Archive for the 'Hikayeler' Category

Sümerler

Mayıs 10, 2007

Sumerler’in hayvanlarla ilgili atasöz ve öykülerinden örnekler…“1.Eşek ırmakta yüzüyormuş, köpek de ona sıkı sıkı tutunmuş şöyle diyormuş: Kıyıya çıkar çıkmaz onu yiyeceğim.2.Köpek bir ziyafete gitmiş, ama orada bulunan kemiklere baktıktan sonra şöyle diyerek uzaklaşmış: ‘Şimdi gideceğim yerde bundan dana çok yiyecek bulurum.’3.Dişi köpek gururla şöyle dedi: ‘(Eniklerim) ister açık kahve renkli, ister benekli olsunlar, yavrularımı severim.4.Dokuz kurt ve bir onuncusu beş-on koyunu boğazladılar. Onuncu aç gözlüydü ve ((tablette, b.n.) bir iki sözcük kırık)… Haince ((tablette, b.n.) bir iki sözcük kırık)…zaman, şöyle dedi: ‘Bunları size paylaştıracağım! Siz dokuz kişisiniz, öyleyse bir koyun sizin ortak payınız olacak. Ben de bir kişi olduğuma göre, dokuzunu alacağım. Bu da benim payım olacak.’5.Tilki yaban öküzünün toynağına basıp, ‘Acımadı mı’ demiş.6.Tilki kendi evini yapamamış, böylece fethetmek üzere arkadaşının evine gitmiş!7.Tilkinin yanında bir değnek vardı (ve şöyle diyordu): ‘Kime vurayım?’Yanında bir hukuk belgesi taşıyordu (ve şöyle diyordu): ‘Neye meydan okuyabilirim?’8.Tilki dişlerini gıcırdatır ama başı titrer!9.Tilki karısına şöyle der: ‘Haydi! Uruk kentini dişlerimizle pırasa gibi ezelim! Kullab kentini sanki bir sandaletmiş gibi ayaklarımıza bağlayalım!’. Ama onlar kentin 600 gar (yaklaşık 3 km.) bile yakınına gelemeden, kentin köpekleri ulumaya başlar: ‘Geme-Tummal, Geme-Tummal! (tilkinin karısının adı olmalı) Eve dönelim! Haydi oyalanma!’ Kentten köpeklerin tehditkâr ulumaları geliyordu.10.Tanrı Enlil’den yaban öküzünün boynuzlarını dileyen tilkiye öküzün boynuzları takıldı. Ama rüzgar esip, yağmur yağınca inine giremedi. Gecenin sonuna doğru, soğuk kuzey rüzgarı, fırtına bulutları ve yağmurdan sırılsıklam (?) olunca şöyle dedi: ‘Gün ışır ışımaz… (ne yazık ki metnin devamı kırık ve sonrasında tilkinin boynuzların geri alınması için yalvardığını yalnızca tahmin edebiliriz).11.Düşünceleri için – kedi;Eylemleri için – firavunfaresi!12.Eğer ortalıkta yiyecek varsa, firavunfaresi yer bitirir;Bana bir parça bırakırsa, onu da bir yabancı gelip yer!13.Benim bozulmuş yiyeceklerden başkasını yemeyen firavunfarem, bira ve yağ bulmak için için tırmanmayacak!14.Ey aslan, sık ‘çalılık’ senin dostundur!15.“Çalılık”ta, onu tanıyan insanı yemez aslan!16.Aslan ağıla geldiği zaman, köpek eğrilmiş yünden tasma takarmış!17.Aslan bir “çalı” domuzu yakalamış, onu ısırmaya hazırlanırken şöyle diyordu: ‘Etin henüz ağzımı doldurmadı, ama keskin çığlıkların kulakları tırmaladı!’18.Aslan çaresiz bir dişi keçi yakalamıştı: ‘Bırak beni gideyim, (dedi dişi keçi) sana arkadaşlarımdan birini, bir koyun veririm!’. ‘Seni bırakacaksam, (önce) adını söyle’ (dedi aslan). (O zaman) dişi keçi aslana şöyle dedi: ‘Adımı bilmiyor musun? Benim adım ‘sen akıllısın!’ (Böylece) ağıla vardıklarında aslan kükredi: ‘Şimdi ağıla geldim, seni serbest bırakacağım! (O zaman) (çitin?) öteki tarafından keçi şöyle dedi: ‘İşte beni bıraktın! (Gerçekten) akıllılık mı ettin? (Sana söz verdiğim) koyunu (vermeyi) bırak, ben bile buralarda duramam!.19.Fil kendi kendine şöyle diyerek böbürleniyordu (?) : ‘Benim gibisi dünyaya gelmemiştir! Sakın (bu satırın sonu kırık, ama şöyle geldiğini düşünebiliriz, ‘sakın kendini benimle karşılaştırma!)…!’ (O zaman) çalıkuşu onu şöyle yanıtladı: ‘Ama ben de, kendi küçük ölçülerimde, aynı senin gibi yaratılmışım!’20.Onu bir yük eşeği gibi (zorla) vebadan kırılan bir kente götürmek lazım!21.Eşek kendi yatağını yer!22.‘Zayıf eşeğinin artık hiç hızı kalmadı! Ey Enlil, zayıf adamının artık hiç gücü kalmadı!’23.Eşeğimin yazgısı hızlı koşmak değil, anırmak!24.Eşek başını eğdi, sahibi burnunu okşayarak şöyle dedi: ‘Kalkıp buradan gitmeliyiz! Acele et! Haydi!25.Yükünü atan eşek şöyle der: ‘Geçmişin acıları hâlâ kulaklarımı çınlatıyor!’26.Kaçan eşek gibi, dilim geri dönmez!27.Gençlik dinçliğim kaçan eşek gibi uyluklarımı terk etti.28.Pis kokmayan bir eşek varsa, seyissiz bir eşektir!29.Eşeğin yaptığı bir gibi topu topu üç yaşındaki bir kızla evlenmeyeceğim!(S.Kramer, Tarih Sumer’de Başlar)www.turkleronline.com/diger/sumerler/sumer_fablveoykuleri.htm

Reklamlar

Hikayeler

Mayıs 10, 2007

    Hikayeler ve Masallar
                        Arap dilinde “kıssa” ve “rivayet” olarak düşünülen,
                        sonraları eğlendirmek maksadı ile taklit manasında
                        kullanılan hikâye deyimi, gerçek veya hayali bir takım
                        olayların, maceraların, hususi bir üslupla
                        anlatılmasıdır. Türk halk hikâyeleri zaman seyri ve
                        coğrafya-mekân içinde “efsane”, “masal”, “menkıbe”,
                        “destan” ve benzeri mahsullerle beslenerek dini, tarihi,
                        içtimai hadiselerin potasında iç bünyelerindeki
                        bağlarını muhafaza ederek milletimizin roman ihtiyacını
                        karşılayan eserlerdir. Hikâye kaynakları kültür tarihi
                        bakımından; “Türk kaynağında gelenler” (Dede Korkut,
                        Köroğlu, Kerem ile Aslı v.b.), “Arap İslam kaynağından
                        gelenler” (Leyla ile Mecnun, Binbir Gece, Hazreti Ali
                        Cenkleri v.b.), “İran-Hint kaynağından gelenler” (Ferhat
                        ile Şirin, Kalile ve Dimne v.b.) olmak üzere üç kolda
                        toplanır.
                        HİKÂYELER
                        1- Hır Söylemez Mehmet:
                        Gurbette karşılaştığı bir hemşerisine memleketiyle
                        ilgili haberler verir, verdiği her haber bir öncekinden
                        daha kötüdür.
                        2- Hamza Pehlivan:
                        Karaman’ın Paşabağı (Göves) Köyünde, Göges isimli bir
                        bey yaşarmış. Bu beyin güzel bir kızı varmış ve bu kız
                        evleneceği kişinin köyün en güçlü kişisi olacağını
                        söylemiş. Köy halkı güç gösterisi için Şehitler Pınarı
                        Mevkiinde toplanıp, güç gösterisi yapmışlar.
                        Gayrimüslimlerden biri, pınarın çevresindeki bir kavağı
                        tuttuğu gibi yerinden sökmüş. Hamza Pehlivan eliyle
                        kavrayıp mızrak gibi fırlatmış. Kız da Hamza Pehlivanla
                        evlenmek istemiş, onu seçmiş. Fakat gayrimüslim olan
                        Göğeş, kızının bir Müslüman’la evlenmesine izin
                        vermemiş. Bunun üzerine Hamza Pehlivanla Göges’in kızı
                        gizlice buluşmuşlar. Kız Müslüman olmuş ve Hamza
                        Pehlivanla Karaman’a kaçmışlar. Göges durumu öğrenince
                        peşlerine adamlar göndermiş. Beyin adamları Hamza
                        Pehlivanla kızı Karaman’da yakalamışlar ve Hamza
                        Pehlivanı şimdi Karaman’da Hamza Zindanı olarak bilinen
                        yere hapsetmişler ve kızı alıp Göves’e (Paşabağı
                        Köyü’ne) getirmişler. Çok geçmemiş ve Müslüman olan
                        Göğes’in kızı dayanamayıp intihar etmiş.
                        3-Kanlı Pelit:
                        Köyümüzün altında (Boyalı Köyü) bir tane pelit (meşe)
                        ağacı varmış. O ağaca bir kişi kendisini ip bağlayıp
                        asmış ve ağaca kanlı pelit demişler. Köyün adını alan ve
                        boyalık denen bahçede çamaşır yıkarlarmış. Buraya
                        “Gevsilir” derlermiş. Köyün yerleşim yeri bu vadilermiş.
                        Köyün ileri gelenleri “Bu böyle olmaz, buraları bahçe
                        yapalım demiş, boya çıkarılan yerden bu günkü kurulduğu
                        yere taşınmışlar. Halıcılık tabii boyalarla
                        yapıldığından ve boya otunun bol miktarda bulunmasından
                        köyün adı Boyalı Köyü olmuş.
                        
                        4- Yılanla Çoban:
                        Bir gün adaman biri ateşin içine düşmüş yılanı yanmaktan
                        kurtarır. Fakat yılan adamı ısırmak ister. Adam sebebini
                        sorunca, “İnsanoğlu nankördür” der. Adam 3 canlıya
                        soralım, onlar ne derse onu yapalım der. İneğe sorarlar,
                        inek, şimdiye kadar hep çifti ben sürdüm, yeni inek
                        alınınca beni sokağa attılar, ısır der. Suya sorarlar;
                        su, beni hep kirletiyorlar ısır der. Son-olarak tilkiye
                        sorarlar. Tilkiye, adam yılana hissettirmeden 40 tane
                        tavuk vereceğim aman ha ısırma de diye rüşvet verir.
                        Tilki ısırma der. Yılan sözünde durur. Adam torbayla
                        tavukları getirir. Tilki torbayı açar, bir de ne görsün
                        40 tane tazı köpeği. Tilki hemen kaçmaya başlar bir
                        ağacın tepesine çıkar ve “bundan böyle tüm tavukların
                        düşmanı benim, insanoğlu sen nankörsün” der.
                        5- Çınnasun Hikâyesi:
                        Karaağaç Köyü’nün Cinasun mevki’inde eskiden bir köy
                        kurulu imiş. Burada yaşayanlardan biri köyün ağasını,
                        beye şikâyet edip, topraklarını aldıklarını iddia etmiş.
                        Ağa, beyin geleceğini duyunca köye gelen yola halı
                        serip, donatır. Bey gelip halının serili olduğun görünce
                        kaldırmalarını ister. Ama ağa “Çiğnensin beyim,
                        çiğnensin” der. Bu söz zamanla değişikliğe uğrayarak
                        “Cinasun” olarak kalır. Bugün bu mevkide köyün
                        arazileri, kalıntılar ve su kuyuları vardır.
                        6- Gelincik Taşları:
                        Yoksul bir ailenin, Emine adında güzel bir kızı varmış.
                        Emine’nin güzelliği çevre köylerde bile dillere destan
                        olmuş. Emine’nin güzelliğini duyan çevre köylerden
                        birinde oturan zengin ve yaşlı Hüseyin Ağa, Emine’yi
                        görmek için Emine’nin köyüne gelir. Tüm delikanlıların
                        güzelliği karşısında büyülendikleri Emine’nin
                        güzelliğine Hüseyin Ağa’da hayran kalır. O’nu kendine
                        almayı aklına koyar. Hüseyin Ağa, zengin, yaşlı ve iki
                        evlidir. Zalimliği ile de çevrede tanınır. Emine’nin
                        gönlünde ise genç ve yakışıklı, güçlü, kuvvetli aslan
                        gibi bir delikanlı yatmaktadır. O da aradığını bir türlü
                        bulamamıştır. Henüz daha gençtir. Hüseyin Ağa köyüne
                        döner. Hemen Emine’nin evine ömürlerinde görmedikleri
                        bollukta çeşitli hediyeler ile dünürcüler gönderir.
                        Emine’yi kendine ister. Hüseyin Ağa’nın durumunu bilen
                        Emine’nin ailesi bu isteği olumlu karşılamaz. Öte yandan
                        Hüseyin Ağa’nın zulmünden de çekinmektedirler,
                        Dünürcüler elleri boş, Hüseyin Ağa’nın köyüne dönerler.
                        Durumu O’na anlatırlar. Hüseyin Ağa, öfkelenir, hemen o
                        gece iki adamını Emine’nin evine gönderir. Adamlar
                        Emine’nin ailesine baskı yaparlar, tehditler savururlar.
                        Hüseyin Ağa’nın parası ve zulmü ile her şeyin üstesinden
                        geleceğini söylerler. Ağa’nın baskısından korkan kız
                        tarafı gönülsüz de olsa kızlarını Hüseyin Ağa’ya vermeye
                        razı olurlar. Bir hafta içinde de düğün hazırlıkları
                        tamamlanır. Yemekler pişer, davullar çalınır, yenilir,
                        içilir. Hüseyin Ağa’nın evinde büyük bir coşku vardır.
                        Emine’nin evi ise bir ölü evini andırır. Emine durmadan
                        ağlayıp yemekten içmekten kesilmiş, devamlı Allah’a
                        dualar edip, bu düğüne engel olması için yalvarır,
                        yakarır.
                        Düğün günü gelir çatar. Arkadaşları Emine’yi teselliye
                        çalışırlar. Ama hiç bir yararı olmaz. Hüseyin Ağa’nın
                        köylüleri gelin almak için Emine’nin Köyüne hareket
                        ederler. Emine’nin Köyünden de bir gurup onları
                        karşılamak üzere çıkarlar. İki alay Anbarı Köyünün 1 Km.
                        kadar Güneyinde karşılaşırlar. İşte bu sırada Emine’nin
                        duaları kabul olur. Deve ve eşeksırtlarında gelen çoluk,
                        çocuk, erkek, kadın, genç, yaşlı karşılıklı olarak taş
                        haline gelirler (taş kesilirler). Emine de muradına
                        erer. Şimdi bu taşlan orada bütün canlılığı ile görmek
                        mümkündür. Hiç kimse bu taşlara dokunmaz. Bu masal
                        yıllar yılı dilden dile söylenip gelir.
                        7- Mençekli Kadın:
                        Mençek’ten bir kızı, komşu Uğurlu Köyüne gelin ederler.
                        Evlendiği adamın iki tane kekliği varmış. Kekliğin bir
                        tanesi ölmüş. Adam da öküzünün birini satar ve bir
                        keklik alır. Kadın adama kızar ve “Neden öküzü satıp
                        keklik aldın” der. Adam kadına der ki “Sen keklik avının
                        tadını bilmezsin.” Kadını bir gün keklik avına götürür.
                        Adam keklikleri avlar, kadın toplar. Bu olay kadının
                        hoşuna gider. Kadın adama der ki, “Öküzün diğerini de
                        sat, bir keklik al” Bunun üzerine adam diğer öküzünü de
                        satar bir keklik daha alır. Günlerden bir gün kekliğin
                        ikisini de kedi yer. Adam karısına şunları söyler:
                        “Kedinin hırsızlık evvelden ârı
                        Birini yedin, birini koysaydım bari
                        Niye beklemedin Mençekli karı
                        Gak gubarak, gak gubarak” diyerek adam ötmeye başlar.
                        8- Selvinaz’la Tuna:
                        1990 yıları başında geçen hikâyeye göre; Anamur’dan
                        Ermenek Barçın Yaylasına gelen aşiretlerden birisine
                        komşu ailelerde Selvinazla Tuna beşik kertmesi imiş.
                        Ağanın oğlu Selvinaz’ı istemiş. Selvinaz razı olmamış.
                        Göç sırasında yolda Ağa’nın oğlu Selvunaz’ı öldürmüş,
                        tuna da bunun üzerine türkü yakmış ve bugün dillerde
                        dolaşmaktadır. (Türküler bölümünde)
                        9- Ali Kâhya Hikâyesi:
                        Ermenek, Kayaönü (Esvendi) Köyünde yaşayan Ali Kâhya
                        adlı vatandaş tarlasına çift sürmeye gider. Çift
                        sürerken öküzlerini yitirir ve bunları ara¬maya çıkar.
                        Öküzlerini ararken akşam olur, hava kararır ve karşıda
                        bir ışık görür. Işığın sahiplerine sorayım diye ışığın
                        yanına gider ve orada çingenelerle karşılaşır.
                        Çingeneler Ali Kâhya’ya, koşup yemek isterler. Ali Kâhya
                        “sende ne güzel pirzolalık var” diye niyetlerini
                        belirtirler. Ali Kâhya korkudan titrer ve kurtulmak için
                        çareler düşünür. Aklına gelen tuvalete gitme bahanesini
                        uydurur. Çingenelere tuvalete gideceğini söyler.
                        Çingeneler kaçmasın diye bırakmak istemezler. Ali Kâhya
                        beline ip bağlayın da gideyim der ve o şekilde gider.
                        Biraz uzaklaşınca ipi belinden çözüp, bir ağaca bağlar
                        ve kaçar. Ali Kâhya’nın geciktiğini gören çingeneler,
                        ellerindeki meşalelerle aramaya gelirler. Bunu gören Ali
                        Kâhya daha hızlı koşarak evine varır ve hanımına
                        korktuğunu söyler. Kendisinin başına gelenleri anlatır
                        ve bu korkudan kırk gün içinde ölür.

www.larende.com

Çiçekdağ

Mayıs 7, 2007

Çiçekdağ’a ait ilginç hikayeler.

AKKIZ TEPESİ

İlçemiz Çepni köyü Ak kız tepesi mevkiinde yaşadıkları söylenen iki erkek bir kız üç kardeşe ait olan ağaçlardan bir tanesinin yıllar sonra orada yaşayan bir kişi tarafından kesilmesi sonucu ağacı kesen kişi ve öküzleri ölür, kesilen ağaçtan kan akmaya başlar.Ak kızın mezarı halen bu mevkiinde bulunmaktadır.

GEYİK KOŞMUŞ

İlçemiz Çepni köyünde yaşayan bir kişinin At tepesi mevkiinde tarlası varmış.Bu kişi bir avuç buğday ve tek öküzü ile tarlaya gider.Tarlaya her gittiğinde yanına bir geyik gelir.Köylü öküz ile birlikte geyiği koşar ve tarlayı sürermiş.Geyik yorulduğunda olduğu yerde yatarmış, köylü de onu orada bırakıp geri dönermiş.Yine bir gün geyik yorulmuş yatarken tarlada sürülecek az bir yer kaldığı için geyiği yattığı yerden kaldırmış yarım kalan yeri bitirmiş.Bu olaydan sonra geyik bir daha gelmemiş.

ŞEKER DE ŞAŞMIŞ KÖYLÜNÜN ELİNDEN

Kırşehir valisi 1950’lili yıllarda bir kış günü Çiçekdağı Kaymakamlığını ziyarete gelir.Ziyaret dönüşünde Demirli köyü içerisinde kardan dolayı mahsur kalır ve köy odasında misafir olur.Akşam yemeğinden sonra valiye kahve ikram etmek isterler.Vali orta şekerli bir kahve ister.Kahveyi yapan kişi valiye kahveyi götürmesi için ev sahibine verir.Ev sahibi de şekerin atılıp atılmadığı tereddüdü ile kahveye bir avuç şeker atar valiye ikram eder.Kahveyi yudumlayan vali kahvenin çok şekerli olduğunu görünce orada bulunan köylülere dönerek esprili olarak:
-Şeker de şaşmış bu köylünün elinden, der.