Archive for the 'Yetişkin Oyunları' Category

KAYNARCA OYUNLARI

Haziran 13, 2008

KAYNARCA’NIN YÖRESEL OYUNLARI
Hazırlayan: Ramis MEMİŞ(*)

KAYNARCA YÖRESİ ÇOCUK OYUNLARI:

Tarımda makineleşme yaygın olmadığı ve traktör bulunmadığı dönemlerde Kaynarca Yöresinde hemen her evde ortalama 25-30 koyun ve en az 2 inekle 2 çift koşum öküzü bulunur, evin 10-15 yaşlarındaki erkek veya kız çocukları hayvanları otlatır, yöresel deyimler güder veya gözetirlerdi. Bu arada otlak olarak ise 2 bölüm arazi bulunurdu. Bunlardan birincisi Hazine arazisi olup, köyün ortak kullanım alanıydı ve daha çok otlak olarak kullanılırdı. İkinci bölüm otlaklar ise, araziler genellikle iki yıl ekilir, iki yıl da dinlenmeye bırakılır, bu sürede ise arazi otlak olarak kullanılırdı. Örneğin Demirciler İçi mevkii veya Sayvanaltı mevkii o sene dinlenmeye bırakılır, yaklaşık 500 ile 1000 dönüm arsındaki o alan, köylünün ortak merası olur, bunun da yarısı büyük baş hayvanlara, diğer yarısı da koyun-keçi gibi küçükbaş otlağı olarak kullanılırdı. Bu alana mera veya yöresel deyimle örü denilirdi. Çocuklar genellikle ilkbaharda bu arazilerde, yaz ve sonbaharda ise hemen tüm arazilerde ortaklaşa hayvan gözetirler, hayvanların öğle saatlerinde doyup yattığı-dinlendiği zamanlarda birlikte oyunlar oynarlardı.

Anlatacağımız oyunların önemli bir bölümü çocuklar tarafından açık arazide oynanan oyunlardır.

Dipdip:

Daha çok hayvan gözeten çocukların dinlenme sırasında açık alanda oynadığı bir oyundur. Genellikle erkek bazen de kız erkek çocukların karışık oynadığı olur. Bu oyun için herkesin özel birer dipdip sopası olur. Yaklaşık 100-120 cm boyunda, bir ucu incemsi, kızılcık, yemişen veya karagürgen ağacından ateşte kızartılarak yapılan esnek bir sopadır. 8-10 çocuk tarafından oynanır. Yan yana dizilen çocuklar, hepsi aynı hizadan sırayla sopayı yaylandırarak en ileriye-uzağa atmaya çalışırlar. En kısa mesafeye atabilen ebe olur. Ebe bütün sopaları toplayıp tekrar getirir. Ebe kendi sopasını dizili çocukların 2 metre kadar önünde yatay olarak koyar, diğer çocuklar ebenin sopasının üzerinden kaydırarak en ileriye atmaya çabalarlar. Üçüncü turda ebenin sopası en ileriye giden sopanın önüne yatay olarak koyulur. Bu kez bütün çocuklar ebenin sopasının üzerinden kaydırarak en ileriye atmaya çalışırlar. Ebenin sopasına değdiremeyenler oyun dışı kalırlar. Hiçbir çocuk ebenin sopasına değdiremeyinceye kadar oyun devam eder. Ebenin sopasının yerinden çocukların dizildiği oyun başlangıç noktasına kadar adımla sayılır, her adıma kabak denir.

Birinci bölüm örneğin ebenin “Garadonnunun Azizin 45 gabak yimesi”yle sonuçlanmıştır. Oyun tekrar başlar. İkinci ebenin “gabak yemesi”ne kadar devam eder. Bu oyunun bir saat sürdüğü de, üç saate kadar sürdüğü de olur. Oyunun sonunda “en az gabak yiyen” birinci, “en çok gabak yiyen” oyunun mağlubu olur. Adını sopanın “dip dip” yere vurularak ses çıkartmasından aldığı sanılmaktadır.

Met:

15-20 cm boyunda, 2 cm genişliği 3 cm kalınlığında özel yapılmış, iki başı da üçgen kesilmiş “met” adı verilen bir aletle oynanır. Her çocuğun yaklaşık bir metre boyunda dipdip sopasından biraz daha kalınca sert bir (kızılcık, yabani kızılcık (kaysiydiren), garagürgen, yemişen gibi) ağaçtan yapılmış bir sopası bulunur. Düz toprak zeminden her çocuk sırayla metin başına sopayla vurarak 1-1,5 metre havaya kaldırır, sopasını var gücüyle mete vurarak en uzağa götürmeye çalışır. Herkes metin düştüğü noktadan başlangıç noktasına kadar adımlayarak sayar, en geride kalan o kadar adım “gabak yemiş” sayılır. Örneğin “Köseğlunun Mıstava 15 gabak yedi” denir. Oyuna aynı şekilde devam edilir. Her turda en geride kalan gabak yemiş sayılır. Bu oyun genellikle yarım ile bir saat arasında sürer. En çok gabak yiyen oyunu kaybeder. Adını “met” adı verilen ve her iki başı da ters üçgen kesilen aletten aldığı sanılmaktadır.

Çelik-Çomak:

Bu oyun da çocuklar tarafından met sopalarıyla oynanır. Fakat üç noktada metten ayrılır. Birincisi metin kendisi, ikinci metin üzerine koyulduğu aletin farklılığı, üçüncüsü de ebenin karşıda beklemesidir. Adına “çelik” denilen 20 cm kadar uzunluğunda yuvarlak her iki ucu da düz kesilmiş bir aletle oynanır. Met sopasına da “çomak” denilir. Çocuk çeliki, ya yere batırılmış 50 cm yüksekliğindeki bir çubuğun üzerinden kendi elindeki çomakla vurup ilerideki ebeye doğru gönderir, ya da bir ucunu avucuna aldığı çomağa yerleştirip havaya zıplattığı çeliki çomağın kuyruğuyla ebeye doğru gönderir. Ebe yaklaşık 25-30 metre karşıda çeliki beklemektedir. Ebe elindeki çomakla çeliki karşılayıp geldiği yöne iade etmeye çalışır. Ebe karşıladığı çeliki, atan çocuğun gerisine gönderebilirse ebelikten kurtulur, atan çocuk ebe olur. Ebe çeliği diyelim ki atamn çocuğun yönüne doğru kısa bir mesafe atabildi, veya hiç vuramadı, çeliğin düştüğü noktadan oyunun başlangıç noktasına adımlanır, ebe o kadar gabak yemiş sayılır. Bazı yerlerde buna sayı da denilir. Ebe olan çocukların içinde en fazla “gabak yiyen” oyunun mağlubu sayılır. 8-10 kişiyle oynanır. Yarım saatle bir saat kadar sürer. Adını “çelik” ve “çomak” adı verilen oyun aletlerinden aldığı sanılmaktadır.

Tunuç:

Genellikle erkek çocuklar tarafından oynanan bu oyun Seyrek de olsa karışık da oynandığı olur.

8-10 kişi tarafından oynanır..

Konik biçimde 10-15 cmlik ağaçtan “tunuç” adı verilen bir aletle oynanır. Herkesin elinde 25-30 cm uzunluğunda, yaklaşık 4-5 cm çapında yuvarlak bir “tunuç sopası” olur. “Tunuç taşı” adı verilen, 20-25 cm çapındaki düz bir taşın üzerinden oynanır. Herkesin tunuç taşından 4-5 metre mesafede ayak topuğunu koyacak çukurlukta bir kultesi vardır. Bu kulteler oval bir şekilde, yaklaşık 60-70 cm mesafede oluşturulmuştur. Tunuçun başındaki kişi ebedir. Ebenin eli boştur ve tunuç taşı hizasında 1-2metre yanda durur. Kultelerin başındaki oyuncular sırayla elindeki sopayı tunuca atarak tunucu devirip ileriye götürmeye çalışır. Örneğin ilk oyuncu sopayı attı tunucu devirmedi, sopası ileriye gitti, oyuncu yerinde bekler. İkinci oyuncu atar, o da tunucu vuramazdevirmezse o da yerinde durur. Üçüncü oyuncu tunucu vurdu diyelim, ebe tunucu alıp tunuç taşına dikmeye ve diğer üç oyuncudan birinin kultesini kapmaya çalışır. Üç oyuncu da ebeden önce sopalarını alıp kultelerine dönmeye çalışırlar. Kulte kapamayan yani boşta kalan ebe olur. Oyun yaklaşık bir, bir buçuk saat sürer. Çok yorucu bir oyundur. Bazen akşam karanlığında tunuç görünemeyinceye kadar oynanır. Adını “tunuç” adı verilen konik aletten aldığı sanılmaktadır.

Domuz:

Genellikle 15-18 yaşlarındaki büyükçe çocuklardan; 8-10 bazen de 15 kadar çocuk tarafından oynanır.

Herkesin elinde kalınca 100-120 cm uzunluğunda ucu topuzlu yabani kızılcık, yemişen veya garagürgenden yapılmış “domuz sopası” vardır. Ağaçtan yapılmış 6-7 cm çapında top gibi yuvarlak “domuz” adı verilen bir alet vardır. Ortada 25-30 cm çapında, 8-10 cm derinliğinde bir “domuz çukuru” bulunur. Oyuncular domuz çukurunun etrafında tahminen 4-5 metre bazen 8-10 metre civarında ayağını koyacak derinlikte birer kulte edinirler. Kulte sayısı oyunculardan bir noksandır. İlk ebe “çöp çekme” yöntemiyle kurayla belirlenir. Ebe dahil herkesin elinde domuz sopası vardır. Oyun ebenin domuzu 8-10 metre uzağa atmasıyla başlar. Ebe dahil herkes ellerindeki sopalarla domuzu “domuz çukuru”na sokmaya çalışır; domuz çukura girdiğinde herkes bir kulte kapmaya koşar, bir kişi boşta kalır; boşta kalan yeni ebe olur. Hareketli ve yorucu bir oyundur. Bir, bir buçuk saat kadar sürer.

Oyunculara cezası yoktur. Adını “domuz” adı verilen top gibi yuvarlak aletten veya topun “domuz avı” gibi sopayla kovalanmasından aldığı sanılmaktadır.

Zekkelambaç:

Meraya (örüye) hayvanları götürürken veya akşama meradan hayvanları getirirken 5-6 çocuk tarafından yolda oynanır. Ellerindeki bir metre uzunluğundaki sopalarla oynanır. Amaç sopayı takla attırarak sektire sektire en ileriye götürtmektir. Cezası yoktur. Bir yandan hayvanlarla beraber yolda ilerlenir, bir taraftan da oynanır. Ebesi, kazananı, kaybedeni yoktur. En ileriye atan takdir kazanır. Adını sopaları sektirmekten aldığı sanılmaktadır.

Saklambaç:

Kız ve erkek çocuklarınca karışık olarak akşam saatlerinde 8-10 kişiyle oynanır. Bir kişi kurayla ebe olur. Ebenin gözlerini yumarak elliye bazen de yüze kadar birer birer saydığı bir yer vardır. O sırada diğer oyuncular bir köşeye saklanır. Ebe bunları görüp tanımaya ve ebelemeye çalışır. Eeb diyelim ki bir oyuncuyu gördü, “Ramis seni görüm, söbe” der ve bu arada da başlangıç noktasına koşup elini değdirir ve ebelikten çıkar, yeni ebe belirlenmiş olur. Herkes saklandığı yerden ortalığa çıkar ve oyun yeniden başlar.Gördüğü kişi ondan önce elini değdirirse ebelik devam eder. Ebe diğer saklananları aramaya devam eder. Hiç birini bulup da söbeleyemezse, onun ebeliği devam eder. Söbelenen oyuncu yeni ebe olur. Yaklaşık yarım saat kırk dakika kadar sürer. Adını “saklanmaktan” aldığı bilinmektedir.

Çizgi:

Genelde kız çocukları bazen de karışık oynanır. Toprak zemin üzerine sert bir cisimle, beton zemin üzerine kiremit parçası veya tebeşirle kareler çizilir. Karelerin kenar uzunluğu genellikle 40-45 cm civarında olur. İlk sırada bir kare, ikinci sırada bir kare, üçüncü sırada yan yana üç kare, dördüncü sırada bir kare, beşinci ve son sırada yan yana üç kare olur. 5-5 cmlik kare biçiminde bir tahta veya taş parçasını tek ayak ucuyla dokunarak kare içinde gelecek şekilde oynanır. Her bir kareye oda denir. Oyun tek ayakla oynanır. Sadece üç odalı yerlerde oyuncu iki ayağını da odalara koyabilir ve dinlenebilir. Amaç taş veya tahta parçasını, ayak ucuyla tüm odalarda sırasıyla gezdirerek, hiçbir çizgi üzerine getirtmeden (yanmadan) götürüp getirtmektir. Genellikle iki kişiyle oynanır. İlk turda her iki oyuncu “göz açık” oynarlar. İlk turda her iki oyuncu da götürüp getirmeyi başarırsa, ikinci turda “gözler yumuk” yürüyerek oynanır, sadece üçlü odalarda gözlerini açar. Gider gelir. Hangi oyuncu bunu da başarıyla tamamlarsa, başlangıç noktasını gelip arkasını döner, tahta veya taşı odalar yönünde başının üzerinden atar, taş çizgiye değmeden hangi odaya denk gelirse, o oda artık onun evidir. O orada kalan oyun süresince iki ayakla basabilir. Diğer oyuncu onun evine kesinlikle giremez, onun üzerinden atlamak mecburiyetindedir. En fazla oda alan oyunu kazanır. Kaybedene ceza yoktur. Oyun genellikle yarım ile bir saat kadar sürer. Tek ayakla oynandığı ve çizgilere dokunulamayacağı için çok yorucudur. Adını odaların “çizilme”sinden aldığı düşünülmektedir.

Tombala:

Kız ve erkek çocuklar tarafından karışık olarak 7-8 kişiyle oynanır. Düzgünce bir zemin-taş üzerine, 5 cm X 5 cm veya 6 cm X 6 cm ebadında tahta parçaları veya kiremit parçaları, seyrek de olsa düzgünce taş parçalarının üst üste koyulmasıyla oynanır. Bezden yapılmış topla veya plastik topla oynanır. Tunuç oyunundaki gibi, oyuncular taşların dizildiği ana noktadan 4-5 metre uzaklıkta yan yana dizilirler ve birer kulte yaparlar. Kulte sayısı oyuncu sayısından bir eksiktir. İlk ebe kurayla belirlenir. Ebe üst üste dizili 15 kadar taş-tahta parçasının bir metre yakınında durur. Diğerleri sırayla topu yığına atarak onları devirmeye çalışırlar. Devrildiği zaman ebe, dağılan taşları aynı şekilde toplayıp dizmeye ve kulte kapmaya, topu atan da gidip topu alıp kultesine dönmeye çalışır. Topu atan ebeden önce topla kultesine dönerse ebenin ebeliği devam eder, eğer ebe ondan önce taşları dizip kulteyi kaparsa, topu atan yeni ebe olur. Oyun bu şekilde bir, bir buçuk saat kadar oynanır. Kaybedene ceza yoktur. Taşların toplanması nedeniyle “tombala” adını aldığı söylenmektedir.

Üçtaş:

İki çocuk tarafından üçer taşla oynanır. Düz bir zemin veya kağıt üzerine geniş bir üçgen çizilir. Üst köşeden tabanın ortasına bir dik inilir.köşeden karşı kenarın ortasına dik olarak bir çizgi çizilir. Tabana paralel iki çizgi daha çizilir; böylece 10 adet durak elde edilmiş olur. Oyuncular ellerindeki üçer taşı “bir sen bir ben” sırasıyla noktalara konarlar. Konma bitince sırayla “birer taş” oynanır. Oynarken oynarken bir kişi köşeye sıkışarak oynayamaz hale gelince oyun da biter, mağlup belli olur. Bazı yönleriyle satrancı hatırlatır. Usta oyuncular tarafından saatlerce de sürdürüldüğü görülür. Genellikle üç el oynanır, iki seti alan galiptir.

Bu oyunu büyüklerin de oynadığı görülür. Cezası olmamaktadır. Galip gelen “zeki” olarak itibar kazanır. Her oyuncunun üçer taşla oynamasından ötürü “üçtaş” adını aldığı bilinmektedir.

Beştaş:

Genellikle, iki seyrek olarak da üç kız çocuğu tarafından sırayla oynanır. Dördü birbirinin benzeri yatay, biri yuvarlak beş taşla oynanır. Düz bir zeminde oynanır. Oyuncu kız, yuvarlak taşı havaya atarak aynı elle önce taşları birer birer toplar, her topladığı taşı diğer eline koyar. Buna “birler” denir. İkinci elde yuvarlak taşı havaya atarak yerdeki taşları “ikişer ikişer” tutar. Buna “ikiler” denir. Oyuncu havaya attığı taşı yere düşürdüğünde yanar, sıra diğer oyuncuya geçer. Sonra üçünü bir, birini tek alır, buna “üçler” denir. Sonra dördünü bir alır, buna “dörtler” denir. Üçünü veya dördünü bir anda alamayan oyuncu yanar. Dörtleri de tamamlayan, kemerlere geçer. Oyuncu sol elini kemer yapar, Beş taşı da eline alır, yuvarlak olanı havaya atar, diğer dördünü kemerin önüne bırakır. Yuvarlak havaya atılarak tek tek kemerden geçirilir. Sonra iki iki geçirilir, sonra üç ve tek geçirilir. Sonra dördü birden aynı seferde geçirilir. Bu da tamamlandıktan sonra taşların beşini de avucunun içine alır, taşların hepsini havaya atar, elinin üzerinde hepsini tutmaya çalışır, tutabildiklerini havaya atarak tekrar avucunun içine alır. Beş taştan avucunun içinde kaç tane kaldıysa, karşısındaki oyuncuya o kadar “gabak yedirmiş” olur. Oyun böylece devam eder. Karşısındakine en çok kabak yediren oyunun galibidir. Cezası yoktur, oyunun galibi “becerikli kız” olarak takdir edilir. Beş taşla oynandığı için “beştaş” adı verilmiştir.

Dokuztaş:

13-16 yaşlarında genellikle erkek, seyrek de olsa kız çocukları tarafından dokuz taşla oynanan bir oyundur. Akşamları köy odalarında büyüklerin de oynadığına rastlanırdı. İki kişiyle karşılıklı oynanan bir oyundur. Her iki oyuncu da farklı renkte örneğin “biri dokuz adet mısır, diğer dokuz adet fasulye” ile oynar. Oyuncular ellerindeki üçer taşı “bir sen bir ben” sırasıyla noktalara konarlar. Konma bitince sırayla “birer taş” oynanır. İç içe geçmiş üç adet dikdörtgenin ortalarından dikine çizilmiş bir zeminde oynanır. Amaç dikine veya yatay “üç taş”ı yan yana getirip, rakibin bir taşını yemektir. Bu oyunda marifet “üçtaş” yapmaktır. Hatta iki peş peşe sırayı yana yana getirip “vargel” veya “vırtgel” yapmak büyük marifettir; çünkü her oynadığında rakibin bir taşını alabilirsin. Normalde her seferde bir “durak” ilerlenirken, üç taşa gerileyen oyuncuya aynı güzergahta sınırsız oynama hakkı verilirdi. İki taşı kalan o elde yenilmiş sayılırdı. Genellikle üç veya beş el oynanırdı. Usta oyuncular saatlerce yenişemezlerdi.

Dokuztaş Turnuvalarının bile düzenlendiği olurdu. Bir tür “ileri düzeyde zeka oyunu” olup, satranca benzer özellikleri bulunurdu. Birinciliği kazanan çevresinde büyük itibar görürdü. Adını “dokuz adet taşla oynandığı” için aldığı bilinmektedir.

KAYNARCA YÖRESİ BÜYÜK ERKEK OYUNLARI

Yüzük:

Daha çok uzun kış gecelerinde köy odasında veya bir komşu evinde 10-15 kişilik bir grup halinde çoğunlukla erkek erkeğe, bazen de bayan bayana oynanır. Grup erkekleri ayaklarından her iki yün çorabını da çıkarıp, içe doğru çekilerek dürerler; yerdeki kilime dizilir. Yuvarlak bir halka oluşturulur.

Oyuncular beşer beşer, altışar altışar veya yedişer yedişer iki gruba ayrılır. Yüzüğü saklayacak taraf kura ile belirlenir. Saklama işi karşılıklı yapılacaktır.Boncuk veya parmaktan çıkarılan bir yüzük, kurayı kazanan grubun en iyi saklayıcısı tarafından çoraplardan birinin altına saklanır. Bu arada saklayıcı elini, tüm çorapların altına gezdirir. Karşı grup da hangi çorabın altına koymuş olacağını öğrenmeye çabalar. Saklama işlemi bitince karşı grup arsında sesli olarak değerlendirme yapar, işkillenilen çoraplar açıklanır. Karşı grubun belirlediği bir sözcü-açıcı, çorapları açar ama işkillendiği çorabı en sona bırakır. Amaç son açtığında yüzüğü bulup, sıfır ceza (kabak) veya en az gabak yemektir. İlk grup, karşısındaki grup yüzüğü en sonda bulana kadar saklamaya ve karşı gruba gabak (ceza) yedirmeye devam eder. Karşı grup son çorapta yüzüğü bulduğu anda, yüzüğü saklama sırası kendilerine geçer. Bu kez onlar yukarıdaki işlemi tekrarlarlar. Karşı tarafa ceza-gabak yedirmeye çalışırlar. Sonuçta hangi grubun yediği gabağı çoksa o grup oyunu kaybetmiş olur. Bu oyun üç, beş hatta yedi saat süren çok iddialı bir oyun olup, kaybeden grup genellikle gözleme ve kış helvası alır, yenenlere ikram eder; kendileri de yerler. Bu ceza genellikle bir sonraki (genellikle bir hafta sonraki) oyun başlangıcında tahakkuk eder.

Bu oyun köy odalarında sadece erkekli, evde oynanıyorsa erkekli-kadınlı da oynandığı da olurdu.

Sıraman:

Sadece dini bayramlarda köyün 17 yaşından 35 yaşına kadar olan 20-30 delikanlısı tarafından oynanan seyirlik bir oyundur. İddia değil görsellik ön plandadır. Sırayla herkes bükülür, sırası gelen “hayda bre” diyerek zıplar, iki elini bükülen delikanlının sırtına koyarak “eşeğin üstüne atlar”casına öbür tarafa atlar ve bir – iki metre sonra o bükülür, sırası gelen atlar. Böylece bütün köyün yolları en az bir kez gezilerek tamamlanır ve böylece bayram coşkusu bütün köye yaygınlaştırılmış olur. Köyün kadınları oynayan delikanlıları seyrederler. Ortalama yarım saatlik oyunun sonunda, köy meydanında sofralar gelir, hem istirahat edilir, hem de birlikte yemek yenir. Bayram yağmurlu olursa da çamur-çökek denmez oynanır, yemek köy odasında yenir.

Abatopu (Altus Sivis da Gel):

Sadece dini bayramlarda erkekler tarafından köy meydanında oynanan bir oyundur. Örneğin 22 kişiyle oynanır. Bir kişi ceketi/abayı top haline getirip urgana bağlar. Urganın diğer ucunu eline alır. Geriye 21 kişi kalmıştır. “Altus siviş de gel” diye bağırır. Herkes dağılıp bir eş tutmaya çalışır. O arada abayı elinde tutan kişi, eş tutmayanlara aba topuyla vurur. Bir kişi eş tutamadan açıkta kalmıştır. Abacı, eş tutamayana “neden eş bulamadın?” diye azarlayarak abayla sırtına veya ayaklarına bir kez vurur. Tekrar “Altus siviş de gel” diye bağırır, tekrar herkes dağılır, herkes yeniden eş tutmaya çalışır. Kurala göre bir önceki eş tutulamaz; her oyunda eş değişir. Bu arada eş tutamayan ebe, gözüne birini kestirdiği için, “Altus siviş de gel” dendiğinde genellikle ilk olarak o eş tuttuğundan, iki kez üst üste ebe olduğu pek görülmez. Bu kez başka biri açıkta kalır. Oyun böylece devam eder. Bu oyun genellikle yarım saat, kırk beş dakika kadar sürer. Bu oyunda ceza olmayıp, sık sık ebe olmak prestij düşürücüdür. Bu oyunu kız kızan, çoluk çocuk bütün köy halkı gülerek seyreder. Oyunun sonunda köy meydanında veya yağmurluysa köy odasında topluca yemek yenilir.

Dalak Çıkırığı:

Bayramlarda köy meydanına kurulan bir ahşaptan oyun aracıdır. Üç metre kadar uzunluğunda kalın meşe ağacından bir tane direk yapılır. Bir tür ilkel tahtaravallidir. Direğin başı aynı akis başı gibi yapılır. Direğin ucuna yere paralel olarak 4-5 metre uzunluğunda ağaçtan kuvvetlice bir sırık koyulur. Her iki ucuna bir delikanlı biner. Tahtaravalli misali iner çıkarken, bir yandan da dönerler. Bu oyunu zaman zaman kızların da oynadığı görülür. Bu aygıta “dalak çıkrığı” denir. Bu düzenek her iki dini bayram süresince kurulu olur, köyün hemen hemen bütün gençleri dalak çıkrığına binerler.

Salıngaç:

Asıl adı salıncak olup, yöre halkı tarafından “salıncak” olarak isimlendirilir. Köy meydanındaki irice bir dut ağacına zincir bağlanır. Altına kuvvetli bir tahta zincirlere monte edilir. Yüzleri birbirlerine dönük 2 grup genç, binerek sallanırlar. Bir tür ilkel bir gondoldur. Neredeyse ters dönecek kadar yükselinilir, bazen ters döndüğü bile olurdu.

Sinsana:

Sadece düğünlerde, cumartesi günleri yani gelin almasından bir gün önce olur. Erkek tarafı düğün günü sabah erkenden kız tarafına çeyiz getirmeye gider. Ortalama 15-20 delikanlı vardır. Bunların içerisinde atlı ve yayalar vardır. Kız evinde yemek yedikten ve çeyizi aldıktan sonra, 5-6 delikanlı ya yaya olarak, at varsa atlı olarak düğün evine “kim önce varacak” diyerek koşu yaparlar. Amaç. Düğün evine bir an önce varıp “çevre” veya “tavuk” ödülünü almaktır.

Arapuşağı:

İki erkek tarafından oynanan biraz da müstehcen bir oyundur. Daha çok düğünlerde oynanır.

Klarnetle havası çalınır, davulcu davulunu vurur, davulcu sözlerini söyler;

Arap da dereye apıştı,

Sülük de ..tüne yapıştı.

(…) iki oyuncu erkek arka arkaya durur. Bir tür çiftetelli gibi erkekler hareket ederler, arkadaki erkek öndekini parmaklamaya filan çalışarak kızdırmaya çalışır, öndeki ağzıyla suyu arkadakine püskürtmeye çalışır.

Kibrit:

Uzun kış gecelerinde erkekler tarafından oynanan bir oyundur. Kibritin geniş yüzünün yazılı tarafı 2 puan, yan tarafları 5 puan, dik tarafı 10 puandır. Masa, sehpa veya rahne (rahle) üzerinde oynanır. Genellikle iki kişi tarafından oynanır. Sert zeminin üzerine hafif çapraz biçimde konulan kibriti, oynayan oyuncu baş parmağının tırnaklı tarafıyla havaya zıplatır. Kibritin hangi yüzü gelirse ona göre puan alır. Yazısız geniş tarafı gelirse veya kibrit, oyun alanının dışına çıkaryere düşerse yanmış sayılır, oynama hakkı karşı tarafa geçer.

15-20 dakika veya yarım saat kadar oynanır. Genellikle çayına kahvesine oynanır.

KAYNARCA YÖRESİ BÜYÜK KADIN OYUNLARI

Gız çalma oyunu:

Uzun kış gecelerinde, komşulardan birine yabancı köyden bir kız misafir geldiğinde, köyün genç kızları ve yeni gelinler o akşam o evde toplanırlar, çeşitli eğlenceler yapılırdı. Bunlardan birisi de kız kaçırma oyunudur.

Bu grubun içerisinden 2 veya 3 kız, diğerlerine çaktırmadan ortadan kaybolurlar, baba veya ağabeylerinin elbiselerini giyerler, kömürle kendilerine bıyık yaparlar, o evi basarlar, içlerinden kızın birini zorla birini kaçırmaya kalkarlar. Durum anlaşılana kadar oradaki kız ve gelinler “eyvah, can kurtaran yok mu, kız kaçırıyorlar, yetişin” diye yeri göğü inletirler. O arada kıyafet değiştirip orayı basan kızlar, şapkalarını çıkarıp başlarını açınca orada bulunanlar kahkahayla duruma gülerler. Bu oyun komiklik ve taklit üzerine kurulu tiyatral bir oyundur.

Sürmeli Balık Oyunu:

Kadın oyunlarından biri sürmeli balık oyunudur. Kadınlar yere oturarak yuvarlak bir halka halinde dizilirler, içlerinden biri ebe olur. Dizlerini büküp otururlar, ebe elinde bir havlu ve benzer bir cisimle ayakta durur. Oturanlar ellerini de dizlerinin altına saklar, ellerine aldıkları bir cismi ebe görmeden birbirlerine vermeye çalışırlar, ebe elinde bir havlu ile o cismin kimde olduğunu bulmaya çalışır, eğer kimde olduğunu görürse havlu ile o kimseye vurarak cezalandırır ve o kişi ebe olur. Bu oyunda iddia ve bahis yoktur. Kadınlar da bazen aralarında yüzük oyununu da oynayarak yenilen tarafa gözleme yaptırıp, yumurta pişirtip yenirdi.

*: Emekli Sınıf Öğretmeni

KAYNAK KİŞİLER:

1) Hüsnü Aydın, 1930 Kaynarca doğumlu, Kaynarca’nın ilk belediye başkanı, tüccar, evli üç çocuk babası, lise mezunu, halen Kaynarca’da ikamet ediyor.

2) Niyazi Solmaz, 1944 Kaynarca Kabaklar köyü doğumlu, evli üç çocuk babası, emekli sınıf öğretmeni, halen Kaynarca’da ikamet ediyor.

3) Arif Tuna, 1941 Kaynarca Okçular köyü doğumlu, evli iki çocuk babası, çiftçi, halen Okçular köyünde ikamet ediyor.

4) Faize Usta, 1937 Kaynarca Mehter köyü doğumlu, evli dört çocuk annesi, halen Mehter köyünde ikamet ediyor.

5) Rafiye Tuna, 1940 Kaynarca Mehter köyü doğumlu,evli iki çocuk annesi, halen Okçular köyünde ikamet ediyor.

6) Şerifnaz Memiş, 1339 (1923) Kaynarca Sarıbeyli Köyü doğumlu, evli üç çocuk annesi, çiftçi, halen Kaynarca Sarıbeyli Köyü’nde ikamet ediyor.

7) Muzaffer Memiş, 1949 Kaynarca Okçular köyü doğumlu, evli iki çocuk annesi, ev hanımı, halen Kaynarca’da ikamet ediyor.

8) Mustafa Erdoğan,1963 Kaynarca Hamzalar köyü doğumlu, sınıf öğretmeni, evli üç çocuk babası, halen Adapazarı Beşköprü mahallesinde oturmaktadır.

9) Fahri Tuna, 1959 Kaynarca Okçular köyü doğumlu, Adap. Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire başkanı, evli iki çocuk babası, halen Adapazarı Beşköprü mahallesinde oturmaktadır.

10) Nadir Gürel, 1956 Kaynarca Sıraköy doğumlu.Üniversite mezunu. Emekli Din Bilgisi öğretmeni. Evli üç çocuk babası, halen Adapazarı Serdivan beldesinde ikamet etmektedir.

www.kaynarca.info/Kaynarca_Yoresel_Oyunlar.html

YETİŞKİN OYUN VE EĞLENCELERİ

Haziran 12, 2008

a.Sütlü Kemik
Akşamdan sonra ayın doğduğu (ayın aydın olduğu)zaman eşit sayıda iki eşit erkek takımıyla(15-16 yaş gurubu üzeri) oynanır. Takımın biri arpa biri buğday olarak çağrılır. 15-20 cm uzunluğunda bir kemiğin beline 60-70 cm uzunluğunda sağlam bir ip bağlanır.
İki gurup arasında avalama tavalama ile sıra alma işlemi tamamlanır. Her iki takımda kale olarak tespit edilen ye duvarsa yüzlerini duvara dayarlar. Düzlük alan yazı ise yüzü koyun yere yatarlar. Kemik atma sırasını alan guruptan bir üye her iki takımın da arkası dönük olduğu anda ipli beyaz kemiğin ipinden tutarak havada döndürür ve bütün gücüyle karanlık tarafa doğru fırlatır. Oyun başlamıştır. Her iki gurupta koşarak kemiği aramaya başlar. Kemiği bulan gurubun adı arpa ise bulan kişi”arpa buğdaya bindi “ diye bağırır. Buğday ise”buğday arpa bindi” diye bağırır. Bulan takım üyeleri karşı takım üyelerinden yakaladığına kaleye(kemiğin fırlatıldığı yere)kadar biner. Bundan sonra kemiği hep bulan taraf atar.
b.Çotulum eşşek
En az 3’er kişilik iki takımın dışarda düzlükte oynadığı bir erkek oyunudur. Yaş ortalaması 15-20 arasıdır. Çotulma iyi koşan takım başlarının avalama ve kura yoluyla belirlenir. Kaybeden tarafın en iyi koşan takım başkanınınharici ayakta kollarını birbirine geçirip kafalarını birbirine dayayarak çotulur. Takım başı ebenin görevi rakip oyuncuları çotulu olan oyuncu arkadaşlarının sırtına bindirmemek için çabalar. Binmeye çalışanların her hangi biri ebe tarafından vurulursa oyunbiter ve öbür gurup çökülür. Ebe vuramazsa ebe dahil çotulu takıma yıkılıncaya kadar binilir. Ebenin muhakkak karşı taraftan birine elini vurması gerekir. Ebe oyuncularına binenlerden ayağı yere değen olursada vurabilir. Ebeye binerlerse oyun yenilenir. Oyun böylece devam eder.
c.Aradan Geçmeliç
Oyun eşit sayıda erkeklerden oluşan iki takımla dışarda meydanda oynanır. Her iki takım karşılıklı olarak yay şeklinde dururlar. Gurubun birinden bir kişi karşı gurubun içinden yakalanmadan geçip kendi kalesine düşerse içinden geçtiği guruptan bir kişiyi esir alır. Esir alınan kişi oyun yenileninceye kadar oyuna bir daha giremez. Takımın biri bitinceye kadar oyun devam eder. Biten taraf yenilmiş sayılır. Tekrar iki takım kurulur,oyuna devam edilir.

d. Terlik Gizlenmeç
Genellikle 8-15 yaşındaki erkek ve kız çocuklar tarafından oynanan bir oyundur. Avalama tavalama ile ebe belirlenir. Ebe karışık vaziyette oyuncuları halka şeklinde oturtturur. Gözü yumulu oyuncuların arasında ebe dolaşarak elindeki terliği oyuncuların birinin bacağının arasına saklar. Saklama anı bittikten sonra oyunculardan birinin başına vurarak terliği bulmasını ister. Bu kişi terliğin saklı olduğu yeri bulursa ebe olur. Bulamazsa aynı ebe oyunu tekrarlar.
e. Ütük Kütük
2-3 yetişkin kişiyle oynanır. Kadın erkek farketmez. Kaç kişi oynayacaksa kişi başına üçer tane avuç içi kadar (8-10 cm genişlik,2-3 cm derinlikte)ev diye adlandırılan çukurlar iki sıra halinde açılırlar. Her ev için 11 tane kıh (kuru boyun pisliği) konur. Kış günleri evlerde nohut, fasulye ile de oynanır. Evlere oyun malzemesi konurken üçer üçer 3 ütük + 3 kütük + 3 yetik + al 2 fetik diye 11 adet kıh her bir ev içine konur. Avalama ile ilk oynayacak oyuncu belirlenir. İlk oyuncuda evinin birinin içindeki 11 kıhın 1ni yerine koyarak diğer 10’ nu kıh aldığı evden başlayarak teker teker sırayla dağıtır. 2. oyuncuda aynısını yapar. Böylece sırayla herkes evlerini dağıtır. Bu dağıtım sırasında kıhın en son geldiği evde çift ise (en fazla 4 çift) onu yer. Ondan önceki evlerde sırayla çift ise yer. Evlerde kıhlar bitene kadar oyun sırayla devam eder.
Herkes yediği (biriktirdiği) kıhını kendi evine ütükleyerek kor. 1 kıh eksik olan fazla olandan tamamlanır. 10’ dan aşağı olan evler tek ise tekken, çift ise çitten olur. Tamamen boş kalan evler fazla kıhı olanların biri tarafından “KIRNAK” atılarak fazla kıflarını koyarak işgal eder. Tekgen olan ev kıh dağılırken en son kıh denk gelir ise sen son kıha denk getiren yer. Üç defa yenince ev olur. Çitten olan ev hiç kimse yiyemez. Ev sahibinin birikme ambarıdır. Kırnak atılan ever kırnak atandan başkası kıh atamaz. Eğer yanlışlıkla kıh atarsa elindeki tüm kıhlar kırnağın üzerine döktürülür. Oyun böylece devam eder. Kırnak başka oyunlarda da devam eder ise her seferinde kırnak sahibi aynı kişi ve aynı ev ise birde 1, ikinci de 2, üçüncüde 3 diye çoğalır. Oyun saatlerce devam eder. Kıhı biten evsiz kalır ve oyun sonunda oyunu kayıp ettiğinden bir adet kıh ceza olarak ağzında gevdirilir.
f. Boncuk
Kumlu könlü yumuşak yaklaşık 1 kğ civarından toprakla 2 – 6 kişi tarafından kapalı veya açık yerde oynanır. Bayan oyunudur. Toprak içerisine boncuk veya para saklanarak karıştırılıp oyuncu sayısına bölünerek oynanır. Karıştırma ve boncuk saklama işlerini ebe halleder. Öbür oyuncular istedikleri yerleri alırlar. Toprak yığını içinde çıkan boncuk veya para bulan kişiye aittir. 30 –40 yıl önce kadınlar arasında çok yaygın bir kumar halinde oynanmaktayken bugün tamamen önemini yitirmiş durumdadır.
g. Aşşık
Genelde üç beş kişi ile oynanır. Tek malzemesi koyunlardan çıkarılan aşşıklardır. Her dört yüzüne göre AÇ, DOK, ÇİT, TÖK diye isim alır. Aç tarafına kurşun dökülerek ağırlaştırılmış oyuncunun vurma aşşığına GILE denir. Çocuklarda oyun büyüklerde ise kumar olarak oynanır. Oyuncuların oyun sırasında duracağı bir kale cizgisi iki üç adım ilerde aşşıkların dizildiği oyun çizgisi çizilir. Herkes eşit olmak üzere isteği sayıda aşşıkları oyun çizgisine dizerler. Önceden belirlenen ebe aşşıklarını en baş sağ tarafa dizer ve ilk atıcı odur. Dizili aşşıkların en sağ başındaki aşşığa BEY denir. Ebeden başlamak üzere herkes kılelerini kale çizgisinden dizili aşşıklara doğru fırlatırlar. Beyi vuran tüm aşşıkları alır. Ortadan bir aşşık vuran solda kalan tüm aşşıkları alır. Hiç kimse vuramazsa dizili aşşıklara en yakın olan kılenin sahibinden başlayarak en uzağa kadar aşşık tükeninceye kadar vurmak (Çıkarmak) için sırayla gılelerini atarlar. Böyle oyun devam eder. Yetişkinler kumar maksadıyla oynarsa aşşık başı belli bir para tespit edilir herkesin aşşığı belli olduğundan ütülen parayı öder aşşığını alır.
Ayrıca kumar oynamak için sini üzerinde de aşşıklarla Aç, Dok, Çit, Tök döşmelerine göre birbirinden para alınarak oynanır.
h. Çelik (Binmeli)
Oyun eşit sayıda iki takım arasında oynanan bir erkek oyunudur. . 12 – 15 cm bir çelik 60 –7 cm boyunda da bir değneği olur. 5 – 6 cm derinliğinde 20 –25 cm uzunluğunda 5 –6 cm genişliğinde kıllele tabir edilen bu çukur oyunun başlangıç yeridir. Çelik değneği takım ebeleri tarafından tutamlanarak en son tutamlayan ebenin takımı çelici olarak kıllelenin başına geçer. Diğer takım çeliğin gidebileceği, atılabileceği yerlere dağılırlar. Çelik çelindiği zaman karşı takım tarafından havada elle veya ceketle yakalanmışsa takımlar yer değiştirir. Çelinen çelik yakalanmamışsa yakalayamayan takımın içinden iyi bir atıcı çeliği kılleleye doğru atar. Kıllele ile atılan çelik arası bir değnek boyundan aşağı ise çelik tekrar takımın başka üyesi tarafından çelinir. Bir değnek boyundan fazla ise çeliği çelen; çeliğin yarısını kıllelenin çukuruna koyup dışardaki kalkkın ucuna değnekle vurarak çeliği havaya kaldırır bir lok diyerek gücünün olduğu kadar çeliğe havada vurarak kılleleden uzağa savuşturmaya çalışır. Bu vurma 2 lok, 2 lok diye çeliğin 3 sefer vurulması ile tamamlanır. Çeliğin en son vardığı yerden karşı tarafın en iyi atlayan bir oyuncusu çeliğin durduğu yerden kılleleye doğru sıçrayarak 3 adım atar ve kılleleye doğru tükürür. Tükürük kılleleye 1 değnek boyundan aşağı yetişmişse oyun tekrarlanır. Yetişmemiş ise çeliğin en son vardığı noktadan kılleleye kadar herkes karşı taraftan tuttuğu birine biner ve oyun böylece saatlerce devam eder.

i. Battı Buluk (Saklambaç)
Birden fazla kişi arasında gece ayın aydın (ayın çok ışıdığı zaman) olduğu zaman ışarıda oynanan bir erkek oyunudur. Oyuncular arasında avalama tavalama ile bir ebe seçilir ve ebeye sabit bir kale yeri belirlenir. Ebe yüzünü kaleye dönerek oyuncuların istedikleri yere saklanmalarını bekler. Saklandıklarına kanaat getirince battı buluk diye bağırarak oyunu başlatır. Oyuncuların görevi ebe görmeden kaleye düşmektir. Ebenin görevi de kaleye düşmeden oyunculardan birini görmektir. Ebenin ilk gördüğü oyuncu ebe olur. Göremezse tekrar saklanılır oyun devam eder.
j. Sekdelenbeç
Birden fazla erkeğin oynadığı dışarı oyunudur. Ebe avalama veya kura ile belirlenir. Ebeye belirlenen bir duvarda kalesi olur. Ebe kaleye sırtını yaslar orada durur. Diğer oyucular da karşısında boş alandadır. Oyun başlayınca ebe sekerek kaleden ayrılır. Ayağı ve eli ile karşı oyuncuları yakmaya çalışır. Yakılan ebe olur. Yakamaz da yorulur ayağını yere basar ise kaleye düşünceye kadar ebeyi döverler. Oyun bu şekilde devam eder.
k. Kara tavuk (Uzun Eşek)
En az üçer kişi ile iki takım arasında dışarıda oynanan bir erkek oyunudur. Kura ile iki takım arasında sıra belirlenir. Ayrıca sabit bir sayılacak rakam tespit edilir. (5’ erden 60 –70’ e kadar) yatacak takımın ebesi arkasını duvara yaslar takımın diğer üyeleri kafalarını eğilerek birbirinin bacağının arasına tıkarak bir sıra teşkil ederler. Binici takım sırayla yatanların üstüne atlayarak binmeyi tamamladığında binicinin ebeleri karatavuk 1 getir – 5 getir – 10 getir- 15 getir diye devam ederek hiç nefes almadan iki tarafın anlaştığı sayıya kadar sayar sonunda gıdı gok gok gok der inerler. Bu arada binenlerden birinin ayağı yere değer, binerken düşer veya sayan ebe ara soluk alırsa takımlar yer değiştirir. Oyun böyle devam eder gider.
l. Gol Gırmalıç
Genellikle düğünde kına yanıp yemek yendikten (gelin gitmeden bir gün önce) oynanır. Kızlar köyün yüksek ve sakin bir yerine çıkarlar iki takıma ayrılırlar. İki takım arasında 25 –30 metre mesafe olur. Takım üyeleri bir biri ile el ele tutuşurlar. Avalama ile belirlenen sıra gereği takımdan çıkan bir kız koşarak karşı takımın arasından kolları kırarak (Bağlı ellere bütün gücü ile vurarak) geçmeye çalışır. Geçerse bir tanesini esir alır takımına götürür. Geçemezse orada esir kalır. Böylece takımın biri bitinceye kadar devam eder. Üyesi biten takım kaybetmiş sayılır.
m. Sin sin
Eskiden kış mevsiminde düğünlerde veya vakit geçirmek için ateş yakılıp müzik eşliğinde üzerinden atlanarak oynanan bir oyundur. şu anda bilen ve oynayan yoktur.

n. Güreş
Karakucak sitilinde 1960 öncesi hemen her düğünde güreş tutulurdu. Güreşçiler kasaba halkından kendi kendine güreşilir. Çevre köy ve kasabalarla yarışmalı güreş organizasyonu olmazdı.
o. Cirit
Şeyh Hamzalı Türkmenlerinin ana sporudur. Cirit atı yapmak için Halep’ten özel tay getirilip yetiştirilirdi. Bu bölgenin en iyi ciritçileriydi. Aksaray Sultanhanı,Alayhan ve Ereğli Orhanlı (Çerkez Köyü)ne gelin almaya gittiklerinde oynadıkları ciritle bölgeye nam saldılar. Bunların adı anılan en meşhurları Kara İbiş,(Berekeyi kuran)Kör Nohut,Hacı Hasan Gülşen,Topal Hacı Kamber (Tuğrul) ve Hacı Emin Koçak(22-23 yaşlarında babasına ikinci hanımını Alayhan’dan getirirken sıra çakıllarda cirit oynarken at dan düşmüş ayağı üzengide takılı 3-4 km sürünmüş 5-6 yıl sonrada ölmüştür. ),Hacı Abdullah Şahin,Kara Şomar Tuğrul,Çelebi Şamma,olarak sayılabilir.

p. Düğünlerde Oyunlar
Eskiden erkeklerin düğün veya herhangi bir şenlikte çalgıcı önünde oynamaları çok ayıp sayılırdı. Erkekler cirit oynar,ata biner,sin sin oynar,tüfek tabanca sıkar,güreş tutar,eşşeğin üzerinde kabak giyer(Kabak Giyme; kız evinde yakalanan erkek tarafının bir yakını eşşeğe bindirilerek yüzü kara yağla boyanır,kafasına içi oyulmuş üzerine tozak dikilmiş kış kabağı geçirilir ve düğün alayıyla birlikte gezdirilmedir)di
İlk oynayan erkek İsmail Yıldırım’dır. Kaşıkla oynamayı askerde Konyalı arkadaşlarından öğrenmiştir. Bu ilk oyunun sonu çok hazin (bak hikayeler Kaşşıkcı)biter. Bu İşe(erkeğin oynamasına) herkes karşı çıkar. Ancak köçekler calgının önünde oynar. Bu olaydan sonra uzun müddet kimse oynamaya cesaret edemez.
Kasabamıza ilk oyunu öğretmen okulundan gelenler oynar ve hızlı gelişir. Şimdi bilen herkes karışık ve gruplar halinde oynarlar. Son birkaç yılldır yavaş yavaş halay çekme eğilimide başlamıştır.
Kadınlar def eşliğinde kaşıkla kapalı bir yerde(erkeklerin göremiyeceği)oynarlardı. Yerli defcilerden Sıvazlı(Fatma Özkan) ve Kör Habibe (Öncel)’i sayabiliriz. Onların olmadığı dönemlerde yabancı defciler getirilirdi. Şimdi ise deg dönemi kapanmıştır. Oyun havası olan her müziğe kadın ereke herkes oynamaktadır.

Niğde / Çukurkuyu

http://www.cukurkuyu.bel.tr/eglence.html

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.