noruz Sultan’dan olusmaktadir (Mehmetemin, 1980:42). Eski Uygurlarin yeni yil soleni faaliyetleri hakkinda tarihi kaynaklarda bu konu ileilgili bircok bilgi bulunabilir. Hui-li’nin Muzik Tezkiresi adli eseri ile Shang-ta’ninT’ang Sulalesinde Chang-an ve Bati Memleketleri adli eser, konu itibariyle birbirinebenzemektedir. Eski Uygurlarda, Nevruz Soleni gelenekleri ile ilgili genis bilgilerin yer aldigi her iki eserde tolpar (topar; uctuguna inanilan kanatli efsanevi at) ustundeoynanan “Horto Dansi”, “Salma Taslas Dansi”, “Oglak TartisDansi” ile hayvan kiyafetindeki maskeli danslar ve “Goyzi dani (Kucardansi)” gibi cesitli danslarin sarki ve muzik esliginde, eski yilin ugurlanip yeniyilin karsilanmasi, cinlerin kovulup halkin guvenlige
kavusturulmasi ve bunlarla ilgili dileklerde bulunulmasi yolundaki cesitli faaliyetlerhatira seklinde anlatilmistir. Bu solenin o donemde yerli agizlarda “sumuz”seklinde gectigi ve kelimenin Oguz Turkcesine ait oldugu ve Kusen’de ortaya ciktigibelirtilmektedir (Rahman, 1989:417).
“Sumuz” kelimesiyle ilgili olarak pekcok dusunce one surulmektedir. MeshurKasgarli, Buda alimi Uylan (732-820) Nomm Sozcuklerinin Serhi adli kitabinda:”Sumuz” batida bulunan Uygurlarin kullandigi bir kelime olup, asil sekli”samuz”dur. Bu kelime Kuca’nin batisinda ortaya cikmistir. Onun izlerine halarastlanir. Bu oyun vahsi hayvan sekilleri iceren maskeler takilarak oynanir. Ya da yoldangecen kisiye camur atarak, su sicratarak veya elle salma (tas atilan uzun bir sopa), ilmek(insanlari boynundan yakalamak icin kullanilan bir cesit sopa) alarak o kisiyi yakalayipsaka yapilir diye yazmistir. (A.Memtimin, Sin-jiangin T’ang Devrindeki Nahsa-Ussul Sanati,s.75-86). Bu konuda Cince kaynaklarda buna benzer cesitli bilgilere rastlanmaktadir.Eski Turklerde yilbasi terim olarakmevcuttur. Cince kaynaklarda kaydedilen ve Cinlilerce “Mao-shih” olrak telaffuzedilen bir terim bulunmaktadir. Hsin-Tang-shu Hui-he-chuan (Yeni Tang Sulalesi Tarihi)Uygurlar Tezkiresinde “Hakaslar (Kirgizlar) yilbasini “Mao-shih-ai”diyorlar, uc ayi bir mevsim kabul ediyorlar. 12 Hayvanli Turk takvimini kullaniyorlar” diye kaydetmektedir (Hsin-T’ang-shu, 1975:6147). Tne ayni eserde bu terimi aciklamak icinHsuan-yu-chi adli kitabi da belirterek  “Hakas halklari yilbasinaMao-shih-ai” diyorlar, ay’a da “ai” diyorlar. Her uc ayi bir mevsim olarakkabul ederler” diye yazmaktadir (Hsin-Tang-shu, 1975:6152)Cince kaynaklarinda kaydedilen “Mao-shih-ai” terimi icin Prof Cay “muz ay/Buz ay” gibi aciklamalardabulunmustur. (Cay, 1985, 41). Bu konuda Prof Dr Ahmet Bican Ercilasun ise”Mao-shih” teriminin basyil/bas jil olabilecegini dusunmektedir. Yine Hsin-T’ang-shu’da Hakaslarin dil ve yazilarinin Uygurlar ile tamamiyla ayni oldugu kaydedilmektedir. (Hsin-T’ang-shu,1975:6148). Bu kaynaga gore, Uygurlarin da yilbasi terimi icin Mao-shih-ai yani mao-shih-ay demesi muhtemeldir.Gunumuz Uygurlari arasinda Nevruz Soleni ile ilgili faaliyetler su sekilde cereyan eder: Nevruz baslamadan once insanlar, yeni yilin serefine sevinc duygusunu ifade eden cesitli siirler, sarkilar (Nevruzname) yazip hazirlarlar. Nevruz gunu insanlar bayramlik elbiselerini giyerek tum evleri, kutsal yerleri, mesire yerlerini, alis veris merkezleri kisaca vb yerleri ziyaret ederler. Buarada meydanlarda siir atismalari, milli oyunlar icra edilir. Sarkilar soylenir, danslar edilir, guresler tutulur… Kisaca herkes kendine has becerisini ortaya koyar. Bu faaliyetlere buyuk kucuk herkes katilir. Ayrica bu gunde herkes gucu yettigi kadar birbirine cesitli hediyeler verir. O gun buyuk bir coskuyla kutlanir. Diger taraftan bu gunde okunan “Nevruznameler”de gencleri ilim ogrenmeye tesvik, ahlakli vefaziletli olmak gibi cesitli temalar islenir. Buna iliskin ornek verecek olursak:

Keliptur hus mubarek usbu kun yaranler-yaranler Acab muzluk darahlarni yarar kun-tunda boranlar
Tariaddut birla maktapta okup, oglanlar-oglanlar
Bolup bir kuni alamda zor insanlar – oglanlar
(Ey yarenler iste hos ve mubarek gun gelmistir
Boralar agaclardaki buzlari gunden gune eritir
Okulda tereddutle okuyan oglanlar
Bir gun alemde buyuk insan olurlar)
Kaldi noruz kaldi bu gun, arisi bina atkili
Barca adam konlini sad – huram atkili
Har kisi mollisidin alsun dua konlini
Maripatka toldurup goli-gulzar atkili
(Bugun Nevruz gokyuzunde bir cennet yaratmak icin geldi
Butun insanlarin gonlunu sad etmek icin geldi
Her insan hocasindan dua alsin
Boylece gonlunu marifetle doldursun ve gonlunu gul bahcesine dondursun)

Nevruzda icra edilen faaliyetlerin dile getirildigi bir diger siir de soyledir:

At binip oglak alip mesrep kilur kundur bu kun
Keldi noruz yilbasi ketdi konlinun cirkini
Noruz diban kilurler hatunlarinin Turkini
Meclis kilip aynasur acar konul mulkini
Kaygu mihnetler ketip oynasir kuntur bu kun.
(At binilip oglaklar alinan, cesitli solenler duzenlenen gundur bu gun
Nevruz geldi gonuldeki cirkinlikler gitti
Hanimlar Nevruz ile ilgili sarkilar soyleyip geliyorlar
Kiz ve oglanlar kulaklarina guller kistirip, takkelerini yana kaydirip geliyorlar
Kurulan meclislerde oynanir oyunlar acilir gonuller
Kaygi ve mihnetin dagildigi gundur bu gun)

Bazi bolgelerde, Pamir eteklerinde Uygurlar arasinda Nevruz solenlerinde”Kaplan” oyunu, “Aslan” oyunu gibi geleneksel oyunlar da icra edilir.Kaplan oyunu: Bir kisi kaplan kiliginda bir maske takip iki Hoten sapkasiyla kulaklariniorter. Elleriyle yere cokup, dort ayakli olur ve kaplan hareketlerinin taklidini yapar.Elinde kirmizi bir gul tutan bir diger kisi de onun hareketlerine yon vererek onu dansettirir. Bu arada coban ravabi (bir Uygur halk calgisi) ile balman (yine Uygur halkcalgisi) ve tef ahenkli olarak calinir. Oyunun sonunda kaplan kiligina giren kisi  maskesini cikarir ve ona kirmizi bir gul takdim edilir.Yine bazi bolgelerde “Argimak”oyunu oynanir. Yeni elbiselerini giymis olan bir kimse, tahta bir at ile meydana girer. Oanda sazla tempo tutulur. Bu oyunlarda kotu kis sartlarini kovma bahari karsilama anatemasidir. Nevruzda torenler tamamlandiktan sonra, insanlar bir araya gelir ve arpa, bugday, misir,nohut, fasulya, kurutulmus erik, igde, salgam, sarmasak, et gibi malzemeler karistirilarakve goce ya da un katilarak pisirilmis olan “Nevruz Asi”ni yerler. Nevruz Asigenelde “Abesan” adiyla anilir ve herkes gucu yettigi oranda bu asinhazirlanmasina katkida bulunur. Bu as meydanda bulunan herkese ikram olunur.Nevruz Asinin hazirlanmasi ile ilgilisiirde bu durum soyle dile getirilir:

Tapkini koy kelturur
Topalmigan coce horuz
Tapkini gul kelturur
Topalmigan bir bas piyas.
(Bulursan koyun getir
Bulamaz isen pilic getir
En guzelini bulabilen getirir
Bulamazsa bir bas sogan getirir.)
Nizameddin Huseyin’in belirttiginr gore: Uygurlarda Nevruz kutlamalariyla ilgiliduzenlemeler “Tokuz kilik” ya da “Tokuz Ogul” ananesi cercevesindegelismektedir. Eskiden beri bu ananeler devam etmektedir.

Bu ananeler asagida toplu olarakverilmistir:

  • BIRINCI ANANE: Nevruz gunu her misafire sofra kurulur. Bu gunde misafirlere yemek ikram etmenin onemi cok buyuktur. Yemekten sonra Nevruz ayini yapilir. Ayin bittikten sonra, “yeni yasin kutlu olsun” denilerek insanlar birbirlerini tebrik ederler. Birlikte yenilip, birlikte icilen, birlikte dua edilen ve saygi ve sevgi icerisinde gerceklesen bu durum “Nevruz Ayinine Cikmak” olarak tabir edilir. Bu, “Tokuz kilik”in ilkini olusturur.
  • IKINCI ANANE: Insanlar, aralarindan ayrilmis olan buyuklerinin kabirlerini ziyaret ederler.
  • UCUNCU ANANE: Insanlarin birbirini ziyaret etmeleri, yardima muhtaclara yardim etmeleri, hastalari ziyaret etmeleri kotu is ve hareketleri olanlara nasihat
    etmeleridir.
    Buna “Nevruz Gezisi” adi da verilir.
  • DORDUNCU ANANE: Butun yerlesim birimlerinde, Nevruz oyunlari cocuk, genc, yasli, orta yasli insanlarin temsilcileri tarafindan sergilenir. Herkes bildigi nispette hunerini gosterir. Kimi siir okur, kimi dans eder.

Nizameddin Huseyin’in belirttigine gore Uygurlar arasinda 50den fazla “Nevruz gosterisi turu”, 70den fazla da “Nevruz Namesi” vardir. Nevruzda oynanan oyunlar icinde: Bori ile Koy (Kurt ile Kuzu), Oglak, Kucung yetse al (Top kapmaca), Oyuncu Sir (Oyuncu Aslan), Heyyar (Komedyen), od atlas (atesten atlama), Talasma (Kopek dogusu), Ususme (Koc dogusturme), Cokusma (Horoz, keklik vb dogusu), Cepic (yaris), Gul mesuk (Gul ile asik), Koglas (kiz kovalama), Mukumukus (saklmabac), Kokles (uzun atlama), Kos Koklas (Kosup kovalama), Doram (Taklit), Celisis (Gures), Tatismak (Ip cekme yarisi), Darbazlik(Cambazlik), Suret (Taklit), Dum-Dum (Bir tekerleme oyunu) gibi oyunlar asil olarak sayiliyordu. Nevruz nameleri ise Koklem Ay Keldi Noruzgul, anam-anam, Hizir-Noruz, Cihan Canan gibi nagmelerden olusmaktadir. Nevruz ayinin ilk yedi gunu bu tur cesitli etkinliklerin yer aldigi torenler, solenler duzenlenir.

  • BESINCI ANANE: Uygurlarin ananeleri icinde Nevruz gezmelerinin ayri bir degeri vardir. Her Nevruz’da at seylisi (at gezisi), Bezme seylisi (Muzikli oturma gezisi), Dag seylisi (Dag gezisi) gibi cesitli faaliyetler duzenlenir.
  • ALTINCI ANANE: Nevruzda “Hikaye-Destan” gunu tertip edilir, sarayda, avluda meydanda toplanan halka Bilim adamlari Nevruziye destanlarini anlatir. 1983 yilinda Yarkend’in Telebag kasbasinda duzenlenen bir Nevruz soleninde siir okuyan edebiyat meraklisi Abdurrahman Emin’in “Nevruziye”sine ait bir bolum soyledir:Yaslik her kisinin gulistan cagi
    (Genclik her kisinin Gulistan cagi)
    Her tanda bulbulun navakes cagi
    (her sabah bulbulun inledigi zaman)
    Bir kaca sut bolsa bu omur digen
    (Bir tabal sut olsa bu omur dedigin)
    Yaslkin su sutun kaymaki yagi
    (Genclik su sutun kaymagi, yagi)
    Bahit yamgur emes kokten yagarga
    (Mutluluk yagmur degil ki gokten yagsin)
    Tehi yerdin cikip sudek akarga
    (ustelik yerden cikip su gibi akmaz)
    Behit sunda ne kelse oz kolindin
    (Mutluluk her zaman insanin kendi elleri ile yaratilir)
    Tiris Tirmas yengilme oz yolundan
    (Calis cabala yenilme kendi yolundan cayma)

  • YEDINCI ANANE: Nevruz kirginlarin baristirildigi anne babaya, ese dosta,ahbaba karsi sayginin, hurmetin ve sevginin ifade edildigi bir gundur. Bugunde parcalanmak uzere olan aileler mahallenin ileri gelenleri tarafindanbaristirilirlar.
  • SEKIZINCI ANANE: Nevruz ayi zamanda ekonomik faaliyetlerin planlanip programlandigi bir gundur. Yol, kopru gibi yerlerinin elbirligiyle gerceklestirildigi, ekim hazirliklarinin yapildig bir gundur.
  • DOKUZUNCU VE SON ANANE: Fakirlere, kimsesizlere, yaslilara, ihtiyac halinde bulunanlara maddi ve manevi yardim eli uzatilir. Yardim elini uzatacak durumda olanlar, halleri vakitleri yerinde olanlar bunu bir borc olarak telakki ederler.

Nevruzda yapilan butun bu 9 ananenin hepsinin toplumun maddi ve manevi olarak refahininarttirilmasi yaninda sosyal ve kulturel bir yonu de vardir. Yukarida belirtildigiuzere,Uygurlar da diger Turk topluluklari gibi cok eski devirlerden baslayarak yeni yilkutlamalarini Mart ayinda duzenlemektedirler. Bu gelenek daha sonra dini, mitolojik, vefolklorikbir ozellik kazanmis ve Uygur Turklerinin vazgecilmez adetleri arasinda
girmistir.
2001 

Not: Yazıdaki resimleri görmek için tıklayınız:

nevruz.doc

 

Nevruz ve O’zbekistan’da Nevruz

Mayıs 7, 2007

sumalak.jpg

 

nevruz-gunude-halk-sayli.jpg 

Nevruz, Türk halklarının çok eski dönemlerinden bugüne kadar ulaşan büyük bir millî bayramdır. Nevruz terkibi de atalarımızın (ata­babalarımızın) içtimaî, mitolojik bakışları, manevî, iktisadî, felsefî ve estetik düşünceleri ile şekillenmiştir. Nevruz, Türk halklarının ata bayramıdır, bütün bayramların ilklerindendir. Nevruz’u “yeni yılı” halk ortaya koymuş ve önemli bir bayram olarak halk tarafından kutlanmıştır. Gelecek nesillere o büyük bir mimar olarak kalmıştır. Nevruz Farsca bir kelime olup, “nov rooz” yeni gun anlamini tasiyor.

Nevruz, tarihi ve gelenekleri yönüyle son derece zengin bir bayramdır. İlim adamlarının mevcut araştırmalarına göre, eski tarihlerde Ata yurt – Orta Asya ve Horasan’da yıl başı bahar faslına denk gelirdi. Sasanî hanedanlığı döneminde (M.Ö. III. asır) yılbaşı, yaza, yaz güneşinin dik duruş gününe (bugünkü 21-22 Hazıran) denk gelmiştir. Ama ay takvimine geçtikten sonra yılın birinci ayı bahar gününe yani günlerin eşitlendiği 21-22 Mart’a alınmıştır. Bu konu hakkında atamız olan A. Bîrûnî ayrıntılı bilgiler vermiştir.

 

X. asır âlimi Nurşahiy, Buharalı çiftçilerin yani dehkanların Nevruz’da söyledikleri “Sıyavuş” adlı koşuklardan (türküler) bahsetmektedir. Bu Türküler üçbin yıl önce söylenmeye başlamıştır. Rus âlimi tarihçi – etnograf S.P Tolstoy’un yazdıklarına göre Özbekistan halkı arasında çok güzel ve mazmunlu Nevruz ile alâkadar olan âdetler, mitler, efsaneler ve an’anelerin fazlasıyla bulunduğu ifade edilmiştir. O’zbekistan halkı her yıl Nevruz günü ok atma ve at yarışmaları düzenlemektedir. Merganlar, atçapar – cevandaşlar müsabakalarda galip gelirlerse o gün yani Nevruz günü tahta (yani padişah tahtına) otururlarmış. Başka bir efsanede denir ki Âdem (a.s.) babamız ile Havva anamızın görüştüğü gün “Nevruz” bayramı diye kutlanmış ve sonradan devam ettirilmiştir. Tarihî membalarda yazıldığı şekliyle: Cemşit padişah olarak tahta oturduğu günü bayram olarak ilan etmiştir. Başka bir efsanede anlatıldığı gibi Cemşit av yapmak için ormana gitmiş ve bir zehirli yılanla karşılaşmıştır. Yılana bakıp yayıyla ok atmış fakat yılan kaçmıştır. O gün ateşi gören İnsanlar bu ateşe hayran olmuştur. Cemşit’in okundan ateşin çıktığı güne ateşi mukaddes kabul ederek yeni yıl “Nevruz” demiş ve kutlamışlardır. Nevruz’u, Zerdüştlükle bağlantılı olarak kabul edenler de vardır. Efsanelerde denilmektedir ki, Zerdüşt’ün kendi mucize ile; su, toprak, hava, ateş, çiçek, sığır (mal) ve İnsan ile güzel bir bayram yapmıştır.

Nevruz, çiftçilerin yani ziraatla iştigal edenlerin bahar âdetleri, an’aneleri, su, ateş, toprak ve güneşe sığınış ile bağlı olan merasim ve itikatlar esasına dayanan günümüzden üç dört bin yıl önce kutlanmaya başlanmış bir Türk bayramıdır. Nevruz hayat mucizelerinden lezzet almaya ve hayatın daimi olduğuna inanma bayramıdır. Nevruz’da tabiatın bağrında yer alan umum tabiat görünümleri güneş ve ay vakitleri kutsallaştırılmıştır. Demek ki Nevruz, güneş, ay, vakit gibi dört unsurun kutbu olarak (yer, su, ateş, gök) görüldüğü bir bayramdır.

Nevruz’un asıl orijini kadimi Turan, Türkistan’dır. Nevruz’u kutlamaya başlayan ve tarihî seyir içinde günümüze kadar devam ettirenler Türklerdir. Nevruz güzellik ve mertlik bayramıdır.

Büyük babamız ve ilim adamı olan Bîrûnî şöyle açıklamıştır : Nevruz âlemin başlangıcıdır. Firdevsî ise : Nevruz, bayramların bayramıdır, demiştir. Ali Şir Nevaî ise şunları yazmıştır:

“Her dünün kadr ölübon
Her günün Nevruz olsun”

 

Büyük yazar olan atamız Nasrettin Tusî “Nevruzname” adlı kitabı, yazmıştır. Kitapta Nevruz’la ilgili beyitler şöyledir;

“Ey birader bu gün de yena nima
Müstehabdır yemekliğe bahane
Sumak, sanbusavi, samanu, sancad
Şıra, sirke, seba ayla geysen ald.”

 

Yeniden dirilişi simgeleyen nevruz bayramı Orta Asya ülkelerinden Özbekistan’da coşkuyla kutlanıyor. Nevruz, o’zbek turkcesinde navroz diye soylenir. Hem milli hem de dini karakter kazanmis bir bayramdir. Resmi olarak bu bayram 1991 yilindan beri kutlanmaktadir. Bayramlar icinde Nevruz en satafatlisi, en gorkemlisi, mukaddesidir. Baharin ilk gununden sari, yesil ve kirmizi renkli, ozgurlugun alameti olan mavi ve dogrulugun alameti olan beyaz renkli bayraklar tum caddelere asilir. Ak sakalli babalarin yani dedelerin, “ak romalli” yani  ak yazmali analarin huzuruna cikilir, onlara buyuk bir tazimle hurmet edilir.

 

Nevruz şenliklerinin üç gün önceden başladığı ülkede, 21 Mart gunu kutlamalar doruk noktasına ulaşiyor. Ülke gelinde değişik etkinlikler ve görkemli kutlama merasimleri düzenleniyor.

Ülkedeki kutlamalarının odak noktasını oluşturan başkent Taşkent’te ve diger sehirlerdeki önemli park ve alanlar yedi yastan yetmişine kadar insanlarla dolup taşiyor. Halkın kalabalık olduğu alanlar adeta panayır alanına dönüşüyor. Her bayramda olduğu gibi bu bayramda da seyyar satıcılar tarafından satılan ve çocuk müşterilerden büyük ilgi gören pamuk şekerler ve renga renk balonlar bayram havasına ayrı bir renk katiyor.

21 Mart’ın resmi tatil ilan edildiği ülkede, fırsattan faydalanan insanlar aileleriyle soluğu park ve eğlence yerlerinde aliyor. Bayram şenlikleri çerçevesinde park ve geniş alanlarda değişik gıda ürünleri sergileri açıliyor. Panayırı andıran meydanlarda kazanlarla pilav ve önemli günlerin yemeği olarak bilinen “sumalak” pişiriliyor, ve tum halka dagitiliyor.

 

Nevruz günü o’zbekler birbirlerine şeker, bal ve tatlı hediye ederler. Bu yeni yıl boyunca hayatınız şeker kadar tatlı olsun, bal gibi tatlı olsun anlamındadır. Nevruz günü insanlar ayrıca birbirlerine güzel güzel çiçekler hediye ederler, “güzel olun”, “çiçek gibi yakimli olun” demektir. Nevruz günü insanlar birbirlerine su serperler. Bu, yıl boyunca su çok olsun, problem olmasın, demektir. Yine tatlılar yemek, birbirlerine tatlı hediye etmek eski âdetlerdendir. Nevruz günü birbirlerini kucaklama kutlamadan ve konuşmaya başlamadan önce üç kaşık bal yalamak, yeni tanesi alınmış taze zeytin yağını sürmek en eski ve güzel âdetlerdendir.

Hastaları görmek ve hediyeler vermek, yaşlı kişileri ziyaret etmek, tabiata, güneşe, çiçeklere, ağaçlara, dağlara, sulara, göğe, mal (koyun), ata selam vermek, onlar hakkında şarkılar söylemek bir gelenektir. Nevruz’da, âlem, bütün canlılarla hayvanlarla, haşerelerle, nebatatla ve birçok güzelliklerle kendini süslemiştir.

Nevruz yemekleri ve ekmek türleri çoktur. Bunlar konu komşulara, mahalle mensuplarına, hastalara, bakımsız kişilere ve yaşlılara verilir. Sonra bayrama iştirak edenler oynamaya başlarlar. Kısaca bahsedecek olursak Nevruz yemekleri ve ekmekleri türlü türlü çeşitliliğe ve güzelliğe sahip. Nevruz’da sumalak, halim, pilav, çorba, kavurma gibi güzel yemekler, 300 den fazla soğuk sıcak yemek hususen gök samsa, çuçvara, soğuk aş ve ekmekler yapılır. Gökdan, ayçiçekten iğdeden şerbetler hazırlanırdı. Nevruz şerbetleri ve suları: Evruk şerbeti, tut şinnisi (şerbeti), behi (Ayva) şerbeti vb.

Nevruz inanışları da şöyledir: Su inanışı, ateş inanışı, derehtlar inanışı, taş inanışı, gök inanışı, renk inanışı, hayvan inanışı vb.

Nevruz günü doğan çocuğun adını Nevruz, Nevruzay Hanım koyarlar. Büyük kişilerin ve İslâm büyüklerinin mezarlarını ziyaret ederler. Kur’an-ı Kerim’den sureler okurlar. Harezm vilayetindeki Nevruz âdetine göre yaşlı kişiler bir tabak elma, nar, üzüm, armut, kavun gibi meyve alıp Nasvaygül (Reyhan) Salib Han’ın ordasına (karargahına) gelirler ve Han hazretleri, ertesi gün Nevruz bayramını halka ilan ettirirlermis.

Bundan sonra hanın izniyle çiftçiler Nevruz’u kutlamaya başlarlar. Nevruz’un başka bir geleneği ise “son Çarşamba”dır. Nevruz’dan önceki son Çarşamba İnsanlar yollarda, sokaklarda ateş yakarlardı. Sonradan ateşin üzerinden atlarlardı. Başka bir âdet ise Nevruz günü gök yüzünde gök kuşağı (buna gamalak, gama lagi de derler) oluşurdu. Onu görünce gökkuşağına su seperlerdi. Nevruz günü oyunlar oynanır, Türküler söylenirdi. En büyük oyunlar aşşadarozi, halgınçak, güreş, ulak, ak süyek, sizden bize bizden size kim gerek, aşık oyunu, sikke oyunu, koç vuruşturmak, köpek boğuşturmak vb.

Aşşandarozu oyunu: İki üç metre uzunluğunda bir ağaç alır, ağacın yukarı kısmına yine küçük ince bir ağaç bağlarlar. Ona elbise giydirirler ve o kız olur, üstüne puşi giydirirler. Sonra onun içine bir kız girer onun araya girdiğini hiç kimse bilmez. Yine orada bir kız ve genç bir erkek olur. Erkekler elbiselerini giyer ve Türkü söylemeye başlarlar. Kukla kıza selam verir kız da ona ve aleykümselâm der. Daha sonra konuşmaya başlarlar:

“Aşşadarozi mevaram
Vakti namazi bevaram
Ön baımagın öynatib
Kizil dilin sözlatib
Bakkan annasya bir selam”

Yiğit – kız :
“Aşşadarozi mevaram
Vakti namazi bevaram
Başinni gör sat mena
Ramallar alay sena
Ben yetaman şahri kökan
Benden nışan (belgi) kalsin sena
Assadarazi kiz – kukla
Başimni görsat görsetmiman
Römallar almimanam
Melovnata kalmimanam
Getsan başim sedagası”

Yiğit :
“Aşşadarozi mevaram
Vakti namazi bevaram
Kulagınni görsat mena
Altın sırga alay sena”
Aşşadarazi kız :
“Kulağımnı gürsatmam
Malamata kalmıymak
Getcan başım sadagası”

Nevruz Türküleri, koşukları, destanları, ata sözleri, oyunları, müzik, dans, kukla, bahşiler, atışuvları (tartisuv, Türk ozanları gibi) çok güzel, mazmun manalı ve eskidir. Nevruz, Özbekistan’da “kazan doldu”, “sofra açıldı” âdetleri ile başlar ve Nevruz geldi, çarçilar cakiruvi ile devam ederdi. Kazan doldu, Nevruz’un en büyük ve en güzel olan eski bir âdetidir. Bu âdette eve büyük bir kazan (kazan itikadı birçok halkta mevcuttur. Örneğin tarihçi Herodot tarih kitabında büyük kazan hakkında bilgi vermiştir), açarlar ve sofra (Nevruz sofrası) hazırlanır. Bu âdet 21 Mart-22 Mart gecesi yapılırdı. Bugünde büyük bir kazanda pilav ve gök aşı yaparlar, konu komşuya, mahalle sakinlerine dağıtırlardı. Sofra için her kim ne bulursa büyük kazana atar veya Nevruz sofrasına koyar, kazan toldı, “sofra yazdı” tamamlanınca “kazan dönderildi” sofra bitti merasimi âdeti başlatılırdı. Sonra sumalak, halim gibi Nevruz’un en büyük ve en zengin yemekleri pişirilirdi. Yirmi dört saat buğday yaşıllığı yağ ve unla beraber yapılırdı.

Sonra özel çarçilar şiddetli avaz-sesleri ile Nevruz bayramı başladı, diye bağırırlardı. Bu Nevruz çarçilar koşugu – Türküsü idi:

“Bar – ha
Gel – ha
Hamalim
Amalim
Sayıl beyda
Tez etib gel
Oynagani gel
Oynatgani gel
Gülgani gel
Taptişgani gel
Bellaşgani gel
Gelmasan ham gel-o-o-o-o-o-o
Gel,gel-o-o-o-o-o-o-o-o
Bar-ho-o-o-o
Gel-ho-o-o-o
Hamalim – ha,
Amalim – ha
Sayil beyda
Tezda etib gel
Atda uçub gel
Cayni tapib gel
Çarçiler kiçkirar
Ho ho – lab çinkirar
Bar-ho-o-o-o
Gel-ho-o-o-o
Eşitmadim demanlar
Eşitganlar getmanlar
Eşitganlar getmanlar
Sayıl temaşa başlanır
Nevruz başlanır
Bar-ho-o-a-o
Gel-ho-o-o-o”

Nevruz Koşukları (Türküleri)
Numuneler : Yani Nevruz Taraneleri

1- Çıldımani çal

3- Nevnız geldi, yaz oldu

4- Geldi Nevruz, nevbahar

5- Köklam geldi…

5- Nevruz ölanlari

6- Nevruz yöklavleri (evde, mezarda ağlarıarak söylenir)

7- Halginçağim halgınçak

8- Kalıncak…

8- Lala – lala – lalacan

9- Hey, lala

11- Açıldı güli lala

12- Bahar ayim geldilar

13- Hey bala, bala

14- Samal köşuğu

15- Sumalakcan, sumalak

16- Nevruz alkişi

17- Bayçeceğim, bayçecek

18- Yamur yağsin

19- Sus kadin, suvğadın

20- Kaldirgeç (kuş)

21- Kavdırgaç aç aç!

22- Hey çitti ğul

23- Köş haydar

24- Hukuzim.

Nevruz Değişlerinden Örnekler :

“Nevruz geldi, yaz geldi

Durna geldi, ğaz geldi

Yem yeşil car bağlardan

Bulbuldeyin evaz geldi

Nevruz geldi bu gece

Pişirin Nevruz goca

Gocavi şirin momolara

Veraylik (?) cuft cöca”

NEVRUZ GELDİ YAZ GELDİ

“Gül Nevruz çeçegida

Belançak var yar yar

Belançaknun başida

Gelinçek var yar yar

Gelincaknun yüluna

ÇeÇek saÇay, yar yar

Şu Nevruzde sevgime

Gönlüm açay yar yar”

GÖKLAM GELDİ

“Lala, lala, lalacan

Ösar cayın delade

Lala lala lalacan

Cıdaş berdin calaga

Lala lala lalacan

Çakmakdan korkmagın

Lala, lala, lalacan

Caladan korkmagın”

NEVRUZ ALKİŞİ

“Eski yıl getti

Yeni yıl geldi

Daşkazanlar dizilsin

Sumalaklar süzilsin

Buğdaylar pişib çok ölsun

Emeğimiz as ölsun

Ana yurdumuz bağ ölsun

Puzki ruzimiz dağ ölsun”

NEVRÖZ-İ ALAM SUFRA ALKİŞ DUASI

“Amanlik hey amanlik

Etdik Nevröza

Unutilsin yamanlik

Kut ver, rizk rüza

Yurta tinçlik söraymen

Cahana ciray

Su ayamni kutlay deb

Undirdim buğday”

“Bay çeçeğim asaldır

Bahar gözal fesildir

Gelva göğlam

Nevruzu Sumalaklar asaldir.”

Özbek Nevruz Yemekleri:

Ata yurdumuz olan Özbekistan’da Nevruz sofrası çok zengin ve çeşitlidir. Nevruz günleri Özbek Türkleri birlikte yemek yaparlar. Yemekleri erkekler, kadınlar, yaşlılar, gençler bir sosyal dayanışma bütünlüğü içinde yardımlaşarak hazırlarlar. Yemekler issik (sıcak), soğuk, kuyuk ve suyuk gibi gruplara ayrılır.

1- Issik (Sıcak) Yemekler : Şurba (çorba), gök aş, lağman, atala, suyuk aş, mastava, ugra aş, tabuk şurba, kıymali mastaba, mashörda, sut aş, sumalak, halim vb.

2- Kuyuk Yemekler : Pelav, maşkiçira, şirgurıxnç, kaburma, acabsanda, kazı, iç karta, narın, sevla vb.

Nevruz pilavı şu malzemelerden yapılır:

Tuz, Türüp(Turp), Küyruk, Sarımsak, Ziravar, Kişmiş(Üzüm), Kişmiş, Domates,

Yağ, Suv, Ceviz, Biber, Soğan, Et, Nohut, Prinç,

Özbek Nevruz Pilavı

Evde kadın (bayanlar) bu pilavı yaparlar. Çayhane ve bozkırda yeni yılda ise erkekler yapar. Bu kazana ayrıca benzeri şeyler de konulur. Özbekistan’da büyük bayram olarak kabul edilen Nevruz günü toplantılarda sayırlar, yeni şiirler okurlardı. Bestekârlar, saz çalanlar, ozanlar (bahşilar) “Alpamış”, “Göroğlu” ve Nevruz hakkında destanlar, koşuklar vb. söylerler.

Kısaca Nevruz bayramında İnsanlar yeni yılın şerefine mutluluk sevinç hissini ifade eden çeşitli şiirler, şarkılar yazıp hazırlarlar. Nevruz giyimleri, sofraları, çiçekleri, şerbetleri, yemekleri; ekmekler, oyunlar, âdetleri, an’aneleri ile bir bayram neşesi içinde kutlanır. Özbek Türkleri, Özbekistan’da yaşayan kardeşleri, arkadaşları, dostlarıyla beraber Nevruz günü güzel yeni bayramlık elbiseler giyerek kutsal ibadet yerlerine dağlara, taşlara, çiçekli olan yerlere, çeşmelere, deryalara, bağ gibi güzel, havadar, manzaralı olan yerlere, nehir kenarlarına giderler ve işlek haldeki alış veriş merkezlerinde toplanırlar.

Hepimize Nevruz-u alem kutlu olsun!

Nevruz

Mayıs 7, 2007

*Sevgili Dostlar,*

* *

*Turk milletinin hayatinda birlik ve beraberligi pekistiren en onemli sosyal
olgulardan birisi de Bayramlardır.*

* *

*Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde birlik ve
butunluk bayrrami olan Yeni Yil/Nevruz Bayraminizi en icten dileklerimle
kutlar, Bayramin Ulkemize, Milletimize ve tum insanliga baris, huzur,
saglik, sevgi ve anlayis getirmesini dilerim.*

*En derin sevgi ve saygılarımla *

* *

*Sinan OGAN*

Asagida Nevruz Bayrami ile ilgili yazdigim makalemi sunuyorum.

Turklerde Yeni Yil: Nevruz Bayrami ve
Torenleri<http://www.turksam.org/tr/index.asp>

16 Mart 2007 – Sinan OGAN – TURKSAM Baskani

Kadim Turk yurdu Dogu Turkistan’da ortaya cikan ve Turklerle beraber
Anadoluya ve butun Turk cografyasina yayilarak binlerce yildir ananevi
torenlerle kutlanan Nevruz-Yeni yil bayrami Turk topluluklarinda Nevruz,
Noruz, Navriz, Newroz, Naurus, Ergenekon ve Bozkurt gibi adlarla anilmakta
ve butun Turk boylarinda kutlanmaktadir.

Bu yazida yer alan Nevruz bilgileri, Nevruz adet ve an’analeri genel olarak
kitap ve ansIklopedilerden derlenen bilgiler degildir. Bu yazida
bahsedilenler Turkiyemizin cennet koselerinden birisi olan ve benim de
cocuklugumun gectigi, dogup buyudugum sehir, Igdir ilimizde gorduklerimiz,
yasadiklarimiz ve yasattiklarimiz adet, an’ane ve geleneklerimizden bizzat
yasanarak derlenmis bilgilerden olusmaktadir. Bu yazinin orjinali Turk
Dunyasi Tarih Dergis’nin Mart 1993 tarihli sayisinda yayinlatilmistir.

Nevruz kutlandigi butun cografyalarda aslini korumakla beraber, yasatilan
butun cografyalarda bolgelere has bazi gelenekler de meydana getirmistir.
Kirgizlar yeni yilin ilk gunune Nooruz adini vermekte ve bu gune Nooruz Koco
denilen ozel bir yemek yemektedirler. Uygur Turkleri bugunu bahar bayrami
olarak kabul etmekte ve bu gune Novruz demektedirler. Mart ayina Navriz adi
veren Kazaklarda bu gun ananevi bir sekilde kutlanmakta ve bugunde Kazaklar
da Kirgizlar gibi Nooruz Koco denilen ozel bir yemek pisirmektedirler.

Nevruzu en tenteneli (sasali) sekilde kutlayan Azerbaycan Turkleri bugune
Noruz/Yeni Yil yada Ergenekon demektedirler. Kirim Tatar turklerinde de
Nevruz gelenegi butun canliligi ile yasamaktadir. Kirim Tatar turkleri bu
kutlu gune Navrez adi vermektedirler. Bati Trakya Turklerinin Mevris, Cuvas
Turklerinin de Naurus dedikleri bu gun Osmanli Turklerinde de
kuylanmaktaydi. Osmanli cografyasinda sayili gunlerden birisi olarak
kutlanan bu gunde gunesin koc burcuna girdigi anda Nevruziyye adi verilen
bir macun/tatli yemek gelenek haline gelmistir.

Milletleri millet yapan onlarin manevi degerleri, adet an’analeri,
merasimleri ve diger kultur unsurlaridir. Bir milleti ayakta tutan, onu
yasatan ve devamini mumkun kilan bu tur kultur ogeleridir. Gunumuzde bu tur
kultur ogeleri milletler icin temel guc unsurlari olan; ekonomik guc, askeri
guc ve ondan kuvvet alarak olusturulan siyasi guc kadar temel ve stratejik
oneme hâizdir. Bu sebepledir ki, Turk dunyasinin en temel kultur ogelerinden
birisi olan Nevruz/Yeni yil bayrami bir cok dogu halklari tarafindan
kendilerine mal edilmeye calisilmakta ve hatta bazi etnik gruplar tarafindan
siyasi hedefler dogrultusunda kullanilmak istenmektedir. Ayni sekilde bazi
dogu halklari ve etnik gruplar Nevruz gelenegini kendilerine mal etmeye ve
ona cesitli rivayetler, efsaneler, masallar yakistirmaya calismaktadirlar.

Tarih boyunca basta Turkler olmak uzere Turklerle ayni cografyayi paylasan
ve yakin iliskide olan bazi dogu halklari tarafindan, an’anevi bir sekilde
kutlanan Nevruz/Yeni Yil bayrami, tarih boyunca oldugu gibi, gunumuzde de
birtakim rivayet, masal yakistirmalariyla siyasi/dini ve bazi etnik emellere
alet edilmek istenmektedir.

Bu sebeple Nevruz/Yeni Yil bayraminin ne oldugu, muhtevasi, kutlanis sekli
ve amaci, hangi tarih ve sartlarda formalasarak milli bayramlarimizdan
birisi haline donustugunun bilinmesi, Nevruzu birtakim emellere alet
etmekten kurtarip, gercek ve milli bir kutlanis amacina donusturecektir.

Unlu Rus gazeteci ve yazari Georgi Kubliski daha Sovyetler Birligi doneminde
Orta Asya’ya yaptigi bir gezi sirasinda sahit oldugu Nevruz torenleri icin
scyle demektedir: Gercek ilkbahar Orta Asya’ya Nevruz ile gelmektedir. Bu
Islam oncesi bayram ilkbaharda gece ile gunguzun esitlendigi nun olan 21-22
Mart tarihlerinde kutlanir. Eskiden Dogu takvimine gore yilbasi da ayni
tarihte basliyordu.

Farsca bir kelime olan “Nevruz”, nev: yeni, ruz: gun, yani yeni gun
manasindadir. Nevruz gunesin koc burcuna girdigi gun olup, Rumi takviminde
Mart ayinin dokuzuna rastlar. Ilkbaharin baslangici 12 hayvanli Turk
takvimine gore yeni yil olarak kutlanmaktadir. Eski Turkler ve nufus
yogunlugu sebebiyle son bin yildir Turklerin hukumranligi ve egemenliginde
olan kalan Iranlilarin, yilbasi olarak kabul ettikleri Nevruz, aslinda
sadece Turklerin degil Turklerle ayni cografyada yasayan butun halklarin
Yeni yil olarak kutlamalari gereken bir gundur.

Gunes yillik zahiri zahiri hareketleri zamani, Mart ayinin yirmibirinde
(bazen yirmisinde) ekvatoru keserek, dunyanin guney yarimkuresinden kuzey
yarimkuresine gecer. Bu zamanda gunes tam ekvatorda oldugundan, her yerde
gece ile gunduz esitlenir, yer yuzunun kuzey yarimkuresinde ekonomik bahar
baslar. Buna gore de gunesin Mart ayinin yirmibirinde ekvatoru kestigi
noktaya, yaz beraberligi noktasi denir.

Onikinci yuzyilda Omer Hayyam’in duzenledigi gunes takviminde (ki,
Selcuklularin da kullandiklari takvim budur) yeni yil Mart ayinin
yirmibirine denk gelmektedir. Yeni takvim yilinin baslamasinda gunesin yaz
beraberligi noktasindan gectigi andan itibaren hesaplanir. Bu gunde gunes
ekvatoryal koordinatlarin basindadir. Bu gun Afganistan, Iran ve
Azerbaycan’da resmi yeni yil olarak kutlanir.

Turkler uzun asirlardan beri baharin gelisini buyuk bir coskuyla
kutlamaktadirlar. Baharin baslanicina denk gelmesiyle de Turkler’de Nevruz
bayrami ayri bir anlam kazanmistir. Ayri bir bahar bayrami yerine Nevruz
baharin gelisiyle yeni yil bayrami olarak kutlanilimaktadir.

Bu milli bayramimizin “bahar, isci, emekci, ideolojik, v.s” yerine Turklerde
yeni yil bayrami olarak kutlanilmasinin tarihi gerceklere daha uygun
dusecegi kanaatindeyiz.

Nevruz bayrami ilk dogdugu zamandan bugunre kadar, bircok kulturle ic ice
olmustur. Bircok millet boylesine koklu ulu Turk kultur unsurunu once
sindirmeye, bunu basaramayinca da kendi kulturlerinden birseyler katarak,
onu kendilerine mal etmeye calismislardir. Bunun icindir ki, Nevruz/Yeni yil
bayraminin kutlanis amaci uzerinde yapmis oldugumuz arastirmalarda yuzden
fazla rivayetin oldugunu gorduk.

Biz burada bu rivayetlerden sadece birkacini vermekle yetinecegiz.

– Nevruz, Turklerin Ergenekondan ciktiklari gundur. Ergenekon/ Nevruz
bayrami Turkleri’de bir tabiat, varolus ve dirilis bayrami niteligindedir.

– Nevruz, Hazreti Ali’nin dogdugu gundur.

– Nevruz, Atesperestlerden kalan bir bayramdir.

– Nevruz, Tanrinin dunyayi gece ile gunduzun esit oldugu bir zamanda
yarattigi gundur.

– Nevruz, Kutlevi halk bayramidir.

– Nevruz, gununde gunes balik burcundan koc burcuna girmistir.

– Nevruz, Turklerde bahar bayramidir.

– Nevruz, Iran ve Afganistan takvimine gore resmi yilbasidir.

– Nevruz, Turklerde demir dovme-ors bayramidir.

Nevruz, Turklerde ayni zamanda Ergenekon bayrami olarak da kutlanmaktadir.
Bu efsaneye gore Cinliler tarafindan bozguna ugratilan Turklerden “Nuhuz” ve
“Koyan” adli iki hakanzade ile iki kiz kurtulurlar. Dereler asar, tepeler
asar, karanliklarda yururler. Nihayet bir sabah onlerinde bir iz gorurler.
Bu bir insan izi degildi. Kosturlar, izin uzerinden saatlerce kostular…
Kizin birisi sevincle, …iste … diyerek haykirdi. Bu bir alageyik idi.
Kovalamaga basladilar. Yol pek dar ve sarp idi. Nefes nefese kosarlarken dik
bir yardan asagi yuvarlandilar. Kendilerine geldikleri zaman sasirdilar.
Burasi yesillik ve agaclik bir yerdi. Guzel cicekler acmisti. Renkli
kelebekler ucusuyor, kuslar otuyordu. Girdiler, dolastilar.Burasi adeta
cennetti. Oyle bir cennet ki, kapisi yok. Hic insana rastgelmediler.
Baslarini yere egdiler. Umitlerini kesmediler, “yine bir gul gelir buradan
kurtulur, vatanimiza kavusuruz diyorlardi”. Aksama dogru alageyik gorundu. O
da bir cukurda yalniz kalmisti. Simdi kacmiyor, hatta sokuluyordu. Kizlar bu
geyigi oksadilar, kendilerine alistirdilar. Nuhuz ve Kayan’la birlikte
sutunu icerek karinlarini doyurdular.

Tam dortyuz sene etrafi buyuk ve gecilmez kaf daglariyla cevrilen bu gizli
yurdun icinde gecti. Bag artik tamamiyla senlenmis, Turk yavrulari
cogaldikca cogalmis, geyikler artmisti. Ve herkes bir isle mesgul,
calisiyordu. Turanla ve tum dunyayla iliskilerini kesen bu gizli yurttan
artik kurtulamayacaklarina hukmeden Turkler yine asla meyus olmuyorlar, yine
Turan’a kavusmaktan umitlerini kesmiyorlardi. Bir gun bu gizli yurtta bir
kurt gorundu ve geyiklerden bir tanesini oarcalayarak gecti. Bir coban bu
kurdun nereden geldigini merak etmisti, arkasini birakmadi ve kucuk bir
delikten ciktigini gordu. Kosa kosa yurda dondu. Gordugunu anlatti. Hepsi
birden deligin basina geldiler. Bu delik dardi. Ugrastilar ugrastilar. Bir
insan gecemeyecek kadar dardi. Nihayet iclerinden bir demirci cikti. Ocak
yakti. Ors kurdu. Cekici orse vurarak taslari parcaladi. Ve yol acti. Bu
kucuk dunyaya dortyuz sene icinde cogalarak sigamayan Turkler birdenbire
tastilar, en onde elinde bayrak deligi acan demirci turk cikti.

Turkler bugun cok sevindiler. Tekrar Turan’a kavustuklari icin “yeni gun”
diye bu cikislarini milli bayram adettiler. Ve deligi acan demirciye
“Bozkurt” namini vererek kendilerine Han yaptilar. “Bozkurt” kelimesini
Mogollar kendi lisanlarina tercume ederek “Bortecine” dediler. Ve bu milli
bayrami onlar da tanidilar.

Artik her yil yeni gunde demir ayini yapmak kaide haline geldi. Yeni gunde
Hakan milli ocagin onune gelir, bir demir parcasini kizdirir, sonra ors
uzerine koyarak cekicle doverdi.

Iste Turkler davullarla, ciritlerle, oyunlarla bu yeni gunu takdis ve taziz
ederlerken, Acemler de (Iran) onlara imrendiler, bu bayrami kabul ettiler.
Ve hatta yeni gun ismini kendi lisanlarina tercume ederek Nevruz dediler.
Acem tarihinde Nevruz’a esas olabilecek bir vak’a bir masal, bir an’ane bir
rivayet yoktur. Halbuki Turk tarihinin, Turk an’anesinin devam eden akisleri
Acemlerin Nevruz dedikleri seyin tamamiyla bizim Yeni gun, biz Turkerin
milli bayramidir. Tarihimiz, mazimiz, masallarimiz, an’anelerimiz ve nihayet
ergenekon demir ayinimiz bu milli bayramimizin bir efsane degil, milli ve
ictimai bir hakikat oldugunu ortaya koymaktadir.

Turklerin Ergenekon’dan ciktiklari bu gunun gunes takvimine gore yeni yila
yani Mart’in dokuzuna (Miladi 21 Mart) rastlamasi bu gune ayri bir mana
kazandirmistir.

Nevruz’a Hazirlik ve Nevruz Torenleri

Turklerde Nevruz/Yeni yil bayraminin hazirliklari 40 gun onceden baslar.
Evler temizlenir, silinir, supurulur, her sey bastan asagi yikanir, butun
yatak, yprgan, dosek, kilim, hali, yolluk ve benzeri seyler gunese cikarilip
serilir. Kis boyunca icine sinen nemden arindirilir, ve bol bol gunes almasi
saglanir. Sonra bunlar sopalarla dovulerek (cirpilarak) tozdan arindirilir.
Bu esanada uyanan dogayla, bahce isleri de buyuk bir hizla yapilmaya
calisilir; bahcede biriken copler ocaklardan cikan kullerle karistirilarak,
gubre olarak topraga verilir. Ark ve kanallar toprak ve camurlarindan
arindirilir. Agaclar budanir, fazla dallar kesilir ve agaclarin dibi
havalandirilir.

Nevruz’la gelen yeni gunle beraber, herkes kendisine yeni bayramlik
elbiseler alir, dost ve akrabalara hediyeler alinir. Nisanli kizlar bey
corabi orerler. Buyuk sair Sehriyar “Haydar Babaya Selam” adli siirinde bu
konuda soyle der:

“Bayramiydi gece kusu ohurdu,

Adahli (nisanli) kiz bey corabin tohurdu,

Herkes salin bir bacadan sohurdu,

Ay ne gozel gaydaydi (adet) sal sallamak

Bey salina bayramligin baglamak.”

21 mart’tan onceki dort Carsamba gunleri daha bir tenteneli (eglenceli)
gecer. Bunlarin ilkine “haberci” veya “gullu” Carsamba, “ikinci”, “ucuncu”,
Carsamba ve “Il ahir” yani son Carsamba denir. Ilk Carsamba hazirliga
baslamanin isaretidir. Bu gunde evlerde as pisirilir, tongal kalanarak ates
yakilir. Ikinci ve ucuncu Carsambalar hazirliklar hizlandirilarak devam
ettirilir, semeni konulur. Sira son Carsambaya gelir. Son Carsamba, Sali
gecesini Carsambaya baglayan gecedir ki, bu, bayram gunlerinin en
senliklisidir. Buna ilahir Carsamba da denilir. Ahir (son) Carsamba oluleri
anma gunudur. Bu gunde mezar ziyaretlerine gidilir. Yemek ve helva
hazirlanarak mezarliga goturulur ve orada bulunanlara bilhassa fakirlere
vefat eden hayrina dagitilir. Vefat edenlere kuran okutulur.

Son Carsamba artik Semeni yesermistir.

Yumurta Dovusturme

Bayram gunlerinde ikinci Carsamba’dan sonra sokaklarda, kose baslarinda ve
belirli mekanlarda toplanan cocuklar, gencler sogan kabugu veya samanla
boyanan yumurtalari dovusturuler (tokustururlar).

Sehriyar “Haydar Babaya Selam” siirinde bizim sayfalarla anlattigimiz bu
hadiseyi birkac misrayla inci gibi dizmistir.

“Yumurtani goycek gullu boyardik,

Cakkistirip, (tokusturup) sinanlarin (kirilanlari) soyardik,

Oynamaktan birce meger doyardik,

Eli mene yasil assIk (1) vererdi,

Irza mene Novruz gulu dererdi.

1. Koyun ve keci gibi kucukbas hayvanlarin dizkapaklarindan cikarilan kemik,
enkaze. Bu kemikle cocuklar assIk oyunu oynanmaktadir.

Alav Alav

Gelin dostlar

Gelin biz

Bu ilk gununde

Gunesi alkislayak,

Gunu seher cagindan

Ili Yazdan baslayak.

Tongallar yandirilsin

Ustunden tullanak biz

Babalarin ruhunu, oddan kecip anak biz.

Bahtiyar Vahapzade

Ucuncu Ahir Carsamba ve bayram gecesi -bu Saliyi Carsambaya baglayan
gecedir- alav alav gecesidir. Bu gecede “tongal” denen atesler yakilir,
uzerinden atlanir. Eskiden bu atesler evlerin daminda yakilirdi. Ancak,
yasam sartlarinin degismesiyle bu atesler simdilerde bahcelerde veya bos
meydanlarda, sokak aralarinda yakilmaktadir. Atesin yakilmasiyla iclerinden
bir dilek turarak atesin uzerinden atlayan kimseler bu dileklerinin
gerceklesecegine, tum hastaliklarinin bu atese dokulup yanacagina, yeni yila
bu hastalik ve kotuluklerden arinarak girilecegine inanilir.

Inanisa gore, atesin uzerinden bazi yerlerde uc bazi yerlerde ise yedi defa
atlanilmasi gerekir.

Atesin uzerinden atlanirken genellikle soyle bir tekerleme okunur:

“Agirligim, ugurlugum dokulsun bu atesin ustune”

“Agirligim, ugurlugum, kelligim, kecelligim hep bu atese”

“Agirligim, ugurlugum dokulsun, odda yanip kul olsun”

“Yansin alev sacilsin, menim bahtim acilsin”

Bu arada yagli pacavralardan yapilan ates toplari da bir telle baglanir ve
birkac defa sallandiktan sonra havaya atilir. Daha sonra tongalin kulleri
bolluk getirsin diye evin bahcesine serpilir.

Disaridaki alav alav senligi bittikten sonra eve gelinerek “en milli sofra
sayilan” Nevruz sofrasina oturulur. Bu sofrada pilav, kavurga, yarma yemegi,
et v.s gibi milli yemeklerin yaninda boyanmis yumurta, cesitli kuruyemis
(yeddilevin)cesitleri ve semeni bulunur. Sofra basinda aile fertleri
birbirini tebrik eder, evin aksakallarinin isaretiyle yemeye bbaslanilir.
Nevruz/Yeni yil bayraminda aksakallar butun darginlari baristirir, genclere
ogut nasihat verirler.

Semeni

Nezruz bayrami surecinde bir kap icine konan bugdaylarin sulanarak
yesillenmesinden elde edilen yesertilmis cimene Semeni adi verilmektedir.
Nevruz ayni zamanda yesilligin ve doganin da bayramidir. Onun icin
“SEMENI”nin yesillik ve bereketi temsil ettigine inanilir. Semeni’den Helva
ve tatlilar da yapilmaktadir. Semeni icin bir cok siirler yazilmis, sarkilar
bestelenmistir.

Baca Baca/Sal Sallama

Yeni gune en cok sevinenlerin basinda cocuklar gelmektedir. Baca baca
denilen gunde –bu bayramdan bir gun oncesidir- Bu gunde cocuklar bayram
paylarini almak icin mahallelerine ve yakin mahallelere gidip kapi kapi
dolasilarak, kapilar calinir ve bayram paylari istenir. Baca baca gecesi
tongallar kalanir, atesler yakilarak uzerinden atlanir ve gece olunca da
herkes beline bir Sal (atki) baglayarak komsu evlerin yolunu tutar. Eskiden
evlerin bacalari oldugu icin bacadan sarkitilan bir Sal’a (atkiya) bayram
payi baglandigi icin bu adete “baca baca” denilmektedir. Ancak gunumuzde
artik bacali ev kalmadigi icin bu adet kapilar calinarak iceri atilan Sal,
genis bez veya cantalarla yapilmaktadir. Iceri sal atan kimse salin bir
ucunu iceri atarken diger ucunu elinde tutar ve saklanarak, kendisinin
gorulmemesine buyuk bir ozen gosterir. Fakat ev sahibi genellikle kimin
geldigini bilir, ama tanimamis gibi davranir. Kapinin arkasina gecilerek
bayram paylarini isteyen cocuklar, cok degisIk sozler soylemekle beraber
bazen “ev sahibi bayramcaligimizi verin” gibi sade birkac soz veya asagidaki
gibi birkac misra okunmaktadir:

Ev yiyesi evde mi?

Gumus kemer belde mi?

Ev yiyesi (sahibi) var olsun,

Koynu (kucagi) dolu nar olsun,

Dogdugu oglan olsun,

Dogradigi kuruk olsun,

Ersin, ersin,

Allah muradini versin,

Taze gelin dursun (kalksin) bize pay versin,

Verenin oglu olsun,

Vermeyenin kizi olsun.

Bunu duyan ev sahibi onceden hazirlanmis kuruyemis, boyanmis yumurta
sekerleme, meyve v.s. gibi yiyecekleri veya corap, mendil gibi seyler
cocuklara/genclere verilmekte ve onlari guleryuzle gondermektedir. Bazen sal
sallayanlarin kendisi de salin ucuna hediye baglayarak iceri atarlar. Bu
genellikle nisanli gencler arasinda gorulur.

Nevruz gunlerinde ve baca baca gununde genis yaylaklarda ve meydanlarda at
yarislari, ok atma, cirit, Zorhana, kement atma oyunu, boga ve deve
guresleri, koc dovusleri ve kilic oyunlari v.s. gibi oyunlar oynanir.
AsIklar atisir, siirler okunur ve eglenceler hayatin her yonuyle ilgili
olarak surup gider.

Guney Azerbaycan Turklerinin ve butun Turk dunyasinin buyuk ustadi Muhhammed
Huseyin Sehriyar, cocuklugunda gorup gecirdigi baca baca diger adiyla sal
sallama adetlerini “Haydar Babaya Selam” adli siirinde yine soyle ifade
etmektedir:

“Sal istedim men de evde agladim,

Bir sal alip tez belime bagladim,

Gulam gile gacdim sali salladim,

Fatma Hala mene corap bagladi,

Han nenemi yada salip agladi.”

Kulak Asma (Kapi dinleme)

Yeni gunden onceki gece, yani baca baca gecesi, komsu ve akrabalarin kapi ve
pencerelerine gizlice yaklasilip, iceride konusulanlar dinlenilmeye
calisilir. Tamamiyla iyi niyetle yapilan bu dinleme hadisesinde kapi
dinlemeye gidenler iclerinden bir dilek tutarlar. Iceride konusulanlara
dayanarak duyduklarindan dileklerine gore cesitli yorumlar yaparlar. Bu
yorumlarin gercek olduguna inanilir. Genc kiz ve erkekler dileklerinin
yeri,ne gelmesi icin sabah erkenden kalkip soguk suda yikanirlar.

O gun herkes kapilarinin dinlenecegini bildiginden bayram gunune uygun
olarak iyi seylerden bahsedilir.

Buyuk sair Semet Vurgun bir siirinde bu adetimiz icin soyle demistir:

Hayalet basini bir an terkedir,

Heyirhah bir haber esitmek ucun,

Komsu kapisina pusmaga gedir,

Gayda beledir ki, birinci kere,

Hayir soz esitse sad olacaktir,

Yaman soz esitse yine gamlara

Gargolup icine kavrulacaktir.

Iyne Iyne

Yeni gun/Nevruz gecelerinde cok guzel oyunlar ve adetler vardir. sBunlardan
birisi de “iyne iyne” oyunudur. Nevruz gununden bir gun once yani baca baca
gununde bir kizla bir erkek hic konusmadan koy cesmesinden veya evlerinin
bahcesindeki cesmeden (bu zamanda artik ev cesmesinden) bir legen (kap) su
doldururarak getirirler. Bu su legen icinde evin ortasina konur. Komsulardan
gelen kiz ve oglanlar evin gencleriyle beraber su dolu legenin atrafina
toplanarak herkes sirasiyla dilek tutar. Bu dilekler genellikle gencelerin
sevdikleri ile ilgili olur. Dilek tutuldukta sonra arka kisimlarina kucucuk
pamuk sarilarak suda batmasi engellenen iki adet igne parmaklarla su
batirildiktan sonra suya birakilir. Legenin icinde bir halka seklinde hizla
donen iki igneden birisi kizi digeri de erkegi temsil eder. Eger igneler
gidip birlesir ve birbirine yapisirsa o dilek olacak ve gencler
evleneceklerdir demektir. Eger ignelerin her birisi bir kenarda kalirsa o
zaman gencler birlesemeyecek demektir. Dilek olumsuzdur. Bu gelenek de
gencler arasinda yaygindir ve gercek olduguna inanilir.

Suya Yuzuk atma

Suya yuzuk atma oyunu da igne igne oyunu gibi bir dilek oyundur. Yine bu
oyunda da bir legen su getirilir, herkes yuzugunu legene atar ve legenin
ustu bir yaylik (basortusu) ile kapatilir. Bu sirada bir dilek tutulur ve
sirayla yuzukler sudan cekilir. Eger yuzuklerini legene atanlar kendi
yuzuklerini ilk cekiste labilirlerse dileklerinin gerceklesecegine
inanirlar. Herkes sirayla sudan yuzuk cekme islemini tekrarlar.

Yeni Gun Inanislari – Nevruz Adetleri

Nevruz/Yeni yilla ilgili bir cok inanis vardir. Yeni gunun ilk dort gunu
yilin mevsimleriyle alakalidir. Eger, birinci gun gunesli gecerse demek ki,
ilkbahar aylari guzel gececektir. Ikinci gun yagmurlu gecerse yaz ayi
yagmurlu olacaktir. Ikinci gunler de ayni sekilde sonbahar ve kis aylarina
isIk tutmaktadir. Eger yeni gunun ucuncu ve dorduncu gunleri yagmurlu
gecerse “godu godu” denilen bir toren duzenlenir. Saman inancindan kaldigi
dusunulen bu inanisa gore “Godu godu” meudanlarda dolastirilir ve gunesi
cagiran cesitli nagmeler okunur. Inanisa gore Godunun dogayi etkileme ve
iklimi iyilestirme gucleri bulunmaktadir.

Diger Nevruz/Yeni gun gelenekleri gibi Godu Godu inanisi da, zarif bir Turk
milli gelenegidir. Godu Godu tornlerinde Godu veya bazi yerlerde Dodu su
nagmeleri okumaktadir:

Godu godunu gordun mu?

Goduya selam verdin mi?

Godu buradan gecende,

Kirmizi gun (gunes) gordun mu?

Yag verin yaglamaga,

Bal verin ballamaga,

Godu gulmek isteyir,

Koymayin aglamaga,

Goduya kaymak gerek,

Kalara koymak gerek,

Godu gun cikarmasa,

Gozlerin oymak gerek.

Yeni Gun/Nevruz Adetleri

Yeni gun/Nevruz bayraminda bir cok adetler bulunmaktadir. Bunlardan
bazilarini bu yazimiza aldik.

Yeni gunde/Nevruz’da Semeni goyerderler,

Yeni gunde/Nevruz’da Semeni helvasi pisirirler,

Yeni gunde/Nevruz’da uzerlik denen bir bitki yakip dumanini eve, mala, cana
ve cocuklara v.s. seylere verirler,

Yeni gunde/Nevruz’da yeni elbiseler alinir,

Yeni gunde/Nevruz’da yakinlara hediyeler alirnir,

Yeni gunde/Nevruz’da at yarislari verilir,

Yeni gunde/Nevruz’da yumurta boyanir,

Yeni gunde/Nevruz’da kiz beyenmege giderler,

Yeni gunde/Nevruz’da kusululer baristirilir,

Yeni gunde/Nevruz’da misafirlige gidilir,

Yeni gunde/Nevruz’da nisanli kizlara Nevruz payi goturulur,

Yeni gunde/Nevruz’da kotu soz soylenmez,

Yeni gunde/Nevruz’da mezar ziyaretlerine gidilir,

Yeni gunde/Nevruz’da baskalari hakkinda konusulmaz,

Yeni gunde/Nevruz’da alis-veris yapilmaz,

Yeni gunde/Nevruz’da seker dagitilir,

Yeni gunde/Nevruz’da ati, iti vurmazlar,

Yeni gunde/Nevruz’da Nevruz gulu dereler,

Yeni gunde/Nevruz’da yilani vurmazlar,

Yeni gunde/Nevruz’da kizlar kirmizi giyinir,

Yeni gunde/Nevruz’da ev sahipleri evde birisinin bulunmsina gayret ederler,

Yeni gunde/Nevruz’da kavga etmezler,

Yeni gunde/Nevruz’da hasta olanlar ziyaret edilir, onlara pay goturulur,

Yeni gunde/Nevruz’da aksakallara Nevruz payi gonderilir,

Yeni gunde/Nevruz’da sal sallayanlara pay verilir,

Son Carsamba’da gunes cikmadan suyun uzerinden atlanir,

Son Carsamba’da dugun icin ayrilmis koyunlarin boynuzlarina kirmizi
baglanir,

Son Carsamba’da evden para vermezler,

Son Carsamba’da borc odemezler,

Son Carsamba’da komsuya elek vermezler,

Son Carsamba’da mum yakmazlar,

Son Carsamba’da eger mum yaniyorsa bitmeden yarim sondurmezler,

Son Carsamba’da evden ates, kibrit gibi seyler vermezler,

Son Carsamba’da evden ekmek vermezler,

Son Carsamba’da erkenden yatmazlar.

Bu kisa yazimizda Turk milletinin yasamindan buyuk bir kesiti, buyuk bir
motifi birkac sayfaya islemeye calistik. Hic suphe yok ki, Nevruz/Yeni yil
bayrami Turk kultur ogelerinin en temel ve koklu parcalarindan birisidir. Bu
sebeple de hakkinda binlerce sayfa yazilacak kadar genis ve engin bir
konudur. Turkiye’mizin zor bir surecten gectigi bu gunleri Nevruz gibi milli
bayramlarimiza, adet ve an’analerimize sIki sIkiya sarilarak, millet olarak
birbirimize kenetlenerek atlatacagimiza inancimiz sonsuzdur.

Uzun asirlardan beri Anadolu’nun butun koselerinde ve butun Turk dunyasinda
kutlanilan ancak, Turkiye’de resmi olarak devlet nezdinde kutlanmadigi icin
gozlerden kacan Nevruz/Yeni Yil bayrami bugun bazi gruplar tarafindan siyasi
ve ideolojik amaclara alet edilmek istenmektedir. Oysa Turklerde Yeni
Yil/Nevruz bayrami uzerine yapilacak tarihi ve bilimsel arastirmalar
gosterecektir ki, bu kultur ogesi en az Turk ulusunun varligi kadar kadim,
ve onun bekâsi kadar stratejik bir oneme sahiptir.

Not: Bu makale 1993 yilinda Turk Dunyasi Tarih Dergisi’nin Mart sayisinda
yayinlanmistir.

http://www.turksam.org/tr/yazilar.asp?kat1=3&yazi=271

Kars’ta Nevruz

Mayıs 6, 2007

Çok eski zamanlardan beri kutlanılan Nevruz yanında, hıdrellez, koyun yüzü, seyran gibi şenlikler yöre yaşantısında önemli bir yer tutar.

Nevruz

 Hem Hz. Ali’nin Halifeliği, hem de bahar bayramı olarak kullanılan nevruzun hazırlıkları bir hafta öncesinden başlar. Evlerde genel temizlik yapılır. Giysiler alınır ve hediye gönderilir. Kutlama Çarşamba akşamı ateş yakma töreni ile başlar. Toprak damlar üzerinde gecenin geç saatlerine değin bu ateş ile Hz. Ali’nin halk ile savaşa çıkmayı duyurması canlandırılır. Ertesi gün (Perşembe) ölü bayramıdır. Evlerde helvalar yapılır, yemişler alınırın. Mezarlığa gidilip, mevlit ve Kuran okunarak dualar edilir. Sonra da herkes yanında getirdiği helva ve yemişleri çocuklara, öksüzlere, yoksullara dağılır. Artanlar ise mezarlar üzerine serpilir, nevruzdan önceki geceye yörede “ihya gözleme” denir. Bu Hz. Ali’nin oğlu Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilişinin taziyesi anlamındadır. Köy ya da mahalle halkı bir evde toplanır. Sabaha kadar dualar edilir, ağıtlar söylenir. Akşam ve sahurda ilk kez yemek yenir ve gün ağarırken dağılınır.

Gündüz yeniden bir araya gelinerek nevruz kutlanılır. Bu günde hindi kızartmak gelenekselleşmiştir. Herkes birbirine mendil, çorap, iç çamaşırı, yemiş gibi armağanlar verir. Nevruz nişanlıların da görüşme günüdür.