Archive for the 'Savaşlar-Zaferler' Category

93 Harbi

Mayıs 8, 2007

93 Harbi
Tarih: 1877-1878
Yer: Tuna ve Kafkasya
Sonuç: Rus Ordusu kazandı
Bölge Değişimi: Sırbistan, Karadağ, Romanya
Taraflar
Osmanlı İmparatorluğu Rusya
Kumandanlar
Gazi Ahmet Muhtar Paşa General Loris Melikof

93 Harbi, Hicri takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden 93 Harbi olarak adlandırılan ve II. Abdülhamit döneminde gerçekleşen 18771878 OsmanlıRus Savaşı.

Konu başlıkları

1 93 Harbini Hazırlayan Nedenler

//<![CDATA[ if (window.showTocToggle) { var tocShowText = "göster"; var tocHideText = "gizle"; showTocToggle(); } //]]>

93 Harbini Hazırlayan Nedenler

Çarlık Rusyası; asırlık emellerini gerçekleştirmek için Osmanlıları Avrupa’dan atmak, İstanbul’u ele geçirerek sıcak denizlere inmek, Hıristiyanları ve özellikle Slavları korumak bahânesiyle Osmanlı Devleti‘nin iç işlerine karışmaktaydı. Bu husus harbin en önemli sebebini teşkil edecektir.

Osmanlı ülkelerine saldırmayı millî bir hedef kabûl eden Rusya, Kırım Hanlığı‘nı istilâ etmiş, Karadeniz’in kuzey ve doğu kıyılarını almış, Volga boylarındaki Türk ülkelerini istilâ ederek Türkistan’a ilerleyip kuzey kısımlarını elde etmişti. 1853 Kırım mağlûbiyeti, Rusların bu emellerini bir müddet için durdurmuştu. Ancak Rusya, büyük bir gayretle eski birliğini sağlamış ve Kırım mağlûbiyetinin acısını çıkarmak için fırsat gözetmeye başlamıştı.

Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğüne en çok taraftar olan Fransa’nın 1870 yılında Prusya karşısında ağır bir mağlûbiyete uğraması kuvvetler dengesinin Osmanlılar aleyhine bozulmasına yol açmış ve Rusya beklediği fırsatı elde etmişti. Bunu değerlendiren Rusya, Paris Antlaşması‘nın Karadeniz’de donanma ve tersane bulundurulmaması hakkındaki maddelerini tanımadığını resmen îlân edip, bu teşebbüsünü Londra Konferansı‘nda tescil ettirdi. Böylece Rusya, Karadeniz’de kuvvetli bir donanma meydana getirme imkânına sahip oldu.

Bu gelişmeden sonra Rusya, Panislavizm fikirlerini Balkanlarda yaymak için Moskova’da bir kongre topladı. Rus Panislavistleri, Bosna-Hersek ve Bulgaristan Slavlarını ayaklandırmak için Balkanlarda yoğun propagandaya giriştiler. Ayrıca Romanya ve Karadağ’da birer teşkilat kurdular. Rusya bu tür faaliyetlerinden başka Osmanlı Devletine de baskı yapmaktaydı. Sadrâzam Mahmud Nedim Paşa, Bulgarların Fener Rum Kilisesinden ayrılarak millî bir kilise kurmalarını kabul etti. Böylece Bulgarların siyâsî bağımsızlıklarına yol açıldı.

Çok geçmeden Panislavizm propagandası etkisini gösterdi. İlk olarak Bosna-Hersek eyâletindeki Hıristiyanlar ayaklandı. Daha bu isyân bastırılmadan yine Rus tahrikiyle Karadağlılar ve Sırplar da ayaklandılar. Osmanlı Devleti bu iki isyânı bastırınca bunlar Avrupa devletlerinden yardım istediler. İşe karışan Rusya, Osmanlı Devletine Karadağ ve Sırbistan’la anlaşma yapması için ültimatom verdi.
Kaynak: dallog.com

93 Harbini Önleyici Çabalar: Tersane ve Londra Konferansları

Bunun üzerine muhtemel bir savaştan çekinen Avrupa devletleri Balkan meselesini görüşmek üzere İstanbul’da bir konferans düzenlediler (23 Aralık 1876). Aynı gün Osmanlı Devleti Konferansın çalışmalarına mâni olmak için Kânun-i Esâsî’yi îlân etti. Çalışmalarına devâm eden Tersâne Konferansına Osmanlı Devletinden başka İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Almanya ve İtalya katıldı. Yabancı delegeler önceden hazırladıkları metni Osmanlı delegelerine sundular. Buna göre, Osmanlı askeri, Karadağ ve Sırbistan’dan çekilecek, Bulgaristan’da doğu ve batı Bulgaristan adı ile iki ayrı eyâlet kurulacak ve Bosna-Hersek’le birlikte bu iki eyâlete muhtâriyet verilecekti. Osmanlı Devletinin bu şartları kabul etmemesi üzerine konferans dağıldı. Konferansa katılan İngiltere Başmurahhası Hindistan Nâzırı Lord Salisbury, savaşı önlemek husûsunda çok gayret gösterdi. O, Midhat Paşanın aksine, bir savaş çıktığında İngiltere’nin Osmanlı Devletine yardım etmeyeceği kanâatindeydi. Lord Salisbury Sultan İkinci Abdülhamit’le de görüşerek durumun vehâmetini îzâh etti. Pâdişâh savaş istemiyordu, fakat savaş isteyen devlet adamlarının baskısı altında idi. Bunların başında Sadrâzam Midhat Paşa ve Harbiye Nâzırı vekili Müşir Redif Paşa geliyordu. Midhat Paşanın teşvikiyle yüksek medrese talebesi sokaklara dökülüp Pâdişâhın penceresi altına kadar giderek “Harb istiyoruz!” diye bağırdı.

Tersâne Konferansında müsbet bir netice alınamayınca Londra’da bir konferans daha toplandı. Bu konferansta Bâbıâlî’ye Tersâne Konferansının kararlarından daha hafif ıslâhât şartları teklif edildi, ancak Osmanlı devlet adamları bu teklifi de reddettiler. Londra protokolünün Osmanlılar tarafından reddedilmesinden sonra Çar, Karadağ’a sâdece Nikşik kazası bırakılırsa savaşı önleyebileceğini Bâbıâlî’ye bildirdi. Ancak bu teklif de sadrâzam İbrâhim Edhem Paşa tarafından reddedildi.

Savaş İlanı

Avrupa devletlerinin savaşa mâni olma teşebbüsleri başarısız kalınca, Rusya 24 Nisan 1877’de Osmanlı Devletine savaş îlân eti. Sırbistan, Romanya ve Karadağ prenslikleri de Osmanlı Devletine isyân ederek Rusya’nın yanında yer aldılar. Yunanistan da düşmanca bir tavır takınınca Osmanlı Devleti savaşta yalnız kaldı.

93 Harbi, Tuna ve Kafkasya cephelerinde cereyan etti.

Tuna Cephesi

Tuna cephesi başkumandanı, Serdâr-ı ekrem Müşir Abdülkerim Nâdir (Abdi) Paşa idi. Emrindeki kuvvetler üç orduya ayrılmıştı. Bunlardan Garb ordusunun başında Müşir Osman Paşa, Şark ordusunun başında Müşir Ahmed Eyüb Paşa, Cenup ordusunun başında ise Müşir Süleyman Paşa bulunuyordu. Bu cephedeki denge Osmanlıların hayli aleyhineydi.

Abdülkerim Nâdir Paşanın düşmanın Tuna’yı geçmesine seyirci kalmasıyla harb yarı yarıya kaybedildi. Halbuki Osmanlılar için en büyük ümit, Rusları Tuna seddi üzerinde durdurabilmek ve bu seddi aşmalarına engel olabilmekti. Bu zaafiyetinden dolayı Serdâr-ı ekrem bir müddet sonra Dîvân-ı harbe verilip mahkum olacaktır.

7 Temmuz’da Tırnova, 16 Temmuz’da Niğbolu’yu alan Ruslar, Şıpka Geçidine hâkim olup, Balkan Dağlarını aşmaya başladılar. Abdülkerim Nâdir Paşanın azledilip yerine çok genç müşir Mehmed Ali Paşanın başkumandan olması ve ordu içindeki diğer ayrılıklar müşirler arasında rekâbeti artırdı. Bu husus savaşın kaybedilmesinde önemli sebeb teşkil etti. Müşir Süleymân Paşa, Şıpka Geçidini ele geçirmek için bir hafta gece-gündüz demeden taarruzda bulundu, ancak muvaffak olamadı. Bu defâ Şıpka’yı geçmek için Müşir Mehmed Ali Paşa taarruza geçti. Ayazlar, Karahasan, Ablova ve Kaçılova Meydan Muhârebelerini kazandı ise de, devamlı takviye alan Rus kuvvetlerini söküp atamadı. Müşir Osman Paşa ise savunma savaşına yeni prensipler getirerek Plevne’de düşmanı üç defâ mağlub etti. Üçüncü Plevne Zaferinden sonra Sultan İkinci Abdülhamîd Han tarafından “Gâzi” ünvânı verildi. Yeni takviyelerle güçlenen düşman karşısında Osman Paşa yardım alamadığından Plevne de düştü. Plevne’nin düşmesi ile sayıca pek fazla olan Rus birlikleri serbest kaldılar. Bu sırada Sırplar Niş’e girmişler, Karadağlılar da İşkodra çevresine kadar ilerlemişlerdi. İleri harekâtlarına devâm eden Ruslar, Sofya, Niş ve Vidin’i aldıktan sonra Edirne’ye ve burayı da alıp Yeşilköy’e ulaştılar. Grandük Nikola, sulh şartlarını dikte etmek üzere umûmî karargâhını burada kurdu. Böylece Tuna cephesindeki savaş, Osmanlıların aleyhine netîcelendi.

Kafkasya Cephesi

93 Harbi’nin ikinci cephesi Kafkasya idi. Kesin neticenin alınacağı ve alındığı Tuna cephesi kadar mühim olmamakla berâber, burada da pek büyük savaşlar oldu. Cephe kumandanı Ahmed Muhtar Paşa idi. 125.000 kişilik Rus ordusunun başında ise Ermeni asıllı Melikof bulunuyordu.

Devamlı takviye alan Ruslar, 30 Nisan’da Doğu Bâyezîd’i ele geçirdiler. Muhtar Paşa Ruslara karşı 21 Haziranda Halyaz, 25 Haziranda Zivin, 25 Ağustosta Gedikler Meydan Muhârebelerini kazandı. Ahmed Muhtar Paşa‘ya bu zaferlerden sonra “Gâzi” ünvânı verildi. 4 Ekimde Yahniler Meydan Muhârebesi de kazanıldı, ancak takviye alan Rusları durdurmak mümkün olmadı. 15 Ekim 1877 Alacadağ Meydan Muhârebesi, Kafkas cephesinin dönüm noktası oldu. Ahmed Muhtar Paşa, fazla zâyiât vermemek için Erzurum’a çekilmek zorunda kaldı. Kars açıkta kaldığından 18 Kasım’da Rusların eline geçti. Fakat Ruslar, Erzurum Halkı ve Kahraman Nene Hatun ile destanlaşan savunma karşısında Erzurum’u alamadılar. Bu sırada Ahmed Muhtar Paşa, Pâdişâh tarafından İstanbul’un muhâfazası ile görevlendirilip İstanbul’a çağrılınca yerine Müşir Kurd İsmâil Paşa getirildi.

93 Harbi Göçleri

93 Harbi, Osmanlı Devletinin ağır mağlûbiyetiyle neticelendi. Rumeli Türklüğü, Rus birlikleri ve Bulgarların büyük katliamı sebebiyle büyük sarsıntıya uğradığından Türk nüfûsu azınlığa düştü. Son asır Türk târihinin en büyük göç fâciâsı vukû buldu. Balkanlardan Anadolu’ya uzanan yollar göçmen kâfileleriyle doldu. Bunların büyük bir kısmı yine Ruslar ve Bulgarlar tarafından imhâ edildi.

Edirne Mütarekesi ve Yeşilköy Antlaşması

Rusların Yeşilköy’de karargâh kurmalarından sonra Bâbâlî 19 Ocak 1878’de Rusya’dan mütâreke istedi. 9 ay 7 gün süren savaşa 31 Ocak 1878’de imzâlanan Edirne Mütârekesi son verdi. Sonradan 3 Mart 1878’de (Yeşilköy)Ayastefanos Antlaşması imzâ edildi, ancak yürürlüğe girmedi. Abdülhamîd Han siyâsî dehasıyla bu antlaşmayı yürürlüğe koydurmadı. Ayrıca bu antlaşma Rus nüfûzunu son derece arttırdığından Avrupa devletlerini telaşa düşürmüştü.

Berlin Antlaşması

Bu alt başlığın ana maddesi: Berlin Antlaşması

Avrupa devletlerinin iştirakleriyle tertiplenen Berlin Antlaşmasına göre (13 Temmuz 1878) önceki antlaşmanın bâzı maddeleri hafifletildi. Ancak Osmanlı Devleti bu antlaşmaya göre, bugünkü Türkiye’nin üçte birine yakın toprak ve büyük nüfus kaybına uğradı. Ayrıca 800 milyon altın franklık savaş tazminâtı ödeme mecburiyetinde bırakıldı. Balkanlarda ise Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsız birer devlet oldular.

Kaynak: http://www.dallog.com/savaslar/93harbi.htm



93 Harbi (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı)

Son asır Türkiye tarihinin dönüm noktalarından birini teşkil eden ve Rumî 1293 tarihine rastladığından, tarihimize Doksanüç Harbi” diye geçen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı.Çarlık Rusyası; asırlık emellerini gerçekleştirmek için, Osmanlıları Avrupa dan atmak, İstanbul u ele geçirerek sıcak denizlere inmek, Hıristiyanları ve özellikle Slavları korumak bahanesiyle Osmanlı Devleti‘nin iç işlerine karışmaktaydı. Bu husus, harbin en önemli sebebini teşkil edecektir. Osmanlı ülkelerine saldırmayı millî bir hedef kabul eden Rusya, Kırım Hanlığını istilâ etmiş, Karadenizin kuzey ve doğu kıyılarını almış, Volga boylarındaki Türk ülkelerini istilâ ederek Türkistana ilerleyip kuzey kısımlarını elde etmişti. 1853 Kırım mağlûbiyeti, Rusların bu emellerini bir müddet için durdurmuştu. Ancak Rusya, büyük bir gayretle eski birliğini sağlamış ve Kırım mağlûbiyetinin acısını çıkarmak için fırsat gözetmeye başlamıştı. Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğüne en çok taraftar olan Fransanın, 1870 yılında Prusya karşısında ağır bir mağlûbiyete uğraması, kuvvetler dengesinin Osmanlılar aleyhine bozulmasına yol açmış ve Rusya beklediği fırsatı elde etmişti. Bunu değerlendiren Rusya, Paris Antlaşması‘nın, Karadenizde donanma ve tersane bulundurulmaması hakkındaki maddelerini tanımadığını resmen ilan edip, bu teşebbüsünü Londra Konferansı‘nda tescil ettirdi. Böylece Rusya, Karadenizde kuvvetli bir donanma meydana getirme imkânına sahip oldu.

Bu gelişmeden sonra Rusya, Panislavizm fikirlerini Balkanlarda yaymak için Moskovada bir kongre topladı. Rus Panislavistleri, Bosna-Hersek ve Bulgaristan Slavlarını ayaklandırmak için Balkanlarda yoğun propagandaya giriştiler. Ayrıca Romanya ve Karadağda birer teşkilat kurdular. Rusya bu tür faaliyetlerinden başka, Osmanlı Devletine de baskı yapmaktaydı. Sadrazam Mahmud Nedim Paşa, Bulgarların, Fener Rum Kilisesi‘nden ayrılarak millî bir kilise kurmalarını kabul etti. Böylece, Bulgarların siyâsî bağımsızlıklarına yol açıldı.

Çok geçmeden, Panislavizm propagandası etkisini gösterdi. İlk olarak Bosna-Hersek eyaletindeki Hıristiyanlar ayaklandı. Daha bu isyan bastırılmadan yine Rus tahrikiyle Karadağlılar ve Sırplar da ayaklandılar. Osmanlı Devleti, bu iki isyanı bastırınca, bunlar, Avrupa devletlerinden yardım istediler. İşe karışan Rusya, Osmanlı Devletine Karadağ ve Sırbistanla anlaşma yapması için ültimatom verdi. Bunun üzerine muhtemel bir savaştan çekinen Avrupa devletleri, Balkan meselesini görüşmek üzere İstanbulda bir konferans tertip ettiler (23 Aralık 1876). Aynı gün Osmanlı Devleti, Konferansın çalışmalarına mâni olmak için Kânun-i Esâsîyi ilan etti. Çalışmalarına devam eden Tersane Konferansına, Osmanlı Devletinden başka İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Almanya ve İtalya katıldı. Yabancı delegeler, önceden hazırladıkları metni Osmanlı delegelerine sundular. Buna göre, Osmanlı askeri, Karadağ ve Sırbistandan çekilecek, Bulgaristanda doğu ve batı Bulgaristan adı ile iki ayrı eyalet kurulacak ve Bosna-Hersekle birlikte bu iki eyalete muhtariyet verilecekti. Osmanlı Devletinin bu şartları kabul etmemesi üzerine konferans dağıldı. Konferansa katılan İngiltere Başmurahhası Hindistan Nazırı Lord Salisbury, savaşı önlemek hususunda çok gayret gösterdi. O, Midhat Paşa‘nın aksine, bir savaş çıktığında İngilterenin, Osmanlı Devletine yardım etmeyeceği kanaatindeydi. Lord Salisbury, Sultan İkinci Abdülhamidle de görüşerek durumun vahametini izah etti. Padişah, savaş istemiyordu, fakat, savaş isteyen devlet adamlarının baskısı altında idi. Bunların başında Sadrazam Midhat Paşa ve Harbiye Nazırı vekili Müşir Redif Paşa geliyordu. Midhat Paşanın teşvikiyle, yüksek medrese talebesi sokaklara dökülüp, Padişahın penceresi altına kadar giderek Harb istiyoruz! diye bağırdı.

Tersane Konferansında müspet bir netice alınamayınca, Londrada bir konferans daha toplandı. Bu konferansta Bâbıâlîye, Tersane Konferansının kararlarından daha hafif ıslahat şartları teklif edildi, ancak Osmanlı devlet adamları, bu teklifi de reddettiler. Londra protokolünün Osmanlılar tarafından reddedilmesinden sonra Çar, Karadağa sadece Nikşik kazası bırakılırsa savaşı önleyebileceğini Bâbıâlîye bildirdi. Ancak, bu teklif de sadrazam İbrahim Edhem Paşa tarafından reddedildi.

Avrupa devletlerinin savaşa mâni olma teşebbüsleri başarısız kalınca, Rusya, 24 Nisan 1877de Osmanlı Devletine savaş ilan eti. Sırbistan, Romanya ve Karadağ prenslikleri de Osmanlı Devletine isyan ederek Rusyanın yanında yer aldılar. Yunanistan da düşmanca bir tavır takınınca, Osmanlı Devleti savaşta yalnız kaldı.

93 Harbi, Tuna ve Kafkasya cephelerinde cereyan etti. Tuna cephesi başkumandanı, Serdâr-ı ekrem Müşir Abdülkerim Nâdir (Abdi) Paşa idi. Emrindeki kuvvetler, üç orduya ayrılmıştı. Bunlardan Garp ordusunun başında Müşir Osman Paşa, Şark ordusunun başında Müşir Ahmed Eyüp Paşa, Cenup ordusunun başında ise Müşir Süleyman Paşa bulunuyordu. Bu cephedeki denge, Osmanlıların hayli aleyhineydi.

Abdülkerim Nâdir Paşanın, düşmanın Tunayı geçmesine seyirci kalmasıyla, harp yarı yarıya kaybedildi. Halbuki Osmanlılar için en büyük ümit, Rusları Tuna seddi üzerinde durdurabilmek ve bu seddi aşmalarına engel olabilmekti. Bu zafiyetinden dolayı Serdâr-ı ekrem, bir müddet sonra Dîvân-ı harbe verilip mahkum olacaktır.

7 Temmuzda Tırnova, 16 Temmuzda Niğboluyu alan Ruslar, Şıpka Geçidine hâkim olup, Balkan Dağlarını aşmaya başladılar. Abdülkerim Nâdir Paşanın azledilip yerine çok genç, müşir Mehmed Ali Paşanın başkumandan olması ve ordu içindeki diğer ayrılıklar, müşirler arasında rekabeti artırdı. Bu husus, savaşın kaybedilmesinde önemli sebep teşkil etti. Müşir Süleyman Paşa, Şıpka Geçidini ele geçirmek için, bir hafta gece-gündüz demeden taarruzda bulundu, ancak muvaffak olamadı. Bu defa Şıpkayı geçmek için, Müşir Mehmed Ali Paşa taarruza geçti. Ayazlar, Karahasan, Ablova ve Kaçılova Meydan Muhârebelerini kazandı ise de, devamlı takviye alan Rus kuvvetlerini söküp atamadı. Müşir Osman Paşa ise savunma savaşına yeni prensipler getirerek, Plevnede düşmanı üç defa mağlup etti. Üçüncü Plevne Zaferinden sonra, Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından Gâzi unvânı verildi. Yeni takviyelerle güçlenen düşman karşısında Osman Paşa, yardım alamadığından Plevne de düştü. Plevnenin düşmesi ile, sayıca pek fazla olan Rus birlikleri serbest kaldılar. Bu sırada Sırplar Nişe girmişler, Karadağlılar da İşkodra çevresine kadar ilerlemişlerdi. İleri harekâtlarına devam eden Ruslar, Sofya, Niş ve Vidini aldıktan sonra Edirneye ve burayı da alıp Yeşilköye ulaştılar. Grandük Nikola, sulh şartlarını dikte etmek üzere, umumî karargâhını burada kurdu. Böylece Tuna cephesindeki savaş, Osmanlıların aleyhine netîcelendi.

93 Harbinin ikinci cephesi Kafkasya idi. Kesin neticenin alınacağı ve alındığı Tuna cephesi kadar mühim olmamakla beraber, burada da pek büyük savaşlar oldu. Cephe kumandanı Ahmed Muhtar Paşa idi. 125.000 kişilik Rus ordusunun başında ise, Ermeni asıllı Melikof bulunuyordu.

Devamlı takviye alan Ruslar, 30 Nisan�da Doğu Bayezid�i ele geçirdiler. Muhtar Paşa, Ruslara karşı 21 Haziranda Halyaz, 25 Haziranda Zivin, 25 Ağustosta Gedikler Meydan Muhârebelerini kazandı. Ahmed Muhtar Paşaya bu zaferlerden sonra, �Gâzi� unvanı verildi. 4 Ekimde Yahniler Meydan Muharebesi de kazanıldı, ancak takviye alan Rusları durdurmak mümkün olmadı. 15 Ekim 1877 Alacadağ Meydan Muharebesi, Kafkas cephesinin dönüm noktası oldu. Ahmed Muhtar Paşa, fazla zayiat vermemek için Erzurum�a çekilmek zorunda kaldı. Kars açıkta kaldığından, 18 Kasım�da Rusların eline geçti. Fakat Ruslar, Erzurum halkının da katıldığı destanlaşan savunma karşısında, Erzurum�u alamadılar. Bu sırada Ahmed Muhtar Paşa, Padişah tarafından İstanbul�un muhafazası ile görevlendirilip İstanbul�a çağrılınca yerine Müşir Kurd İsmail Paşa getirildi.

93 Harbi, Osmanlı Devletinin ağır mağlûbiyetiyle neticelendi. Rumeli Türklüğü, Rus birlikleri ve Bulgarların büyük katliamı sebebiyle, büyük sarsıntıya uğradığından, Türk nüfusu azınlığa düştü. Son asır Türk tarihinin en büyük göç faciâsı vuku buldu. Balkanlardan Anadolu�ya uzanan yollar, göçmen kafileleriyle doldu. Bunların büyük bir kısmı, yine Ruslar ve Bulgarlar tarafından imha edildi.

Rusların Yeşilköy�de karargâh kurmalarından sonra, Babıâlî, 19 Ocak 1878�de Rusya�dan mütareke istedi. 9 ay 7 gün süren savaşa, 31 Ocak 1878�de imzalanan Edirne Mütarekesi son verdi. Sonradan, 3 Mart 1878�de, Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması imza edildi, ancak yürürlüğe girmedi. Abdülhamid Han, siyasî dehasıyla, bu antlaşmayı yürürlüğe koydurmadı. Ayrıca bu antlaşma, Rus nüfuzunu son derece arttırdığından, Avrupa devletlerini telaşa düşürmüştü. Avrupa devletlerinin iştirakleriyle tertiplenen Berlin Antlaşması‘na göre (13 Temmuz 1878), önceki antlaşmanın bazı maddeleri hafifletildi. Ancak, Osmanlı Devleti bu antlaşmaya göre, bugünkü Türkiye�nin üçte birine yakın toprak ve büyük nüfus kaybına uğradı. Ayrıca, 800 milyon altın franklık savaş tazminatı ödeme mecburiyetinde bırakıldı. Balkanlarda ise Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsız birer devlet oldular.

http://www.ardahanychaskoy.com/pages/93-harbi.php

Reklamlar

SARIKAMIŞ DRAMI DESTANI

Mayıs 8, 2007


Sarıkamış Sehitlerini Saygı ile anıyoruz…

Doğu cephesinin önemi dünyaca bilenen bir gerçekti. Doğu cephesi direnci kuvvetli ve düşmanlarının gözlerini korkutan bir cepheydi. Çünkü o cephe bir kale kapısıydı. Ve kale ne kadar kuvvetli olursa olsun kapısı açıldıktan sonra teslim olmuştur. İşte tamda bu sırada, kale içten çöktü. Enver Paşa’nın ütopik düşlerinin diyetini, 90 bin yiğit şehit düşerek ödedi. Savaşmadan bir savaşı bilisizlikten kaybettik, ki kaybettiklerimiz bir savaştan ve getirirsinden daha da önemli olan canlardı. şair Özdemir Asaf’ın da dediği gibi “ Bir ordu darmadağın olur bilisizlikten, usul düşlerle beslenikse. “
Rus çarı Nikola’nın yıllarca yenemediği ve kaçarak canını zor kurtardığı cephe de bir dram bayrağı dalgalanıyordu. İngilizleri arayıp Türkleri yenmenin yolunu soran Nikola’ya cevap Çanakkale cephesini açmaktı. Böylece ordular Çanakkaleye sevk edilecek ve Doğu cephesi güçsüzleşecekti. Enver paşa bu durumda bir plan yaparak ütopik düşlerini de yanına almayı unutmadan, Oltu’dan, Allahuekber Dağlarını aşarak Sarıkamış’ı kurtaracak ve ötesine geçecekti. Enver Paşa’nın amacı Kafkasya’dan sonra Hindistan ve Afganistan’a yürümekti. Ne yazık ki planına bir şeyi katmamıştı, o da doğa koşullarıydı. Sarıkamış’ın insanın dudağında sözünü donduracak kadar –40 derece soğuğu vardı. Allahuekber Dağlarında ki tipi ve boranda hesapta yoktu ve bu hesapsızlık 90 bin askeri tek kurşun atmadan şehit düşürdü. Rahmetle anıyoruz…
Cephede tam başarı elde edeceğimiz zaman destek gelmeyince, ordular geri çekilmek zorunda kalmıştı. Daha sonra 1918 de Sarıkamış ve Kars alınmış, ama Mondros Ateşkes antlaşması uyarınca eski sınırlara dönülmüş ve bu mukaddes topraklar elden çıkmıştı. Bir dramın en acı izlerini taşıyan Sarıkamış topraklarında, bu defa düşmanın ayak izleri vardı.
Rusya’daki Bolşevik İhtilalinden sonra Ruslar geri çekilince, bölge Ermeni’lerin eline geçmiş ve yöre halkımız. Zafer sarhoşlarının zulmüyle karşılaşmıştır. Ahırlara, samanlıklara doldurularak yakılan halk, 20 binden fazlaydı. 33 köy yok oldu. Söylenenlere göre bu işkenceler karşısında Rus askerleri ağlamıştır. 


Kaydelinen gerçek tarih çok iyi biliyor ki, bu tarihin gerçek belgeleri ADB ve Alman devlet arşivlerinde vardır. Kendi toprağında sürgün düşmüştür bu aziz insanlar. Sarıkamış dramı şehitleri aslında 120 bin kişidir. “Bazı idealler o kadar değerlidir ki, uğrunda mağlûp olmak bile bir zafer sayılır.” Türkiye Cumhuriyeti, ilk zaferi olan Doğu Cephesi’ndeki galibiyetle filizlenmiştir.
Mevcudiyetimiz namına yapılan her şey helaldir elbette, ama ne var ki Sarıkamış Şehitlerinin ruhu hak ettiği münevverlikle nail olamamışlardır. Gecikmiş bu alakanın gereğini 87 yıl sonra, yani bugün Şehitlerimiz adına rica ederi…
8 Ocak 1914’te Sarıkamış dağlarında Şehit olan Mehmetçiklerimizi saygıyla anıyoruz…

CİHAN HARBİNDE SARIKAMIŞ 

1914 sonunda Osmanlı Devleti, Almanya ve Avusturya imparatorlukları yanında, Rusya, ingiltere, Fransa ve müttefiklerine karşı harbe katılmıştı. 1878’den beri Kars ve Artvin, Rusya’nın elinde idi. Türklerle meskun bu illeri geri almak Alman’ların Doğu Avrupa’daki Rus cephesindeki hareketlerini hafifletmek, bir muharebe kazanmak, Kafkasya ve diğer Türk illerine yaklaşmak gibi gayelerle, Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa, bu cephede taarruza karar verdi.
1 Kasım 1914 sabahı Rus güçleri Türk sınırına girdiler. Yavuz ve Midilli’nin Rus imanlarını bombalamasından sonra gelişen olaylar Rus saldırısı ile yeni bir döneme giriyordu.
Savaş başladığı anda Rus’ların Kafkasya mıntıkasında toplam 160.000. kişilik birlikleri vardı. batum, Alexanrpol, Erivan ile sınır arasında 1. Kafkas Kolordusu , 66. Yedek Tümeni, 1.2.3. Plaston Tugayları, 1.2. Kazak Tümenleri ve bir sibirya süvari Tugayı bulunuyordu. Bu güçlerin gerisinde de Tiflis’te 2.Tükistan Kolordusu vardı. bu güçler saldırı için getirilmişti.
Güçleri şöyleydi; 86 Piyade tabur, 96 süvari bölüğü, 258 top olarak toplam 90.000. asker idi. Ayrıca Piyade tümenlerinde ikişer piyade ve birer topçu Tugayı bulunuyordu. Topçu Taburları 18 Toplu 3 Bataryadan müteşekkildi. Böylece Tümenlerde 16 Piyade Taburu ve 48 Top bulunuyor demekti. Kolordudaki Obüscü ve İstikam Taburları, Alay’lı ikişer Tugaylı süvari tümenleri vardı. bunlara 16 Tonluk 3’er bataryada verilmişti. Topların menzilleri 5-6 bir metre idi ki bizim topçu birliklerimizin mesafesini aşıyordu. Rus Kafkas ordusu ayrıca Türkistan birliklerinden takviye edilmek imkanına sahipti. Nitekim Sarıkamış harbinde bu takviyeler yetiştirilmiştir.Doğuyu korumakla görevli 3. Ordunun bütün sahasında mevcut Jandarma kuvvetleriyle geri hizmetliler ve gayri muharip teşkilat dahil 190 bin insan 53.794 hayvandı. Bu mevcut içinde Nizamiye Birlikleri 83.000. asker, Yedek Birlikler 13.177 asker, Erzurum kalesi 13.383 asker, Nakliye Kolları 11.168 asker, Menzil Örgütü 5531 asker, depolar 10.081 asker, Jandarma sınır birlikleri 28.588 asker, ordu Karagahı 295 asker idi.
Cephede malzeme ve iaşe çok noksandı. Mesela mevcut 6 yıllık iaşesi için 88.000 ton buğday, çavdar ve arpa ihtiyacı olmasına karşın, Ordu ambarında 1250 ton hububat vardı. kışa girilmiş olduğu için erzağın gereği gibi taşınması, dağıtılması bi hayli güçtü. İstanbul’dan gelen telkinlere uyarak Ordu sınırından savaşa sebebiyet vermemek için dikkatli idi. Ama ne var ki Karadeniz’deki Rus donanmasının bombalanması ardından sınırımızda Rus silahları patladı. Artık kara harbi başlamıştı. Yalnız şu halde anlaşılıyor ki savaştan önce Kafkasya’da bir taarruz harbi planlanmış değildi. Ortada bir düzenli orduda yoktu. Fakat belirtmeliyiz ki bu arada Enver Paşa orduyu 22 Temmuz 1333’te (4 Ağustos 1914) Ordulara bir ıslahat fermanı yayınlayarak mutlak bir itaat ve vazifeyi ifaya gece gündüz gayret istemiştir. Fakat öyle görülüyor ki daha Avrupa’da Harp başlar başlamaz, Enver Paşa’nın çevresinde Alman’lardan gelen bir baskı başlamıştır.
Gerek Hafiz Hakkı beyde gerek Enver Paşada tecrübe temeli yoktu.iç alemlerinde ki ihtirasların yarattığı genç ve dumanlı hayaller ruhlarına hakim olduğundan, Hafız İsmail Hakkı Bey İstanbul’daki Genel Kurmay ikinci Başkanlığını bırakıp en şiddetli kış ayında Enver Paşa’nın arzusuyla Kafkasya’ya fetih için 3. Orduya koşmuştu. Başına geçtiği X. Kolorduyu son nefesine kadar kar ve ateş içinde eritmiştir. Bu sonuçtan az zaman sonrada ilaçsız hastanesiz bir orduyu kırıp geçiren Tifüs. Yüklendiği ordu komutanlığından onu da bulmuş ölçüsüz ve dengesiz bir atılışın bedelini hayatı ile ödemiştir. Enver Paşaya gelince o bu dramın başındadır.
Karadeniz olayından sonra Rus ordusu 1 Kasım 1914 sabahından itibaren Sarıkamış’tan Pasın’a hareketle Türk hudutunu geçti. 1. Rus Kolordusu Sarıkamış’tan ilerleyerek Köprüköyü istikametinde Horosan Yüzvereni tutacaktı. IV. Kolordusu Erivandan hareketle Karaköse güneyinde Murat suyu geçitlerini işgal edecekti. Birinci kolordunun karargahı Türk sınırına yakın Karaurgan köyünde bulunacak Oltu-Karaboğaz, Oltu-Narman üzerinden Erzurum’a doğru 10 piyade taburu; 6 süvari 24 topluk oltu müfrezesini sürecekti.
Nitekim ilk Rus saldırısı üzerine 3. Kolordu Kumandanı Hasan İzzettin Paşa Erzurum bölgesinde müdafaya karar verdi. Merkezi Samsun’da bulunan X. Kolordu da 3. Ordu emrine verildi.1 Kasım 1914’de sınrı geçen Ruslar 4 Kasım 1914’te Köprüköy önlerine gelmiş bulunuyorlardı. Karaköse Murat suyu cephesinde de aynı surette ilerlediler. 5 Kasım’da Ruslar Türk sınırına taarruz için emir aldılar.

Başkumandan vekili Enver Paşa 4 Kasım tarihli emrinde taarruz emrediyordu.

Bu emir verildiği sırada Doğu Anadolu’da kışın en şiddetli sert günleri başlamıştı. 

Nitekim Rus ordusu da taarruz emri almışken harekete geçemiyordu. Hasan İzzettin Paşa 3. Ordu Komutanı’nın fikri, buralarda ve bu mevsimde taarruzdan kaçmaktı. Fikri, düşman ilerlese bile onun Erzurum Kalesine çarptıktan sonra karşı bir taarruzla ezilmesini sağlamaktı. Enver Paşa taarruz emri vermemiş olsaydı, herhalde iki orduda karşılıklı yerlerinde kalacaktı ve sonuçta “Sarıkamış Dramı” da yaşanmayacaktı.6-9 Kasım Köprüköy muharebesiyle Ruslar’ın taarruzunu kırıp bozan 3. Ordumuz 11-12 Kasım’da Taarruz’a geçerek 14-18 Kasım’da Azap muharebesini de kazandı. Fakat pek hesapçıl olan Ordu komutanı Hasan İzzettin Paşa, sınır gerisine çekilen Ruslar’ı takipten vazgeçince bunun üzerine başkumandan vekili Enver Paşa bu cepheye gelmiştir. Enver Paşa Erzurum’a gelmeden önce Albaylığa yükseltilen Genel Kurmay ikinci başkanı Hafız İsmail Hakkı 27 Kasım’da İstanbul’dan Erzurum’a gelmişti. Kendisini Enver Paşa’nın görevlendirdiğini bildirmektedir. Zaten hemen onun ardından Enver Paşa Erzurum’a gelmiştir.

Enver Paşa 21 Aralık’ta Erzurum’a gelirken yanında Genel Kurmay başkanı Alman General Bronzer Von Şellendrof hareket şube başkanı Albay Feldman, Kurmay Başyaveri Rauf Orbay ve diğer maiyeti bulunuyordu. Köprüköyde bulunan Ordu kumandanı Hasan İzzettin Paşa, Enver Paşa’ya çektiği telgrafta 18 Kasım 1914 tarihli, mevcut hazırlığa göre muharebenin sonucunu, şüpheli gördüğünü düşmanla bir muharebeye girişilmeyerek, ancak bu çevirme manevrasının ileri bir zamana, karların eriyip yolların açılmasına ertelenmesini istemiştir.Fakat Enver Paşa bu işi ertelemek değil icra etmek niyetindeydiler. Enver Paşa Erzurum’dan Köprüköyü’ne gelerek Ordu kumandanı Hasan İzzet Paşa’ya hitaben “Hatalı hareket ettiniz, muvaffak olamadınız, şimdi hemen harekete geçeceksiniz ve Rus ordusunu Sarıkamış cephesinde imha edeceksiniz.”Bunun üzerine kumandan Hasan İzzettin Paşa “Olmaz etrafı görüyorsunuz, kış kar başlamıştır. Kış şiddetini kaybetsin yollar harekete müsait olsun, düşmanı imha edeceğim.” Fakat Enver Paşa dinlemez. Hasan İzzettin Paşa’yı Ordu kumandanlığından çeker ve kumandayı kendi üstüne alır.3. Ordu ve içinde bulanan vaziyet için M. Larçher şöyle bahislerde bulunur:
“Kış ortasında bu hareketi yapmaya kalkışan Türk ordusunu şu şartlar büyük zorluklar içinde bırakacaktı; 
Birliklerin yürüyüş kabiliyeti büyüse de kendilerini sıcak tutacak elbiseleri, malzemeleri ve nakil vasıtaları yoktu. 

Hareket sahası son derece arızalıydı. Sırtlar, dağlar, hemen hemen geçilmez haldeydi. Yolları yoktu, hareket esnasında araba geçemez ve 3. Ordunun 90.000. insanın ancak küçük dağ topları ve yük hayvanları ile takibi kabil olan geçit yolları olacaktı.
Karın kalınlığı 1.5 metre idi. Soğuk sıfırın altında –40 dereceyi bulmuştu. Bu sebepten hareket elbette ki ağır olacak ve birlikler büyük zorluklara maruz kalacaktı. Bunlara rağmen Almanlar, Enver Paşa’yı bu cüretli planda ısrarla teşvik ediyorlardı. Almanlar için önemli olan, Rusları Polonya Cephesinin zarına olarak Kafkas cephesini kuvvetlendirmeye mecbur etmekti.
Harbiye nazırı, başkumandan vekili ve 3. Ordu Kumandanı Enver Paşa Taarruz emrini bu şartlar içerisinde verir. Ve verilen emirde, Başkumandan vekili olarak imzalar. Enver Paşa’nın bu kara için Maraşallığa kadar yükselen Liman Von Sanders hatırasında şöyle yazar. “Enver, Kafkasya Planını tasvir ederken, görüşmemizin sonuna kadar bana çok parlak ve fakat garip olan fikirlerini izah etti. Kafkasya’dan sonra Hindistan ve Afganistan’a yürümek niyetinde idi. M. Larçher buna benzer: “Enver Paşa, Sarıkamış’a doğru bir manevra ile Rus ordusunu çevirmeyi ve yok etmeyi ümit ediyordu. Bu sayede1878’de Türk’lerden alınmış olan Kars, Ardahan ve Batum’u geri alacaktı. Tekmil Güney Kafkasya’yı feth edecekti. 

HARAKET BAŞLIYOR 


Sarıkamış muharebesi üç safhaya ayrılır: 

Osmanlı ordusu taarruza geçer. Ruslar baskına uğramış vaziyettedirler. 

Fakat çok çabuk güçlerini kaybeden Osmanlı birlikleri kuvvetten düşerler. Hareketi sona erdiremezler. Bu durum Rus’ların kendilerini toparlamalarına fırsat tanır. 

Bu durum ve sonuç karşısında hareketini durdurmak ve geri çekilmek kararını alamayan, tersine olarak ve Enver Paşa’nın ardı arkası kesilmeyen taarruz emirleriyle Osmanlı ordusu soğuk ve açlığında tesiriyle hemen tamimiyle mahvolur. 3. Ordunun kaybı çeşitli tahminlere göre 60 binden çok 90 bin arasındadır. Şehit, yaralı, kayıp ve esir. 

HAREKET
Alınan karara göre 2. Kolorduyla 2. Süvari Tümeni cepheden ve güney kanattan; X. Kolordu Tortum-Kosor-Allahuekber dağı üstünden yani Selim’den; IX. Kolorda da Pirtanoş Koşe bölgesinden ve Şekerli-Patiker, Çardak’lı – Bardız’dan saldırıya geçecek, Rusları bulundukları yerden atacaklardı. Bu sırada Rize’ye çıkarılacak Şitanke Bey müfrezesi iki tabur, birkaç sınır taburuyla ve çetelerle takviye edilerek Aradahan üzerinden Kars’a doğru ilerleyecekti. X. Kolordu Kumandanı Hafız Hakkı’ya göre Ruslar kaçırılamdan ters cepheye savaşa zorlanırsa yok edilirler ve Kars ele geçirilebilirdi. Ancak üçüncü ordu kumandanlığını üstüne alan Enver Paşa 19 Aralık 1914’te yeni bir emir verdi. Bu emre göre hareket 22 Aralık’ta başlayacaktı. IX. Kolordu bir koluyla Çatak-Bardız; Öteki koluyla Koşe-Patiker (Pitkir) üzerinden Bardız’a hareket ederek XI. Rus Türkistan Kolordusunun gerisine düşecekti. XI. Kolordu cepheden gösteriş taarruzu yapacak bu kesimde Rus’ları durduracaktı. 2. Süvari Tümeni de Aras ’ın güneyinde Ruslar’ın güney kanadına taarruz edecekti. Enver Paşa IX. Kolordu, Hafız Hakkı da X. Kolordunun başında bulunacaklardı.

Ancak uygulamada değişiklik oldu ve Hafız Hakkı, Oltu’ya varınca düşmanı yok edemedi. Enver Paşa da cepheye geldikten sonra ilk fikrinden, yani Sarıkamış doğusuna doğru geniş bir çevirme fikrinden caymıştı. Öyle görünen fikrine rağmen. Enver Paşa’nın pek çok güvendiği Hafız Hakkı geniş kavisli çevirme fikrine sonuna kadar sadık kalmış, hatta X. Kolordusu ile çevirme istikametini daima dışa çekmiştir. Ve hatta Allahuekber Dağarı üzerinden Selim-Beyköy bölgesine gelindi.

Taarruzdan evvel Türk ve Rus kuvvetleri birbirlerine denk değillerdi. Rus ordusu silah ve cephane bakımından Türk ordusundan üstündü. Kış ve dağ techizatı tam ve iyiydi. 

HARAKETİN CERAYANI 

 

Taarruz hareketi başlarken Rus’ların bütün kuvvetleri 60.000. bizim kuvvetlerimiz 90.000. dir. Taarruz sabahı dehşetli bir tipi ve fırtına ile açıldı. Tipi bir gece önceden başlamıştı. Emir zabitleri, karargah heyetleri hep yollarını şaşırdı. Enver Paşa ile erkanı harbiyeside sisiler ve tipi içinde yollarını şaşırıp epeyce dolaştıktan sonra ancak köprüköy’den Koş’a gelebilmişlerdir. 

BİRİNCİ GÜN : 22 ARALIK 

XI. Kolordu taarruz etti. Düşman ileri kısımları çekildi. Bu çekilme kuşatmanın geniş yapılmasından müessir olan amillerden biri olmuştur. 

IX. Kolordu emredildiği gibi Eğrek üzerinden ilerleyerek ilk hedeflerini ele geçirdi. 

X. Kolordu 32. Ve 30. Tümenleri ile Kale-Boğazı üzerinden 31. Tümen ile Narman istikametinde ilerledi. Hava çok karlı ve sisli idi. Tümen topçularından bazıları yollarda kaldı. Ancak yinede düşman geri atıldı. X. Kolordu, bugün Oltu batsı, Yeniköy-Narman hattına vardı. Rus cephesinde telaş ve karışıklık baş gösterdi. İKİNCİ GÜN : 23 ARALIK 

Bugün düşman, bir topçu taburu ile desteklenen dört piyade Alayı ile XI. Kolordu cephesine bir karşı taarruzda bulundu. XI. Kolordunun bazı birlikleri geri atıldı. Bu kolordu tekmil kuvvetiyle taarruz etmemiş idi. Orduya tekmil kuvvetlerini muharebeye sokması için emir verdi. 

IX. Kolordu 29. Tümeniyle Norşine 17. Tümen ile Çatak’a ve 28. Tümeni ile de Pitkir’e vardı. 

Diğer bir anlatımla “10. Kolordu düşmanı Oltu’nun doğusuna atar. Kasaba işgal edildi. 100 esir, 4 Top, 4 Makineli tüfek ele geçmiştir. Bu arada Türkmen komutan yürüyüşte kolaylık olsun diye erlerin, çanta ve diğer ağırlıklarının da geride bırakılması için emir vermiştir.” Kar ve tipi bu hata kurbanlarını istinasız almıştır.ÇÜNCÜ GÜN : 24 ARALIK 

XI. Kolordu cephesindeki düşman taarruzları devam etti. 

IX. Kolordu Bardız’a vardı. bu kolorduya beraberinde götüremeyeceği sahra toplarını Oltu’ya X. Kolordu emrine göndermesi emredildi. 

X. Kolordu 30 ve 31. Tümeni ile Kors 1. Tümeniyle de Kop istikametinde ilerlemesi emredildi. İleri hatlarında bulunan Kolordu Kurmay Başkumandanlığı emri de düşman eline geçmiştir. 

X. Kolordunun büyük kısmının Kosor istikametinde geniş bir kuşatmaya girişmesi kesin sonuç yerine geç kalınmasına ve netice olarak Sarıkamış felaketine sebep olmuştur. 

DÖRDÜNCÜ GÜN : 25 ARALIK 

 

Başkomutan Bardız’da dır. X. Kolordunun Kosor istikametinde ilerlediğinden haberi yoktu. 

O bilakis önceden verilen rapordan bu kolordunun bu akşam Vardanut-Beyköy hattında olacğını beklemektedir. Halbuki Vardanut’a olan mesafe 30 km’idi. Buna imkan yoktu. 

 

TÜRK ORDUSUNU SARIKAMIŞ’A TAARRUZU 26 ARALIK 

 

24 Aralık’ta Rus kuvvetleri X. Kolorduca geri atıldıktan sonra, X. Kolordu, IX. Kolorduyla birleşmek üzere Allahuekber dağlarını aşarak yaptığı 19 saatlik yürüyüş sırasında kuvvetinin !/3 ünü soğuk ve kış nedeniyle kaybetmişti. Arıt dönüm noktasına gelinmişti “Ya muharebe gidişi değişecek, yahut herşey bitecekti.” 26 Arılk’ta her iki kuvvet birleştiklerinde çok yorgun ve bitkin idiler. Oysaki Rus’lar bir gün öncesinden daha iyi durumda bulunuyorlardı. Yine 26 Aralık günü Türk ordu komutanı Sarıkamış’a taarruz emrini verdi. Ancak X. Kolordu Allahuekber dağlarından çok erimiş durumdaydı. 26-27 Aralık gecesi Allahuekber dağlarının en yüksek yayla ve tepelerinde geçirilen, en korkunç gece olmuştur. Taburların mevcudu 100-150 kişiye düşmüş, Subaylar eriyip gitmiştir. Elde yalnız IX: kolordu vardı. X. Kolordunun felaket halinden haberi yoktu. Enver Paşa taarruzun IX. Ve X. Kolordunun müştereken yapılmalarını bekler. Bunun içinde IX. Kolordunun X. Kolorduyu beklemesine karar verir.27 Aralık’ta bazı öncü birlikler Sarıkamış’a girdiler çatışma başladı. Bu sırada Mişlayeveki Paniğe kapılır, tek düşüncesi Sarıkamış yolunu açık bulundurmaktır. Bu arada IX. Kolordunun mevcudu da azalmıştır. 17. Tümen 300 kişi. 

Yukarı Sarıkamış iki kere el değiştirdi. Sarıkamış- Kars demiryoluna yaklaşan süvarimiz Kars demiryolunu  selim köyünde havaya uçurdu. Bu durum Rus’ların morallerini bozdu. Bu sırada Türklerin hareket planlarını ve büyüklüğünü öğrenen Rus’lar geri çekilmeyi hızlandırmaya karar verdiler. IX: ve XI. Kolordulardan beklenmesine rağmen onlar Sarıkamış’tan 40-50 km den uzaktaydılar. Kar deryası ve habire takviye olan düşman gücü karşılarında engeldi. Fakat Enver Paşa saban altıda genel taarruz emri vermiştir.
 

28 Aralık: IX. Kolordu Sarıkamış’ı Kars’tan ayırdı. Fakat ordunun eline 12.000. kişilik aktif bir kuvvet kalmıştı. Topların sayısı 120. den azdı. Sarıkamış’taki Rus’ların kuvveti ise 14.000. kişi 30 top ve birçok makineli tüfekten oluşuyordu. 

29.Tümen Sarıkamış yolundan, 17. Tümen yolun kuzeyinden taarruza geçmişler, erler ormana dağılmışlardı. Mevcut azdır. Enver Paşa’nın emriyle Alay kumandanlarından Alay’ların önüne düştüğü bu taarruz’dan beklenen sonuç alınamadı. Fakat ertesi gün Allahuekber Dağlarındaki IX. Kolordu ile bir talih denemesi deha yapılacaktı. IX. Kolordudan bir haber alınamaz. Birlikleri kara gömüldüğünden dolayı, donmalar ve döküntüler artar. Erler oldukları yerde donar, erirler. Öğleden sonra ise, şiddetli bir fırtına ve kar tipisi başlar. Dağılış ve çöküntü tamdır.
29 Aralık : 29 Aralık’ta kuvvetlerimiz taarruz ettilerse de başarı alamadılar. Gece yapılan karşı taarruz da kartal yuvası tekrar ele geçirildi. Bundan sonrada Köprüköyü geçerek Sarıkamış’a girdiler. Bu savaşlarda IX. Kolordu’nun 17.p. Tümeni çok şerefli ve yiğitçe savaşmış, fakat soğuk ve silah yokluğu yüzünden geri çekilmek zorunda kalmıştır. IX. kolordu ile yapılan taarruzlar 3 Ocak 1915’e kadar devam etti. IX. Kolordunun 450 ve X. Kolordunun 1500-200 kişilik bir kuvveti kalmıştır. Yine 29 Aralık’ta Enver Paşa başarılarından bahseden bir ordu emri yayınladı. Ruslar tam bir çevirme ve taarruz hareketine geçmişlerdir.30 Aralık: 30 Aralık’at yapılan Rus karşı taarruzu kuvvetlerimiz tarafından başarıyla geri püskürtülmüştür. Ayın gün Rus’lar geri çekilerek bir savunma hattı kurdular. Bu hat Ahurezat tepeleri ve yayla Bardız köyünden geçiyordu. Buradan açılan Top ateşi Sarıkamış’ı alan Türk kuvvetlerinin durumunu zorlaştırıyordu. 

Ocak’ta kuvvetlerimiz yeniden saldırdılar. 

Ocak’ta Rus hatlarının zayıf bir noktası olan Türkistan birliklerinin sol kanadı ile 153. Alay’ın arasındaki bölge bu saldırıların merkezi oldu. Ocak’ta 1915’te Ruslar tam karşı taarruz emrinde idiler. Eski Rus sınırı Karaurgun’da şiddetli çarpışmalar oluyordu. Ama IX. Kolordu kumandanının raporuna göre elinde ancak 500-600 kişi kalmıştı. Geri çekilmemiz hızlanmıştı. Bu ricatte Allahuekber dağları ile diğer dağlar-Soğanlı, Kumru dağları aldıklarından çok küçük bir artığı geriye veriyordu. Ocak’ta güllü dağ alındı. Fakat başarı vermedi. Hafız Hakkı bey 6 Ocak tarihli raporunda “İki kanadı da bozulan X. Kolordunun ne dayanacak ne de ricat edecek hali kalmadığını, elde ne kalmış ise 5-6 ocak gecesinde geriye doğru bunları kurtarmaya karar verdiğini” biliyordu. 

8 Ocak günü Enver Paşa her şeyin bittiğini kabul edercesine İstanbul’a dönmeye karar verdi. 

10 Ocak’ta İsamil Hakkı Beye Enver Paşa şunu bildiriyordu. “Sol kanat ve X Kolordu Komutanı Hafız Hakkı Paşa’ya 3. Ordu Kumandanlığına tayin oldunuz. Yarın İstanbul’a hareket ediyorum. 

9 Ocak’ta Ruslar Güllü Dağı yeniden aldılar. Türk ordusu Erzurum’a doğru çekilmeye başladı. Bu sırada Rus’ların girmiş olduğu çevirme harekatı başarılı olamadı ve ordularımız başarıyla bu çevirmeden sıyrıldı.fakat bu sırada keşif bir sisten de istifade eden Rus’ların başka bir kolu Ardahan’ı ele geçirmiş, buradaki kuvvetlerimizi imha etmiş ve dağıtmıştır. Bununla beraber Oltu çevresinde ve Bardız bölgesinde henüz 10.000. kadar civarına gelerek buradaki XI. Kolordu kuvvetlerine 6 mil kadar yaklaştılar. Fakat Rus’lar burada tekrar karşı saldırıya geçtiler, buraları yeniden ele geçirdiler. Çekilmekte olan kuvvetlerimiz 2000 kişi tutarında ardcılarını esir ettiler.
Sarıkamış savaşının son çatışmaları 15-17 Ocak arasında yapılmıştır. Bu savaşlarda 31. Ve 32. Tümenler başarıyla savaşarak imha edilmekten kurtuldular. Bunlar 16 gün süren savaşlarda 3000 kişilik bir kuvvet halinde çok sayıda topla Hasankale’ye varabildiler.
Bu savaşlarda kuvvetlerimiz 60 bin şehit 7 bin esir, 30 binden çok hasta ve yaralı kaybetmiştir. Bu yenilginin esas nedeni Enver Paşa’nın kış ortasında Kafkasya’yı zaptetmek hevesine kapılması ve kuvvetlerimizin imkan ve yeteneklerini hesaplamadan, danışmanların ikazlarına kulak vermeden kendi bildiği gibi hareket etmesidir. Rus’lar ise donmuş ve yaralı olarak 16.00 hasta ve 12.00. kişi kaybetmişlerdir.SARIKAMIŞ HAREKATI’ININ SONUCU VE ÖNEMİ 

Sarıkamış hareketi anlaşılacağı gibi Enver Paşa’nın adına ve hatırasına sıkı sıkıya bağlıdır. Bütün hata ve sevaplarıyla da sürüp gidecektir. Askeri tarihimizde bu hareket “Rus ordusunu imha etmek için geniş bir çevirme manevrası, muharebesi olarak anılır.” 

Rus kuvvetlerinin imhası için düşünülen plan genel olarak belki uygundu. Ancak kuşatma kavisleri geniş tutulunca, geniş kavisler, iklim ve arazi hedefte güç birliğine imkan vermemiştir. Arazi ve iklim pek dikkate alınmadığından birlikler düşmanlardan ziyade tabiatla savaşmıştır. Geniş kuşatma kavisleri zaman kaybına sebep olmuş bu ise düşmanın çekilmesine ve karşı tedbirler alınmasına imkan hazırlamıştır. Ordumuzun kış ve dağ teçhizatı ve eğitimi yeterli değildi. Böyle olmakla Enver Paşa’nın bilisizliğinin yanı sıra, Sarıkamış’ı dramını hazırlayan başlıca etkenlere hava iklim ve arazide eklenir.
Sarıkamış savaşları Türk ve Rus ordularının inanılmaz bir direnme ve istikrarla savaştıkları bir yok etme taktikleri serisidir. Sarıkamış Türk erlerinin yiğit Mehmetlerinin ruhundaki büyük alpik ve gazilik kaynağının yarattığı tükenmez enerjinin yeni bir şahlanış yeri olarak dünya döndükçe yaşayacaktır.
Sarıkamış muharebesi sırasında paniğe kapılan Ruslar müttefikleri İngiltere ve Fransa’dan Türk’leri durdurmak için ikinci cephe açılaması için ısrar etmişlerdir. 1915 Çanakkale çıkartması bu yüzden yapılmıştır. Bilindiği gibi Çanakkale savaşları Türk ordusunun zaferiyle bitmiş bu olay ise Rusya’nın çöküntüsünü hazırlamış, Rus çarlığının erkenden çökmesini sağlamıştır. 

1914 Kasım’da Köprü köy’de Rus’ları yendikten sonra Sarıkamış üzerine gelen askerlerimiz kendi aralarında konuşarak ilerliyorlardı. Askerler arasında bulunan Sinan Çavuş da bir mektup yazarak bu konuşmayı Oltu’daki amcası oğullarına göndermiştir.

1914 Sarıkamış’a ilerleyen Askerin Türküsü 

Seferberlik oldu dünya karıştı.  
Köprüköy Horum’da bozduk düşmanı
Koç-yiğidim cenge hevesi gelir.  
Geçtik ileriye kurduk divanı 

Azmış Sarı Moskof hududu aştı 
Karakışta olduk dağlar mihmanı 
Ağzı yandı pişman nidası gelir.  
Gönüle bahar yaz havası gelir. 

Askerler bağlıyor bacağa dolak 
Sarıkamış dağları yana çevrülü 
Ne kötü köy imiş bu Altunbulak
Askerin üstüne kurşun savrulur 

Cehd edin kardeşler; meşeyi alak 
Nice anaların bağrı kavrulur 
Tamam üstümüzden top sesi gelir. 
Dağalrı aşınca ovası gelir 

Burnumuzda Kars, kağızman tütüyor 
Hasan-i Hırkan-i hasret yatıyor 
İnşallah Urus’un günü bitiyor 
Kırklar, Ermenlerin duası gelir. 
Aşağıdaki şiiri Kıdemli binbaşı Mümtaz Ecri ÖZDAL yazmıştır. Bu destansı şiirin yazıldığı 1978 yılında Erzurum’un Horasan ilçesine bağlı Köprüköyü’nde görev yapan binbaşı, tatbikat için araziye çıkmış ve Aras’ın kenarında bir tepede askerlere avcı boyu çukuru kazmaları için emir verir. Ve kendiside başında durur. Askerler biraz kazdıktan sonra bir şehit cesedi bulurlar ve hemen kazmayı bırakırlar. Şehidin elinde silahı ve ayakta durmaktadır. Bunu gören binbaşı cesedi hemen şehitliğe nakleder. Ve olayın Şokuyla bu destansı şiiri yazar.
 


Aras’ın kenarında bir çıplak tepe 

Köprüköy de ikiye ayırlır,Erzurum’dan gelen yol.Biri Kars’a geder, biri Muş’a uzanır.Ve bir köprü yükselir Aras’taNice savaşlara şahit,Masmavi sularda yıkanır.İşte orada “Dur…” demişler,Durdurmuşlar düşmanıKimi soğuk, kimi kurşun yemiş…Mehmet bu…Yüreği vatan kaygusu dolu.Direnmiş açlığa uykusuzluğaUnutmuş donan vücudunu can vermiş,Bu Köprüköyü vermemiş. 

Aras’ın kenarında bir çıplak tepeOt bitmez koyun otlamazKışın kar yazın, toz toz olurTozudukça bayrak, bayrak göklereTozuna kurban olasım gelir. Büyüklerden gören kalmadı şimdi,Zaten savaş tüketmişti çoğunuKüçükleri unutmaz duyduklarını
Ve anlatırlar harbin ne olduğunu. 

Her parçası bir tarafta savrulur vücutların,Her biri bir yerde bulunurmuş hala,Bazen bir kalça kemiği,Bazen bir çarık takılırmış kara sabana. 

Bir ayak takılınca sabanıma,Demiri daha derine gömdümTarlayı bütün gün sürdüm.Ve aradım diğerini, bir tütün tabakası…İçinde bir beze sarılı tüfek parçası, 

Ve bir boş kovanİşte 93 Harbinden tarlamda kalan.Böyle diyordu bur Köplüköy’lü.Aras’ın kenarında çıplak tepe 

Kışın kar, yazın toz toz olur,Gönlümü bir siper doldurur.O siper içinde yatan kahraman bilir miydi ?Üstüne birkaç kürek toprak atılacakVe bilir miydi?Bir asır sora bir gün;Siperine bir siper daha kazılacak. 

“Oraya bir avcı boyu çukur kazın…”sesim savaş alanındaymış gibidalga dalga yankılandı.Ne bilirdim o anda, aynı emrin
bir asır sonrasında tekrarlandığını.
Aras’ın kenarında bir çıplak tepe,Kışın kar, yazı toz toz olur.Bir tatbikata takılır gözlerim…Ve aynı yere yüzyıl sonra kazılan
Bir avcı boyu çukuruna dalar dalar giderim.
Ayakta vurulumş veya donmuş,Öyle kalmış ki vücudu siperindeDepremler… Tayfunlar… hatta düşman bileEğmemiş başını, bu benim Mehmet’imdi. 

 

Bu arslan, bu Türk oğlu TürkMezarında bile yiğitti.Kolları hala tüfeğinde ve alnı dimdikti,Kafatası dimdik.İşte kol ve köprücük kemiklerinAlt tarafını didik didik aradık,Topraklaşmıştı bedenin. 


Aras’ın kenarında bir çıplak tepeTepeyi bir beyliğe çıkınladık.Selama durdu beşinci bölükBağışla bizi şehidim bağışla,Yarısı siperinde kaldı vücudununYarısını şehitliğe gömdük. 

Aras’ın kenarında bir çıplak tepeKışın kar, yazın toz toz olur.Ot bitmez koyun otlamaz amaSen gel bana sor. 

Ey.. benim bir kaşık sıcak çorbaya hasretUykusuz, aç, yurdu için can veren şehidim !Can veripte yarattığın bu can,Tozuna toz katmaya hazır inan. 

Sen tozudukça hür,Sen tozudukça mutlu bu vatan.Toz şehidimin tozu…Tozuna kurban olayım. 

*Kaynakça; Nurullah aydın “Heryönü İle Sarıkamış”


Sarıkamış Harekâtı

Birinci Dünya Savaşında felâketle neticelenen askerî harekât. Osmanlı Devleti harbe; 1878�den beri Rus işgalinde bulunan Kars, Sarıkamış, Ardahan gibi doğu illerimizi geri almak, Doğu Avrupada Ruslarla harp hâlinde olan Almanlara yardım etmek, kazanılacak bir zaferle Kafkaslar ve Orta-Asyadaki Türk illerinin kapısını açmak maksatlarıyla, başta Enver Paşa olmak üzere, iktidarda bulunan İttihatçılar tarafından sokuldu.

Türk bayrağı çekilip, Yavuz ve Midilli adı verilen iki Alman zırhlısı, Karadenizdeki Rus limanlarını bombardıman etti. Rusya da buna karşılık olarak 30 Ekim 1914 tarihinde Türkiyeye taarruz etti. Rus-Kafkas ordusu, Karadenizden Ağrı Dağındaki hudut üzerinden yedi kol hâlindeki saldırısıyla Pasinlere kadar ilerledi. Rus ordusunun taarruzu, Köprüköyde durduruldu. Üçüncü ordu, 3-9 Kasım 1914 günlerinde meydana gelen Köprüköy Meydan Muharebesinde Rus ordusunu yendi. Üçüncü Ordu Komutanı, mevsim şartlarını dikkate alıp, ayrıca askerin kaput başta olmak üzere, giyim ve iâşesinin yetersizliğini, top ve süvari atlarının azlığını hesaba katarak, sıcağı sıcağına düşmanı takip etmedi. Köprüköy Meydan Muharebesinin raporlarını alan, yarbaylıktan paşalığa terfi ettirilen Harbiye Nazırı (Millî Savunma Bakanı) Enver Paşa, Alman kurmay ve generalleriyle Erzuruma geldi. Enver Paşa, Erzurum ve Köprüköyde birer taburu teftiş etmişti; ancak ordu birliklerinin tamamı hakkında yeterli bilgiye sahip değildi. Üstelik, ordu kumandanı Hasan İzzet Paşanın, bu mevsimde harekât yapılamayacağı, taarruzun bahara bırakılması tavsiyesine karşılık, onu vazifesinden azletti ve taarruza karar verdi. Üçüncü Ordu Komutanlığı vazifesini de üzerine alan Enver Paşa, 18 Aralık 1914 tarihinde, kıtalara, taarruz emrini verdi.

Taarruza iştirak eden birliklerin büyük bir kısmı, özellikle Arabistandan geri çekilen ve Güneydoğu Anadoludan sevk edilenler, sıcak iklime alışık olup, teçhizatları yönünden kış şartlarına hazırlıksızdı. Üçüncü Ordunun üç kolordusu (9, 10, 11. Kolordular), 24 Aralık 1914 günü -39 derece soğukta Büyük Sarıkamış Çevirme ve Kuşatma (İhâta) Harekâtına başladı. Ayrıca, gerilla harbi yapan yarı resmi Türk çeteleri de, Ardahana hareket etti. Üçüncü Ordudan bazı kıtalar, 24-25 Aralık gecesi, Sarıkamışa ulaşmayı başardı. Ancak, Allahü Ekber Dağlarını aşarken çetin zorluklar ve kış şartları sebebiyle gerek miktar, gerekse mevcut silahları yönünden çok zayiat ve kayıp verdiler. Allahü Ekber Dağlarını aşan Mehmetçiklerden bir kol da, Sarıkamışın doğusundaki Selim İstasyonuna vararak demiryolunu tahrip edince, Sarıkamıştaki Rus kolorduları paniğe uğradı. Gayriresmî Türk çeteleri de, 1915 yılı başında Ardahana girdi. Rus Kafkas Ordusu Başkumandanı, Üçüncü Ordunun ilerleyişi üzerine; 2-3 Ocak 1915 günlerinde telsiz-telgraf ile müttefikleri Fransa ve İngiltereye, günde birkaç defa yalvarırcasına başvurarak:

Telefon konuşmalarını durduran soğuk ve kış, Türk ordusunu engelleyemiyor. İkinci bir cephe açarak, Türk ordularının ilerlemesi durdurulamaz ise, zengin Bakü petrolleri, Osmanlı-Alman ittifakının eline geçecek ve Hindistan yolu onlara açık bulunacaktır! haberini gönderiyordu.

Kış, 3-4 Ocak 1915 gecesi daha da şiddetlendi. Fırtına ile yağan kar, yolları tıkayıp, çadırları yıktı. Arkasından da dondurucu soğuklar bastırınca, 150 000 kişilik ordunun 90 000i (veya 60 000i) donma, dizanteri ve tifo gibi hastalıklarla mahvoldu. Sarıkamış İstasyonuna giren Enver Paşa, bu felaket karşısında, Üçüncü Orduyu yüzüstü bırakıp, İstanbula döndü. Bu harekâtta Ruslar, 32 000 kayıp verdiler.

Sarıkamış Harekâtı; kuşatma harekâtıyla düşman kuvvetlerinin arkasına düşmeyi hedef alan, başarılı bir plândı. Ancak, stratejinin faktörlerinden zaman iyi değerlendirilmediği, kuvvetler de böyle bir harekâtı yapacak şekilde teçhizatlandırılmadığı için başarısızlıkla sonuçlandı.

Ordunun kış şartlarına hazır olmaması ve olumsuz iklim şartları sebebiyle ikmal ve iaşe hizmetlerinin yapılmayışı, kıtalarda açlığa, hayvanların telef olmasına, dolayısıyla birliklerin dağılmasına sebep oldu. Enver Paşanın şuursuzca verdiği gece taarruzu emirleri, kayıpları daha da arttırdı.

Sarıkamış Harekâtı sonunda, Doğu Anadolu kapıları, Ruslara açıldı. 13 Mayıs 1915te Ermenilerin işbirliği yaptığı Rus kuvvetleri, önce Vana, bilâhare Muş ve Bitlise girdi. Ermenilerin harp esnasında Ruslara yaptıkları büyük hizmetin karşılığı olarak, bu illerin valilikleri, Ermenilere verildi. Harpten sonra, Ermeni-Rus işbirliği sonunda, bölge halkına karşı müthiş bir soykırıma girişildi. Van Gölünün ortalarına kayıklarla taşınıp öldürülen, suya dökülen çocuk, kadın, genç ve ihtiyar Türklerin sayısı, kesin olarak tespit edilmemesine rağmen, çok fazladır. Esasen, bu harp sırasında Ermeni Komitacıları, hemen her tarafta isyana hazırlanarak, birçok yerde depolar dolusu silah ve cephane biriktirdiler. Bu silah, teçhizat ve destekle katliam yapıp, Doğu Anadoluyu harabeye çevirdiler.

http://www.ardahanychaskoy.com/pages/sarFDkamFDFE-destanFD.php